KAZAKİSTAN VATANDAŞININ İLTİCA TALEBİNİN REDDİ İLE SINIRDIŞI EDİLMESİ, TAZMİNAT

Cevapla
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28884
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
İletişim:

KAZAKİSTAN VATANDAŞININ İLTİCA TALEBİNİN REDDİ İLE SINIRDIŞI EDİLMESİ, TAZMİNAT

Mesaj gönderen Admin » 01 Oca 2019 00:59


AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

AMERKHANOV - TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 16026/12)


KARAR

STRAZBURG

5 Haziran 2018

İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinlik kazanacaktır. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.



Amerkhanov - Türkiye davasında,

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),

Başkan,

Robert Spano,

Yargıçlar,

Paul Lemmens,

Ledi Bianku,

Işıl Karakaş,

Valeriu Gritco,

Jon Fridrik Kjølbro,

Stéphanie Mourou-Vikström

ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımlarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Heyeti halinde toplanmış,15 Mayıs 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:



USUL



1. Davanın temelinde, Kazak vatandaşı Samat Amerkhanov (“başvuran”) tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi kapsamında, 12 Mart 2012 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkeme’ye yapılan 16026/12 no’lu başvuru bulunmaktadır.

2. Başvuran İstanbul’da görev yapan avukatlar A. Yılmaz ve S.N. Yılmaz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ise (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

3. 19 Mart 2012 tarihinde saat 16.22’de başvuranın avukatı Mahkeme İç Tüzüğü’nün 39. maddesine dayanarak Mahkeme’ye gönderdiği faksta başvuranın aynı gün 19.45’te gerçekleştirilmesi planlanan Kazakistan’a sınır dışı edilişinin durdurulmasını talep etmiştir.

4. Aynı gün saat 18.51’de başvuranın avukatı, talebini geç ibraz ettiği için Mahkeme’nin bu isteği değerlendirme durumunda olamayacağı konusunda bilgilendirilmiştir.

5. 12 Aralık 2016 tarihinde, başvuranın Kazakistan’a sınır dışı edilişine ve Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ndeki tutukluluğu sırasındaki kötü koşullara ilişkin şikâyetler, yukarıda bahsi geçen şikâyetlere ilişkin etkili hukuk yollarının olmayışı, başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ndeki tutukluluğunun kanuna aykırılığı iddiası, tutukluluk nedenlerine ilişkin bilginin başvurana aktarılmaması ve tutukluluğunun kanuna uygunluğunun sorgulanmasını ve tazminat talebinin Hükümete iletilmesini sağlayan etkili iç hukuk yollarının olmayışı Hükümete iletilmiş ve başvurunun geri kalanının Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3. maddesi uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.



OLAYLAR



I. DAVANIN KOŞULLARI



6. Başvuran 1989 doğumlu olup Kazakistan’ın Atırav şehrinde tutuklu bulunmaktadır.



A. Başvuranın Türkiye’ye gelişi, iltica prosedürü ve sınır dışı edilmesi




7. Başvuranın beyanına göre kendisi 2010’a kadar Kazakistan’ın Atırav şehrinde yaşamıştır. 2010 yılının Ocak ve Kasım ayları arasında başvuran sürekli olarak polis tarafından rahatsız edilmiş, gözaltına alınmış ve kötü muamele görmüştür. Ocak 2010’da başvuranın bir arkadaşı, kendisi ile başvuranın başka bir arkadaşı ile arasındaki kavgaya başvuranın şahit olduğunu polise söylemiş, bunun üzerine başvurandan karakola gitmesi istenmiştir. O gün polis tarafından ifadesi alınmıştır. Ertesi gün tekrar polis karakoluna çağrılmış ve bu sefer polis tarafından dövülmüştür. Ardından da bir kızı Müslümanlar gibi ibadet etmeye zorlamakla ve ona tecavüz etmekle suçlanmıştır. Sonunda gözaltından serbest bırakılmıştır. Başvuran ibadet eden ve sakalı olan bir Müslüman olduğu için böyle bir kötü muameleye maruz kaldığını düşünmüştür. Başvuran 27 Kasım 2010 tarihinde Kazakistan’dan ayrılıp Türkiye’ye gelmiştir. Daha sonra iki kere Suriye’ye ve ayrıca Gürcistan’a gitmiştir. Başvuran 21 Mayıs 2011 tarihinde turist vizesiyle Türkiye’ye tekrar giriş yapmıştır.

8. Başvuran 9 Haziran 2011 tarihinde Türkiye’den ikamet izni almak amacıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gitmiş, burada tutuklanmıştır.
Hükümet (i) 21 Mayıs 2011 tarihinde Türkiye’ye vardıktan sonra başvuranın milli güvenliğe tehdit oluşturduğu düşünülerek başvuran hakkında ülkeye giriş yasağı konulduğunu ve (ii) sınır dışı etmek amacıyla tutulduğunu ileri sürmüştür.

9. Başvuran, aynı gün Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ne nakledilmiştir.

10. Belirtilmemiş tarihlerde, başvuran yetkili makamlara ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) mülteci olarak tanınması için başvuruda bulunmuştur.

11. 15 Haziran 2011 tarihinde bir polis memuru iltica başvurusu bağlamında başvuranla bir görüşme gerçekleştirmiştir.

12. 28 Haziran 2011 tarihinde başvurana iltica başvurusunun reddedildiği polis tarafından bildirilmiştir.

13. 29 Haziran 2011 tarihinde UNHCR başvuran için bir sığınma başvurusu sahibi belgesi çıkartmıştır.

14. 5 Temmuz 2011 tarihinde başvuranın temsilcilerinden biri olan A. Yılmaz, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı yabancılar, hudut ve ilticadan sorumlu polis birimi nezdindeki başvuranın iltica talebinin reddedilmesine itiraz etmiştir. Avukat yetkililerden kararı gözden geçirmelerini ve başvuranla ikinci bir görüşme yapmalarını istemiştir.

15. 11 Temmuz 2011 tarihinde A. Yılmaz, müvekkilinin serbest bırakılması için İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi’ne başvurmuştur. Başvuranın avukatı ayrıca başvuranın kötü tutukluluk koşullarında tutulduğunu vurgulamıştır. Söz konusu başvuruya cevap almamıştır.

16. 16 Ağustos 2011 tarihinde polis, başvuranla ikinci bir görüşme gerçekleştirmiştir. Bu görüşmede başvuran Kazakistan’a sınır dışı edildiği takdirde polis tarafından ölüm riski ve baskıyla karşı karşıya kalacağını iddia etmiştir. Başvuran ifadesinde daha önceden Kazakistan’da polis tarafından kötü muamele gördüğünü ve yetkililerin kendisi gibi dindar insanları suç tasnii ile hapse attığını iddia etmiştir.

17. 22 ve 25 Ağustos 2011 tarihlerinde A. Yılmaz müvekkilinin serbest bırakılması için polise iki başvuru daha yapmıştır. Başvuranın siyasi nedenlerle Kazakistan yetkilileri tarafından arandığını ve ülkesine sınır dışı edildiği takdirde dini görüşleri nedeniyle zulme uğrayacağını, işkence ve kötü muameleye maruz kalacağını ileri sürmüştür. 22 Ağustos 2011 tarihli dilekçesini desteklemek için başvuranın avukatı, başvuranın söz konusu zamanda yürürlükte olan Kazakistan Ceza Kanunu’nun 257 § 3. maddesince yasaklanan “holiganlık” suçu işlediği şüphesiyle Atırav’daki kamu yetkilileri tarafından arandığını ileri sürmüştür. Ayrıca Nisan 2011’de Kazakistan’da yayımlanan, başvuran için tutuklama kararı verildiğini gösteren bir gazete sayfasının nüshasını da ibraz etmiştir.

18. Başvuran, 13 Eylül 2011 tarihinde Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nden serbest bırakılmıştır. İltica başvurusunun kararı belirlenene kadar başvurana Sakarya şehrine gitmesi ve orada yaşaması emredilmiştir.

19. Başvuran, 29 Eylül 2011 tarihinde 15 Mart 2012 tarihine kadar yaşadığı Sakarya’ya gitmiştir.

20. 24 Ekim 2011 tarihinde başvurana 20 Mayıs 2012 tarihine kadar geçerli ikamet izni verilmiştir.

21. 3 Kasım 2011 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı İnterpol-Europol Dairesi, ülkesinde suç işlediği şüphesi olduğundan dolayı başvuranın savcılık yetkilileri ve Kazakistan İnterpol Bürosu tarafından arandığını bildirerek Yabancılar Hudut İltica Dairesi’nden(yine Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı) başvuran ile ilgili bilgi verilmesini istemiştir. 1 Aralık 2011 tarihinde Yabancılar Hudut İltica Dairesi Başkan Yardımcısı, İnterpol-Europol Dairesi’ne başvuranın iltica talebinde bulunduğunu ve Sakarya’da ikamet ettiğini ve başvurana “holiganlık” nedeniyle dava açıldıktan sonra 24 Ekim 2011 tarihinde kendisine verilen giriş yasağının uzatıldığını bildirmiştir. Yabancılar Hudut İltica Dairesi, İnterpol-Europol Dairesi’nden başvuranın ve Kazakistan’daki ailesinin güvenliği için Kazakistan yetkililerine bilgi verilmemesini talep etmiştir.

22. 15 Mart 2012 tarihinde başvurana 2 Mart 2012 tarihli iltica başvurusunun reddedildiğini ve ikincil korumadan da yararlanamayacağı bilgisini içeren bir belge verilmiştir. Belge başvurana Türkiye sınırları içerisine girmesinin yasaklandığının ve Türkiye sınırları içerisine girmeye çalışırsa sınır dışı edileceğinin bilgisini vermiştir. Aynı gün başvuran tutuklanmıştır.

23. 16 ve 19 Mart 2012 tarihlerinde A. Yılmaz müvekkilinin serbest bırakılması için İçişleri Bakanlığı’na iki başvuru yapmıştır. Avukat başvurandan bir telefon aldığını, kendisinin işkenceye maruz kalacağı Kazakistan’a sınır dışı edileceğini belirtmiştir.

24. 19 Mart 2012 tarihinde, başvuran Kazakistan’a sınır dışı edilmiştir.

25. 27 Mayıs 2013 tarihli bir mektupta Sayın Yılmaz başvuranın Kazakistan’a geri döndükten sonra Kazakistan güvenlik güçlerinin nezaretine bırakıldığını ve Atırav Hapishanesi’nde gözaltında tutulduğunu ibraz etmiştir. Avukat başvuranın Kazakistan’da kötü muameleye maruz kalıp kalmadığı konusunda belgeyle destekli bir bilginin olmadığını belirtmiştir.



B. İdari mahkemeler nezdindeki yargısal işlemler



26. 22 Mart 2012 tarihinde A. Yılmaz Bakanlığın başvuranın iltica başvurusunun reddedilmesi ve başvuranın Türkiye’den sınır dışı edilmesi kararlarının iptali için Ankara İdare Mahkemesi’ne başvurmuştur. Başvuranın Ankara İdare Mahkemesi nezdindeki yargısal işlemleri sonuçlanana kadar sınır dışı edilmesi kararının uygulanmasının durdurulmasını talep etmiştir. Dilekçesini desteklemek için, başvuranın avukatı Atırav polis biriminin İnternet sitesinden indirdiği başvuranın tutuklama kararının verildiği bir belgeyi de dâhil ederek birkaç belgeyi Ankara İdare Mahkemesi’ne ibraz etmiştir. Ayrıca Mahkeme’ye de ibraz edilen bu belge başvuranın adını, fotoğrafını ve aleyhindeki suçlamaları içermektedir (Kazakistan Ceza Kanunu 257 § 3. maddesi uyarınca “holiganlık”). Ayrıca 22 Ağustos 2011 tarihinde polise ibraz ettiği başvuraniçin tutuklama kararı verildiğini gösteren gazete sayfasını da ibraz etmiştir (bk. yukarıda 17. paragraf).

27. 11 Mayıs 2012 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi başvuranın sınır dışı edilmesiyle ilgili uygulamayı durdurma talebini reddetmiştir.

28. 13 Şubat 2013 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi başvuranın 22 Mart 2012 tarihli başvurusunu reddetmiştir. Bu kararda İdare Mahkemesi, Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan aldığı bilgiye göre başvuranın uluslararası terörizme dâhil olduğunu ve Türkiye’deyken terör eylemleri gerçekleştirdiğini belirtmiştir. Ankara İdare Mahkemesi ayrıca idari yetkililerin başvuranın zulümden korkması için bir sebep olmadığı ve mülteci olarak sayılabilmesi için gerekli koşulları karşılamadığı kararına vardığından dolayı başvuranın iltica başvurusunun reddedildiğini belirtmiştir. İdare Mahkeme dava dosyasındaki belgelere dayanarak başvuranın iltica başvurusunu reddetme ve başvuranı Türkiye’den sınır dışı etme idari kararlarının meşru olduğu sonucuna varmıştır.

29. Başvuranın temyize gitmesinden sonra, 27 Nisan 2016 tarihinde Danıştay 13 Şubat 2013 tarihli kararı onaylamıştır.



C. Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ndeki tutulma şartları



1. Başvuranın açıklaması



30. 9 ve 13 Eylül 2011 tarihleri arasında başvuran Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde tutulmuştur. Başvuran, bu dönemde merkezin aşırı kalabalık olduğunu iddia etmiştir. Tutulu bulunduğu süre boyunca dışarıda egzersiz yapmasına ve herhangi bir sosyal aktivitede bulunmasına izin verilmemiştir. Başvuran ayrıca merkezde hijyen problemlerinin olduğunu ve verilen gıda miktarının az olduğunu iddia etmiştir.



2. Hükümetin açıklaması



31. Hükümet başvuranın tutulduğu Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nin 300 kişilik kapasitesinin olduğunu ve 9 Haziran - 13 Eylül 2011 tarihleri arasında toplamda 100 - 150 arasında kişinin tutulduğunu ibraz etmiştir. Tutulanlar üç katta kalmıştır: İlk iki kat erkeklere ve üçüncü kat kadınlara tahsis edilmiştir. İlk katta 50, 58, 76 ve 84 metrekare ölçülerinde dört yatakhane vardır. İkinci katta 50, 58, 69, 76 ve 84 metrekare ölçülerinde beş yatakhane vardır. Erkekler için tahsis edilmiş on odada 120 ranza vardır ve tüm odalardoğal ışık almaktadır. Ayrıca kat başına 69 metrekare ölçüsünde her katta her gün kahvaltı, öğlen yemeği ve akşam yemeğinin verildiği kafeteryayla beraber beş duş ve altı tuvalet bulunmaktadır. Eğer fiziksel şartlar ve müsait personel sayısı uygunsa kişilerin dışarıda egzersiz yapma hakkı vardır. Binada her hafta doktor bulunmaktadır ve ayrıca acil durumlarda kişilerin sağlık yardımına erişimleri vardır. Tesisteki hijyen konusuna gelince, tam zamanlı çalışan altı temizlik görevlisi mevcuttur ve sabun gibi temizlik ürünleri düzenli olarak temin edilmiştir.



II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI



32. Söz konusu zamanda yürürlükte olan ilgili iç hukuk ve uygulamasının yabancı uyrukluların sınır dışı edilmesiyle ilgili tanımı Abdolkhani ve Karimnia – Türkiye davasında (no. 30471/08, §§ 29-43, 22 Eylül 2009) bulunmaktadır.



III. İLGİLİ ULUSLARARASI MATERYALLER



A. Birleşmiş Milletler Belgeleri



1. Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite’nin 12 Aralık 2008 ve 12 Aralık 2014 tarihli Kazakistan ile ilgili Sonuç Gözlemleri



33. BM İşkenceye Karşı Komite Kazakistan hakkında 12 Aralık 2008 tarihli Nihai Gözlemlerinde (CAT/C/KAZ/CO/2) aşağıdaki gözlemlerde bulunmuştur:



“...7. Komite, kolluk kuvvetlerinin aydınlatılan suçlara göre belirlenen başarı kriterlerini karşılamak amacıyla genellikle “ihtiyari itiraf” veya ceza yargılamalarında kanıt olarak kullanmak üzere bilgi almak için cinsel taciz ve tecavüz tehdidi de dâhil olmak üzere sık sık işkence ve kötü muamelede bulunmasına ilişkin iddialar hakkında endişelenmektedir (mad. 2, 11 ve 12). ...

8. Komite özellikle Milli Güvenlik Komitesi (MGK) tarafından yürütülen ulusal ve bölgesel güvenlik ve terörle mücadele operasyonları bağlamında, İçişleri Bakanlığı veya Milli Güvenlik Komitesi’nin yargı yetkisi kapsamındaki geçici gözaltı izolasyon tesisleri (IV) ve soruşturma izolasyon tesislerindeki (SIZO) işkence veya diğer kötü muamele iddiaları hakkında endişelenmektedir. Komite, MGK’nin sığınmacılar ve İslami gruplar veya İslami partilerin üyeleri veya şüpheli üyeleri gibi hassas grupları veya ulusal ve bölgesel güvenlik tehdidi olarak görülen grupları hedef almak için terörle mücadele operasyonları yaptığını özel ilgili raporlarla belirtmiştir (mad. 2) ...”



34. Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite tarafından Kasım 2010 tarihli kırk beşinci oturumda incelenen ve Şubat 2011 tarihinde yayımlanan “Kazakistan’ın üçüncü dönemsel raporunun ibrazından önceki sorunlar listesi” isimli belgede, ilgili olduğu ölçüde, aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:



“ ...Madde 2

3. 2008 yılındaki bir önceki dönemsel raporun değerlendirilmesinden beri Komite’nin elindeki bilgiye göre, kolluk kuvvetleri tarafından yapılan cinsel taciz ve tecavüz dâhil olmak üzere işkence ve kötü muamele muhatap Devlet için ciddi bir endişe sorunu olup istisnai veya nadir durumlarda gerçekleşmemektedir.”



35. 12 Aralık 2014 tarihli Kazakistan hakkındaki Nihai Gözlemlerinde (CAT/C/KAZ/CO/3), BM İşkenceye Karşı Komite aşağıdaki gözlemlerde bulunmuştur:



“7. Komite yukarıda belirtilen işkence ve kötü muameleyi engellemek ve insan haklarının korunması ile ilgili kanunlar ve politikaları güçlendirmeyi hedefleyen önlemlerin muhatap Devlet tarafından alınmasını memnuniyetle karşılarken, bu kanunlar ve politikaların tutarsız bir şekilde uygulanması hakkındaki raporlar nedeniyle endişelenmeye devam etmektedir. Komite, İçişleri Bakanlığı veya Milli Güvenlik Komitesi’nin yargı yetkisi kapsamındaki geçici gözaltı izolasyon tesisleri (IVS) ve geri gönderme merkezlerindeki (SIZO) “ihtiyari itiraf” veya ceza yargılamalarında kanıt olarak kullanmak üzere bilgi almak için kolluk kuvvetlerinin cinsel taciz ve tecavüz tehdidi de dahil olmak üzere işkence ve kötü muamelede bulunmasına ilişkin süregelen iddialar hakkında endişelenmektedir (mad. 2)...”



2. Eski Birleşmiş Milletler İşkence Özel Raportörü’nün 16 Aralık 2009 tarihli raporu



36. 5 Mayıs 2009 tarihinden 13 Mayıs 2009 tarihine kadar işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezalandırma konusunda eski Birleşmiş Milletler Özel Raportörü Manfred Nowak Kazakistan’a bir ziyaret gerçekleştirmiştir. İnsan Hakları Konseyi’ne ibraz ettiği 16 Aralık 2009 tarihli bu raporunda Nowak, diğerlerinin yanı sıra aşağıdakileri gözlemlemiştir:



“...Son yıllarda hapishanelerdeki fiziksel şartlar ve gıda tedariki uluslararası minimum standartların seviyesine getirilse de, hapishane sistemlerinin bireysel suçlunun cezalandırılması yerine rehabilitasyon uygulaması ve yeniden kazandırılmasının odak noktası haline getirilmesi gibi uluslararası insan hakları hukukunun en önemli gerekliliklerinden biri henüz gerçekleştirilmemiştir; Kanunlarca şart koşulan dış dünya ile temas kısıtlamaları bu ilkeyle çelişmektedir. Bir başka büyük sorun ise mahkûmlar arasındaki hiyerarşinin ayrımcı uygulamalara ve bazen de şiddete yol açtığı görülmesidir.

Aynı durum tutuklu yargılanma ve gözaltı tesisleri için de geçerlidir. İçişleri Bakanlığı, Milli Güvenlik Komitesi ve Adalet Bakanlığı’nın ön duruşma tesislerine fiziksel şartlar ve gıda tedariki açısından iyileştirmeler yapıldığı görülmektedir; ancak genelde uzun dönemler halinde dış dünya ile temasın neredeyse tamamen reddedilmesi açıkça masumiyet karinesi ile çelişmekte ve şüpheliler üzerinde orantısız psikolojik baskı yaratmaktadır.

Kamu görevlileri, yargıçlar, avukatlar ve sivil toplum temsilcileriyle yapılan tartışmalara, şiddet mağdurları ve özgürlüklerinden mahrum kalmış kişilerle yapılan görüşmelere dayanarak Özel Raportör işkence ve kötü muamele kullanımının kesinlikle istisnai durumların ötesinde olduğu sonucuna varmıştır. Şüphelilerden itiraflar almak için elle ve yumrukla dövme, kumla doldurulmuş plastik şişe ve polis coplarıyla dövme ve tekmeleme, plastik torbalarla ve gaz maskesi ile havasız bırakma gibi birçok güvenilir iddia almıştır. Birçok durumda bu iddialar adli tıbbi kanıtla desteklenmiştir...”



3. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin otuz beşinci yıllık raporu



37. 28 Temmuz 2011 tarihinde kabul edilen BM İnsan Hakları Komitesi’nin otuz beşinci yıllık raporu (A/66/40 (Cilt I)), Kazakistan ile ilgili olduğu ölçüde, aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:

“...(8) Komite muhatap Devlet’in terör eylemlerini cezalandırmak üzere uygun mevzuatın oluşturulması da dâhil olmak üzere, bu tür eylemlerle mücadele için önlemler alma ihtiyacını farkında olmasına rağmen, kolluk kuvvetlerinin terörle mücadele için eylemlerinde sığınmacılar ve İslami grupların üyeleri gibi hassas grupları hedef almasına yönelik raporları esefle karşılamaktadır (mad. 2 ve 26).

Muhatap Devlet kolluk kuvvetlerinin terörle mücadele eylemlerinin bireyleri yalnızca konumlarına veya dini inançlarına ve gösterilere göre hedef almamasını sağlamak için önlemler almalıdır. Ayrıca muhatap Devlet herhangi bir terörle mücadele önleminin Sözleşme’ye ve uluslararası insan hakları hukukuna uyumlu olmasını sağlamalıdır. Bu bağlamda muhatap Devlet gelecek dönemsel raporda dâhil olması için terörle mücadele mevzuatları uygulaması ve bunun Sözleşme uyarınca haklardan faydalanmayı nasıl etkileyeceği üzerine kapsamlı veri toplamalıdır.

...

(14) Komite, İşkenceye Karşı Komitenin tavsiyelerinin uygulanması üzerine 2010-2012 için bir eylem planının kabul edilmesini kaydederken artan işkence raporları ve Özel Vekillerin işkence iddialarına dair yapılan incelemelerin oranının düşüklüğü nedeniyle duyduğu endişeyi ifade etmektedir. Komite aynı zamanda ölüme yol açan işkencenin Ceza Kanunu Madde 347-1’e göre azami cezasının (10 yıl hapis) çok az olmasından dolayı kaygı duymaktadır (Mad. 7.).

Muhatap Devlet, diğerlerinin yanı sıra, kolluk kuvvetlerinin görevini kötüye kullanması iddialarına yönelik bağımsız incelemeler yürütülmesi için Özel Vekillerin yetkisini artırarak işkenceye son vermek için gerekli tedbirleri almalıdır. Bu bağlamda, muhatap Devlet kolluk kuvvetlerinin işkencenin önlenmesi ve kötü muamele konusunda eğitime tabi tutulmaya, 1999 tarihli İşkence ve Diğer Zalimane İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için EI Kılavuzunun (İstanbul Protokolü) kolluk kuvvetleri için düzenlenen tüm eğitim programlarına dahil edilmesi yoluyla devam etmesini sağlamalıdır. Bu nedenle muhatap Devlet, tüm işkence ve kötü muamele iddialarının etkin bir şekilde incelenmesini, faillerinin kovuşturulmasını ve uygun cezalarla cezalandırılmasını ve mağdurların zararlarının yeterli düzeyde karşılanmasını sağlamalıdır. Bu bakımdan muhatap Devlet, işkenceye yönelik cezalarının bu tür suçların nitelik ve ağırlığı ile orantılı bir şekilde uygulanmasını sağlamak için Ceza Kanunu’nu gözden geçirmeye teşvik edilimektedir. ...”



B. ABD Dışişleri Bakanlığı Raporları



38. İnsan Hakları Konseyi’ne ibraz ettiği 16 Aralık 2009 tarihli bu raporunda Nowak, diğerlerinin yanı sıra, aşağıdakileri gözlemlemiştir:



“İşkence kanunen yasaktır; ancak, polis ve hapishane görevlileri, genellikle itiraf etmelerini sağlamak amacıyla tutukluları sıklıkla dövmekte ve istismar etmektedir...

İnsan hakları aktivistleri işkencenin yasal tanımının oldukça belirsiz olduğunu ve BM standartlarına uymadığını, aynı zamanda suça ilişkin cezaların çok hafif olduğunu kaydetmiştir. Savcılık Genel Müdürlüğü, Başkanlık İnsan Hakları Komisyonu ve insan hakları ombudsmanı bazı kolluk görevlilerinin işkenceye ve diğer yasal olmayan sorgulama yöntemlerine başvurduğunu kabul etmiştir. İnsan hakları ve diğer uluslararası yasal gözlemciler, soruşturma ve kovuşturma uygulamalarının sanığın suçunu itiraf etmesine, sanığa karşı uygulanacak bir cezai işlem için diğer bulguların toplanmasından daha çok önem vermiştir. Mahkemeler genel olarak görevlilerin işkence veya baskı ile elde ettiği sanık iddialarını genellikle ihmal etmiştir.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Ofisi ve birçok STK tarafından Ekim 2010’da yürütülen bir bir etkinlikte, BM işkence ve diğer zalimane insanlık dışı aşağılayıcı muamele veya cezalar özel raportörü Manfred Nowak, kendi değerlendirmesine göre Kazakistan’da işkencenin yaygın olmadığını, ancak cezasız kalma kültürü nedeniyle polisin, itiraf edilmesini sağlamak için ağır dayak ve nefessiz bırakma gibi uç yöntemler kullanmasına yol açtığını belirtmiştir. Nowak polisin nadiren işkence şikâyetlerini soruşturduğunu belirtmiştir.

...Yerel STK’lar, hükümetin işkencenin bir sorun olduğunu açıkça kabul ettiğini bildirmiştir.

...”

39. Amerika Birleşik Devletleri 2012 tarihli, Kazakistan’daki İnsan Hakları Uygulamaları Hakkındaki Raporunda, diğerlerinin yanı sıra, aşağıda belirtilenleri kaydetmiştir:



“İşkence kanunen yasaktır; ancak, polis ve hapishane görevlileri, iddiaya göre itiraf etmelerini sağlamak veya onları buna zorlamak amacıyla tutuklulara sıklıkla işkence etmekte ve onları istismar etmektedir. Örneğin, Kazakistan Uluslararası İnsan Hakları Bürosu’ndan bir temsilci, mahkûmlarda kabuklanmış cilt, açık yaralar, morluklar ve aşırı soğuğa maruz kalma gibi fiziksel işkence belirtileri gözlemlediğini bildirmiştir. Temsilci aynı zamanda makamların genellikle insan hakları gözlemcilerin cezai sürgün yerlerindeki koşulları gözlemlemelerine izin vermediğini kaydetmiştir. STK temsilcilerinden oluşan Kamu İzleme Komisyonu üyeleri, Kostanai’deki bir cezai sürgün yerindeki mahkûmlarla görüşmüştür. Görüşmenin ardından makamlar grubun aldığı notlara el koymuş ve anlatılana göre komisyona şikâyette bulunan mahkûmları dayak ve hücrede bırakma şeklinde cezalandırmıştır.

Yerel STK’lara göre, suçun itirafı için en çok ön duruşma gözaltı merkezlerinde işkence yapılmıştır.

Makamlar Güney Kazakistan’daki Saragaş Bölgesindeki iki polis memurunun hırsızlıkla suçlanan üç tutuklunun itiraf etmesi için tutuklulara işkence ile suçlamıştır. Polis memurları iddiaya göre tutukluların başlarına plastik poşetler geçirmiş ve onlara elektrik şoku ile işkence etmişlerdir.

... Devlet başkanına insan haklarına ilişkin meseleler üzerine tavsiyelerde bulunan Kazakistan İnsan Hakları Komisyonu’nun 2011 yılında bazı kolluk görevlilerinin işkenceye ve diğer yasal olmayan sorgulama yöntemlerine başvurduğunubildirmiştir.
Komisyon, işkence şikâyetlerini etkin biçimde inceleyen bağımsız kurumlar olmadığını belirtmiştir...

İnsan hakları ombudsmanı mahkûm ve tutukluların şikâyetlerini gözden geçirmiş ve kolluk görevlilerinin, mahkûm ve tutukluların itiraf etmesi için onları istismar ettiği veya onlara işkence uyguladığı sonucunu çıkarmıştır...”



C. Uluslararası Af Örgütünün Raporları



40. Uluslararası Af Örgütü’nün 27 Mayıs 2010 tarihli “2010 Dünyada İnsan Haklarının Durumu” raporundaki Kazakistan’a ilişkin bölümde, ilgili olduğu ölçüde, aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:



“...İşkence altında alınan itiraflar mahkemelerde kanıt olarak kullanılmaya devam etti. Ceza yargılamaları uluslararası adil yargı standartlarının gerisine düştü. Özellikle Ulusal Güvenlik Servisi görevlilerince ulusal güvenlik adına yapılan operasyonlarda ve terörizme ve yozlaşmaya karşı mücadelede güvenlik güçlerince yapılan işkence ve kötü muameleler yaygınlığını sürdürdü.

... İşkence ve diğer kötü muameleler

Kasım ayında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kaboulov Ukrayna’ya karşı davasında aralarında Amir Damirovich Kaboulov’un da olduğu birçok şüpheli suçlunun işkence veya insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye maruz kalacaklarına dair ciddi risk varken Kazakistan’a yollanmalarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü Maddesi ile çeliştiğine karar verdi.

Ceza yasasında ve ceza usul yasasında kötü muameleye karşı yapılan değişikliklere rağmen, işkence ve diğer kötü muameleler yaygınlığını korudu. İddialara göre işkence altında alınan itiraf suç davalarında hala kanıt olarak kullanılmaya devam etti ve bireyler hala ulusal yasanın izin verdiği üç saatten uzun bir süre kayıt dışı olarak gözaltında kalmaya devam etti. Tutukluluğun açık tarifinin olmaması BM İşkenceye Karşı Komitesi’nin 2008 yılının Kasım ayında bulunduğu önermelere rağmen hala ele alınmadı.

2009 yılının Mayıs ayında Kazakistan’a yaptığı ziyaretinde BM işkence Özel Raportörü “elle ve yumrukla dövme, kumla doldurulmuş plastik şişe ve polis coplarıyla dövme gibi birçok ‘güvenilir iddia’ aldığını” ve kendisine “şüphelilerden itiraflar almak için tekmeleme, plastik torbalarla ve gaz maskesi ile havasız bırakma yapıldığı sonucuna vardı. Birçok olayda bu kanıtlar adli tıp kanıtları ile desteklendi.”



41. Uluslararası Af Örgütünün 13 Mayıs 2011 tarihli “2011 Dünyada İnsan Haklarının Durumu” başlıklı raporundaki Kazakistan’a ilişkin bölümde, ilgili olduğu ölçüde, aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:

“...Yetkililer, bağımsız kamu gözlemcileri için tutukevlerine erişimin genişletilmesi ve açıkça işkenceye karşı sıfır tolerans politikasını benimseme dâhil olmak üzere işkenceyi önlemek için birçok adım attı.

Kazakistan’ın insan hakları kayıtları Şubat ayında BM Evrensel Periyodik İnceleme kapsamında değerlendirildi. Hükümet delegasyonu sunumunda Kazakistan makamlarının işkenceye karşı sıfır tolerans politikasına bağlı olduklarını ve “tüm işkence kalıntıları tamı tamına yok edilene dek rahat etmeyeceklerini” yineledi.

Şubat ayında hükümet bağımsız bir tutuklama izleme mekanizması olan Ulusal Koruma Mekanizmasının (NPM) oluşturulması sürecini üç seneye kadar erteledi. Ancak, Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşmeye Ek İhtiyari Protokol kapsamındaki yükümlülükleri doğrultusunda makamlar, yerel ve uluslararası STK’larla yakın işbirliği içerisinde Ulusal Koruma Mekanizması için yasal bir çerçeve geliştirmeye devam etti. Nisan’da Başsavcılık, Uluslararası Af Örgütü’ne Ulusal Güvenlik Hizmeti’nin (NSS) duruşma öncesi gözaltı merkezlerine erişim için Bağımsız Kamu İzleme Komisyonları üyelerine eşi görülmemiş bir hak tanındığını belirterek, 2009’da dört ziyaret, 2010’dan on ziyaret yapıldığını söyledi.

Atılan bu adımlara rağmen, polis gözetimi altındaki insanlar hem karakolda tutukluluklarının resmi tescilinin yapılmasından önce ve sonra sıklıkla işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldıklarını bildirdi. Kolluk görevlileri, gözaltı konusundaki tutukluları tutuklandıktan 3 saat sonra tescil etmelerini gerektiren mevcut kanuna uymakta başarısız oldu.

Ekim ayında BM İşkence Özel Raportörü Kazakistan’ı gözaltı ve hapis sisteminde yapılan işkence ve diğer kötü muamelenin tam durumunu gizlemeye devam etmekle suçladı...”



KANUN



I. BAŞVURANIN KAZAKİSTAN’A GÖNDERİLMESİ NEDENİYLE SÖZLEŞME’NİN 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI



42. Başvuran, Sözleşme’nin 3. ve 13. maddeleri kapsamında, ülkesine döndüğü takdirde işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalma riskiyle karşı karşıya olduğu iddiası hakkında, söz konusu risk ilgili zamanda var olmasına rağmen, herhangi bir değerlendirme yapılmadan Kazakistan’a sınır dışı edilmesi nedeniyle şikâyetçi olmuştur.

Sözleşme’nin 3. ve 13. Maddelerinde aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:



“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”



“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.”



43. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.



A. Sözleşme’nin 3. Maddesi



1. Kabul Edilebilirlik

Hükümet, başvuranın kendisine ilişkin giriş yasaklarının kaldırılması için idari mahkemelere başvuramadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, Danıştay’ın 27 Nisan 2016 tarihli kararının ardından Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş olması gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın, Sözleşme’nin 35 § 1. maddesi kapsamında, kendisine sunulan iç hukuk yollarını tüketmediği sonucuna varmıştır.

45. Başvuran, Hükümet tarafından atıfta bulunulan idare mahkemeleri nezdindeki hukuk yolunun etkili olmadığını belirtmiştir. Başvuran ayrıca, Hükümet’in iddiasının aksine, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmasının, bu hukuk yolunun yalnızca 23 Eylül 2012 tarihinden sonra meydana gelen olaylarla ilgili olarak kullanılabilmesi nedeniyle mümkün olamayacağını ileri sürmüştür.

46. Mahkeme, öncelikle, Hükümet tarafından önerilen ilk hukuk yolunun, yani başvuran hakkında verilen giriş yasaklarının kaldırılması için idari mahkemelere başvurmasının, başvuranın yukarıda belirtilen 3. madde kapsamındaki şikâyeti ile ilgili olmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca, başvuran, şikâyetlerinin özünü hem idari makamlar hem de idare mahkemeleri önünde gündeme getirmiştir. Mahkeme bu nedenle Hükümet’in itirazının bu kısmını reddetmektedir.

47. Hükümet’in ön itirazının ikinci kısmına ilişkin olarak, yani başvuranın Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru ile hukuk yolunu kullanmada başarısız olmasıyla ilgili olarak Mahkeme, ilgili hukuk yolunun, Anayasa değişikliklerini müteakip 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girdiğini kaydetmektedir. Yeni hukuk yolunun ana yönlerini inceleyen Mahkeme, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşmiş olan tüm kararlara ilişkin olarak Türk Parlamentosunun Anayasa Mahkemesine, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunda, prensip olarak, doğrudan ve hızlı bir şekilde tazminat ödenmesini sağlayan yetkiler verdiğini tespit etmiş ve bunun kullanılması gereken bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (bk. Hasan Uzun - Türkiye davası (Karar), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013). Mahkeme, Hasan Uzun davasından farklı olarak, başvuran 19 Mart 2012 tarihinde Kazakistan’a sınır dışı edildiği zaman Anayasa Mahkemesi’ne “bireysel başvuru” hukuk yolunun getirilmemiş olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle Başvuran bu hukuk yolunu, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca Mahkeme’den 19 Mart 2012 tarihinde Kazakistan’a sınır dışı edilmesini durdurma talebinde bulunmadan önce arayamamıştır. Ayrıca, yabancı uyruklu vatandaşların sınır dışı edilmesi bağlamında yalnızca sınır dışı edilmenin engellediği bir yargı denetimi etkili bir hukuk yolu olarak görülebileceğinden, hükümetin iddia ettiği gibi 23 Eylül 2012 tarihinde bu hukuk yolunun yürürlüğe girmesinin ardından başvuranın bu hukuk yolunu kullanma mecburiyeti bulunmamaktaydı (bk. Abdolkhani ve Karimnia - Türkiye, no. 30471/08, § 58, 22 Eylül 2009 ve içerisinde yer alan davalar). Dolayısıyla, Mahkeme bu nedenle Hükümet’in itirazının bu kısmını da reddetmektedir.

48. Ayrıca, Mahkeme Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca, bunun hiçbir şekilde kabul edilemez olmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla, kabul edilebilir olarak nitelendirilmelidir.



2. Esaslar



a. Tarafların beyanları



49. Başvuran, Kazakistan’a sınır dışı edilmesinin o ülkede kendisine yöneltilen suçlamalar nedeniyle, kendisini ciddi bir kötü muamele riskine maruz bıraktığını ileri sürmüştür. Bu bakımdan idari makamların, Kazakistan’a gönderilmesi halinde ciddi bir kötü muamele riskiyle karşı karşıya kalacağı iddiasını değerlendirmeden iltica talebini reddettiğini ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, sınır dışı edilmeden önce sınır dışı edilmesine ilişkin emre itiraz etme imkânına sahip olmadığını belirtmiştir.

50. Hükümet, başvuranın uluslararası terörizmle ilişkisi olduğundan şüphelenildiği ve başvuranın terörizm ile ilişkisi Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından teyit edildiği için Türk topraklarına girmesinin yasaklandığını ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, başvuranın Kazakistan’a sınır dışı edilmesi durumunda karşı karşıya olacağını ifade ettiği kötü muamele riskine ilişkin iddialarını kanıtlayamadığını ileri sürmüştür. Hükümet, Ankara İdare Mahkemesi’nin davayı reddetmeden önce başvuranın iddialarına ilişkin bir değerlendirme yaptığını belirtmiştir.



b. Mahkeme’nin değerlendirmesi



Uluslararası hukukun bir gereği ve Sözleşme’den doğanlar da dâhil olmak üzere antlaşma yükümlülüklerine tabi olarak, Sözleşme’ye Taraf Devletlerin yabancıların girişini, ikametini ve sınır dışı edilmesini kontrol etme hakkına sahip olması, Mahkeme’nin yerleşik içtihadıdır. Ancak, bir Taraf Devletin sınır dışı etme eylemi 3. madde kapsamında bir soruna yol açabilir ve bu nedenle Sözleşme kapsamında söz konusu kişinin sınır dışı edilmesi halinde 3. maddeye aykırı muameleye maruz kalmaya yönelik ciddi bir riskle karşı karşıya olduğuna inanmak için sağlam gerekçelerin gösterilmesi durumunda bu Devlete sorumluluk yüklemektedir. Böyle bir durumda 3. madde, söz konusu kişiyi o ülkeye sınır dışı etmemeye dair bir yükümlülüğe işaret etmektedir (bk. Saadi - İtalya [BD], no. 37201/06, §§ 124-125, AİHM 2008; F.G. - İsveç [BD], no. 43611/11, § 111, AİHM 2016; ve J.K. Ve Diğerleri - İsveç [BD], no. 59166/12, § 79, AİHM 2016). Ayrıca, 3. maddenin Avrupa Konseyi’ni oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini içerdiği ve işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da cezalandırmayı mutlak anlamda yasakladığı göz önünde bulundurulduğunda, 3. maddeye aykırı bir muamele riskine dair bir kaygıya ilişkin somut temellerin mevcut olduğu bir iddia, ciddi bir şekilde gözden geçirilmeli ve bağımsız ve titiz bir incelemeye tabi tutulmalıdır (bk. Babajanov - Türkiye, no. 49867/08, § 42, 10 Mayıs 2016, ve içerisinde yer alan davalar).

52. Mahkeme, davanın koşulları ve başvuranın yukarıda belirtilen şikâyetlerini dikkate alarak mevcut davada cevaplandırılması gereken asıl sorunun, başvuranın Kazakistan’da ciddi bir kötü muamele görme riski olup olmadığı değil;Türk makamlarının, başvuranın 19 Mart 2012 tarihinde Türkiye’den Kazakistan’a sınır dışı edilmeden önce Kazakistan’a sınır dışı edilmesi durumunda gerçek bir kötü muamele riskiyle karşı karşıya kalacağı yönündeki iddiasını yeterli bir şekilde değerlendirip değerlendirmediğidir (bk. yukarıda anılan Babajanov, § 43). Bu nedenle, Mahkeme’nin incelemesi, Devlet makamlarının Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki usul yükümlülüklerini yerine getirip getirmedikleri ile sınırlı olacaktır (bk. yukarıda anılan F.G., § 117).

53. Mahkeme, başvuranın yerel makamlar önünde sürekli olarak Kazakistan’a gönderildiği takdirde gerçek bir ölüm veya kötü muamele riskine maruz kalacağını iddia ettiğini gözlemlemektedir. Başvuran, yerel makamlara kişisel durumu ve kötü muamele ve ölüm korkusu nedenlerine dair bilgi vermiştir. Ayrıca, Türk makamları, başvuranın Kazakistan makamlarınca istendiğini bilmekteydi. Mahkeme ayrıca, ilgili tarihte idari makamlar tarafından erişilebilen halka açık bilgi ve materyallerden de görülebileceği gibi, Kazakistan’daki kolluk görevlileri tarafından kötü muamele yapıldığı iddialarının sayısının çok olduğunu; kötü muamele vakalarının “istisnai veya nadir durumlarda” meydana gelmediğini ve kolluk görevlilerinin o ülkede “terörle mücadele çabalarında İslami grup üyelerini hedef aldığını” gözlemlemektedir (bk. yukarıda 33.- 41. paragraflar). Dolayısıyla, Mahkeme, yerel makamların, başvuranın Kazakistan’a dönmesi halinde kötü muameleye maruz kalma riskine sahip olabileceğini gösteren olguların farkında olduklarını veya farkında olmaları gerektiğini tespit etmektedir. Bu nedenle, olası bir kötü muameleye ilişkin herhangi bir şüpheyi ortadan kaldırmak için başvuranın iddialarını ele almak ve başvuranın Kazakistan’a gönderilmesi halinde maruz kalabileceği kötü muamele riskini dikkatle değerlendirmekle yükümlüydüler (bk. yukarıda anılan F.G., § 127, ve yukarıda anılan Babajanov, § 45).

54. Bu çerçevede Mahkeme açıkça Hükümet’ten, yerel makamların başvuranın Kazakistan’a gönderilmesinden önce gerçek bir kötü muamele riskinin varlığını değerlendirip değerlendirmediği, başvuranın gönderilmesi için bir sınır dışı etme kararı verilip verilmediğini ve başvuranın yerel mahkemeler huzurunda sınır dışı etme kararına karşı koymak için bir avukat edinip edinemediğini bildirmesini istemiştir. Hükümet’ten ayrıca yerel makamlar tarafından yapılan değerlendirme, sınır dışı etme kararı ve ülkeden gönderilmesine dair resmi bildirim dâhil olmak üzere başvuranın iltica talebine ilişkin belgelerin kopyaları istenmiştir.

55. Hükümet, idari makamların Sözleşme’nin 3. maddesinde yer alan ilkelerin ışığında başvuranın iltica talebini değerlendirdiğine dair herhangi bir belge sunamamıştır. Hükümet, başvuranın iltica talebini ret kararının içeriğine ilişkin başvurana bilgi verdiğini de göstermemiştir. Bunun yanı sıra, dava dosyasında makamların resmi bir sınır dışı etme kararı belgesi çıkardığına ve başvurana bu kararın tebliğ edildiğini gösteren hiçbir belge yoktur. Yaptıkları gözlemlerde, Hükümet yalnızca başvuranın uluslararası terörizm ile ilişkisi olduğundan şüphelenildiği, başvuranın muhtemel bir kötü muameleye dair iddialarını ispat edemediği ve başvuranın iddialarının Ankara İdare Mahkemesi tarafından değerlendirildiğini ileri sürmüştür.

56. Mahkeme, başvuranın Ankara İdare Mahkemesi’nin karar vermesinden çok önce Kazakistan’a sınır dışı edilmesi nedeniyle Ankara İdare Mahkemesi’nin yürütmüş olduğu incelemeye önem atfedememektedir. Her halükarda, başvuranın avukatının yargı denetimi başvurusu üzerine Ankara İdare Mahkemesi, başvuranın mülteci olmak için yasal şartları yerine getirip getirmediği konusundaki incelemesini sınırlamıştır. Hükümet, başvuranın kötü muameleye uğrama korkusunun asılsız olduğu sonucuna neden vardığına dair herhangi bir bilgi sunmamıştır. Mahkeme ayrıca, başvuranın iltica talebinin reddedildiği konusunda bilgilendirilmiş olmasına rağmen, başvuranın Kazakistan’a sınır dışı edilmesine ilişkin karara dair ne başvuranın ne de avukatının resmi olarak haberdar edildiğini ve bu şekilde başvuranın sınır dışı edilmeye zamanında itiraz etme imkânından mahrum bırakıldığını gözlemlemektedir.

57. Yukarıdakilerin tümü, Mahkeme’nin, sığınmacı olan başvuranın, yasa dışı sınır dışı edilmeye karşı güvence sağlayan bir yasal sürecin yokluğunda ve başvuranın iltica talebi tam olarak değerlendirilmeden Avrupa Konseyi üyesi olmayan Kazakistan’a sınır dışı edildiği sonucuna varmasını sağlamıştır. Bu bakımdan Mahkeme, Sözleşme’nin 3.maddesine verilen önemi, Sözleşme’nin 3. maddesi ile temin edilen hakkın mutlak özelliğini ve kötü muamele riskinin gerçekleşmesinin neden olacağı olası zararın geri döndürülemez niteliğini göz önünde tutarak ulusal makamların olabildiği kadar titiz olma ve yokluğunda ülke içerisindeki hukuk yollarının etkili olarak değerlendirilemediği 3. madde kapsamında iddiaları dikkatli bir şekilde incelemesi gerektiğini vurgular (bk. yukarıda anılan Babajanov, § 48).

58. Özet olarak, başvuranın Kazakistan’a gönderilmesi halinde 3. maddeye aykırı bir şekilde gerçek bir kötü muameleye maruz kalma riski ile karşı karşıya geleceğine yönelik iddiasının yerel makamlar tarafından yeterli düzeyde incelenmemesi ve yasa dışı sınır dışı etmeye karşı yasal bir sürecin yokluğu nedeniyle Mahkeme, başvuranın 19 Mart 2012 tarihinde Kazakistan’a sınır dışı edilmesinin Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlali niteliğinde olduğu görüşündedir (a.g.e., § 49; ayrıca karşılaştırınız Kaboulov - Ukrayna, no. 41015/04, §§ 110-115, 19 Kasım 2009; Baysakov ve Diğerleri - Ukrayna, no. 54131/08, §§ 46-52, 18 Şubat 2010; Dzhaksybergenov - Ukrayna no. 12343/10, §§ 32-38, 10 Şubat 2011; Sharipov - Rusya, no. 18414/10, §§ 31-38, 11 Ekim 2011; Yefimova - Rusya, no. 39786/09, §§ 197-213, 19 Şubat 2013; ve Oshlakov - Rusya, no. 56662/09, §§ 78-92, 3 Nisan 2014).



B. Sözleşme’nin 13. maddesi



59. Bu durumda Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kararına varılmasına yol açan gerekçeyi göz önünde bulundurarak Mahkeme Sözleşme’nin 13. maddesi açısından aynı dava esaslarının ayrı ayrı incelenmesini gerekçelendirecek bir şey bulamamıştır. Bu nedenle, başvuranın bu başlık altındaki şikâyetlerinin kabul edilebilirliği veya esasları hakkında ayrı ayrı karar vermeyi gerekli görmemektedir (yukarıdan anılan Babajanov, § 52).



II. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI



60. Sözleşme’nin 5§ 1. maddesine dayanarak başvuran Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde kanunsuz bir şekilde tutulduğuna dair şikâyette bulunmuştur. Bunun yanı sıra, başvuran 5§ 1. maddesine göre, Geri Gönderme Merkezi’nde özgürlüğünden mahrum bırakılmasının sebepleri konusunda usulüne uygun bilgilendirilmediği konusunda şikâyette bulunmuştur. 5§ 1. maddesi ve 13. maddesi kapsamında, başvuran Geri Gönderme Merkezi’ndeki tutulmasının bir mahkeme tarafından incelenmesini sağlayamadığını ileri sürmüştür. Son olarak, Sözleşme’nin 5§ 5. maddesine göre, başvuran yukarıda bahsi geçen şikâyetlerine ilişkin iç hukuk uyarınca herhangi bir tazminat hakkı olmadığını belirtmiştir.

61. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.

62. Mahkeme, öncelikli olarak, 13. maddeye göre yapılan şikayetin Sözleşme’nin sadece 5 § 4. maddesine göre incelenmesi gerektiğini, ki bunun da 13. maddenin daha genel şartlarına ilişkin bir üst kanun oluşturduğunu göz önünde bulundurmaktadır (bk. Yarashonen - Türkiye, no. 72710/11, § 34, 24 Haziran 2014).

5. Maddede, ilgili olduğu ölçüde, aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:



“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

...

f) Kişinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonması veya hakkında derdest bir sınır dışı ya da iade işleminin olması nedeniyle yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;

2. Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir dilde bildirilmesi zorunludur.

...

4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.

5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir.”



A. Kabul Edilebilirlik



63. Ayrıca, Mahkeme Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi uyarınca bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Bunun hiçbir şekilde kabul edilemez olmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla, kabul edilebilir olarak nitelendirilmelidir.



B. Esaslar



1. Sözleşme’nin 5§ 1. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası



64. Hükümet bu başlık altında herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

65. Başvuran doksan yedi gün süren tutukluluğunun iç hukukta hiçbir hukuki dayanağı olmadığını ileri sürmüştür.

66. Mahkeme yukarıda anılan Abdolkhani ve Karimnia, §§ 125-135, davasındakine benzer bir ihtilafı daha önce incelemişti ve sınır dışı etme amacıyla tutukluluk talimatı usulünü düzenleyen Türk hukuk sisteminde açık yasal hükümler bulunmadığından başvuranların tutukluluğunun Sözleşme’nin 5. maddesi açısından “hukuki” olmadığı sonucuna varmıştı. Mahkemenin bu karardaki bulgularından uzaklaşmasını gerektirecek hiçbir özel durum bulunmamaktadır.

67. Bu nedenle, mevcut durumda Sözleşme’nin 5 § 1. maddesinin ihlali söz konusudur.



2. Sözleşme’nin 5§ 2. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası



68. Hükümet, başvuranın 9 Haziran ile 13 Eylül 2011 tarihleri arasındaki tutukluluk sebepleri konusunda bilgilendirildiğini ileri sürmüştür.

69. Mahkeme, Hükümetin Mahkemeye Başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde tutukluluğunun sebepleri hakkında bilgilendirildiğini kanıtlayan herhangi bir belge sunmadığını kaydetmektedir. Dava dosyasında böyle bir belgenin yokluğu, Mahkeme’yi yetkili makamlar tarafından başvuranın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının sebeplerinin kendisine anlatılmadığı sonucuna varmaya sevk etmiştir (bk. Moghaddas - Türkiye, no. 46134/08, § 46, 15 Şubat 2011; Athary - Türkiye, no. 50372/09, § 36, 11 Aralık 2012 ve Musaev - Türkiye, no. 72754/11, § 35, 21 Ekim 2014).

70. Bu nedenle, mevcut durumda Sözleşme’nin 5 § 2. maddesinin ihlali söz konusudur.



3. Sözleşme’nin 5§§ 4 ve 5. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası



71. Hükümet, başvuranın tutukluluğunun kanuna uygunluğunu sorgulamak ve tazminat hakkını aramak için Sözleşme’nin 125. maddesi uyarınca idari mahkemelere başvurabileceğini ileri sürmüştür. Ayrıca,başvuranın İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (Kanun No. 2577) 27. bölümü uyarınca tutulmasına ilişkin yürütmeyi durdurma talebinde bulunabilineceğini ileri sürmüştür.

72. Başvuran, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde tutulmasının hukuka aykırılığına karşı çıkacak etkili bir hukuk yolu bulunmadığını ve Sözleşme’nin 5. maddesinin diğer fıkralarında yer alan şikâyetleriyle ilgili olarak iç hukukta tazminat hakkı bulunmadığını ileri sürmüştür.

73. Mahkeme, geçmişte bazı benzer davalarda Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5. maddesinin ihlaline rastlandığını ve bu davalarda Türk hukuk sisteminin, başvuran konumundaki kişilere 5 §§ 4 maddesinde belirtildiği gibi, tutukluluklarının kanuna uygunluğu için adli inceleme yaptırabilecekleri ve Sözleşme’nin 5 §§ 5 maddesine uygun olarak, kanuna aykırı bir şekilde tutulmaları karşılığında tazminat alabilecekleri bir yasal çözüm yolu sağlamadığına karar verdiğini kaydeder (bk. Tehrani ve Diğerleri - Türkiye, nos. 32940/08, 41626/08 ve 43616/08, § 79, 13 Nisan 2010; yukarıda anılan Abdolkhani ve Karimnia, § 142; Dbouba v. Türkiye, no. 15916/09, §§ 53-54, 13 Temmuz 2010; yukarıda anılan Yarashonen, § 48; yukarıda anılan Musaev, § 39; ve Alimov - Türkiye, no. 14344/13, § 50, 6 Eylül 2016). İdari Mahkemelerin hızlı bir şekilde talepleri inceleyip, tutulmasının kanuna uygun olmadığı sebebiyle bir sığınmacının serbest bırakılmasına ve bu kişiye tazminat verilmesine ilişkin karar verdiğine dair Hükümet herhangi bir örnek sunmadığı için Mahkeme, bahsi geçen kararlardaki bulgularından uzaklaşmasını gerektirecek bir sebep görmemektedir.

74. Sözleşme’nin 5§§ 4 ve 5. maddesinin ihlali söz konusudur.



III. KUMKAPI GERİ GÖNDERME MERKEZİ’NDEKİ TUTULMA KOŞULLARI NEDENİYLE 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI



75. Başvuran, 9 Haziran ve 13 Eylül 2011 tarihleri arasında Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde tutukluluk koşulları hakkında ve tutulma koşullarıyla ilgili iddialarını dile getirebileceği etkili iç hukuk yollarının bulunmadığına ilişkin Sözleşme’nin 3. ve 13. maddeleri uyarınca şikâyette bulunmuştur.

Sözleşme’nin 3. ve 13. maddelerinde aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:

“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”

“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.”



76. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.



A. Kabul Edilebilirlik



77. Hükümet, Sözleşme’nin 35 § 1. maddesinin anlamı kapsamında iç hukuk yollarını tüketmediği için başvurunun bu kısmının reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda Hükümet, “Başvuran idari ve adli makamlara başvurarak iddia edilen kötü koşulların iyileştirilmesini talep etmiş olması gerektiği ve çektiği sıkıntılardan dolayı Sözleşme’nin 125. maddesi uyarınca tazminat istemiş olması gerektiğine ilişkin beyanda bulunmuştur.

78. Başvuran, Hükümetin uygulamada etkili bir şekilde zararın karşılanmasını sağlayacak yasal hükümlerin söz konusu olduğunu gösterecek örnekler sunmakta yetersiz kaldığını da belirterek şikâyetlerine ilişkin herhangi bir hukuk yolunun bulunmadığını söylemiş ve Hükümetin iddiasına itiraz etmiştir.

79. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi hususunun, tutukluluk süresindeki insanlık dışı ve aşağılayıcı koşullardan dolayı şikâyetini iletebileceği etkili bir hukuk yolunun başvuranın tasarrufunda bulunmadığına ilişkin şikâyetinin esaslarıyla yakından ilişkili olduğunu düşünmektedir. Bu nedenle, Mahkeme Hükümetin itirazını Sözleşme’nin 13. maddesi uyarınca yapılan şikâyetin esaslarına katmayı gerekli görmektedir (bk. yukarıda anılan, Yarashonen, § 54; yukarıda anılan, Musaev, § 45 ve yukarıda anılan, Alimov, § 56).

80. Mahkeme, ilaveten, başvuranın Kumkapı Geri gönderme Merkezi’ndeki tutukluluk koşullarına ve bu itibarla etkili çözüm yollarının bulunmamasına ilişkin Sözleşme’nin 3. ve 13. maddeleri uyarınca bulunduğu şikâyetlerinin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesince açıkça dayanaktan yoksun olmadığına karar vermektedir. Bunlar hiçbir şekilde kabul edilemez değildir. Bu nedenle, Mahkeme bu şikâyetlerin kabul edilebilir olduğunu bildirmektedir.



B. Esaslar



1. Sözleşme’nin 13. Maddesi



81. Yukarıda 77. paragrafta da belirtildiği üzere, Hükümet tutukluluk koşullarına ilişkin mağduriyetleri konusunda etkili hukuk yollarının olduğunu ileri sürmüştür.

82. Başvuran, yukarıda 78. paragrafta da ortaya koyulduğu gibi, şikâyetlerini ve iddialarını yinelemiştir.

83. Mahkeme, benzer davalarda davalı Hükümet’in benzer önermelerini incelediğini ve reddettiğini ve Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlalini bulduğunu kaydetmektedir (bk. yukarıda anılan, Yarashonen, §§ 56-66; yukarıda anılan, Musaev, §§ 53-55; yukarıda anılan, T. ve A. - Türkiye, no. 47146/11,§ 86, 21 Ekim 2014; ve anılan, Alimov, §§ 63-67). İdari veya yargı mercisine rücunun tutukluluk koşullarında iyileşmeye ve/veya olumsuz fiziki koşullar sonucunda çekilen sıkıntılar için tazminata yol açtığı, Hükümet tarafından ibraz edilen örneklerin olmaması halinde, Mahkeme yukarıda bahsedilen davalardaki bulgularından sapmak için bir neden görmemektedir.

84. Mahkeme bu nedenle Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazını reddetmekte ve başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ndeki tutukluluk koşullarının yetersizliğiyle ilgili şikâyetinde etkin hukuk yolu olmadığı konusunda 3. madde ile birlikte Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.



2. Sözleşme’nin 3. maddesi



85. Hükümet, başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ndeki tutukluluk koşullarının Sözleşme’nin 3. maddesinin şartlarıyla uyumlu olduğunu ileri sürmüştür.

86. Başvuran iddialarını sürdürmüştür.

87. Mahkeme, Hükümet’in ibrazlarında Kumkapı Yabancılar Geri Gönderme Merkezi’ndeki tutukluluk koşullarına, özellikle de odaların kapasiteleri ve 9 Haziran - 13 Eylül 2011 tarihleri arasında tutulan insan sayısına dair bilgi verdiğini kaydetmektedir. Bununla birlikte, başvuru bildirimi verildiğinde açıkça talep edilmesine rağmen beyanlarını destekleyecek herhangi bir belge sunmamışlardır.

88. Mahkeme ayrıca Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ndeki fiziki tutukluluk koşulları konusunda Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlalini - özellikle kalabalıklığın ve açık hava egzersizine erişim eksikliğinin bariz kanıtları nedeniyle - 2010, 2011 ve 2012 yıllarında tutuklanan başvuranlar tarafından açılan bazı davalarda halihazırda ihlal bulduğunu kaydetmektedir (bk. yukarıda anılan, Yarashonen, § 81; yukarıda anılan, Musaev, § 61; ve yukarıda anılan, Alimov, § 85). Mahkeme, sırasıyla Haziran 2009, Mayıs 2012 ve Haziran 2012’de İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT), Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekilleri ve BM Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü’nün ziyaretleri sonrasında merkezdeki kalabalıklık ve açık hava egzersizleri eksikliği sorunlarına ilişkin bulgularına bahsi geçen davalarda özellikle dikkat ettiğini kaydetmektedir (bk. yukarıda anılan, Yarashonen, §§ 25, 28 ve 30). Mahkeme, Hükümet’in o sonuçlardan sapmayı meşru gösterebilecek herhangi bir kanıt sunmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme bu nedenle başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ndeki tutukluluk koşullarının - tutuklanmanın ne zaman sona ereceği konusundaki belirsizliğin neden olduğu olası kaygılarla birlikte -tutukluluk koşullarının başvuranda tutuklanmanın doğasında bulunan kaçınılmaz stres seviyesini aşan ve 3. maddede yasaklanan aşağılayıcı muamele eşiğine ulaşan endişelere neden olduğu sonucuna varmak için yeterli olduğu sonucuna varmaktadır.

89. Dolayısıyla, başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde tutulduğu fiziki koşullar nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlali söz konusudur.



IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA



90. Sözleşme’nin 41. maddesi şunu öngörmektedir:

“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”



A. Tazminat



91. Başvuran, manevi tazminat olarak 35.000 Avro (EUR)talep etmiştir.

92. Hükümet bu tazminatı çok fazla olduğu için reddetmiştir.

93. Mahkeme hakkaniyet temelinde başvurana manevi tazminat olarak 6.500 Avro (EUR)ödenmesine karar vermiştir.



B. Masraf ve giderler



94. Başvuran aynı zamanda avukatlık ücreti olarak 9.558 Avro (EUR) ve seyahat masrafları, kırtasiye, fotokopi, tercüme ve posta gibi Mahkeme nezdinde yapılan diğer masraf ve giderler için 370 Avro (EUR)talep etmiştir. Bu bağlamda, avukatlarının seksen bir saatlik hukuki görev yaptıklarını gösterir bir zaman çizelgesi, temsilcileriyle yaptığı bir hukuki hizmet anlaşması ve geri kalan masraf ve giderlerin makbuzlarını sunmuştur.

95. Hükümet, söz konusu taleplerin ispatlanmadığını değerlendirerek taleplere itiraz etmiştir.

96. Mahkeme’nin içtihadına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme mevcut davada, elindeki belgelerin ve yukarıda belirtilen kriterin ışığında, başvuranın tüm başlıklar altındaki masraflara karşılık olarak talep ettiği meblağın tamamı olan 3.997 Avronun (EUR)başvurana ödenmesine hükmetmenin makul olduğu kanaatindedir.



C. Gecikme Faizi



97. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.



BU NEDENLERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,



1. Hükümet’in, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nin olumsuz maddi koşullarıyla ilgili olarak iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazını Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamındaki şikâyetin esasıyla birleştirmiş ve itirazı reddetmiştir;



2. Başvuranın,19 Mart 2012 tarihinde Kazakistan’a sınır dışı edilmesine ilişkin 3. madde kapsamındaki şikâyetinin, başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde tutukluluğunun kanuna aykırı olduğu iddiasına ilişkin Sözleşme’nin 5 §§ 1, 2, 4 ve 5 maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin, yetkililerin başvuranı tutukluluk nedenlerine dair bilgilendirmediği iddiasının, geri gönderme merkezindeki tutulmasının hukuka uygunluğunu sorgulayabileceği ve tazminat elde edebileceği iç hukuk yollarının eksikliği iddiasının ve başvuranın 9 Haziran - 13 Eylül 2011 tarihleri arasında Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ndeki tutulma koşullarına ilişkin Sözleşme’nin 3. ve 13. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerinin kabul edilebilir olduğunu beyan etmiştir;



3. Başvuranın 19 Mart 2012 tarihinde Kazakistan’a sınır dışı edilmesine ilişkin Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında şikâyetin kabul edilebilirliğini veya esasını incelemeye gerek olmadığına;



4. Başvuranın 19 Mart 2012 tarihinde Kazakistan’a sınır dışı edilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;



5. Sözleşme’nin 5 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;



6. Sözleşme’nin 5 § 2. maddesinin ihlal edildiğine;



7. Sözleşme’nin 5§§ 4 ve 5. maddelerinin ihlal edildiğine;



8. Başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ndeki tutulma koşullarına ilişkin olarak Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;



9. Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’ndeki tutulma koşullarından şikâyetçi olmak için etkili hukuk yollarının bulunmaması nedeniyle, Sözleşme’nin 3. maddesi ile birlikte 13. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir;



10.

(a) Davalı devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden aşağıdaki meblağların ödenmesine:

(i) Manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi muaf olmak üzere 6.500 Avro (EUR) (altı bin beş yüz Avro);

(ii) Masraf ve giderlere karşılık olarak, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf olmak üzere, 3.370 Avro (EUR) (üç bin üç yüz yetmiş Avro);

(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.



11. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.



Bu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 5 Haziran 2018 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.





Stanley Naismith Robert Spano

Yazı İşleri MüdürüBaşkan
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Cevapla