VEKİLİN AZLİ VE ŞEKLİ - 6100 S. HMK 81. MADDE

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım platformu...
Cevapla
Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 22600
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

VEKİLİN AZLİ VE ŞEKLİ - 6100 S. HMK 81. MADDE

Mesaj gönderen teoman » 26 Ara 2012 14:06

Vekilin azli ve istifasının şekli

MADDE 81- (1) Vekilin azli veya istifasının, mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın dilekçeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve gerektiğinde ilgilisine yapılacak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur.


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 22600
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

Re: M-81-VEKİLİN AZLİ VE ŞEKLİ

Mesaj gönderen teoman » 26 Ara 2012 14:06

Gerekçe: Madde düzenlemesinde 1086 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin dilinde güncelleştirme yapılmış, azil ve istifa suretiyle davayı uzatmaya yönelik davranışlar önlenmeye çalışılmıştır. İlgilinin yokluğunda yapılan azil ve istifaya yönelik işlemin hüküm ifade edebilmesi için, ilgilisine yapılacak tebligat giderinin de işlemi yapan tarafından peşin olarak ödenmesi zorunluluğu getirilmiştir
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: VEKİLİN AZLİ VE ŞEKLİ - 6100 S. HMK 81. MADDE

Mesaj gönderen Admin » 12 Haz 2016 15:28

21. Hukuk Dairesi 2015/8541 E. , 2016/1987 K.

Dosya kapsamından; davalı şirketlerden Şti.'nin yetkilisi İbrahim Kayalı tarafından şirket adına temsilen, kendi adına ise asaleten Av., Av., Av. ve Av.'ya 12.05.2008 düzenleme tarihli vekaletname verildiği, yargılama sırasında bu şirket vekili Av.nun sunduğu 24.05.2013 tarihli dilekçesinde özetle; “.Şti. yetkilisi İbrahim Kayalı'nın ölümü nedeniyle vekilliğinin sona erdiğini” Mahkemeye bildirip sonrasında kendisine yapılmak istenen tebliğleri iade ettiği, Mahkemenin de bu iade sonrasında gerekçeli kararı bizzat davalı Şti.'nin Ticaret Sicil Memurluğunca bildirilen adresine T.K.'nun 35. Maddesine göre yaptığı anlaşılmaktadır.

Yukarıdaki açıklamalar sonrasında öncelikle belirtmek gerekirse ayrı bir tüzel kişiliği bulunan şirketi temsilen hareket eden şirket yetkilisinin vefatı ile bu yetkilinin sağlığında yaptığı akdi ilişkiler kendiliğinden sona ermez. Buna göre eldeki davada da davalı Şti. yetkilisi 'nın ölümü ile bu şirket adına dosyaya vekalet sunan Av., Av., Av. ve Av.'nun vekalet ilişkisinin kendiliğinden sona ermeyeceği açıktır. Ayrıca bir davada vekil var ise tebliğlerin bu vekile/vekillere yapılması gerekir. Hal böyle olunca işbu dosyada 25.12.2014 tarihli gerekçeli karar ile davacıların temyiz dilekçenin davalı şirket Şti. vekilleri yerine bizzat şirkete yapılmasının usule uygun olmadığı açıktır.

Bunun yanında 6100 sayılı HMK'nın 81. maddesinde “Vekilin azli veya istifasının, mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın dilekçeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve gerektiğinde ilgilisine yapılacak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur.” 82. maddesinde “(1) İstifa eden vekilin vekâlet görevi, istifanın müvekkiline tebliğinden itibaren iki hafta süreyle devam eder. (2) Vekilin istifa etmiş olması hâlinde, vekâlet veren davayı takip etmez ve başka bir vekil de görevlendirmez ise tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır. (3) Yukarıdaki fıkralarda yer alan hususlar, istifa eden vekilin istifa dilekçesi ile birlikte vekâlet verene ihtaren bildirilir.” 83. maddesinde ise “(1) Vekil ile takip edilen davada, vekilin azli hâlinde vekâlet veren, davayı takip etmez ve iki hafta içinde bir başka vekil de görevlendirmez ise tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır.” hükümleri mevcuttur. Buna göre bir davada taraf vekillerince verilen istifanın geçerliliğinin istifa dilekçesi yada beyanının ilgilisine tebliği ile hüküm ifade edeceği ortadadır.

Bu kapsamda somut olayda yapılması gereken öncelikle 25.12.2014 tarihli gerekçeli karar ile davacıların temyiz dilekçenin yukarıda isimleri yazılı olan davalı şirket .Şti. vekillerine HMK 81 ve devamı maddeleri açıklaması ile tebliğ edilmesi, bu vekillerin yapılan tebliğ sonrasında vekillikten istifası söz konusu olursa bu kez istifa dilekçesi ile birlikte 25.12.2014 tarihli gerekçeli karar ile davacıların temyiz dilekçenin bu kez davalı şirket Şti.'ne yapılması ile yine davalı şirkete yapılacak tebliğlerde bu şirkete dava dilekçesinin olağan yöntemle tebliğ edildiği “ adresinin gözetilmesi olup belirtilen eksikliklerin giderilmesi için dosyanın mahalline GERİ ÇEVRİLMESİNE, 15.02.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: VEKİLİN AZLİ VE ŞEKLİ - 6100 S. HMK 81. MADDE

Mesaj gönderen Admin » 12 Haz 2016 15:28

13. Hukuk Dairesi 2014/47913 E. , 2015/34129 K.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalının avukatlığını üstlenerek davalı ile ücret sözleşmeleri imzaladıklarını, davalının bürosuna gelerek izinsiz evrakları alması ve çalışanını darp etmesi nedeniyle haklı olarak istifa ettiğini, buna ilişkin ceza davasının devam ettiğini, ücret sözleşmelerine göre 10.175 TL alacağının doğduğunu, davalının yaptığı 3.950 TL ödemesinin mahsubu ile 6.225 TL vekalet ücreti alacağının kaldığını, bu alacağın tahsili için icra takibi yaptığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek ;fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla itirazın iptali ile icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı, davacı avukatın boşanma davasında ve velayetin nezi davasında duruşmalara katılmadığı gibi diğer dosyalarda da vekillik görevini gereği gibi yerine getirmediğini buna karşılık davacıya 3.950 TL ödeme yaptığını, davacının üstlendiği davalarda görevini iyi yerine getirmediğinden azlettiğini, bunu haber alan davacının istifa ederek vekillik görevini yerine getirmediğini kabul ettiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece davanın kabulü ile; icra dosyasına yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda yasal faiz uygulanmasına, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmasına karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Avukatın, vekil olarak borçları Borçlar Kanununun 389 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 390. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat Borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. Özen borcu ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” Şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Borçlar Kanununun 390. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir.

Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır.

Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” Hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Zira vekalet ilişkisi bir bütün olup azil, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceğinden, azlin haklı olduğunun kabul edilmesi halinde, davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.

Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin, davalı müvekkilin 02.06.2008 tarihli azilnamesi ve bu azil işleminden bir gün sonra 03.06.2008 tarihli davacı avukatın istifası ile sonlandığı anlaşılmaktadır. Davalı savunmalarında davacı avukatın takip ettiği dosyalara gerekli özeni göstermediği, bir kısım dosyalarda duruşmalara katılmadığı, ... Aile Mahkemesinin 2008/165 esas sayılı dosyasında mahkemece verilen ara kararın gereğini süresinde yerine getirmemesi ve boşanma davasının yetkisiz mahkemede açılması nedeniyle davaların uzadığını, dosyaların gereği gibi takip edilmemesi sebebiyle haklı olarak azlettiğini savunmuş, davacı ise davalının bürosuna gelerek izinsiz evrakları alması ve çalışanını darp etmesi nedeniyle istifa ettiğini ileri sürmüştür. Mahkemece tarafların bu iddia ve savunmaları kapsamında azil ve istifanın haklı olup olmadığının değerlendirilebilmesi için öncelikle vekalet ilişkisine konu davacı avukatın takip ettiği tüm dosyaların eldeki dava dosyası içine celbi sağlanarak, davalının savunmasına konu azil sebebi olarak ileri sürdüğü hususlar hakkında ayrıntılı bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle sonucuna göre azlin ve istifanın haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu incelemeler sonucu azlin haksız olduğunun tespit edilmesi halinde taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin geçerli olduğu gözetilerek bu sözleşme hükümlerine göre hesaplama yapılmak suretiyle ve davacının kararı temyiz etmemesi nedeniyle davalı lehine oluşan usulü müktesep haklarda gözetilerek hüküm tesis edilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 2. bent gereğince davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 23/11/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: VEKİLİN AZLİ VE ŞEKLİ - 6100 S. HMK 81. MADDE

Mesaj gönderen Admin » 12 Haz 2016 15:30

Hukuk Genel Kurulu 2014/607 E. , 2015/772 K.

MENFİ TESPİT
AVUKATIN VEKALETTEN ÇEKİLMESİ, AZLİ VE İSTİFASI
VEKİL VASITASIYLA TAKİP EDİLEN İŞLERDE TEBLİGATIN VEKİLE YAPILMASI


Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) davanın kısmen kabulüne dair verilen 11.11.2010 gün ve 2010/209 esas, 2010/305 karar sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 21.03.2012 gün ve 2012/3373 esas, 2012/7402 karar sayılı ilamı ile;

(...Davacı, davalıyla yapılan abonelik nedeniyle sayacın 1982–2007 yılları arasında yanlış okunmasından kaynaklanan ve davalı tarafından fatura edilen 36.768,32 TL tutarındaki borçtan sorumlu olmadığını ve borcun zamanaşımına uğradığını beyanla, fatura tutarından dolayı borçlu olmadığının tespitini ve davacının aleyhinde başlattığı haksız takip nedeniyle tazminata hükmedilmesini istemiştir.

Davalı, faturalardaki tüketim bedelini EPDK Yönetmeliğinin 20. maddesine göre yaptıklarını ve muacceliyet bildirimi yapılmadığından zamanaşımının işlemeye başlamadığını bu nedenlerle davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile oluşan geçmiş dönem borcundan 27.506,48 TL’nin iptali ile dönem borcunun 9.261,84 TL olarak tespitine karar verilmiş, verilen karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Davacının, davalı tarafından elektrik borcu nedeniyle tanzim edilen faturadan dolayı borçlu olmadığını ve zamanaşımının dolduğunu beyanla borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Bilirkişi raporunda zamanaşımı hususunda hesaplama yapılmadığı, mahkemenin gerekçeli kararında zamanaşımı uygulaması konusundaki açıklamaları ve hükmedilen rakama ne şekilde ulaşıldığı anlaşılamamaktadır. Mahkemece hükmedilen rakama nasıl ulaşıldığı hususunda Yargıtay ve taraf denetimine elverişli bilirkişi raporu düzenlettirilip hâsıl olacak sonuca göre hüküm tesisi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

2-Yukarıda açıklanan bozma nedenine göre bu aşamada davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davalı vekili getirmiştir.
I- Hukuk Genel Kurulunda uyuşmazlığın esasının görüşülmesine geçilmesinden önce, direnme kararının tebliğ edildiği davalı vekili Av. M.. T..’un vekillik görevinin sona erip ermediğinin araştırılması için eldeki dosyanın mahalline geri çevrilmesinin gerekip gerekmediği hususu birinci ön sorun olarak değerlendirilmiştir.
Bir kısım Kurul üyelerince; Türkiye ..Şirketi’nin 2010 yılı özelleştirmesi sonrasında davalı Ç..E.. Dağıtım AŞ’nin Trabzon ili ve çevresinde elektrik dağıtım faaliyetine başladığı, özelleştirme nedeniyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında görev yapan memurların ilgili kurumdaki görevlerinin anılan Kanun’un 28. madde hükmü uyarınca sona ereceği, bu nedenle de, 2010 yılından önce göreve başlamış olan Av. M.. T..’un vekillik görevinin devam edip etmediğinin tespit edilebilmesi için anılan Kurumda hangi sıfatla görev yaptığının belirlenmesi gerektiğinden eldeki dosyanın bu yönde araştırma yapılmak üzere geri çevrilmesinin gerektiği ileri sürülmüş ise de, kurul çoğunluğu tarafından bu görüş kabul edilmeyerek; dosya içeriğinde yer alan 08.01.2007 gün ve 266 yevmiye numaralı noterce tanzim olunmuş vekâletname içeriğine göre Av. M.. T..’un davalı vekili olarak görev yaptığının anlaşıldığı, aksi yönde bir delil ve beyanın dosyada bulunmadığı gibi, adı geçen avukatın vekillikten azline veya istifasına yönelik hiçbir belgenin dosyaya ibraz edilmediği belirtilerek dosyanın mahalline geri çevrilmesinin gerekmediğine oyçokluğu ile karar verilmiştir.
II- İkinci ön sorun olarak; gerekçeli kararın davalı vekiline (vekillerinden birisi olan Av. M.. T..’a) usule uygun şekilde tebliğ edilip edilmediği, burada varılacak sonuca göre temyizin 15 günlük yasal süre geçtikten sonra yapılıp yapılmadığı hususu değerlendirilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün ve 3E. , 4K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; Yargıtay tarafından da karar verilebileceğinden, süresinden sonra yapılması durumunda temyiz isteminin reddi gerekecektir.
Bilindiği üzere; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesine göre avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.
Yine aynı Kanunun avukatın vekaletten çekilmesini düzenleyen 41.maddesi gereğince:
“Belli bir işi takipten veya savunmadan isteği ile çekilen avukatın o işe ait vekalet görevi, durumu müvekkiline tebliğinden itibaren onbeş gün süre ile devam eder….”
Temyiz tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Vekilin azli ve istifasının şekli” başlıklı 81. madde hükmü aynen;
“Vekilin azli veya istifasının, mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın dilekçeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve gerektiğinde ilgilisine yapılacak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur”
hükmünü içermektedir.
Aynı Kanun'un 75. madde hükmü ise,
“Dava için birden fazla vekil görevlendirilmiş ise vekillerden her biri, vekâletten kaynaklanan yetkileri, diğerinden bağımsız olarak kullanabilir. Aksi yöndeki sınırlamalar, karşı taraf bakımından geçersizdir”
şeklindedir.
Diğer taraftan, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11.maddesi gereğince:
“Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır...”
şeklinde yasal düzenleme bulunmaktadır.
Nitekim, birden fazla vekille temsile ilişkin ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 29.04.2011 gün ve 2011/10-129 Esas, 2011/244 Karar sayılı ilamında da vurgulanmıştır.
Bu itibarla, yukarıda bir (I) nolu ön sorun görüşmesinde vekillik görevinin devam ettiği kabul edilen Av. M.. T..’a direnme kararının 05.02.2013 tarihinde tebliğ edildiği konusunda uyuşmazlık bulunmadığından, bu tebligat ile 15 günlük temyiz süresinin başladığının kabulü gereklidir. Av. M.. T..’un vekillikten istifa ettiği veya azledildiğine yönelik bir belge dosya içeriğinde bulunmadığından olup, yukarıda açıklanan HMK’nın 81. madde hükmü uyarınca, vekilin azli veya istifası, usule uygun şekilde bildirilmedikçe mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade etmeyecektir.
O halde, birden fazla vekili olan davalı vekillerinden birine 05.02.2013 tarihinde yapılan tebligatın varlığına ve geçerliliğine karşın, davalı tarafın diğer vekillerinden olan Av. A.. G.. tarafından 05.03.2013 tarihinde verilen temyiz dilekçesi 15 günlük yasal temyiz süresi geçtikten sonra verildiğinden temyiz isteminin reddinin gerektiğine oyçokluğu ile karar verilmiştir.

S O N U Ç : Yukarıda;
(I) nolu bentte açıklanan nedenle eldeki dosyanın mahalline geri çevrilmesinin gerekmediğine,
(II) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin süre yönünden REDDİNE, 21.01.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Dava, abonelik sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar Yargıtay 13. H.D.'nce davalı yararına bozulmuş, mahkemece önceki hükümde direnilmiş, direnme kararı davalı vekili Av. A.. G.. tarafından 5.3.2013 havale tarihli dilekçe ile temyiz edilmiştir.
Ön sorun, direnme kararının süresinde temyiz edilip edilmediği noktasındadır. İncelenen dosya kapsamı uyarınca, yerel mahkemece verilen direnme kararının 5.2.2013 tarihinde davalı Ç..E..Dağ. AŞ'ne vekaleten Av. M.. T..'a bizzat tebliğ edildiği, tebliğ yapılan avukatın yerel mahkemece verilen 11.8.2009 günlü karar aşamasına değin dava dosyasında davalı vekili olarak duruşmaya katıldığı, vekaletnamesinin dosyaya mübrez olduğu, yargılamanın daha sonraki aşamalarında ise davalının Av. A.. G.. tarafından temsil edildiği anlaşılmaktadır.

Her ne kadar dava dosyasında yukarda belirtilen aşamaya değin davalı vekili sıfatıyla görev yapan Av. M.. T..'un vekaletten azledildiğine, istifa ettiğine ilişkin bir bilgi-belge bulunmamakta ise de, direnme kararını temyiz eden davalı vekili Av. A.. G..'ın dava dosyasına giren 21.10.2014 tarihli beyan dilekçesinde, Av. M.. T..'un, müvekkili şirketin özelleştirme sürecinin tamamlanması nedeniyle vekillik görevinin sona erdiği ileri sürülmüştür. Bu durumda, direnme kararının tebliğ edildiği Av. M.. T..'un azil ve istifa dışında, vekillik görevinin kanun dairesinde sona erip ermediğinin belirlenmesi gerektiği açıktır.

Bilindiği üzere, davalı şirket, elektrik dağıtım hizmetlerini kamu adına yürüten ve 233 sayılı KHK kapsamında iktisadi devlet teşekkülü niteliğindeki TEDAŞ'ın 02.04.2004 tarih ve 2004/22 sayılı ÖYK kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmasından sonra tesis edilen 21 dağıtım bölgesinden Trabzon, Artvin, Giresun, Gümüşhane ve Rize illerini kapsayan bölgede faaliyet göstermek üzere oluşturulmuş bir şirket olup 2010 yılında yapılan blok satış yöntemiyle özelleştirilmiştir. Bu durumda, davalı Ç..E..Dağıtım A.Ş.'nin vekili olarak görev yapan Av. M.. T..'un özelleştirmenin gerçekleşmesinden önce anılan kurumda hangi sıfatla görev yaptığının belirlenmesi önem arzetmektedir. Eğer adı geçen avukat, 657 sayılı Kanun kapsamında memur sıfatıyla görev yapıyor ise, bu takdirde aynı kanunun 28. maddesi de gözetildiğinde, özelleştirme ile birlikte vekalet görevinin de sona erdiğinin kabulü gerekecektir. Şu halde, bu husus açıklıkla ortaya konulmaksızın yapılacak bir değerlendirme eksik, hatalı ve hak kaybına yol açacak nitelikte olup dava dosyasının bir kez daha yerel mahkemeye geri çevrilerek keyfiyetin araştırılmasından sonra direnme kararının temyiz isteminin süresinde olup olmadığının Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi kanısında olduğumuzdan, çoğunluğun bu hususlar araştırılmadan temyiz isteminin süresinde olmadığı yolunda tecelli eden görüşüne katılamıyoruz.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: VEKİLİN AZLİ VE ŞEKLİ - 6100 S. HMK 81. MADDE

Mesaj gönderen Admin » 12 Haz 2016 15:31

13. Hukuk Dairesi 2013/29642 E. , 2014/16539 K.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kıosmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı kurum ile imzalanan avukatlık sözleşmesi ve düzenlenen vekaletname gereğince kısmi zamanlı avukat olarak dava dosyalarını takip ettiğini, yine icra işlerinin takibi için ayrı bir avukatlık sözleşmesi imzalayarak icra işlerini takip ettiğini, imzalanan sözleşmeler ve yasa gereğince görevini tam olarak yapmakta ve dosyaları gerektiği gibi takip etmekte iken 19.04.2007 tarihinde haksız olarak azledildiğini, talep edilmesine rağmen hak ettiği vekalet ücretlerinin ödenmediğini, davalı kurumun icra dosyalarını dağıtırken eşit davranmadığını, dosya vermeyerek sözleşmeyi fiilen askıya aldığını ve işlevsiz hale getirdiğini, takip için icra dosyası verilmesinin istenilmesine rağmen dosya tevzi edilmemesi nedeniyle 04.04.2008 tarihinde tüm görevlerinden haklı olarak istifa ettiğini ve hakettiği vekalet ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek vekalet ücreti alacağının tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, imzalanan avukatlık sözleşmeleri gereğince hak edilen ücretin davacıya ödendiğini, başkaca alacağının olmadığını, davacının avukat olarak görev yapmasına rağmen davalı kuruma karşı hırsızlık suçu işleyen sanığın vekilliğini üstlenerek yasaya ve sözleşmeye aykırı davrandığını, azlin haklı olduğunu, avukatlara icra dosyalarının eşit olarak dağıtılması zorunluğunun olmadığını, davacının dava ve icra işlerinin takibi için imzalanan her iki sözleşmeden doğan hiçbir alacağının bulunmadığını savunarak haksız davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, “davacının davalı kuruma karşı hırsızlık suçu işleyen sanığın vekilliğini icra etmesi nedeniyle azledilmesinin haklı olduğu, icra işleri için imzalanan sözleşmenin ise davacı tarafından haksız olarak feshedildiği, davacının istifasının haksız olduğu ve azil tarihine kadar sarf ettiği emek ve mesaisine karşılık gelen hakkaniyete uygun bir vekalet ücretinin ödenmesi gerektiği” gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 3.000.00 TL'nin tahsiline ve fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davacı, davalı kurumla davaların ve icra takiplerinin yürütülmesi için avukatlık sözleşmeleri imzaladığını, davaların takibi için imzalanan sözleşmenin davalı kurum tarafından hukuka aykırı olarak fesih edilerek haksız olarak azledildiğini, yine icra dosyalarının takibi için imzalanan sözleşme gereğince yeni dosya verilmemesi ve diğer avukatlarla eşit dosya tevzi edilmemesi nedeniyle haklı olarak istifa ettiğini ve vekalet görevini tam olarak yapmasına rağmen hak ettiği vekalet ücretinin ödenmediği iddia ederek eldeki davayı açmıştır. Davalı, davacının kuruma karşı hırsızlık suçu işleyen sanığın vekilliğini üstlenmesinin yasaya ve sözleşmeye aykırı olduğunu, menfaati zıt kişinin vekilliğinin üstlenilmesi nedeniyle azlin haklı olduğunu, icra dosyaları ile ilgili istifanın haksız olduğunu ve davacının alacağının olmadığını savunmuştur. Mahkemece, davacının her iki tarafı temsil etme yasağına aykırı davrandığı, azlin haklı olduğu ve davacının icra takip dosyalarına ilişkin olarak istifa etmesinin haksız olduğu kabul edilerek emek ve mesaisi gözetetilerek hakkaniyete uygun bir ücrete hak kazanacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ve 3.000.00 TL'nın tahsiline karar verilmiştir.

Davacı avukatın, vekil olarak borçları BK’nun 389 ve devam maddelerinde gösterilmiş olup öncelikle vekilin BK.nun 390 maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekte yükümlüdür. Vekil-vekil eden arasında bulunan vekalet sözleşmesinin temel dayanağı güven ve saygı ilişkisidir. Güven sarsıcı harekette bulunulması sonucu ilişkinin sarsılması, buna da davacı tarafın tutum ve davranışının yol açması halinde azil haklıdır. Vekil sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. Şayet vekillik görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise vekil edenin vekilini azli haklıdır. Avukatlık Kanununun İşin reddi zorunluluğunu düzenleyen 38. maddesinin b bendinde "aynı işte menfaati zıt bir tarafa avukatlık etmiş veya mütalaa vermiş olursa" teklifi reddetmek zorunda olduğu hükmü, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü ve yine avukatlık meslek kurallarının 36. maddesinde "Bir anlaşmazlıkta taraflardan birine hukuki yardımda bulunan avukat, yararı çatışan öbür tarafın vekaletini alamaz, hiçbir hukuki yardımda bulunamaz" hükmü mevcut olup bu hükümlere göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir.

Davacı avukatın, vekalet akdi devam ederken, Kurtalan Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/153 esas sayılı dosyasında davalı kurum
Aleyhine hırsızlık suçu işleyen sanığın vekilliğini üstlenerek avukatlık kanuna, avukatlık meslek kurallarına ve taraflarca imzalanan avukatlık sözleşmesine aykırı davrandığı sabittir. Bu nedenle davalının savunmasında belirttiği, bilirkişi raporlarında tespit edildiği ve mahkemeninde kabulünde olduğu üzere davalı, davacıyı haklı olarak azletmiş olup yine davacının bu sebeple haklı olarak azil edilmesine rağmen diğer avukatlarla eşit icra takip dosyası verilmediği gerekçesiyle istifa etmesi de haksızdır. Somut olayda, azil haklı olduğu ve davacının istifası haksız olduğu için davacı sadece azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşen işler için vekalet ücreti talep edebilir. Davacı, azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen dava ve takiplerden dolayı hiç bir vekalet ücreti talep edemeyeceği gibi davacı lehine hakkaniyet tazminatına da hükmedilmesi de doğru değildir. Hal böyle olunca; mahkemece, açıklanan hususlar doğrultusunda inceleme ve değerlendirme yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ :Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenle davacının tüm temyiz itirazlarının reddine, 2.bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davalı yararına BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 0,90TL. Kalan harcın davalıdan alınmasına, peşin alınan 51,20 TL. harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: VEKİLİN AZLİ VE ŞEKLİ - 6100 S. HMK 81. MADDE

Mesaj gönderen Admin » 12 Haz 2016 15:31

Hukuk Genel Kurulu 2013/13-74 E. , 2013/1367 K.

AVUKATIN AZLEDİLMESİ
AVUKAT ÜCRETİ ALACAĞININ TAHSİLİ DAVASI


Taraflar arasındaki “avukatlık ücret alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 19.03.2010 gün ve 2010/1 E., 2010/115 K. sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 23.3.2012 gün, 2011/14314 E., 2012/7824 K. sayılı ilamı ile;

‘‘…Davacı, avukat olarak davalının verdiği vekâletnameye istinaden Mersin Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen davayı açtığını ve başarı ile sonuçlandırdığını, ancak hiçbir gerekçe göstermeksizin ahzu kabz yetkisinin kaldırıldığını ileri sürerek, 19.640 TL avukatlık ücretinin tahsilini istemiştir.

Davalı, karşı taraf ile ilişkilerinin bozulmaması için hüküm altına alınan paranın icra takibine girişmeden tahsil etmeyi düşündüklerini, vekillikten azil etmediklerini, avukatlıktan çekilmesinin haksız olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, dava ve hükmün icrasının ayrı işler olup, müvekkilin talimatı olmadan icra aşamasına geçilemeyeceği, davalı eyleminin azil niteliğinde olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, avukatlık ücret alacağının tahsiline ilişkin olup, davacı 27.6.2003 tarihli vekâletname ile davalının vekilliğini üstlendiğini vekâletnamede dava açma ve icra takibi yapmak konusunda ayrı ayrı yetki verildiğini, açılan davanın başarı ile neticelendirildiğini, ne varki, davalının bu aşamada ahzu-kabz yetkisini kaldırarak azil ettiğini ileri sürmüş davalı ise, bu azilin söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davacı avukata gönderilen ihtarnamenin azil niteliğinde olmadığı, işi bitirmeyen avukatın ücrete hak kazanamayacağı gerekçesi ile dava red edilmiştir.

Hemen belirtmek gerekir ki, vekâlet sözleşmeleri karşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olup, güven sözleşmenin en önemli bir özelliğini teşkil eder. Bu nedenle taraflar sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Ne var ki, azil haksız ise Avukatlık Kanunu'nun 174. maddesi gereğince avukat ücretin tamamına hak kazanır. Somut olayda, davalı, dava açması ve elde edilecek ilamın infazı hususunda davacıya yetki vermiş olup, dava başarı ile neticelendirilip ilam elde edilince ise, davalı ilamın icraya konulmaması hususunda ihtarname gönderilmiştir. Cevap dilekçesi ve yargılama sırasında ki beyanlarında ise, özetle, avukatın gördüğü davanın karşı tarafı ile iyi ilişkilerin bozulmadan ihtilafın halli yoluna gidileceğini, ancak bunun azil olmadığını savunmuştur. Davacı avukatın ilamın icrası ile yetkisinin elinden alınması aynı zamanda ahzu kabz yetkisinden azil niteliğindedir. Aksi düşünülse bile bu davranış davacı yönünden güven ilişkisini sarsıcı ve haklı istifa nedenidir. İlam elde edildikten sonra gerek avukatlara ücret ödememek gerekse devlete ödenmesi gerekli icra harçlarını ödememek için tarafların haricen ilamı infaz ettikleri de bilinen bir gerçektir. TMK'nun 2. maddesi gereğince de bu davranışların hukuken himaye edilmesi mümkün değildir. Bu nedenlerle davacı avukatın icra vekâlet ücretine de hak kazandığının kabulü zorunlu olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken onandığı bu defa yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davacının karar düzeltme itirazlarının kabulüne karar vermek gerekmiştir..."

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; avukatlık ücret alacağının tahsili istemine ilişkindir.

Davacı, vekilliğini üstlendiği davalı tarafından dava açma ve icra takibi yapmak konusunda yetki verildiğini, vekil sıfatıyla açtığı davayı başarı ile neticelendirdiğini, gerekçeli kararın yazımı aşamasında davalının ahzu-kabz yetkisini kaldırdığını ileri sürerek avukatlık ücretinin tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; azilin söz konusu olmadığını, davacının vekillikten çekilmesinin haksız olduğunu bildirip davanın reddine karar verilmesi istemiştir.

Mahkemece; davacı avukata gönderilen ihtarnamenin azil niteliğinde olmadığı, işi bitirmeyen avukatın ücrete hak kazanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacının temyizi üzerine, Özel Daire’ce yukarıda açıklanan nedenlerle karar bozulmuştur.

Yerel Mahkemece; önceki karardaki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiş, direnme kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında düzenlenen vekâlet sözleşmesi uyarınca, davacı avukatın vekillikten istifa etmesinin haklı nedene dayalı olup olmadığı ve avukatlık ücretine hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere; mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 390. maddesine göre, vekilin sorumluluğu umumi surette işçinin sorumluluğuna ait hükümlere tabi olup; vekil, vekâlet görevini iyi bir surette ifa ile yükümlüdür. Bu hükümdeki “iyi bir suretle ifa” söz dizininin, mehaz İsviçre Borçlar Kanunu’nun 398/2. maddesindeki ifadeye uygun olarak “sadakat ve özen ile ifa” şeklinde anlaşılması gerekir. Buna göre, vekil, vekâlet görevini ifa ederken müvekkiline sadakat (bağlılık) göstermekle ve vekâletin konusunu oluşturan işi özenle yapmakla yükümlüdür.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 506. maddesinde ise vekilin sorumluluğunun genel olarak işçinin sorumluluğuna tâbi olduğuna ilişkin düzenleme yerine, maddenin ikinci fıkrasında vekilin vekâlet sözleşmesinden doğan sorumluluğuna özgü bir düzenleme yapılmış ve “vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür” hükmü getirilmiştir.

Vekâlet sözleşmesinin, hizmetle ilgili diğer sözleşmelere oranla, çok daha sıkı bir şekilde karşılıklı güvene dayalı olduğu öğreti ve uygulamada ittifakla benimsenmektedir. Vekâlet ilişkisinin kurulmuş olması, karşılıklı güven unsurunun vekâlet sözleşmesinin kurulması aşamasında her iki taraf yönünden mevcut olmasıyla mümkündür ve bunun o aşamada varlığının göstergesidir. Ne var ki, vekâlet sözleşmesinin niteliği gereğince, bu unsur, sözleşmenin devamı süresince de varlığını korumalıdır. Eğer, başlangıçta mevcut olan karşılıklı güven, sözleşme süresi içerisinde gerçekleşen olgulardan dolayı bir taraf yönünden haklı olarak zedelenir veya ortadan kalkarsa, o taraf sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Bu ilke, Borçlar Kanunu’nun 396/1. maddesinde, “Vekâletten azil ve ondan istifa her zaman caizdir” şeklinde ifade edilmiştir. Aynı ilke 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 512. maddesinde de belirtilmiştir.

‘Karşılıklı güven’ kavramının, her iki tarafın vekâlet sözleşmesi çerçevesinde gerçekleşen ilişkilerinde ‘karşılıklı saygı’ unsurunun varlığını evleviyetle içereceği ve gerektireceği açıktır.

Öte yandan 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 174. maddesi, davaya vekâlette azil veya istifaya, bunların haklı nedenlere dayalı olup olmamasına göre değişen, farklı sonuçlar bağlamaktadır. Anılan madde uyarınca üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır. Avukatın haksız azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.

1136 Sayılı Kanunun 174. maddesine göre avukat haklı bir nedenle azledildiği takdirde ücrete hak kazanamaz ise de haksız azil halinde, anılan madde uyarınca avukatlık ücretinin tamamının ödenmesi gerekir. Haksız azledilen vekilin avukatlık ücreti, ücret sözleşmesinde kararlaştırılan ücretin tamamıdır.

Bunun yanında, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 164. maddesinin son fıkrasında yer alan "Avukatla iş sahibi arasında aksi yazılı sözleşme bulunmadıkça tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücreti avukata aittir." hükmü 4667 sayılı Kanunla değiştirilerek "Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir." hükmü getirilmiştir. Avukatlık Kanunu’nun 164 üncü maddesinin son fıkrasında yapılan değişiklik ile daha önce avukatla iş sahibi (müvekkil) arasında aksi yazılı sözleşme hükmü bulunması halini içeren istisnai durum ortadan kaldırılarak her halükarda mahkemenin tarife kararına istinaden haksız çıkan tarafa yükletilecek vekâlet ücretinin diğer taraf avukatına ait olduğu hükme bağlanmıştır.

Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında düzenlenen ücret sözleşmesinde kararlaştırılan ücretin, sadece "Akgün Yazılım Paz. Ve Tic. Ltd. Şti" aleyhine açılacak akdin ifası davası işi için olduğu, bu işle ilgili olsa dahi bundan doğacak herhangi bir başka işi kapsamına almayacağı, bu işle ilgili uyuşmazlıklar ve kovuşturma işlemi çıkması halinde avukata ayrıca ücret ödenmesi gerekeceği kararlaştırılmıştır. Bu durumda avukata verilen işin sadece mezkûr açılacak davaya ait olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Buna göre verilen iş, icra safhasını kapsamadığını kabul etmek gerekir. Ayrıca davalı taraf davacı avukatı azletmemiş gönderdiği ihbarname ile sadece açılan dava dolayısıyla icra takibi yapmamasını istemiştir. Davacıya gönderilen ihtar azil mahiyetinde değildir. Davacı avukatın davalı namına takip ettiği davada tüm yasa yolları tüketilip henüz karar kesinleşmeden vekillikten istifası haksız bir istifadır. Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesine göre de "üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez. Bu nedenlerle, mahkemece davanın olduğu benimsenen direnme kararının onanması gerekmiştir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bir kısım üyelerce; Özel Daire bozma gerekçelerinin yerinde olduğu, davacı avukatın ilamın icrasına ilişkin yetkisinin elinden alınmasının aynı zamanda ahzu kabz yetkisinden azil niteliğinde bulunduğu, aksi düşünülse bile bu davranışın davacı yönünden güven ilişkisini sarsıcı nitelikte ve haklı istifa nedeni olduğu, yerel mahkemenin direnme kararının bu nedenle usul ve yasaya uygun olmadığı ileri sürülmüş ise de Hukuk Genel Kurulu'nun çoğunluğunca bu görüş benimsenmemiştir.

SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.09.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Davacı avukat, davalı şirket ile aralarında dava açma ve icra takibi yapmak üzere vekalet sözleşmesi düzenlendiğini ve noterden de vekaletname verildiğini, akabinde dava dışı şirket aleyhine akdin aynen ifasını temin amacıyla Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2003/568 esas sayılı dosyasında dava açtığını, davada zararın 207.000 TL olarak belirlenmesine rağmen ıslah ile 107.000 TL.nin tahsili için ıslah dilekçesi verdiğini ve mahkemece bu miktara hükmedildiğini, ilamın yazılması aşamasında davalının ilamın icraya konulmaması açısından talepte bulunduğunu, bu durumda kendisinin de güven sarsıcı bu davranış nedeniyle 12.11.2009 tarihinde istifa ettiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır

Davalı ise, sözleşmenin sadece akdin ifası davası açılması için yapıldığını ve vekaletin bu amaçla verildiğini, icra takibi yapmak üzere yetki vermediğini, davacıya gönderilen ihtarnamede de alınan ilamın icra takibine konu edilmemesinin istendiğini, azilden sözedilmediğini, davacının açmış olduğu dava ile ilgili ücreti aldığını, karşı taraf ile aynı sektörde iş yaptıkları için iyi niyetli olarak alacaklarını haricen almak istediklerini, kalan 5.000 TL.nin ödenmeyeceğine ilişkin bir düşünceleri olmadığını, vekilin haksız istifa ettiğini, bizzat hazırlamış olduğu sözleşmede kendi isteğine göre iş konusunun belirlendiğini, dava sırasında karşı tarafın itirazı sonucu dava değerini 107.000 TL olarak ıslah ettiğini savunmuştur.

Mahkemece, davanın reddine dair verilen hüküm dairemizce onanmış, karar düzeltme aşamasında ise oy çokluğuyla bozulmuştur.

Uyuşmazlık, davacı avukatın istifasının haklı olup olmadığı ve bu durumda icra takibi ile alacağı ücretini hak edip etmediği konusunda toplanmaktadır.

Öncelikle, imzalanan sözleşmeden sözetmek ve vekalet ilişkisinin niteliğinden bahsetmek gerekmektedir.

Davacı, ile davalı arasında düzenlenen vekalet sözleşmesi 19.12.2002 tarihini taşımakta olup, sözleşmenin konusu “dava dışı” Akgün Yazılım Paz. Ve Tic. Ltd. Şti aleyhine açılacak akdin ifası davasıdır. Sözleşmenin 1.maddesi uyarınca ücret kararlaştırılmış, 2.maddesinde ise kararlaştırılan ücretin sadece bu iş için olduğu, başkaca uyuşmazlıklar ve kovuşturma işleri çıkması halinde ayrı ücret ödeneceği vurgulanmıştır. Noterde düzenlenen vekaletnamede ise icra takibi yapmaya yetki verildiği de anlaşılmaktadır.

1136 sayılı Avukatlık Yasasının 174.maddesi uyarınca avukatın haklı olarak azledilmesi ya da haksız olarak istifası halinde ücret isteyemeyeceği anlaşılmakla birlikte azil ya da istifa tarihine kadar bitmiş iş var ise bunlardan ücret alacağı kabul edilmektedir. Dairemiz uzun süredir bu yönde uygulama yapmaktadır. Şayet avukatın azli haksız ya da istifa haklı ise avukat ücretin tamamına hak kazanmaktadır. Öyleyse, öncelikle somut olayda istifanın haklı olup olmadığı üzerinde durulmalı ve haklı istifa ettiği anlaşılırsa ücretin tamamına hükmedilmelidir. Ücretin kapsamının belirlenmesinde ise hem taraflar arasında imzalanan sözleşmeye bakılmalı, hem de yasa hükümleri göz ardı edilmemelidir.

Davacı avukat, icra takibi yapılmaması konusunda talimat verildiğini ancak bu durumda güven ilişkisinin sarsıldığını ve hapis hakkını kullanmasına engel olduğunu bildirmiştir.

Vekalet sözleşmesinin niteliği ve hapis hakkı üzerinde durularak avukatın istifasının haklı olup olmadığı tartışılmalıdır.

Vekalet sözleşmesi gerek 818 Sayılı Borçlar Kanununda gerekse 6098 sayılı Türk Borçlar kanununda düzenlenmiş ve temel kanun içerisinde yer almıştır. Ancak, Hukuki yardım amacıyla vekil ile müvekkil arasındaki ilişki 1136 Sayılı Avukatlık Yasası ile düzenlenmiştir. Gerek Borçlar kanunu gerek Türk Borçlar Kanunu gerekse Avukatlık Yasası birbirine paralel hükümler içermektedir.6098 Sayılı Türk Borçlar kanunu ile getirilen en önemli değişiklik BK.nun 321. Maddesine yapılan atıfın kaldırılmış olması ve objektif bir kıstas getirilerek özen borcunun belirlenmesinde benzer alanlardaki iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin davranışı kabul edilmiştir. 1136 Sayılı Avukatlık Kanunun 34. Maddesinde ise, avukatların, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanını gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğinin getirdiği meslek kurallarına uymak zorunda olduğu belirtilmiştir. Vekalet sözleşmesi tüm iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme türüdür. Ne var ki, iş görme ediminin karşılığını, müvekkilin vekile ücret ödeme borcu oluşturur ve her iki edimde asli edim niteliğini taşır. Bu sözleşmenin önemli bir özelliği de (sürekli borç doğuran) bir sözleşme olmasıdır. Doktrinde bu husus tartışmalı olmakla birlikte genellikle sürekli bir ilişki söz konusudur. Kaldı ki, olayımızda mahkemeden alınan ilamın infazının icra kararıyla yapılacağı muhtemeldir. Haricen ilamın infazı uygulamada pek rastlanılmayan ve genellikle devlete ödenmesi harç, vergi vs. giderlerin azaltılması amaçlanmaktadır. Bazen de vekalet ücreti ödenmemesi için haricen tahsilat yapılmaktadır. Bu husus tespit edilirse A.K.nun 165.maddesi uyarınca hem müvekkil hemde hasım müteselsil sorumludur.Nitekim davalı şirket alacağını haricen tahsil etme yönünde girişimleri olduğunu bildirmiştir. Bu durumda Avukatın ücretinin tamamının ödenmesi gerekir. İlamın infazı aşamasında Avukat Kanunu 166/1.maddesi “Avukat, müvekkili tarafından verilen veya onun namına aldığı malları parayı ve diğer her türlü kıymetleri, avukatlık ücreti ve giderin ödenmesine kadar, kendi alacağı nisbetinde elinde tutabilir.” Hükmü uyarınca ücret alacağı için hapis hakkını kullanabilecektir. Aksi halde ücretini alabilmek için takip ve dava süreci başlatmak zorundadır. İlamın icrası için yetki vermediğini, davalı taraf savunmuşsa da, verilen vekaletnamede icra takibi yetkisi de bulunmaktadır. Takip yapılmaması yönünde davacı avukatın bir çekincesi olamaz. Zira süresinde takip yapmadığı için hakkında dava açılabileceği ve tazminata mahkum edileceği de unutulmamalıdır. Bir an için davalı şirketin talimatıyla zaten takip yapması gerekmez ise de, hapis hakkının engellenmesi niteliği taşıyan bu talimat avukatın haklı olarak istifa etmesine neden olmuştur. Vekalet sözleşmesinin diğer bir özelliği de, güven unsurudur. Bu konuda pek çok makale olmakla birlikte (Vekalet Sözleşmesinde Ücret-Yrd.Doç.Dr.Türker Yalçınduran, 2.baskı Yetkin Yayınları eserinin 246.sayfasında vurgulandığı üzere) “vekalet sözleşmesi karşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olup, güven sözleşmenin önemli bir özelliğini taşır. Bu nedenle taraflardan her biri sözleşmeyi her zaman feshedebilir” denilmekte ve bu hususta vurgu yapılmaktadır. Güven var ise, sözleşme devam eder, güven ilişkisi sarsılmış ise artık istifanın haklı olduğu kabul görmelidir. Bu olayda da, vekil eden şirket ilamın icraya konulmaması için talimat verdiğine göre artık güven ilişkisinin sarsıldığı düşünmelidir. Nasıl ki, ahzu kabza yetkisi alınan avukatın istifası haklı kabul ediliyor ise (Dairemizin uygulamaları bu yöndedir.) icra, talimatla engellenmesi de güven ilişkisini zedeler. Müvekkilin burada ücreti ödeyeceğini garanti etmesi ya da depo etmesi gereklidir. Bu nedenle istifa haklıdır ve davacı ücrete hak kazanmıştır.

Diğer bir konuda, bu hususta sözleşmede bu konuda bir düzenleme bulunmadığı iddiasıdır. Sözleşmede icra takibi yapılacağı yönünde bir düzenleme yok ise de, takip yapılmayacağı yönünde de bu kararlaştırma bulunmamaktadır. Vekilin görevini sonuna kadar sürdürme borcu mevcuttur Vekil aldığı işi sonuna kadar takip mecburiyetindedir. Kaldı ki, açılan akdin aynen ifası davası ıslahla tazminat alacağına dönüşmüş ve 107.000 TL.ye hükmedilmiştir. Kararın daha sonra bozulmasının bir önemi yoktur. Zira para alacaklarında ilamın kesinleşmesi gerekmez. Sözleşmede kalan 5.000 TL’nin ödenmesi kesinleşmesi şartına da bağlanmamıştır. Davanın kazanılması yeterlidir. Davalı taraf, bu davada akdin aynen ifası davasının alacak davasına dönüşmesine ses çıkarmamış ve hatta alacağını haricen tahsil etme girişiminden söz etmiştir. Öyle olunca, ilamın infazı için ayrı ücret alacağı doğmuştur. Sözleşme olmasa bile yani sadece vekaletname ile dava takip edilseydi dahi icra aşaması için ayrı ücret alacağı doğacaktı. Sözleşmenin 2.maddesinin avukatın aleyhine yorumlanması da bu açıdan doğru değildir. Bütün bunlardan ayrı olarak ilamda hasma tahmil olunan ücret yönünden avukatın hakketti ücretin tahsili de zorlaşmıştır. Bu nedenle sayın çoğunluğun onama yönündeki kararına katılamıyoruz.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Cevapla