Forum ana sayfa İÇTİHAT PAYLAŞIM FORUMLARI Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları TAPU İPTAL VE TESCİL TAZMİNAT, HATA YANILMA, HİLEDE İSE YANILTMA SÖZ KONUSUDUR.

TAPU İPTAL VE TESCİL TAZMİNAT, HATA YANILMA, HİLEDE İSE YANILTMA SÖZ KONUSUDUR.


teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 20550


T.C
YARGITAY
1. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2015/9188
KARAR NO:2018/8808
KARAR TARİHİ:, 05.04.2018
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL - TAZMİNAT

>>HATA YANILMA, HİLEDE İSE YANILTMA SÖZ KONUSUDUR. SÖZLEŞME YAPILIRKEN HATAYA DÜŞEN TARAFIN KUSURLU BULUNMASI SÖZLEŞMENİN İPTALİNE ENGEL DEĞİLDİR.


ÖZET:Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, TBK'nin 35. (BK'nin 26.) maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müspet zararının ödenmesi gerekir.

Öte yandan, hile ve hata her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hile ve hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde, sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir.

Somut olayda, davacının çekişme konusu taşınmazın ½ payını davalıya anlaşmalı boşanmayı temin için verdiği dinlenen tanık beyanları ile kanıtlanmış olup, boşanma davasının da davalı tarafından ihtilaflı boşanmaya dönüştürüldüğü ve halen davanın derdest olduğu kuşkusuzdur. Bu durumda davacının hileye düşürüldüğünün kabulü gerekir.



Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'nin raporuMokundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

KARAR

Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacı, kayden ½ paydaşı olduğu 386 ada 21 parsel sayılı taşınmazdaki 3 numaralı bağımsız bölümü vekil kıldığı dava dışı kuzeni ... aracılığıyla davalı eşine satış suretiyle bedelsiz temlik ettiğini, davalının anlaşmalı boşanacağı telkiniyle hata ve hile ile devri sağladığını, davalının anlaşmalı olarak açılan boşanma davasını, taşınmazın devrinden sonra çekişmeli hale dönüştürdüğünü ileri sürerek tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa şimdilik 10.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini istemiştir.

Davalı, kredi temin ederek aldığı taşınmazın 1/2'şer payla davacı ile adlarına tescil edildiğini, kredi borcunun halen tarafından ödendiğini, davacının iradesi ve isteği doğrultusunda temlikin gerçekleştiğini, davacının iddiasını senetle ispatlaması gerektiğini
belirtip davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dava dilekçesinin içeriğinden ve iddianın ileri sürüş biçiminden; davada hile hukuksal nedenine dayanıldığı açıktır.

Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 386 ada 21 parsel sayılı taşınmazdaki 3 numaralı bağımsız bölüm tapuda yarı yarıya taraflar adına kayıtlı iken, 29.04.2014 tarihinde davacı ...'in payını vekil kıldığı dava dışı ... aracılığıyla davalı ...'a
satış suretiyle temlik ettiği, temlik tarihinden 1 gün önce 28.04.2014 tarihinde tarafların anlaşmalı boşanma protokolü imzalayarak birlikte anlaşmalı boşanma davası açtıkları ve davacı tarafından dava dışı ...'in genel vekaletname ile vekil kılındığı, temlikten sonra
23.05.2014 tarihinde boşanma davasının ilk duruşmasında ...'ın anlaşmalı boşanma davasını zinaya dayalı çekişmeli boşanma davasına dönüştürdüğü ve davanın halen sürdüğü anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, "hile"(aldatma); genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır.
Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun(TBK) 36/1. (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun(BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı gibi; taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse, yanılma(hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi
geri isteyebilir.

Diğer taraftan, sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda(TBK) tıpkı 818 sayılı Borçlar Kanunu(BK) gibi esaslı hatanın (yanılmanın) tanımı yapılmamış, 31 ve 32. maddelerde sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca, iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın(yanılmanın) esaslı kabul edilebilmesi için uygulamada ve bilimsel alanda
ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf yönünden(sübjektif unsur) hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi
geri isteyebilir. Yeter ki hatanın ileri sürülmesi TBK'nin 35. (BK'nin 25.) ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(TMK) 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın.

Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, TBK'nin 35. (BK'nin 26.) maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan
karşı tarafın menfi, gerektiğinde müspet zararının ödenmesi gerekir. Öte yandan, hile ve hata her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hile ve hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde, sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir.

Somut olayda, davacının çekişme konusu taşınmazın ½ payını davalıya anlaşmalı boşanmayı temin için verdiği dinlenen tanık beyanları ile kanıtlanmış olup, boşanma davasının da davalı tarafından ihtilaflı boşanmaya dönüştürüldüğü ve halen davanın
derdest olduğu kuşkusuzdur. Bu durumda davacının hileye düşürüldüğünün kabulü gerekir.

Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.04.2018 tarihinde
oy birliğiyle karar verildi.


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Dön Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları