SUCA AZMETTİRME İLE MANEVİ YARDIM ARASINDAKİ FARK,ADAM ÖLDÜR

Kavramlar: yargıtay kararları, yargıtay kararları 2019, yargıtay kararları 2018, yargıtay kararları 2017, yargıtay kararları fetö, son yargıtay kararları, yargıtay kararları nereden bulunur...
Cevapla
Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 23150
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

SUCA AZMETTİRME İLE MANEVİ YARDIM ARASINDAKİ FARK,ADAM ÖLDÜR

Mesaj gönderen teoman » 03 Eki 2013 00:35

T.C.
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
ESAS NO. 2009/1-251
KARAR NO. 2010/25
KARAR TARİHİ. 16.2.2010


> AZMETTİRME ( Söz Edilebilmesi İçin Belli Bir Suçu İşleme Konusunda Henüz Bir Fikri Olmayan Kişide Suç İşleme Kararının Oluşmasının Sağlanması Gerektiği )

> KASTEN ADAM ÖLDÜRME ( Azmettirme İddiasının Kuşku Boyutunda Kaldığı – Sanığın Cezalandırılabilmesi İçin Suçun Kuşkuya Yer Olmayacak Şekilde İspatlanması Gerektiği )

> BAŞKASINI SUÇ İŞLEMEYE AZMETTİREN KİŞİ ( İşlenen Suçun Cezası İle Cezalandırılacağı – Yeni Yasada Azmettiren Fail Değil Şerik Konumunda Olduğu )

> MANEVİ YARDIM ( Eğer Kişi Daha Önce Suç İşlemeye Karar Vermiş İse Bu Halde Azmettirme Olmadığı Manevi Yardım Olabileceği – Azmettirenin Kasten Hareket Etmiş Olması Gerektiği )

5237/m.37, 38, 81

ÖZET : 5237 sayılı TCK, iştirak şekillerini, fiilin işlenişi üzerinde kurulan hakimiyet ölçü alınmak suretiyle faillik, azmettirme ve yardım etme olarak belirlemiştir. Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumludur. Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır. Yeni yasada azmettiren fail değil, şerik konumundadır. Azmettirme, belli bir suçu işleme konusunda henüz fikri olmayan kişide, suç işleme kararının oluşmasını sağlamaktır. Eğer kişi daha önce suç işlemeye karar vermiş ise bu halde azmettirme olmaz, artık manevi yardım olabilir. Azmettirenin kasten hareket etmiş olması gerekir. Bu kasıt, failde bir suçu işleme hususunda karar oluşturmayı, suçun bu kişi tarafından işlenmesi hususunu ve azmettirilen suçun kanuni tanımındaki unsurlarını kapsamalıdır. Dosya kapsamından, azmettirme iddiasının kuşku boyutunda kaldığı anlaşılmaktadır. Sanığın cezalandırılabilmesi için suçun kuşkuya yer olmayacak şekilde ispatlanması gerekir.

DAVA : Tasarlayarak kasten öldürme suçundan sanık Hasan’ın 5237 sayılı TCY’nın 82/1-a ve 62. maddeleri gereğince müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık Dilek’in ise eşi Necmettin’i tasarlayarak öldürmeye azmettirmek suçundan 5237 sayılı TCY’nın 38. maddesi aracılığıyla 82/1-a-d ve 62. maddeleri gereğince müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanıklar hakkında 53. maddenin uygulanmasına ilişkin, Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesi’nce oyçokluğu ile verilen 25.09.2007 gün ve 728-388 sayılı re’sen temyize tabi olan hüküm sanıklar müdafileri tarafından da temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nce 29.01.2009 gün ve 4929-266 sayı ile;

“… Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Dilek’in iftira suçu ile sanık Hasan’ın suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde iftira suçunun niteliği tayin, cezayı azaltıcı takdiri indirim sebebinin niteliği takdir kılınmış, sanık Dilek’in, tasarlayarak eşini öldürmek suçu dışındaki savunmaları ile sanık Hasan’ın savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık Hasan müdafiinin sübuta, temyiz dilekçesinde ve duruşmalı incelemede sanık Dilek müdafiinin iftira suçunda sübuta yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

1 ) Tasarlamanın oluşması için, bir kimseye karşı belli bir suçu işleme kararının verilmesi, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında makul bir sürenin geçmesi, bu süre içerisinde sebat ve ısrar gösterilerek karardan dönülememesi gerekmekte olup, incelemeye konu somut olayda;

Sanık Dilek ile maktulün resmi olarak evli olduğu, olay akşamı sanık Hasan’ın, maktülün evine gelerek yaklaşık bir saat kadar oturduğu, sanık Hasan’ın evden ayrılmasından yaklaşık onbeş dakika kadar sonra da maktülün kahveye gitmek için evden ayrıldığı, B … Köyü altındaki O … Karayoluna yakın bir mevkide sanık Hasan’ın maktulü boğazını sıkmak sureti ile öldürdüğü, dosyadaki mevcut kanıtlara göre sanık Hasan’ın suç işleme kararını ne zaman aldığı, suç işleme kararı ile suçun icrası arasında ne kadar bir süre geçtiği saptanamadığı gibi, sanık Dilek’in, eşinin öldürülmesi için diğer sanığı azmettirdiğine dair mahkümiyete yeterli kesin ve inandırıcı kanıt da bulunmadığı gözetilerek;

Sanık Dilek’in, tasarlayarak eşini öldürmek suçundan beraatine, sanık Hasan’ın ise kasten insan öldürmek suçundan 5237 sayılı TCK’nun 81, 62. maddeleri gereğince mahkümiyetine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yeterli olmayan ve varsayıma dayalı gerekçelerle sanık Dilek’in 82/1-a-d, sanık Hasan’ın TCK’nun 82/1-a maddeleri gereğince mahkumiyetine karar verilmesi…” isabetsizliklerinden oy çokluğu ile bozulmuştur.

Yerel mahkemece 09.04.2009 gün ve 53-78 sayı ile;

“… Mahkememizce ve çoğunluk görüşüne göre eski kararda maktülü öldürme suçu yönünden direnme kararı verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Zira; Yargıtay bozma ilamında belirtildiği üzere tasarlama fiilinin oluşması için suç işleme kararının verilmesi, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında makul sürenin geçmesi ve bu süre içerisinde sebat ve ısrar gösterilerek karardan dönülememesi gerekmektedir.

a ) Bir kimseye karşı belli bir suçu işleme kararının verilmesi; maktül ile sanık Dilek resmi evlidir. Diğer sanık Hasan ise bu evlilik birliği içerisinde gönül ilişkisi mevcut olup bu duygusal yakınlaşma ve bunun cinsel ilişki boyutuna vardığı yolunda köyde yoğun ve yaygın bir söylenti mevcuttur. 1992 yılında evlenip 1999 yılında maktülden boşanan, bu arada gayriresmi 10 ay başka bir şahısla yaşayan sanık Dilek’in 2000 yılında eski kocası maktül ile yeniden evlendiği görülmektedir. Dosyaya yansıyan beyanlarda sanık Hasan ve başka şahısların maktülün evine gece ve gündüz girip çıkması nedeniyle sanık Dilek’in kocası ile sık sık kavga etmesi hatta bıçakla yaralamaya varacak kadar işin büyüdüğü görülmektedir. Bunun sonucu olarak da diğer sanık Hasan’ın evden kovulması şeklinde önceden cereyan eden bir davranış mevcuttur. Bu hususların sanıklar arasında duygusal yakınlaşmaya ve gönül ilişkisine engel bir durum olarak değerlendirildiği ve dolayısıyla maktulün zaman zaman bu şekildeki davranışları nedeniyle olaya engel olduğu yönündeki oluşan kanaat sonucunda öldürülmesi ve ortadan kaldırılması şeklinde bir karar mevcuttur. Bu kararın alındığı süreçle ilgili olarak zaman mekan yer açısından net bir tarih verilemez. Ancak hayatın olağan akışı olayların gelişim süreci, aile içerisindeki davranış modelleri ve duygusal yakınlaşmaya ve gönül ilişkisine maktulün engel olduğu yönündeki kanaat ve düşünce sonucunda sanıkların iç iradelerinde gelişen bir karar ile maktülün engel görüldüğü düşüncesiyle öldürülmesine karar verilmiştir. Dolayısıyla tasarlamanın bu olgusu bu şekilde gerçekleşmiştir.

b ) Suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında makul bir sürenin geçmesi; a bendinde belirtilen ve maktülün duygusal yakınlaşmaya engel olduğu düşüncesinden hareketle verilen bu kararın öldürme fiilinin gerçekleştiği zamana kadar geçen süreç makul bir süredir. Makul sürenin şüphesiz saat, zaman olarak tayini mümkün değildir. Ancak aile içerisindeki zaman zaman şiddete varan durumlar ve tanıkların anlatımlarından çıkarılan sonuca göre insanların değerlendirme yapabileceği bir süreç içerisinde ve zaman diliminde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Nitekim tanıkların ve bir kısım beyanların değerlendirilmesinden makul sürenin olay öncesi ve olay anına kadar sürdüğü anlaşılmaktadır.

c ) Makul süre içerisinde sebat ve ısrar gösterilerek karardan dönülmemesi; b bendinde belirtilen hayatın olağan akışı gereği ve anlatımlardan edinilen sonuca göre olduğu anlaşılan makul süre içerisinde sanıkların bu fiili tamamen bertaraf etme, ortadan kaldırma imkan ve ihtimalleri varken bunu yapmayarak yukarıda anlatıldığı üzere beraber çıkan maktül ve sanığın 1,5 km. kadar götürülmesi, mukavemeti kırmak için demir sopanın alınması, maktule birşey aldırılmamış olması, demir çubuk yerine elle boğma yönteminin gerçekleştirilmiş olması sebat ve ısrarın dış tezahürdeki görüntü şekilleridir.

d ) Sanıkların olay öncesi ve sonrası davranışları; kastın tayini sadece olay anı ile sınırlı değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 27.12.2005 gün 2005/1-131 E. 2005/167 K. sayılı kararlarında da açıklandığı üzere fail ile ölen arasında olay öncesine dayalı, ciddi bir husumet bulunup bulunmadığı, olay öncesi, esnası ve sonrasında failin ölene yönelik davranışları ve sarfettiği sözler sanıklarının kastının ortaya çıkmasındaki temel ölçülerdendir. Olay öncesi uzun süredir sanıkların birbirleriyle görüştükleri, aralarında yoğun duygusal yakınlaşma bulunduğu, olay gününe ilişkin incelenen telefon kayıtlarında olay gününde olmak üzere olay öncesinde sanık Dilek’in telefon ile diğer sanığı aradığı, sanık Hasan’ın maktül Necmettin ile olay gününde telefon görüşmesinde bulunmadığı gibi sanık Dilek’i telefonla aradığı, bu telefon görüşmelerinden sonra sanık Hasan’ın, maktül ve sanık Dilek’in evlerine geldiği, olayın akabinde de sanık Dilek’in diğer sanıkla ev yakınında bizzat görüştüğü, saat 22.00 sıralarında olayı öğrendiği, saat 24.50 sularında aynı telefonla sanık Hasan’1 aradığı, mahkememizce saptanan savunmasında kendisinin diğer sanığı telefonla son aramasını ve ev yakınında görüştüklerini doğruladığı tüm dosya kapsamına göre sabittir. Olaydan sonraki davranışlar da gerek suçun ortadan kaldırılması veya delillerin yok edilmesindeki davranış durumu, gerekse başkaca davranışlar önceki kastın belirginleşmesinin tayin ve takdirinde önemli rol oynamaktadır. Sanık Dilek müdafii huzurunda jandarmada verdiği ifadesi ile C.Savcılığı’nda verdiği ifadesinde bütün bunları planlayan ve tasarlayan kişinin Hasan olduğunu, iftira ettiği için de pişman olduğunu açıkça beyan etmiştir. Azmettirme suçu niteliği gereği insanların iç iradesiyle verdikleri kararla oluşan ve işlenen bir suçtur. Maddi bulguları sözlü davranışın icraya yansıyan boyutlarıdır. Her iki sanığın ölüm öncesi ve sonrası telefon konuşmaları, eylem bittikten sonra maktülün evinin merdiven altında gece saat 23.00 sularında yüz yüze görüşmeleri, maktül oğlu ve en önemli delil olan Burak’a yönelik olarak sanık Dilek’in ‘görüştüğümü kimselere söyleme, yoksa beni hapse atarlar’ sözü, hastaneleri maktül yakınları ile arayıp saat 02.00 sularında ‘düşmanı var mı ‘diye sorulan soruya ‘Hasan’ın evine sorun’ diyen sanık Dilek’in kahveye gideceğini söyleyen kocasına ‘çabuk gel, geç kalma’ diye tembihatta bulunduğu ve bu şekilde itidalli davranan aynı sanık Dilek’in bu kez diğer sanık Hasan ile aynı anda evden çıkan maktül Necmettin’e ‘bu gece vakti nereye gidiyorsunuz, niçin bu şekilde dışarı çıkıyorsun?’ şeklinde demeyerek maktülün götürülmesine ses çıkarmadığı ve dolayısıyla yukarıda makul süre içerisinde alınan kararın icrasına başlanıldığını açıkça bildiği, hatta maktülün özel olarak korumasız bir şekilde dışarıya çıkarılmasının temin edildiği ve böylece olay sırası ve olay sonrası davranışlarla kastın bir bütün olarak tebeyyün ettiği anlaşılmaktadır” gerekçeleriyle oy çokluğu ile ilk hükümde direnilerek aynı şekilde karar verilmiştir.



Re’sen temyize tabi olan hükmün, yerel Cumhuriyet Savcısı ve sanıklar müdafileri tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığı’nın “sanık Hasan’ın haksız tahrik altında kasten öldürme suçu yerine tasarlayarak öldürme suçundan mahkümiyetine, sanık Dilek’in beraatı yerine tasarlayarak eşini öldürmeye azmettirme suçundan mahkümiyetine karar verilmesi…” isabetsizliğinden bozma istekli 26.11.2009 gün ve 2009/261110 sayılı tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu’nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : İnceleme kasten öldürme suçu ve bu suça azmettirmeden kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.

Sanık Hasan’ın tasarlayarak öldürmek suçundan, sanık Dilek’in ise eşini tasarlayarak öldürmeye azmettirmek suçundan cezalandırılmalarına karar verilen somut olayda, özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık,

1- Sanık Dilek’in eşini kasten öldürme suçuna azmettirme eyleminin sabit olup olmadığı,

2- Sanık Hasan’ın kasten öldürme suçunu tasarlayarak gerçekleştirip gerçekleştirmediği noktalarında toplanmaktadır.

Uyuşmazlık konularının sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi bakımından sanıkların savunmaları ve tanık anlatımlarının değerlendirilmesi ve dosyadaki diğer maddi kanıtlarla karşılaştırılması gereklidir.

27.11.2006 günlü olay yeri inceleme ve ölü muayene tutanağında; 26.11.2006 günü saat 19.30′dan itibaren kendisinden haber alınamayan ve bu durum ailesi tarafından jandarmaya bildirilen Necmettin’e ait ceset 27.11.2006 günü öğlen saatlerinde B … Köyü K … mevkiinde ölenin teyzesi tarafından tarla içerisinde bulunmuş, ceset üzerinde yapılan ölü muayenesi sonucunda kesin ölüm nedeninin belirlenememiş olması nedeniyle cesetin klasik otopsi yapılması için Adli Tıp Kurumu izmir Grup Başkanlığı’na gönderildiği,

Adli Tıp Kurumu izmir Grup Başkanlığı Morg ihtisas Dairesi’nin 19.02.2007 günlü otopsi raporunda; 28.11.2006 günü yapılan otopside, kaldırılan saçlı deri altında her iki temporal adalenin bütünüyle kanamalı olduğu ve frontal bölge ortasında 5×4 cm. ebadında taze periost altı kanama olduğu saptanmış, her iki temporal adale temizlendikten sonra yapılan incelemede kafatası kubbe kemiklerinde kırık çatlak görülmemiş, kafatası kaide kemiklerinin ve dura zarının sağlam olduğu, beyin ve beyinciğin ödemli olduğu, boyun bölgesi ön yüzünde hyoit kemik ve thyroid kıkırdak ön bölümlerinde yaygın taze kanama alanları olduğu, thyroid kıkırdağının her iki üst boynuzunda kırık olduğu, göğüs boşluğunda serbest kan ve sıvı bulunmadığı, akciğerlerin ödemli görünümde olduğu ve akciğerlerin dış yüzlerinde subplevral yaygın noktavi kanamaların mevcut olduğu, dış muayene ve otopsisinde tespit edilen bulgular ile kan ve iç organ tetkiklerine göre, kanında alkol ve uyutucu-uyuşturucu maddelerden hiçbiri saptanamayan, iç organ örnekleri üzerinde sistematik toksilokojik analizde aranan maddelerden hiç biri bulunamayan Necmettin’in boyun bölgesinin basısına bağlı asfıksi sonucu ölmüş olduğu,

Sanık Hasan’a ait Ödemiş Devlet Hastanesi’nce düzenlenmiş 28.11.2006 gün 73866 nolu doktor raporunda; kulak altı saçlı deride 5 adet cilt üstü ikişer cm’lik yüzeysel sıyrık tespit edildiği,



28.11.2006 günlü yer gösterme tutanağında; sanık Hasan’ın yer göstermesi sonucu kendisi tarafından saklanmış olan ölene ait kazak ile suçta kullanılmış olan her iki ucu da küt olan, yuvarlak 2 cm. çapında ve 76,5 cm. uzunluğunda demirin ele geçirildiğinin belirtildiği, HTS raporlarında, sanık Dilek’in adına kayıtlı 0 539 numaralı telefondan sanık Hüseyin’i olay günü saat 18.17-21.17-21.18 ve 21.24′ te olmak üzere dört kez aradığı ve aynı gün sanık Hüseyin tarafından 0 539 … numaralı telefondan saat 18.18′de arandığının saptandığı, anlaşılmaktadır.

Katılan Hüseyin; olayı görmediğini, ölenin kardeşi olduğunu, kendisi ile olaydan yaklaşık dört ay önce tapu işi nedeniyle görüştüklerini, ondan önce ise yaklaşık sekiz yıldır görüşmediklerini, ölen kardeşinin evine sık sık sanık Hasan’ın gidip geldiğinden köyde yanlış anlaşılacağından bahisle görüşmediklerini, kardeşi ile evi arasında 100 metre mesafe olduğunu, bu nedenle onun evine gidip geleni görebildiğini, sanık Hasan’ın ölenin evine çok sık girip çıktığını, bazen kardeşi evde olmadığı zaman bile girip çıktığını, hatta kardeşinin evdeki insanların gitmesi için kahvede dahi oyalandığını, evi boşaldıktan sonra kendi evine gittiğini, bu nedenle kendisi ile uzun süre görüşmediğini, kardeşi ile sanık Hasan arasında hiçbir husumet olmadığını, zira kardeşi evde iken dahi diğer sanığın gelip gittiğini, kardeşi Necmettin’in sanık Hasan’dan daha iri yarı olduğunu, ovaya demir boru ile gitmesi halinde sanığın onu alt etmesinin mümkün olmadığını, her iki sanıktan şikâyetçi olduğunu,

Katılan Mustafa; kardeşi Hüseyin’in beyanlarına aynen katıldığını, sanık Dilek kötü bir kadın olduğu için kardeşi ile yaklaşık on yıldır konuşmadığını, Necmettin’in evine H.C., A.P.K., K.T. ve tanımadığı çingene diye tabir edilen kişilerin girdiğini, kardeşinin yuvası dağılmasın diye bunlara tahammül ettiğini, sanık Hasan’ın kardeşi Necmettin’in evine günde 2-3 kez girip çıktığını, evinin kardeşinin evine 50-60 metre mesafede aynı arsa içersinde olduğunu ve her iki sanıktan şikâyetçi olduğunu,

Katılan Ayşe; olayı görmediğini, nasıl olduğunu bilmediğini, ancak olay günü saat 19.00 sıralarında komşu ziyaretinden dönerken yolda sanık Dilek ile karşılaştığını, sanığın kendisine hafif omzu ile çarparak kahvelere doğru yola devam ettiğini, evine doğru giderken yol üzerindeki evlerin birinin penceresinde torunu Burçin’i gördüğünü, yanında da bir adam olduğunu, evin önünden geçtiği sırada Burçin’in yanındaki adamın geriye doğru çekildiğini, bu kişinin kim olduğunu göremediğini, bilahare evine gidip yattığını, ertesi gün de oğlu Necmettin’in vefatını öğrendiğini, çok uzun süredir oğlu ve ailesi ile görüşmediğini, sanıklardan şikâyetçi olduğunu,

Tanık Ali; olayı görmediğini, olay gecesi hatırladığı kadarıyla saat 22.30 sıralarında sanık Hasan ile kardeşi Alaattin’in münakaşa ettiklerini, onları yatıştırmak için alıp kendi evine getirdiğini, bu esnada sanık Hasan’ın yüzünde daha doğrusu gözünün sağ tarafında kan izleri gördüğünü, yanında yaklaşık 15-20 dakika kadar oturduklarını, daha sonra da kendi evlerine gittiklerini, bu esnada Necmettin’in ölümüne ilişkin herhangi bir şey konuşulmadığını, sanık Hasan’ın ölenin evine sık gidip geldiği konusunda bilgi sahibi olmadığını,

Tanık Alaattin; olayı görmediğini, sanık Hasan’ın öz kardeşi olduğunu, olay günü akşamı süt sağma makinesinin borcu nedeniyle sanık Hasan ile tartıştığını, kardeşi ile ölenin çok iyi görüştüklerini, aralarında hiçbir husumet olmadığını, birlikte çok kez tarlada çalıştıklarını,

Tanık Hüseyin C.; olayı görmediğini, sanık Hasan’ın oğlu olduğunu, ölen ile oğlu arasında hiçbir husumet olmadığını, iyi görüştüklerini, olay günü akşamı oğulları Alaattin ile sanık Hasan’ın münakaşa ettiklerini, sanık Hasan’ın münakaşadan önce gözlerinin yan tarafında kan izleri olduğunu gördüğünü,

Tanık Burçin; sanık Dilek ile maktülün kızı olduğunu, 13 yaşında bulunduğunu, olay gecesi evde olduklarını, bir ara sanık Hasan’ın geldiğini, bir süre oturup çay içtiklerini, daha sonra sanığın evden ayrıldığım, babasının da ondan 15-20 dakika kadar sonra dolaşıp geleceğini söyleyerek evden çıktığını, bu sırada dayısı Hüseyin T.’nin aradığını, annesi ile görüştüğünü, dayısının babasını sorduğunu, babasının çalıştığı fabrikanın yandığını söylediğini, annesi ile babasını aramaya çıktıklarını, bu sırada annesinin cep telefonu ile sanık Hasan ile görüştüğünü, babasını sorduğunu, aradan 15 dakika kadar sonra Hasan’ın evlerine geldiğini, annesi ile kapı girişindeki merdivende 15 dakika kadar konuştuklarını, içerde olduğundan ne konuştuklarını duymadığını, annesinin eve geldiğini ve sinirli olduğunu, sanığın evlerine gelip gittiğini, babası ile arasında hiçbir düşmanlık olmadığını, babasının evden çıkarken demir çubuk almadığını, ceketi ve cep telefonunun evde kaldığını, annesinin hiçbir şekilde sanık Hasan’ın eve geldiğinden bahsetmememizi, yoksa bizi de karakola atacaklarını söylemediğini, bunun dışında esasen babaannesinin kendisine Mustafa amcası ile birlikte annesini öldürmesi halinde kendisine bakacağını söylediğini,

Tanık Burak; sanık Dilek ile maktülün oğlu ve 12 yaşında olduğunu, olay günü evde olduğunu, bir ara dışarı çıkıp geldiğinde sanık Hasan’ın evden ayrıldığını gördüğünü, tekrar dışarı çıkıp geldiğinde babasının kahveye gittiğini öğrendiğini, evde iken dayısı Hüseyin’in bir kaç kez evi aradığını, fabrikanın yandığından bahsettiğini, telefonun üst üste bir kaç kez geldiğini, annesinin babasını aramaya gitmesini istediğini, bu nedenle babasını aramak için dışarı çıktığını, kahveleri dolaştığını, etrafa bakındığını, ancak babasını bulamadığını, daha sonra eve geri döndüğünü, bir ara evlerine sanık Hasan’ın geldiğini ve annesini çağırdığını, çocuklar gelmesin dediğini, bir süre görüştüklerini, ancak ne konuştuklarını duymadığını, annesinin üzülme, bağırma veya çığlık atma gibi bir tepkisinin olmadığını, sanık Hasan gittikten sonra annesinin “sakın Hüseyin’in eve geldiğini kimseye söyleme beni hapse atarlar” dediğini,

Tanık Mehmet; olayı görmediğini, olay gecesi kahvede ağabeyi Selahattin ve Şenol ile birlikte otururken, sanık Dilek’in eşi olan ölenin eve gelmediğini söylemesi üzerine, yanlarına sanık Dilek’i de alarak önce Ödemiş’e geldiklerini, zira ölenin çalıştığı fabrikada yangın çıktığının söylendiğini, oraya uğradıklarını, ancak ölenin oraya uğramadığını öğrendiklerini, daha sonra sanık Dilek’in kardeşi olan Fil iz’in evine gittiklerini, daha sonra da oradan ayrılıp tekrar köye döndüklerini, evine gittiğini, köyden ilk çıktıklarında saatin 21.00 olduğunu, döndüklerinde ise saatin 23.00 olduğunu, gece saat 01.00 sıralarında abisi Selahattin’den telefon geldiğini ve abisinin Ödemiş’te hastanede olduklarını ve ölenin halen bulunmadığını söylediğini, bunun üzerine evinden çıkıp ölenin evine gittiğini, bu esnada evin kalabalık olduğunu, ağlayıp bağırma tarzında konuşmalar olduğunu, bilahare ertesi sabah olayın varlığını öğrendiğini, ölenin cenazesi kaldırılırken sanık Hasan’ın da orada olduğunu, sanık Dilek’in bu esnada sanık Hasan’ın yaptıklarına dair bir şey söylemediğini, aksine K. Bekir diye bilinen Bekir’den bahsettiğini, sanık Hasan’ın çok sık olarak sanık Dilek ile ölenin evlerine gittiğini, onların tarlalarında çalıştığını, ayrıca ölen ile sanık Hasan’ın iyi görüştüklerini, aralarında bir sorun olduğunu bilmediğini, ayrıca sanıklar arasında bir ilişki olup olmadığı konusunda bir bilgisinin bulunmadığını,

Tanık Şenol; olayı gece saat 02:30′da sanık Dilek’in kendilerini sanık Hasan’ın evine gönderdiğini, Selahattin ile birlikte gittiğini, sanığın annesinin evde olduğunu, olaydan kısaca söz ederek sanık Hasan’ın öleni görüp görmediğini öğrenmek istediklerini, ancak annesinin oğlunun evde yattığını ve görmemiş olduğunu söylediğini, bunun üzerine oradan ayrılıp gittiklerini, sanık Hasan’ın sanık Dilek ile ölenin evlerine her zaman gelip gittiğini, ayrıca ölen ile sanık Hasan’ın da sık görüştüklerini, kahve gibi yerlerde her zaman birlikte olduklarını, sanıklar arasındaki ilişkiye dair bir şey bilmediğini,

Tanık Emine; ölenin halası olduğunu, olayı görmediğini, olay gecesi saat 02.00 sıralarında evinde iken Ülker ile Selahattin’in evine geldiklerini, öleni sorduklarını, görmediğini söylediğini, ertesi sabah sanık Dilek’in evine gittiğini, bu esnada sanık Dilek’in evde olmadığını, daha sonra sanık Dilek’in geldiğinde eşini K. Bekir’in öldürdüğünden söz etmeye başladığını, kardeşi ve vatandaşlar ile birlikte öleni aramaya çıktıklarını, bilahare kardeşi olan Ülker ile birlikte ararken onun feryadı üzerine öleni yattığı yerde gördüklerini, olay sonrası eve geldiklerinde mutfağın yıkanmış olduğunu anladığını, ayrıca olaydan 3-4 gün sonra bizzat çamaşır makinesinden ölenin çamaşırlarını yıkanmış bir halde çıkardığını, hatta ölenin yedi yaşlarındaki küçük kızı Kader’in babasının evin kapısından kaybedildiğini söylediğini, “ayakları kaldırılırken babam kapıdan kayboldu” dediğini, bunun üzerine ölenin esasen kendi evinde öldürüldüğü kanaatine vardığını, sanık Dilek’in K. Bekir’in ismini söylemesi nedeniyle Kader’in beyanı üzerine öleni kimin kaybettiğine dair bir şey sormadığını, ayrıca ölenin ayaklarının kaldırılmasından maksadının onun kendinde olmadığı bir halde taşınarak götürülmesi anlamında olduğunu,

Tanık Fakir; olaya ilişkin bilgi ve görgüsünün olmadığını, hatırladığı kadarıyla 2006 yılı Nisan ayı içersinde kardeşi Okan ve ölenle birlikte çarşıya gittiklerini, ölen adına telefon alacaklarını, ancak ölenin kimliği yanında olmadığı için hattı kendi kimliğini kullanmak suretiyle aldıklarını, dolayısıyla 0 536 numaralı telefonun bahsettiği olay nedeniyle alınan telefon olduğunu, bu telefonu hem ölen, hem de kardeşinin ara sıra kullandıklarını, zira ölen ile kardeşi Okan’ın çok iyi arkadaş olduklarını, çok sık görüştüklerini, olay gecesi belirtilen telefon numarasından kardeşi Okan’ı aramasının söz konusu olmadığını,

Tanık Okan; olaya dair bilgi ve görgüsünün olmadığını, bir keresinde abisi Fakir ve ölenle birlikte çarşıya çıktıklarını, hat alacaklarını, hattı abisi Fakir’in kimliğini kullanarak aldıklarını, bu aşamadan sonra çok az olacak şekilde bu hattı ölenin kullandığını, daha ziyade hattı kendisinin kullandığını, 0 536 numaralı hattı bilahare kız arkadaşına verdiğini, bu telefonu sanığın kullanmasının söz konusu olmadığını, olay günü itibariyle bahsedilen numaraya ilişkin hattın kız arkadaşında olduğunu,

Tanık Ali; olaya dair bilgisinin olmadığını, 0 538 … numaralı bir başka telefonunun olduğunu, olay tarihinden iki gün önce maktül Necmettin’e bir araba sattığını, belirttiği telefonun arabanın torpido gözünde kaldığını, olay günü itibariyle de sanık Dilek’in bu telefonu kendisine göndereceğine ilişkin diğer telefonuna mesaj çektiğini, bunun dışında başka bir şey bilmediğini,

Beyan etmişlerdir.

Sanık Hasan 27.11.2006 günlü kolluk, 28.11.2006 günlü savcılık ve Sulh Ceza Mahkemesi ile yargılama aşamasında; “ben öleni tanırım, kendisi arkadaşım olurdu, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi, onun eşi olan diğer sanık ile benim aramda ilişki olduğu yönünde köyde vaki dedikodular yönünde ölenle benim aramda bir husumet yoktu, görüşürdük, kendilerinin bir işleri olduğu zaman beni evlerine çağırırlardı, ben de giderdim, olay günü kahvedeydim, ölen de bir ara kahveye geldi, beni herhangi bir neden göstermeden evine davet etti gittim, yaklaşık bir saat oturdum, çay içip sohbet ettik, diğer sanık da evdeydi, bir süre sonra ben tuvalete gitmek üzere evden çıktım, ölen de benim arkamdan geldi ve bana ovaya gidelim diye söyledi, ne olduğunu sordum, olay tarihinden önce Ülkü isimli kişinin sondajından su çekmişti, ancak Ülkü’nün kendisinden fazla para aldığını düşünüyordu, bu nedenle ovaya gidip onun vanalarını sökmeyi teklif etti kabul ettim, bunun üzerine ölen evinde bulunan fırınının yanındaki demir çubuğu yanına aldı, birlikte ovaya gittik, olay tarihinden 4-5 gün kadar önce ölen bana arazisindeki ıspanaklara gübre atmak için iş vermişti, ancak ben gübre atamamıştım, araziye vardığımızda ölen bu durumu görünce bana neden gübre atmadığımı sordu, ben de atamadığımı söyledim, bunun üzerine küfür etmekle birlikte benim üzerime geldi, demir çubukla bana vurmaya başladı, bende ona karşılık vermeye başladım, akabinde ölen bu kez eşi olan diğer sanıkla benim aramda sanki ilişki varmış gibi köyde çıkartılan dedikoduyu öne sürdü ve bana vurmaya devam etti, bende ona sen ne yapıyorsun arkadaş şeklinde tepki vermekle birlikte kendimi savunuyordum, bir ara mücadele sırasında onu yere düşürdüm ve akabinde oradan ayrılıp gitmek istedim, 10 metre kadar yürüdükten sonra ölen tekrar arkamdan geldi ve elindeki demir çubukla tekrar bana vurmaya başlayınca bu kez bende ona hücum ettim, onu yere düşürüp altıma aldım, bu esnada ölenin bana direnmediğini anlayınca onu bırakıp oradan ayrılarak eve gittim, ( kolluk savunmasında tarlada vanalar ile uğraşırken Necmettin bana sen neden benim eşimle uğraşıyorsun, köy ikinizle çalkalanıyor bu pisliği nasıl temizleyeceksin diye hakaret etmeye başladı, aynı zamanda elinde bulunan demir çubuğu kafama vurmaya başladı, bende üzerine atladım karşılıklı vuruşmaya başladık, elindeki demir çubukla hem bana vurdu hem bana vuracağım diye kendine vurdu, bende altıma aldım, altımda iken seni bıçaklayacağım belimde bıçak var dedi, bende bu esnada boğazını sıkıyordum, bıraksam beni öldürecekti bende bana vermiş olduğu acının etkisi ile var gücümle boğazını sıktım şeklinde beyanda bulunmuştur ), hatta kendisinin beni takip etmediğini anlayınca elimdeki demir çubuğu da attım, ben olay yerinden ayrıldığım esnada Necmettin’ in öldüğünün farkında değildim, bilahare eve gittim, üzerimi değiştirdim, hatta evde iken kardeşlerim ile biraz münakaşa ettim, daha sonra oradan ayrıldım, ablamın evine gitmek istedim, oraya varmadan önce diğer sanık bana telefon açtı, eşinin yerini sordu, ben de ona biraz sonra eve gelir diye cevap verdim ( kolluk savunmasında diğer sanığı aradığını ve ona olayı anlattığını belirtmiştir ), bilahare ablamın oraya geldiğimde diğer sanığı evin kapısının önünde görünce onun yanına gittim, eve girdim, orada yaklaşık 3-5 dakika kadar kaldım, bu esnada diğer sanık bana eşinin nerede olduğunu sordu, bende ona eşi ile aramda mevcut kavgayı anlattım, hatta Necmettin’in ölmediğini düşündüğüm için onun biraz sonra eve gelebileceğini söyledim, bu aşamada Necmettin’in öldüğünü bilmediğim için diğer sanığın bunu jandarmaya bildirmemesi bakımından onu tehdit edip etmediğimi hatırlamıyorum ( savcılık savunmasında Dilek’i aradım, Necmettin ile aramda kavga çıktığını ve öldürmek zorunda kaldığımı söyledim. Bana jandarmaya ihbarda bulunacağını söylemesi üzerine, böyle bir şey yaptığı takdirde ona ve çocuklarına zarar vereceğimi söyledim demiş ), diğer sanığın beni azmettirmesi söz konusu değildir, jandarmaların baskı yapması üzerine sanki öldüğünü biliyormuşum gibi ifade vermek durumunda kaldım, ayrıca diğer sanığı durumu jandarmaya haber vermesi halinde onu ve çocuklarını öldüreceğim yönünde tehdit edip etmediğimi hatırlamıyorum, ancak etmiş olabilirim, olayın şoku içersindey- dim, yine diğer sanığa Necmettin’i öldürenin Bekir olduğunu söylemesi için baskı ve yönlendirme yapmış olabilirim, bunu da hatırlamıyorum, olayın etkisi altında olduğum için o anki konuşmaları tam olarak hatırlayamıyorum, ancak olay şimdi anlattığım gibi meydana gelmiştir, sanık Dilek’in evine olay sonrası gidip olayı anlattığımda sanık Dilek bana ölenin yerini sormakla birlikte bir şey olması durumunda onu hastaneye götürelim diye söyledi, ancak ben onun eve gelebileceği şeklinde cevap verdim, öğrendiğime göre ölen evden kahveye gideceğini söyleyerek ayrılmış, daha sonra bana ovaya gitmeyi teklif etti, ayrıca ovaya giderken ölenin üzerinde ceketi ve cep telefonu yoktu” şeklinde savunmada bulunmuştur.

Sanık Dilek 27.11.2006 günlü kolluk, 28.11.2006 günlü savcılık ve Sulh Ceza Mahkemesi ile yargılama aşamasında; “ben diğer sanığı tanırım, kendisi bizim birçok işimizi görürdü, ölen eşim ona iş verirdi, bu nedenle kendisi bizim evimize sık sık gelip giderdi, olay günü eşim ile ben evdeydim, bir ara diğer sanık geldi, yaklaşık bir saat süre ile sohbet edip çay içtik, bu esnada benim veya ölen eşimin diğer sanık ile bir tartışmamız olmadı, daha sonra diğer sanık evden ayrıldı, ancak bu esnada tuvalete gideceğine dair herhangi bir şey söylemedi, hatta eşim ona biraz daha oturmasını söyledi, ancak diğer sanık işi olduğunu belirterek evden ayrıldı. Ben onun kendi evine gittiğini düşünüyordum, aradan 10-15 dakika kadar geçtikten sonra eşim kahveye gideceğini söyleyerek evden ayrıldı, hatta bu esnada ceketi ile cep telefonunu da almadı, esasen ceketi ve cep telefonu sürekli olarak eşimin üzerinde bulunurdu, eşim kahveye gidiyorum diye ayrıldıktan yaklaşık bir saat kadar sonra kardeşim Hüseyin T. aradı ve ‘abla eniştemin çalıştığı fabrika yanıyor, eniştem orada mı’ diye sordu, bende eşimin kahveye gittiğini bildiğim için burada şeklinde cevap verdim, aradan yaklaşık yarım saat kadar geçtikten sonra kardeşim Hüseyin tekrar aradı, bu kez fabrikanın tamamen yandığını, eşimin gelip gelmediğini sordu, bende ona eşimin gelmediğini ancak köyde olduğunu söyledim, fakat bu konuşma sonrasında ben bu kez daha önceden numarasını bildiğim sanık Hasan’ın aradım ( kolluk savunmasında tam olarak hatırlamamakla birlikte saat 21.00-22.00 sıralarında aradığını belirtmiştir ) ve ona eşimin çalıştığı fabrikanın yandığını, eşimin kendisinin yanında olup olmadığını sordum, sanık Hasan de cevaben ‘ben eşini öldürdüm, kavga ettik’ diyerek cevap verdi ( kolluk savunmasında ise oda bana o işi bitirdim, Necmettin diye birisi yok artık dedi, bende kocamı öldürdün mü dedim, bana evet öldürdüm Necmettin diye birisi yok artık dediğini belirtmiştir ) bende ilk anda şaka gibi düşündüm, ancak daha sonrasında ciddi olabileceğini düşünerek diğer sanığa ‘eşimin yerini söyle seni jandarmaya şikayet ederim’ diye konuştum, ancak diğer sanık bana böyle bir şey yaptığım taktirde beni ve çocuklarımı öldüreceğini söyledi, akabinde ben çocuklarımı alarak eşimin gidebileceği yerleri aramaya başladım, tarlalara baktım, ancak kimsem olmadığı için bu durumu başkalarına söyleyemedim, eşimi bulamayınca eve doğru çocuklarım ile birlikte dönerken diğer sanığın evimizin avlusunda olduğunu gördüm ( savcılık savunmasında sanık Hasan’ın tam olarak hatırlamamakla birlikte evine saat 23:30 sıralarında geldiğini belirtmiştir ), diğer sanık telefonda yaptığımız konuşmalar gibi sözler sarf etti, bunu jandarmalara bildirmem halinde beni ve çocuklarımı da öldüreceğini söyleyerek tehdit etti, hatta ben ona bu işten kurtulamayacağını, yüzünün yara bere içinde olduğunu, olayın ortaya çıkacağını söyledim, ancak diğer sanık bana kendisinin bu işten kurtulacağını, bunun için eşimin olay tarihinden 3-4 gün önce kavga ettiği Bekir’den şikayetçi olmamı bana söyledi, bende diğer sanığın bu tehditlerinden korktuğum için Bekir hakkında şikayet dilekçesi verdim, ancak daha sonra diğer sanığın yakalanması ile bu sefer gerçeği anlattım, olay bu şekildedir, eşimin öldürülmesi konusunda kesinlikle diğer sanığı azmettirmem söz konusu değildir. Bekir’e de diğer sanığın baskısı ve tehdidi sonucunda iftira etmek durumunda kaldım, esasen eşim ile diğer sanık olay tarihinden önce iyi görüşen kişilerdi, aralarında bir husumet yoktu, benim diğer sanıkla kesinlikle bir ilişkim söz konusu değildir. Köyde böyle bir dedikodu olsa bile bu doğru değildir, zaten diğer sanığı işi olduğu sürece eve çağıran eşimdi, ben daha önce eşimden bir süre ayrı kalmıştım, tekrar eşimle bir araya geldiğimde sanık Hasan’a bir işi olmaması halinde evimize gelmemesini söylemiştim, aksi durumda dedikodu olacağını söylemiştim, bunun dışında ölen ile sanık arasında hiçbir husumet yoktu, eşimin dedikoduya da itibar etmesi söz konusu değildir, ( savcılık savunmasında yaklaşık olarak 9 sene önce eşim ile aramızda boşanma yaşanmıştı, ben bu ayrılık sürecinde yaklaşık 7-8 ay kadar bir başkası ile Ödemiş’te birlikte yaşadım, ancak daha sonra evime geri döndüm. Eşim sürekli bu olayı başıma kakıyordu, bu yüzden sürekli olarak kavga ediyorduk, bir gün sofrada yine bu mesele yüzünden aramızda çıkan tartışma neticesinde eşimi bıçakla yaralamak zorunda kaldım demiştir ) zira bizzat kendisi diğer sanığı eve çağırıyordu, devamla diğer sanık olay sonrası benim evime geldikten sonra ben ona eşimin yerini sordum, kendisi bana söylemedi, hatta yaralı olması durumunda onu hastaneye götürelim dedim, ancak diğer sanık bana eşimin öldüğünü söyledi, kendisi evden gittikten sonra ben etrafta eşimi aradım, hatta hastanede olabileceğini düşünerek oraya bile baktım, sabaha kadar eşimi aradım” diyerek savunmada bulunmuştur.

Sanık Dilek’in, eşini kasten öldürme suçuna azmettirme eyleminin sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesinde;

5237 sayılı TCY’nın azmettirme başlıklı 38. maddesi;

” ( 1 ) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.

( 2 ) Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme halinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi halinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz.

( 3 ) Azmettirenin belli olmaması halinde, kim olduğunun ortaya çıkarılmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmişbeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hallerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir” şeklinde düzenlenmiştir.

5237 sayılı TCY, 765 Sayılı Yasada öngörülen “asli iştirak-fer’i iştirak” ayrımını terk ederek, yeni sistemde birer sorumluluk statüsü olarak öngörülen iştirak şekillerini, fiilin işlenişi üzerinde kurulan hâkimiyet ölçü olarak alınmak suretiyle, faillik ( 37. md ), azmettirme ( 38. md. ) ve yardım etme ( 39. md. ) olarak belirlemiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nda benimsenen yeni suç teorisine göre azmettiren “fail” değil “şerik” konumundadır. Azmettirme, belli bir suçu işleme hususunda henüz bir fikri olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanmasıdır. Eğer kişi daha önce suçu işlemeye karar vermiş ise, bu takdirde azmettirme olmaz, artık manevi yardım olabilir. Azmettirenin kasten hareket etmesi gerekir. Bu kastın, failde belli bir suçu işleme hususunda karar oluşturmayı, suçun bu kişi tarafından işlenmesi hususunu ve azmettirilen suçun kanuni tanımındaki unsurlarını kapsaması gerekir. Eylemin yer ve zamanının veya eylemin işleniş tarzına ilişkin ayrıntıların belirlenmesine gerek yoktur.

Latince “in dubio pro reo” olarak ifade edilen ve masumiyet ( suçsuzluk ) karinesinin bir uzantısı olan “şüpheden sanık yararlanır ilkesi” ceza yargılaması hukukunun evrensel nitelikteki önemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkümiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, teorikte olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir.

Somut olay bu belge ve bilgiler ışığında ele alındığında;

Maktül Necmettin ile sanık Dilek’in evli oldukları, olay akşamı sanık Hasan’ın maktülün evine gelerek yaklaşık bir saat kadar oturduğu, sanık Hasan’ın evden ayrılmasından yaklaşık 10-15 dakika sonra da maktülün kahveye gitmek için evden ayrıldığı, B … Köyü altında O … Karayoluna yakın bir mevkide bulunan tarlada hangi amaçla bulundukları belirlenemeyen maktül ile sanık Hasan arasında nedeni bilinmeyen tartışmanın başladığı, bu tartışmanın daha sonra kavgaya dönüştüğü,

kavga sırasında sanık Hasan’ın maktulün boğazını sıkmak suretiyle otopsi raporunda belirtildiği üzere boyun bölgesine yapılan basıya bağlı asfiksi sonucu ölümüne neden olduğu anlaşılmaktadır.

Yerel mahkeme kararında da açıklandığı üzere; sanık Dilek’in eşi olan maktulü diğer sanık ile birlikte evden göndermesi ve bu sırada evdeki demir çubuğun alındığını görmesi, olaydan hemen sonra sanık Hasan’ın sanık Dilek’i telefon ile araması, ardından gece saat 23.30 sıralarında sanık Hasan’ın gelip durumu maktülün eşi sanık Dilek’e anlatması, onun da ertesi gün önce eylemi Bekir’in gerçekleştirdiği yönünde kolluğa müracaatta bulunması ve eşinin öldürüldüğünü bilmesine rağmen arama işlemine katılması, sanık Hasan ve başka şahısların maktülün evine gece ve gündüz girip çıkması nedeniyle sanık Dilek’in kocası ile sık sık kavga etmesi, hatta bıçakla yaralamaya varacak kadar anlaşmazlığın büyümesi sonucu diğer sanık Hasan’ın evden kovulması iddiası gibi hususların, sanıkların aralarındaki gönül ilişkisini sürdürmelerine ve bir araya gelmelerine maktulü engel olarak görmelerine neden olduğu ve bu nedenle maktülün öldürülmesi gerektiğine ilişkin sanıklarda bir kararının mevcut olduğu yolunda yoğun bir kuşku oluştuğu göz ardı edilemez bir olgudur.

Ancak, maktül ile sanık Dilek arasında kavgaların, yaklaşık olarak dokuz sene önce boşanmaları sonucunda 7-8 ay kadar bir başkası ile Ödemiş’te birlikte yaşamasından kaynaklanan kavgalar olduğu yolunda sanık Dilek’in savunması, maktülün kardeşleri olan katılanlar Mustafa ve Hüseyin B. ile tanık anlatımlarına göre, maktül ile sanık Hasan’ın aralarında herhangi bir düşmanlığın bulunmaması ve kendisinin olmadığı zamanlarda bile maktülün evine girip çıkması, hatta evine girip çıkan insanların gitmesi için maktülün kahvede oyalanarak ve evi boşaldıktan sonra kendi evine gitmesi, diğer yandan sanıklar aralarında duygusal bir ilişki olduğuna ilişkin dedikodu ve varsayım dışında bir kanıtın bulunmaması gibi hususlar dosya içeriği ile birlikte değerlendirildiğinde, sanık Dilek’in, eşi olan Necmettin’i öldürme konusunda henüz bir fikri olmayan sanık Hasan’ı kasten öldürme suçunu işlemeye azmettirdiği kuşku boyutunda kalmakta ve sübuta ermemektedir. Zira azmettirmenin varlığı için sanığın olaydan sonraki davranışlarından çok, olaydan önceki davranışları göz önüne alınmalıdır. Sanık Dilek’in diğer sanık Hasan’ı azmettirdiğine ilişkin yerel mahkemece gerekçe olarak gösterilen davranışların büyük bir kısmı, ölüm olayından sonra gerçekleşen davranışlar olup, bunlar tek başına azmettirmenin varlığı için yeterli değildir.

Bunun sonucu olarak da, sanık Dilek herhangi bir nedenle eşinin öldürülmesine sevinmiş olsa bile, eşinin ailesi ile aralarının açık olması, sanık Hasan ile aralarında duygusal bir ilişkinin bulunduğu yönünde köyde dedikodunun dolaşması nedeniyle eşinin öldürülmesi olayından kendisinin de sorumlu tutulacağı korkusu, diğer sanık Hasan’ın kolluğa şikâyette bulunması halinde çocukları ve kendisine de zarar vereceği yönündeki tehditleri dolayısıyla bu şekilde davrandığının kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, sanık hakkında özel daire bozma kararı doğrultusunda yüklenen suçtan beraat kararı verilmesi yerine, yerel mahkemece eski hükümde direnilmesinde isabet bulunmamaktadır.

Sanık Hasan’ın kasten öldürme suçunu tasarlayarak gerçekleştirip gerçekleştirmediğine ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine gelince;

Bazı suçlarda ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenen “tasarlama ( taammüd )” Türk Ceza Yasası’nda tanımlanmamış bu husus öğreti ve uygulamaya bırakılmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 28.04.1998 gün 117-155, 13.11.2001 gün 239-247,03.10.2006 gün 30-210 ve 15.12.2009 gün 200-290 sayılı kararları ile özel dairelerin yerleşik kararlarında kabul edildiği üzere; tasarlama, ani kast türünün dışında kalmakta, düşünce kastına girmektedir. Hukuki niteliği öğretide tartışmalı ise de, Yargıtay’ın duraksamasız uygulamalarına göre, tasarlamadan bahsedilebilmesi için failin bir kimsenin yaşam hakkı veya vücut bütünlüğüne karşı eylemde bulunmaya sebatla ve koşulsuz olarak karar vermesi, düşünüp planladığı suçu işlemeden önce makul bir süre geçmesine ve ulaştığı ruhi sükunete rağmen bu kararından vazgeçmeyip, sebat ve ısrarla fiilini icraya başlaması ve kurguladığı fiili, belirlenmiş kurgu dahilinde icra etmesi gerekmektedir. Tasarlama halinde fail, anında karar verip fiili işlememekte, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında sükunetle düşünebilmeye yetecek kadar bir süre geçmektedir. Fail, bu süre içerisinde suçu işleyip işlememe konusunda düşünmekte ve suçu işlemekten vazgeçmemektedir. Failin suçu işlemekten vazgeçmesi ve fakat bir başka nedenle ve bir başka ani kararla fiili işlemesinde tasarlamadan söz edilemez. Suç işleme kararının hangi düzeydeki eylem için ve ne zaman alındığı ile eylemin şarta bağlı olmayan bu kararlılıktan ne kadar zaman geçtikten sonra işlendiği mevcut kanıtlarla saptanmalı, suç kararıyla eylem arasında geçen zaman dilimi içerisinde ruhi sükünete ulaşılıp ulaşılamayacağı değerlendirme konusu yapılmalıdır.

Somut olay bu açıklamalar ve bir numaralı uyuşmazlık konusuna ilişkin değerlendirme ışığında ele alındığında; sanık Dilek’in, eşini öldürmesi konusunda sanık Hasan’ı azmettirme kastı ile hareket ettiğini gösterecek şekilde mahkümiyete yeterli kanıtın bulunmadığı olayda, sanık Hasan ile maktül Necmettin arasında neden ve nasıl başladığı belirlenemeyen bir kavga sonucunda sanık Hasan’ın maktulün boğazını sıkarak öldürdüğü anlaşılmakta olup sanığın maktülü öldürmeye sebatla ve koşulsuz olarak ne zaman karar verdiği, ulaştığı ruhi sükünete rağmen öldürme kararından vazgeçmeyip bu kararını icra ettiği hususunda, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve mahkümiyete yeterli kanıt dosya içerisinde bulunmamaktadır.

Bu itibarla, tasarlamanın varlığı için aranan koşulların somut olayda gerçekleşmediği nazara alındığında, sanık hakkında özel daire bozma kararı doğrultusunda kasten öldürme suçundan mahkümiyet karar verilmesi gerekirken, yerel mahkemece eski hükümde direnilmesinde isabet bulunmadığından, direnme hükmünün belirtilen bu nedenden dolayı da bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Genel Kurul Üyesi ise; “Yerel mahkemenin direnme gerekçelerinin isabetli olduğu ve hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesi’nin 09.04.2009 gün ve 53-78 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere, Yargıtay C. Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 16.02.2010 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme kısmen uygun olarak oyçokluğuyla karar verildi.
http://WWW.KARARARA.COM


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Cevapla