Forum ana sayfa EMSAL KARAR TALEP FORUMLARI Yargılama Usulü ve Avukatlık Hukuku Tarafta İradi Değişiklik Nedeniyle Yargılama Giderleri

Tarafta İradi Değişiklik Nedeniyle Yargılama Giderleri

Hukuk Mahkemeleri Yargılama Usulü, Duruşma, İspat ve Deliller, İhtiyati Tedbir, Delil Tespiti, Gider Avansı, Yargılama Giderleri, Adli Yardım, Vekalet Ücreti, Temyiz, İstinaf, Tahkim, Avukat Hakları, Avukat Disiplin İşlemleri, Barolar...

ılgazdilek Site Üyesi

Mesajlar: 1


Saygıdeğer meslektaşlarım,
Kamu alt işvereni olması nedeniyle müvekkilim şirkete fazla mesai, UBGT ve hafta tatili alacakları için davalar açıldı. Davacı vekili sadece alt işvereni davalı gösterdi.
Müvekkil şirket burada devreden işveren olduğundan devirden itibaren 2 yıllık sorumluluk söz konusu. Davalar da bu süreden sonra açıldığından bir kısmında (6 tane) husumet yokluğundan red kararı verildi. Fakat kalan 7 davada tarafta iradi değişiklik yapmalarını önerdim. Davacı vekili de tarafta iradi değişiklik ile husumeti asıl işveren kamu kurumuna yöneltti.
HMK 124/3. maddesine göre dürüstlük kuralına aykırı olmayan değişiklik talebinde davalının rızası aranmaz. 4. fıkraya göre ise davanın tarafı olmaktan çıkan ve dava açılmasına sebebiyet vermeyen taraf lehine vekalet ücretine hükmedilir.
Ancak 1.fıkradaki durumda yani davacının tarafta iradi değişiklik talebinin davalı tarafından kabulü hâlinde davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilebilir mi?
Eldeki davalarda mahkeme ara karar ile iradi değişikliği kabul ederek müvekkil şirketin değiştirilerek asıl işveren kamu kurumunu davalı olarak kabul etti fakat müvekkil alt işveren hakkında yargılama gideri ve vekâlet ücreti hakkında bir karar vermedi.
Emsâl karar paylaşan ya da yorumlarıyla katkı sunacak meslektaşlarımıza şimdiden teşekkürler.



admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 28365



ılgazdilek yazdı:
Saygıdeğer meslektaşlarım,
Kamu alt işvereni olması nedeniyle müvekkilim şirkete fazla mesai, UBGT ve hafta tatili alacakları için davalar açıldı. Davacı vekili sadece alt işvereni davalı gösterdi.
Müvekkil şirket burada devreden işveren olduğundan devirden itibaren 2 yıllık sorumluluk söz konusu. Davalar da bu süreden sonra açıldığından bir kısmında (6 tane) husumet yokluğundan red kararı verildi. Fakat kalan 7 davada tarafta iradi değişiklik yapmalarını önerdim. Davacı vekili de tarafta iradi değişiklik ile husumeti asıl işveren kamu kurumuna yöneltti.
HMK 124/3. maddesine göre dürüstlük kuralına aykırı olmayan değişiklik talebinde davalının rızası aranmaz. 4. fıkraya göre ise davanın tarafı olmaktan çıkan ve dava açılmasına sebebiyet vermeyen taraf lehine vekalet ücretine hükmedilir.
Ancak 1.fıkradaki durumda yani davacının tarafta iradi değişiklik talebinin davalı tarafından kabulü hâlinde davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilebilir mi?
Eldeki davalarda mahkeme ara karar ile iradi değişikliği kabul ederek müvekkil şirketin değiştirilerek asıl işveren kamu kurumunu davalı olarak kabul etti fakat müvekkil alt işveren hakkında yargılama gideri ve vekâlet ücreti hakkında bir karar vermedi.
Emsâl karar paylaşan ya da yorumlarıyla katkı sunacak meslektaşlarımıza şimdiden teşekkürler.


Merhaba,

Aşağıda paylaştığım kararın mefhumu muhalifinden tarafınıza vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiği sonucu çıkacağını düşünüyorum.

YARGITAY 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/4804
KARAR NO : 2016/11353


Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

Davacı vekili, davacının 25/03/2002 tarihinden itibaren Viranşehir YİBO'da kaloriferci olarak çalışmakta iken, iş sözleşmesinin geçerli ve haklı bir sebep olmaksızın feshedildiğini ileri sürerek, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir.

Davalı şirket temsilcisi, Viranşehir Fen Lisesindeki personel ihalesini 6 ay süreli ihale ile aldıklarını, kurumun talebiyle davacının iş akdinin feshedildiğini, kendilerinin bir müdahalesi olmadığını beyanla, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davacının dava dışı Viranşehir Fen Lisesi Müdürlüğü'nden ihale ile iş alan davalı şirkette temizlik elemanı olarak çalıştığı, davacı vekilinin 22.04.2015 tarihli celsede davacının Viranşehir Fen Lisesi'nde tekrar işe başlamasını talep etmesi üzerine davacı vekiline davasını asıl işverene yöneltmesi için imkan tanındığı ve bu yönde kendisine iki haftalık süre verildiği, süre sonrasında davanın asıl işverene yöneltilmediği gerekçesiyle davalı şirket yönünden sıfat yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Alt işveren işçisi tarafından, feshin geçersizliğine karar verilmesi istemiyle yalnızca alt işveren hakkında veya geçersizlik yahut muvazaa iddiasıyla sadece asıl işveren aleyhine açılan davalarda, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçersiz veya muvazaaya dayandığının belirlenmesine bağlı olarak, davalı olarak gösterilen kişinin işçinin gerçek işvereni olmadığının belirlenmesi halinde taraf sıfatı sorunu ortaya çıkmaktadır.

Davanın taraf sıfatı yokluğu sebebi ile reddedilmesi halinde, gerçek işverene karşı açılacak davada işçi, çoğunlukla, işe iade davaları için öngörülen bir aylık dava açma süresini kaçırma tehlikesi ile karşılaşmaktadır. Böyle bir sonuç işçiyi mağdur edeceği gibi, bir aylık süre geçmemişse yeni bir dava açılmasını gerektirmesi sebebi ile usul ekonomisine de uygun düşmez. Gerek daha önce işe iade davalarına bakan Yargıtay 9. Hukuk Dairesince ve gerek Dairemiz tarafından davacının temsilcide yanıldığı veya taraf sıfatında maddi hataya düştüğü kabul edilmek suretiyle taraf değişikliği konusunda mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun katı kuralları aşılarak sorun çözülmeye çalışılmıştır.

Ne var ki işe iade davası asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açıldığında asıl işveren hakkında taraf sıfatı yokluğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmezken, sadece asıl işveren hakkında dava açılmışsa taraf sıfatının bulunmadığı ve taraf sıfatında yanılgı olduğunun kabulüne karar verilmesi sözü edilen çözümün çelişkisi olarak dikkat çekmiştir.

Öte yandan, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124. maddesinde kabul edilebilir yanılgıya dayanan iradi taraf değişikliği taleplerinin mahkemece kabul edilmesi yönünde düzenleme yapılmıştır. Ancak sözü edilen düzenlemede taraf değişikliğinin talep şartına bağlanması karşısında, hâkim tarafından bu hususta taraflara hatırlatmada bulunulması mümkün değildir. Bu sebeple talep olmadığı halde, taraf sıfatında maddi hataya düşüldüğünden söz edilmek suretiyle mahkeme kararının bozulmasına yönelik uygulamaya devam edilmesinin, kanunun belirtilen açık düzenlemesi karşısında, mümkün olmadığı görülmektedir.

Hal böyle olunca, dairemizde yukarıda belirtilen içtihadın yeniden gözden geçirilerek değerlendirilmesi ihtiyacı doğmuştur. Mahkemece verilecek hükmün etkisi bakımından mecburi dava arkadaşlığı, maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ve şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı, maddi hukuka göre bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi zorunlu hallerde söz konusu olur (6100 sayılı HMK.m.59). Şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ise, kanunun özel hükümleri ve davanın niteliğinden kaynaklanan, birden fazla kişiye karşı dava açılmasının ve yürütülmesinin zorunlu olduğu hallerde oluşan dava arkadaşlığına denir (PEKCANITEZ Hakan/ATALAY Oğuz/ÖZEKES Muhammet, Medeni Usul Hukuku, 12. Bası, Ankara 2011, s.223). Şekli dava arkadaşlığı, gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılması ve taraflar arasındaki ilişkinin doğru karara bağlanmasını sağlamak için kabul edilmiştir. Bu durumda, dava konusu hukuki ilişki hakkında bütün dava arkadaşlarına yönelik tek ve aynı doğrultuda bir karar verme zorunluluğu yoktur. Ayrıca dava arkadaşlarının yaptıkları usulî işlemler birbirinden bağımsızdır.

4857 sayılı Kanun'un 2. maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarına göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçerli olup olmadığı veya muvazaaya dayanıp dayanmadığına yönelik re’sen yapılması gereken yargısal denetim, ilişkinin taraflarının, yani asıl işveren ve alt işverenin davada yer almalarını ve kendi hukuklarını koruyacak açıklama ve ispat haklarını zorunlu kılmaktadır. Aksince bir düşünce Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına ve 6100 sayılı Kanun’un 27. maddesinde öngörülen hukuki dinlenilme hakkına aykırılık teşkil eder. Buna göre, işe iade davalarına özgü olarak, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin söz konusu olduğu davalarda, davalı taraf yönünden bir çeşit şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığının mevcut olduğu kabul edilmelidir. Görüldüğü üzere, bu çözüm tarzı hem işçi hem de işveren yönünde hukuka uygun maddî ve usûlî bakımdan her iki tarafın haklarını korumasını sağlayan bir çözümdür.

Böyle olunca, işe iade davasının yalnızca asıl işveren veya alt işveren aleyhine açılması durumunda, mahkemece, dava hemen reddedilmemeli, davalı olarak gösterilmeyen asıl işveren veya alt işverene davanın teşmili için davacı tarafa süre verilmeli, verilen süre içinde, diğer dava arkadaşına teşmil edilirse davaya devam edilmeli, aksi halde dava usulden reddedilmelidir. Taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına yönelik olarak yapılacak inceleme sonucunda, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kanuna aykırı olarak kurulması veya muvazaaya dayanması nedeni ile feshin geçersizliğine yönelik karar gerçek işveren hakkında kurulmalı, geçersiz veya muvazaaya dayalı ilişkinin diğer tarafı hakkında sıfat yokluğu sebebiyle davanın reddine karar verilmelidir. Ancak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 327. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca taraf sıfatı olmadığı halde davacıyı, davalı sıfatı kendisine aitmiş gibi yanıltarak kendisine karşı dava açılmasına sebebiyet verdiği için, davanın sıfat yokluğu nedeni ile hakkındaki davanın reddine karar verilen taraf lehine vekalet ücreti takdir edilmemelidir.

Somut olayda davacı davasını şirkete karşı açmış ve muvazaa iddiasında da bulunmamıştır. 27.05.2015 günlü duruşmada da davalı şirkette işe başlamasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacının kayden son işvereni davalı şirkettir. Davanın asıl işverene yöneltilmediği gerekçesiyle reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.

Mahkemece yargılamaya bu şirket üzerinden devam edilmeli ve davacının iş akdinin fesih tarihi de gözetilerek dava şartları ve esas yönünden inceleme koşulları da bu şirket hakkında yapılmalıdır. Taraf delilleri toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.05.2016 gününde oybirliğiyle KESİN olarak karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 28365



YARGITAY 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/17384
KARAR NO : 2013/16599

DAVA :
Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme,davayı reddetmiştir.

Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi G. Demirci Yıldız tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, davacının belediyenin ihale ile davalıya verdiği işte çalışmakta iken, iş sözleşmesinin geçerli ve haklı bir sebep olmaksızın feshedildiğini ileri sürerek, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir.

Davalı Beykent şirketi vekili, davacının kendi işçisi olmayıp, Şehitkamil Belediye’den ihale ile aldıkları işte çalıştığını beyanla, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davacının iş sözleşmesinin feshinin haklı ve geçerli sebebe dayandığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Alt işveren işçisi tarafından, feshin geçersizliğine karar verilmesi istemiyle yalnızca alt işveren hakkında veya geçersizlik yahut muvazaa iddiasıyla sadece asıl işveren aleyhine açılan davalarda, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçersiz veya muvazaaya dayandığının belirlenmesine bağlı olarak, davalı olarak gösterilen kişinin işçinin gerçek işvereni olmadığının belirlenmesi halinde taraf sıfatı sorunu ortaya çıkmaktadır. Davanın taraf sıfatı yokluğu sebebi ile reddedilmesi halinde, gerçek işverene karşı açılacak davada işçi, çoğunlukla, işe iade davaları için öngörülen bir aylık dava açma süresini kaçırma tehlikesi ile karşılaşmaktadır. Böyle bir sonuç işçiyi mağdur edeceği gibi, bir aylık süre geçmemişse yeni bir dava açılmasını gerektirmesi sebebi ile usul ekonomisine de uygun düşmez. Gerek daha önce işe iade davalarına bakan Yargıtay 9. Hukuk Dairesince ve gerek Dairemiz tarafından davacının temsilcide yanıldığı veya taraf sıfatında maddi hataya düştüğü kabul edilmek suretiyle taraf değişikliği konusunda mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun katı kuralları aşılarak sorun çözülmeye çalışılmıştır.

Ne var ki işe iade davası asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açıldığında asıl işveren hakkında taraf sıfatı yokluğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmezken, sadece asıl işveren hakkında dava açılmışsa taraf sıfatının bulunmadığı ve taraf sıfatında yanılgı olduğunun kabulüne karar verilmesi sözü edilen çözümün çelişkisi olarak dikkat çekmiştir.

Öte yandan, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124. maddesinde kabul edilebilir yanılgıya dayanan iradi taraf değişikliği taleplerinin mahkemece kabul edilmesi yönünde düzenleme yapılmıştır. Ancak sözü edilen düzenlemede taraf değişikliğinin talep şartına bağlanması karşısında, hâkim tarafından bu hususta taraflara hatırlatmada bulunulması mümkün değildir. Bu sebeple talep olmadığı halde, taraf sıfatında maddi hataya düşüldüğünden söz edilmek suretiyle mahkeme kararının bozulmasına yönelik uygulamaya devam edilmesinin, kanunun belirtilen açık düzenlemesi karşısında, mümkün olmadığı görülmektedir.

Hal böyle olunca, dairemizde yukarıda belirtilen içtihadın yeniden gözden geçirilerek değerlendirilmesi ihtiyacı doğmuştur.
Mahkemece verilecek hükmün etkisi bakımından mecburi dava arkadaşlığı, maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ve şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı, maddi hukuka göre bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi zorunlu hallerde söz konusu olur (6100 sayılı HMK.m.59). Şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ise, kanunun özel hükümleri ve davanın niteliğinden kaynaklanan, birden fazla kişiye karşı dava açılmasının ve yürütülmesinin zorunlu olduğu hallerde oluşan dava arkadaşlığına denir (PEKCANITEZ Hakan/ATALAY Oğuz/ÖZEKES Muhammet, Medeni Usul Hukuku, 12. Bası, Ankara 2011, s.223). Şekli dava arkadaşlığı, gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılması ve taraflar arasındaki ilişkinin doğru karara bağlanmasını sağlamak için kabul edilmiştir. Bu durumda, dava konusu hukuki ilişki hakkında bütün dava arkadaşlarına yönelik tek ve aynı doğrultuda bir karar verme zorunluluğu yoktur. Ayrıca dava arkadaşlarının yaptıkları usulî işlemler birbirinden bağımsızdır.

4857 sayılı Kanun'un 2. maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarına göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçerli olup olmadığı veya muvazaaya dayanıp dayanmadığına yönelik re’sen yapılması gereken yargısal denetim, ilişkinin taraflarının, yani asıl işveren ve alt işverenin davada yer almalarını ve kendi hukuklarını koruyacak açıklama ve ispat haklarını zorunlu kılmaktadır. Aksince bir düşünce Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına ve 6100 sayılı Kanun’un 27. maddesinde öngörülen hukuki dinlenilme hakkına aykırılık teşkil eder. Buna göre, işe iade davalarına özgü olarak, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin söz konusu olduğu davalarda, davalı taraf yönünden bir çeşit şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığının mevcut olduğu kabul edilmelidir.

Görüldüğü üzere, bu çözüm tarzı hem işçi hem de işveren yönünde hukuka uygun maddî ve usûlî bakımdan her iki tarafın haklarını korumasını sağlayan bir çözümdür.

Böyle olunca, işe iade davasının yalnızca asıl işveren veya alt işveren aleyhine açılması durumunda, mahkemece, dava hemen reddedilmemeli, davalı olarak gösterilmeyen asıl işveren veya alt işverene davanın teşmili için davacı tarafa süre verilmeli, verilen süre içinde, diğer dava arkadaşına teşmil edilirse davaya devam edilmeli, aksi halde dava usulden reddedilmelidir.

Taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına yönelik olarak yapılacak inceleme sonucunda, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kanuna aykırı olarak kurulması veya muvazaaya dayanması nedeni ile feshin geçersizliğine yönelik karar gerçek işveren hakkında kurulmalı, geçersiz veya muvazaaya dayalı ilişkinin diğer tarafı hakkında sıfat yokluğu sebebiyle davanın reddine karar verilmelidir. Ancak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 327. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca taraf sıfatı olmadığı halde davacıyı, davalı sıfatı kendisine aitmiş gibi yanıltarak kendisine karşı dava açılmasına sebebiyet verdiği için, davanın sıfat yokluğu nedeni ile hakkındaki davanın reddine karar verilen taraf lehine vekalet ücreti takdir edilmemelidir.

Bu sebeple öncelikle davanın asıl işverene de yöneltilmesi gerekir. Davacıya davasını asıl işverene yöneltmesi için imkân tanınarak taraf teşkili sağlanmalı, delillerin toplanmasıyla işin esasına girilmelidir.

Taraf teşkili sağlandıktan sonra, davacı işçinin hizmet süresi nazara alınarak, dosya arasında bulunmayan davalı ve alt işveren şirket veya şirketler arasındaki hizmet alım sözleşmesi, teknik ve idari şartnameler davalı Belediyeden; iş yeri kayıtları ve işçi şahsi sicil dosyasıyla birlikte varsa fesih bildirimi alt işverenden celp edilmelidir.

Delillerin ve eksik belgelerin toplanmasının ardından, işin esasına girilerek taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı Kanun'un 2/6-7. maddesine uygun olup olmadığı veya muvazaaya dayanıp dayanmadığı belirlenmelidir. Taraf teşkili sağlanmadan işin esasına girilerek, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır. Taraf teşkili sağlandıktan sonra ise davalı işverenden kaza sebebiyle uğradığı zararı gösterir belgeler getirtilip dosya kapsamı alınmalı, feshe neden olan kazanın meydana gelmesinde kusur durumu, kusur oranlarıyla kusurun dağılımı duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmalı, kusur oranı ile zarar miktarı karşılaştırılarak 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/2-ı maddesinde yer alan fesih nedeninin oluşup oluşmadığı tespit edilmeli ve oluşacak sonuç uyarınca karar verilmelidir. Açıklanan hususlar yerine getirilmeksizin yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 04.07.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.


Dön Yargılama Usulü ve Avukatlık Hukuku