Forum ana sayfa İÇTİHAT PAYLAŞIM FORUMLARI Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Türkçe'ye Çevrilen Kararlar HASARLI BARİYERE ÇARPAN ARACIN SAVRULMASI SONUCU ÖLÜM, İDARENİN KUSURU, TAZMİNAT

HASARLI BARİYERE ÇARPAN ARACIN SAVRULMASI SONUCU ÖLÜM, İDARENİN KUSURU, TAZMİNAT


admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 28365



AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

FATİH Ç. ve MERVE N. Ç./TÜRKİYE KARARI

(Başvuru no. 54558/11)

KARAR

STRAZBURG

05 Haziran 2018 Salı



İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Başkan,
Robert Spano,

Yargıçlar
Paul Lemmens,
Ledi Bianku
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,

ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımlarıyla 15 Mayıs 2018 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.

USUL

1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde Türk vatandaşı olan Fatih Ç... ve Merve N... Ç...(“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 8 Temmuz 2011 tarihinde yapmış olduğu (54558/11 no’lu) başvuru bulunmaktadır.

2. Başvuranlar İzmir Barosuna kayıtlı Avukat İ. Ataş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

3. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında ilgili Devlet yetkililerinin bir yolda gerekli güvenlik önlemlerini almamalarından dolayı başvuranlardan birinin eşi ve diğerinin annesi olan Yeşim Çakır’ın ölümüne yol açıldığını iddia etmiştir. Ayrıca, başvuranlar Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerine dayanarak, takip eden adli yargılamaların ölümle ilgili olarak Devlet yetkililerinin sorumluluğunun olup olmadığını tespit etmek için yeterli olmadığını iddia etmiştir.

4. Başvuru, 30 Haziran 2016 tarihinde Mahkeme’ye iletilmiştir.

OLAYLAR VE OLGULAR

I. DAVANIN KOŞULLARI


5. Başvuranlar sırasıyla 1979 ve 2007 doğumlu olup, İzmir’de ikamet etmektedirler.

6. 25 Ekim 2008 tarihinde karısının ve arka koltukta oturan bir yaşındaki kızının bulunduğu aracı kullanan ilk başvuran keskin bir virajda aracın kontrolünü kaybetmiştir. Sonuç olarak, otomobil yolun sağ tarafında ve yol seviyesinin beş ile altı metre aşağısında bulunan boş bir beton kanala düşmüştür. İlk başvuranın karısı Yeşim Çakır olay yerinde hayatını kaybetmiştir ve kızı (“ikinci başvuran”) hafif yaralanmıştır.

7. Trafik polisi tarafından bulgular ve ilk başvuranın ifadesine dayanılarak aynı gün içerisinde hazırlanan olay raporunda; ilk başvuranın virajda aracın kontrolünü kaybettiği, aracın ilk olarak yol kenarında bulunan metal bariyerlere çarptığı ve bariyer üzerinden kanaldan aşağı düştüğü belirtilmiştir. Raporda kazanın gerçekleştiği noktadaki çarpma bariyerinin,kazadan önce hasarlı olduğu belirtilmiştir. Aynı zamanda kaza anında ileride keskin bir viraj olduğunu belirten uyarıcı bir yol işaretinin de bulunduğu belirtilmiştir.

A. Ceza yargılaması

8. Kazadan sonra ifadesini vermek üzere ilk başvuran polis karakoluna götürülmüştür. İlk başvuran ifadesinde polis memurlarına viraja yaklaşırken arabanın sola kaydığını hissettiğini söylemiştir. Aynı sırada arkasından, sol taraftan bir aracın yaklaştığını fark ettiğini, önce frene bastığını ve ardından direksiyonu sağa kırdığını ve bu noktada aracın kontrolünü kaybedip yolun sağ tarafında bulunan çarpma bariyerine çarptığını ifade etmiştir. Ancak olaydan önce bariyer hasarlı olduğu için bariyer arabayı durduramamış ve araç boş olan kanala düşmüştür. İlk başvuran yoldaki tehlikeli eğim dolayısıyla aracın kontrolünü kaybettiğini iddia etmiştir.

9. Aynı gün içerisinde polis memurları görgü tanığı olan M.S.’nin ifadesini almıştır. M.S. yolun karşı tarafında aracıyla seyir halinde iken ilk başvuranın aracının birden sağa saptığını ve sonrasında sağ tarafında bulunan çarpma bariyerine çarpıp yoldan aşağı düştüğünü gördüğünü belirtmiştir.

10. Aynı günün ilerleyen saatlerinde İzmir savcısı kazaya ilişkin olarak ilk başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran savcı nezdinde virajı alırken aracın kontrolünü kaybettiğini itiraf etmiştir. İlk başvuran bilmediği bir sebepten dolayı aracın kaydığını ifade etmiştir. Yolun ıslak olmadığını fakat üzerinde kum gibi kaygan bir maddenin bulunduğunu iddia etmiştir.

11. 28 Ekim 2008 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı başvuran hakkında İzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne ihmal sonucu ölüme ve yaralanmaya sebep olmaktan iddianame düzenlemiştir.

12. 15 Aralık 2008 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi önünde gerçekleşen ilk duruşmada, başvuran yol boyunca normal bir hızda ilerlerken bilinmeyen bir sebeple aracın sola kaymaya başladığını, karşı şeritten, sol taraftan yaklaşan araca çarpmamak için direksiyonu sağa kırdığını ifade etmiştir. İlk başvuran mahkemeye olayın tekrar incelenmesi için talepte bulunmamıştır, fakat ölümcül kazanın yolun kenarında bulunan ve aracı durdurması gereken çarpma bariyeri ciddi derecede hasarlı olduğu için gerçekleştiğini ifade etmiştir.

13. Aynı duruşmada İzmir Ağır Ceza Mahkemesi ilk başvuranın ihmal sonucu öldürme ve yaralamaya sebep olmakla suçlanmasına ve olayda ihmalin sabit bulunmasına rağmen Türk Ceza Kanunu’nun 22 § 6 maddesinin anlamı dahilinde karısının ölümüne sebep olan kaza sonucunda ilk başvuranın belirli bir düzeyde mağdur durumuna düştüğünün kabulü ile ilk başvurana ceza vermemiştir. İlk başvuran tarafından temyiz edilmeyen karar 23 Aralık 2008 tarihinde kesinleşmiştir.

İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi’nin tespit davası kararı

14. Aynı esnada 17 Kasım 2008 tarihinde ilk başvuran; çarpma bariyerinin durumunun yaşanan ölümcül kazada etkisinin olup olmadığına, varsa bu etkinin ne düzeyde olduğuna, kazadan sonra bariyerin tamir edilip edilmediğine ve yolda anormal bir eğim gibi yapısal bir problemin olup olmadığına ilişkin olarak tespit kararının çıkarılması için İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurmuştur.

15. 5 Aralık 2008 tarihinde Sulh Hukuk Mahkemesi’ne iletilen bilirkişi raporunda aşağıdaki bulgular elde edilmiştir:

- Söz konusu virajda çarpma bariyerinin kazadan daha önce hasarlı olduğu ve kazadan sonra hasarlı kısımların tamir edilmediği,

- Yol üzerinde hasarlı bariyerin hemen yanında küçük bir çukurun bulunduğu, ancak yolun yüzeyinde eğimle ilgili herhangi bir yapısal problemin olmadığı belirtilmiştir.

İzmir İdare Mahkemesi önündeki tazminat davası

16. 2 Mart 2009 tarihinde ilk başvuran karısının ölümüne sebep olan trafik kazasına ilişkin olarak Karayolları Genel Müdürlüğü (“Genel Müdürlük”) ve İzmir Belediyesi (“Belediye”) hakkında tazminat davası açmıştır. İlk başvurana göre trafik kazası raporunda olayın yaşandığı noktadaki çarpma bariyerinin olaydan daha önce hasarlı olduğu ve aynı noktada başka trafik kazalarının da yaşandığı açıktır. Ayrıca ilk başvuran, herhangi bir çarpma sırasında araçların yolun kenarından aşağı uçmasını engellemek için koyulan hasarlı bariyerin kazanın sonucunu ciddi bir şekilde ağırlaştırdığını savunmaktadır. Kazadan önce bu hasarlı bariyer tamir edilseydi, yasal hız sınırının altında seyreden aracın kanala düşmesini büyük ihtimalle engellerdi ve bu durumda da ilk başvuranın eşi muhtemelen ölümcül şekilde yaralanmazdı. Ek olarak ilk başvuran aynı noktada daha önce başka kazaların yaşanmasının yolda yapısal bir problemin olduğuna işaret ettiğini iddia etmiştir.

17. Hem Genel Müdürlük hem de Belediye söz konusu çarpma bariyerinin bakımına ilişkin olarak sorumluluklarını reddetmiştir.

18. 20 Mayıs 2009 tarihinde başvuranlar İzmir İdare Mahkemesi önünde uygun bir süre zarfında çarpma bariyerini tamir etmediği ve muhtemelen yolda bulunan yapısal problemler nedeniyle Yeşim Çakır’ın ölümünden sorumlu olduğu iddiasıyla sadece Belediye hakkında tazminat davası açmıştır. Başvuranlar İdare Mahkemesi’ne delil olarak İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından çıkartılan bilirkişi raporunu sunmuştur (bk., § 5)

19. Belediye tekrardan söz konusu çarpma bariyerinin bakımına ilişkin olarak sorumluluğu reddetmiştir, ancak her hâlükârda sorumluluğun ileride keskin viraj olduğunu belirten uyarıcı trafik işaretinin bulunmasına rağmen aracın kontrolünü kaybeden ilk başvurana ait olduğunu belirtmiştir.

20. Belediye’nin görüşüne cevap olarak başvuranlar, yol kenarındaki bariyerin durumunun aynı noktada daha önceden başka kazaların da yaşandığını gösterdiğini ve bunun aynı zamanda yolda kenarlara doğru anormal bir eğimin bulunması gibi yapısal problemlerin mevcut olduğuna işaret ettiğini tekrarlamıştır. Başvuranlar bu hususta bilirkişi incelemesinin yapılmasını talep etmiştir.

21. İzmir İdare Mahkemesi 18 Şubat 2010 tarihinde verdiği ara karar ile hasarlı bariyerin tamir edilmesinden hangi yetkili makamın sorumlu olduğunu tespit edebilmek için cezai dava dosyasının bir kopyasının yanı sıra Belediye’den ve Genel Müdürlük’ten detaylı bilgi talep etmiştir. Yetkili makamlar tarafından sunulan bilgiler ışığında söz konusu tamir işinin Belediye’nin sorumluluğu altında olduğu ortaya çıkmıştır.

22. 16 Nisan 2010 tarihinde başvuranlar kazaya sebebiyet vermiş olabilecek herhangi bir yapısal problemin tespit edilmesi için yola ilişkin olarak bilirkişi incelemesi yapılmasını tekrardan talep etmiştir. Ayrıca başvuranlar İdare Mahkemesi’nden daha önce aynı noktada kaç kazanın yaşandığını tespit etmesini talep etmiştir. Anlaşıldığı üzere İdare Mahkemesi başvuranlar tarafından talep edilen bilgiyi elde etmemiştir.

23. 27 Mayıs 2010 tarihinde İzmir İdare Mahkemesi başlıca trafik kazası raporundaki bulgulara ve ilk başvuranın ifadelerine dayanarak ileride keskin bir virajın olduğunu belirten uyarıcı işaretin bulunmasına rağmen ilk başvuranın aracın kontrolünü kaybettiği gerekçesiyle söz konusu kazanın tek sorumlusunun ilk başvuran olduğunu tespit etmiştir. Bu yüzden başvuranların Belediye hakkındaki iddialarını reddetmiştir.

24. Başvuranlar kararı temyiz etmiştir. Başvuranlar, kararın sadece trafik kazası raporuna dayandığını ve ilk başvuranın yoldaki bir anormallik sebebiyle aracın kontrolünü kaybedip kaybetmediğini belirlemek için teknik uzman görüşünün gerekli olduğunu savunmuştur. Ayrıca başvuranlar, yol kenarındaki bariyerin tamamen koruma kapasitesini yitirecek derecede hasarlı olmasına rağmen İdare Mahkemesi’nin kazada Belediye’nin sorumluluğunu incelerken bu hususu hesaba katmadığını iddia etmiştir.

25. 25 Ocak 2011 tarihinde Danıştay İzmir İdare Mahkemesi kararını onamıştır.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK

A. 5539 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun (mülga)

26. Olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan 5539 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un (“5539 Sayılı Kanun”) 2. maddesi uyarınca Genel Müdürlük yolların sadece inşaatı ve tamirinden sorumlu değil, aynı zamanda bu yolların güvenli bir şekilde kullanılmasını sağlamak için önlemler almakla ve bu amaç doğrultusunda çalışmalar yürütmekle sorumludur.

B. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu

27. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 7. maddesi Karayolları Genel Müdürlüğü için bazı görev ve yetkiler tanımaktadır. Hükümlerin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“Karayolları Genel Müdürlüğünün bu Kanunla ilgili görev ve yetkileri şunlardır:

a) Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak,

...

f) Trafik kazalarının oluş nedenlerine göre verileri hazırlamak ve ... gerekli önleyici teknik tedbirleri almak,

...

h) Yetkili birimlerce ... tespit edilen trafik kaza analizi sonucu, altyapı ve yolun fiziki yapısına ... dayalı kaza sebepleri göz önünde bulundurularak önerilen gerekli önlemleri almak veya aldırmak,

...”

C. 28045 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Görev, Yetki ve Sorumluluk Yönetmeliği

28. Karayolları Genel Müdürlüğü bünyesindeki Trafik Güvenliği Dairesi Başkanlığı’na özel görevleri tanımlayan 28045 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Görev, Yetki ve Sorumluluk Yönetmeliği’nin 14. maddesi’nin ilgili paragrafı aşağıdaki gibidir.

“...

(ı) Trafik kazalarının oluş nedenleri ile ilgili verileri toplamak, analiz etmek ve gerekli önleyici teknik önlemleri almak veya aldırmak;

...”

D. 23053 Sayılı Karayolları Trafik Yönetmeliği

29. Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 16. maddesi, belediyelerin inşaatından ve bakımından sorumlu olduğu yollara yönelik olarak görevlerini ve sorumluluklarını belirlemektedir.

“(a) Yolun yapısını, trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak,

(i)Yol yapısı veya işaretleme yetersizliği yüzünden trafik kazalarının vuku bulduğu yerlerde, yetkililerce teklif edilen tedbirleri almak.,

...”

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

I. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

30. Başvuranlar Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında söz konusu yola ilişkin olarak ilgili Devlet’in yetkili makamlarının yol kenarındaki hasarlı bariyeri tamir etmek gibi gerekli koruyucu önlemleri almamasının kazanın sonuçlarını ciddi bir şekilde ağırlaştırdığından ve başvuranlardan birinin eşi ve diğerinin de annesi olan Yeşim Çakır’ın ölümüne sebep olduğundan şikâyet etmiştir. Bu bağlamda yetkililer, kazadan belirli bir süre sonra bariyeri sadece tamir etmekle kalmayıp bariyerin yoldan çıkan araçlara yönelik koruma kapasitesini artırmak amacıyla bariyere bir katman daha eklediklerini vurgulamıştır.

31. Ayrıca başvuranlar Sözleşme’nin 6 § 1 ve 13. maddelerine dayanarak kanunlar uyarınca davaya ilişkin bütün delilleri kendiliğinden toplama yükümlülüğü olan İzmir İdare Mahkemesi’nin kendilerinin davanın koşullarına ışık tutabilecek bilirkişi görüşünün alınmasına ve diğer delillerin toplanmasına yönelik taleplerini reddettiğinden şikâyet etmiştir. Bu bağlamda başvuranlar, mevcut davanın olaylarının tespit edilmesi hususunda teknik uzmanlığa ihtiyaç duyulduğunu ve hem trafik kazası raporunu hazırlayan polislerin hem de İdare Mahkemesi’nde görev alan yargıçların bu konuda uzmanlığının bulunmadığını vurgulamıştır.

32. Mahkeme başvuranların şikâyetlerinin sadece Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır. Sözleşme’nin 2. maddesinin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:

“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. ...”

A. Kabul edilebilirlik hakkında

33. Hükümet, başvuranların Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin Sözleşme’nin hükümleri ile kişi yönünden uyumsuz olduğunu öne sürmüştür çünkü karısının hayatının kaybetmesine sebep olan kazanın tek sorumlusu olan ilk başvuranın mağdur statüsüne sahip olduğu düşünülemez. Ayrıca Hükümet, başvuranların 25 Ocak 2011 tarihli kararın düzeltilmesine ilişkin olarak Danıştay’a başvurmadıkları gerekçesiyle öne sürdükleri şikâyetlere yönelik olarak başvurabilecekleri bütün iç hukuk yollarını tüketmediklerini ileri sürmüştür.

34. Hükümetin başvuranların mağdur statüsünün bulunmadığına yönelik görüşüne cevap olarak başvuranlar, ilk olarak ihmal sonucu Yeşim Çakır’ın ölümüne sebep olmakla suçlanan ilk başvuranın aksine ikinci başvuranın kazada herhangi bir payının olmadığını belirtmiştir. Bu yüzden annesinin ölümüyle ilişkili olarak ikinci başvuranın mağdur statüsünün bulunmadığı hiçbir şekilde iddia edilemez. Ayrıca başvuranlar, ceza yargılamaları sonucunda ilk başvuranın karısının ölümünden sorumlu olduğu tespit edilmiş olsaydı bile bu durumun ölüme ilişkin olarak Devlet yetkililerinin hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını eklemiştir. Bu bağlamda başvuranlar cezai ve hukuki sorumluluk arasındaki ayrıma vurgu yapmıştır ve yaşanan ölümden kısmi olarak yetkili makamların da sorumlu olduğu görüşüyle ilk başvuranın karısının hayatını kaybetmesi dolayısıyla mağdur statüsünü koruduğunu öne sürmüştür.

35. Mahkeme, Hükümet’in başvuranların mağdur statüsüne ilişkin ilk itirazının Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında yapılan şikâyetin özü ile yakından bağlantılı olduğu kanısındadır ve bu doğrultuda itiraz hakkındaki incelemeyi esasa ilişkin incelemeyle birleştirmeye karar vermiştir.

36. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin ikinci ilk itirazı ele alındığında Mahkeme, daha önceki davalarda ortaya konulan benzer iddiaları incelemiş ve reddetmiş olduğunu belirtir (bk., örneğin, Dağtekin vd./Türkiye, no. 70516/01, §22, 13 Aralık 2007, ve söz konusu kararda anılan davalar). Mahkeme, somut davayı bu sonuçtan farklı bir sonuca varmayı gerektirecek herhangi belirli bir durum bulmamıştır. Sonuç olarak, Hükümet’in bu konudaki ilk itirazını reddeder.

37. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanısındadır. Ayrıca kabuledilmezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçenin de bulunmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabuledilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.

B. Esas hakkında

1. Tarafların ibrazları

38. Başvuranlar Danıştay’a verdikleri temyiz dilekçesinde sundukları iddiaların aynısını sunmuştur (bk., § 24). Başvuranlar özellikle İzmir İdare Mahkemesi önünde yürütülen yargılamaların, yetkililerin herhangi bir ihmalinin kazaya ya da trajik sonucuna katkıda bulunup bulunmadığına dair tüm kuşkuları giderecek nitelikte olmadıklarını vurgulamışlardır.

39. Hükümet, delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile ilgili konuların, ulusal mahkemeler tarafından hazırlanan düzenlemeler için öncelikli olduğunu ve Mahkeme’nin ulusal mahkemelerin kararlarını incelerken dördüncü derece mahkemesi gibi işlev göstermemesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, uzman görüşü talep edip etmeme kararının yerel mahkemenin takdirine kaldığını vurgulamıştır. İzmir İdare Mahkemesi mevcut davada birinci başvuranın aşırı hızda keskin bir virajı alırken aracın kontrolünü kaybettiği için kazanın tek sorumlusu olduğuna ve bu koşullar altında Belediye’nin sorumluluğunun bulunmadığına karar vermiştir. Hükümet’e göre İdare Mahkemesi, kararını İzmir Sulh HukukMahkemesine sunulan ve yola ilişkin herhangi bir yapısal sorun olmadığını bildiren bilirkişi raporu dahil olmak üzere dava dosyasında bulunan bütün mevcut delillere dayandırmıştır ve delil olarak sunulan bu bilirkişi raporuna ek olarak bir bilirkişi raporunun hazırlanmasına gerek olmadığı kanısına varmıştır. Hükümet bu kararda herhangi bir keyfiliğin olmadığını iddia etmiştir. Ayrıca Hükümet İdare Mahkemesi’nin her durumda ceza mahkemesinin ilk başvuranın suçluluğuna ilişkin verdiği karara bağlı olduğunu eklemiştir. Son olarak Hükümet Mahkeme’nin dikkatini birinci başvuranın kazanın koşullarına ilişkin olarak yerel yetkili makamlar önünde verdiği ifadeler arasındaki tutarsız olarak değerlendirdiği şeylere çekmiştir.

2. Mahkemenin değerlendirmesi

40. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin 1. fıkrasının devletlere sadece kasten ve hukuka aykırı bir şekilde öldürmekten kaçınmayı zorunlu kılmadığını ve aynı zamanda devletlerin yetkileri dahilinde ve gerektiği ölçüde bireylerin güvenliklerini sağlamak için makul önlemler alma görevini yerine getirmesini şart koştuğunu tekrarlamıştır (bk., diğer birçok yetkili makam arasında, Ciechońska / Polonya, no. 19776/04, §60, 14 Haziran 2011, ilgili kararda atıf yapılan diğer kararlar). Mahkeme, yaşama hakkına ilişkin kasıtlı olmayan ihlallerin bulunduğu davalarda izlediği yaklaşımları göz önünde bulundurarak bu görevin Devletlere bu bağlamda halka açık mekanlarda insanların güvenliğini sağlamak için düzenlemeleri hayata geçirmesini ve yasal çerçevenin etkili bir şekilde işlemesini sağlamasını gerektirdiğini not etmiştir.

41. Yukarıda bahsedilen pozitif yükümlülüğün, yol güvenliği dahil olmak üzere şimdiye kadar Mahkeme tarafından incelenen birçok farklı bağlamda ortaya çıktığı tespit edilmiştir (bk, aynı yerde., § 62, bu yükümlülüğün devreye girdiği tespit edilen farklı bağlamlardan örnekler). Ancak bu yükümlülüğün devreye girdiği bağlamların ve eylemlerin kapsamlı bir listesi yoktur. Büyük Daire’nin Öneryıldız / Türkiye kararında ([BD], no. 48939/99, § 71, AİHS 2004‑XII) gözlemlediği üzere Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülük, halka açık olsun ya da olmasın yaşama hakkının tehlikede olduğu herhangi bir eylem bağlamında devreye gireceği şeklinde yorumlanabilir. Bazı durumlarda bireyleri kendi eylemlerinin ve davranışlarının sonucunda ortaya çıkan risklerden koruması amacıyla bir Devlete pozitif yükümlülükler yüklenebilir (bk.,Bone/Fransa (k.k.), no. 69869/01, 1 Mart 2005, diğer alıntılarla).

42. Mahkeme, bu bağlamda, ciddi yaralanma veya ölümlerde, Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan ve yukarıda bahsedilen Devlet’in pozitif yükümlülüğünün, mağdura uygun tazminat sağlanması, olay hakkındaki gerçeklerin açığa çıkarılması, faillerin olay nedeniyle sorumluluklarının tespit edilmesini sağlayacak nitelikte etkin ve bağımsız yargı sisteminin bulunmasını da gerektirdiğini tekrar etmiştir. Bu yükümlülük, her durumda ceza hukuku yollarına ilişkin hükümleri gerektirmez. İhmalin söz konusu olduğu durumlarda, örnek olarak, eğer yasal sistem mağdura tek başına hukuk mahkemelerinde başvuracağı bir hukuk yolu ya da bunun yanında bir de ceza mahkemelerinde bir hukuk yolu sunuyorsa, pozitif yükümlülük yerine getirilmiş olarak değerlendirilebilir (bk., Ciechońska, yukarıda, § 66) .

43. Mevcut davada başvuranlar yerel mahkemenin ilk başvuranın kazanın meydana gelmesinde temel sorumluluğu taşıdığı kararına itirazda bulunmamıştır. Ancak başvuranlar Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında davalı Devlet’in ölüme ilişkin sorumluluğuna yönelik iki iddiada bulunmuştur. İlk olarak başvuranlar söz konusu trafik kazasının sonuçlarının aracın kanala uçmasını engelleyemeyen çarpma bariyerinin hasarlı olması ve yolda bulunan muhtemel yapısal problemler nedeniyle ciddi bir şekilde ağırlaştığını iddia etmiştir. İkincil olarak başvuranlar bu tartışmalı hususlardan ikisinin de böylesi teknik konuların belirlenmesinde yardımcı olacak bir bilirkişi raporunun hazırlanmasını bile talep etmeyen İzmir İdare Mahkemesi tarafından usulüne uygun bir şekilde incelenmediğini ileri sürmüştür.

44. Mahkeme ilk olarak başvuranların yolda bulunan muhtemel yapısal problemlere ilişkin iddialarının yerel yargılamalar sırasında bir bilirkişi tarafından incelendiğini ve bu incelemede kazaya etki etmiş olabilecek herhangi ciddi bir yapısal problemin tespit edilmediğini kaydetmiştir (bk., § 15 ). Bu koşullar altında ve aşağıdaki görüşleri çerçevesinde Mahkeme bu özel konuyu daha fazla incelemek için bir sebep görmemiştir.

45. Başvuranların çarpma bariyerinin durumuna ilişkin iddiaları ele alındığında Mahkeme, Sözleşmeci Devletler’deki çeşitli yollarda ne tür önlemlerin alınması gerektiğini ya da alınıp alınmamasının gerektiğini belirleme gibi bir rolünün olmadığını ve böyle bir değerlendirme yapmak için yetkisinin bulunmadığını hatırlatmıştır. Doğal olarak insan yaşamı üzerinde belirli bir risk oluşturabilecek yolları, kavşakları, virajları ve benzer yapıları tespit etmek ve bu riskleri ortadan kaldırmak ya da en aza indirgemek için uygun önlemleri belirlemek her Devlet’in kendi yetkili makamlarının görev kapsamına girmektedir.

46. Mahkeme, mevcut davanın konusu olan virajda yolun ve yol kenarındaki koşulların yol açtığı potansiyel tehlikeleri değerlendirdikten sonra, ilgili Devlet makamlarının bu yolu kullananların bu tehlikelere karşı güvenliğini sağlamak için bazı önlemler alınmasının gerekli olduğuna karar verdiklerini belirtmiştir. Bu doğrultuda ilgili Devlet makamları ileride keskin bir virajın bulunduğunu bildiren uyarı işaretlerini ve şoförünün kontrolünü kaybettiği araçların aşağıda bulunan boş kanala uçmasını önlemek amacıyla bir çarpma bariyerini koymuşlardır. Mahkeme ayrıca dava dosyasındaki bilgiler ışığında söz konusu bariyerin olay anında hasarlı olduğunu kaydetmiştir. Başvuranlar önceki hasarın çarpma bariyerinin işlevini neredeyse ortadan kaldırdığını ve bunun sonucunda başvuranların aracının kanala düşmesini önleyemeyerek başvuranlardan birisinin karısının diğerinin de annesinin ölümüne sebep olduğunu iddia etmiştir.

47. Mahkeme bir kez daha belirli bir yolda ne tür önlemlerin alınması gerektiğini ya da alınıp alınmamasının gerektiğini belirleyecek bir konumda olmadığını belirtmiştir. Ayrıca Mahkeme başvuranlar tarafından iddia edildiği üzere önlemlerin yetersizliğinin Yeşim Çakır’ın ölümüne sebebiyet verip vermediğine yönelik olarak mevcut koşullar üzerine yorum yapamayacağını ya da soyut anlamda zaten başvuranlar tarafından itiraz edilmeyen yol güvenliğine ilişkin ilgili yasal düzenin yeterliliği hakkında genel sonuçlara varamayacağını belirtmiştir.

48. Mahkeme, eğer yetkili makamlar mevcut davada olduğu gibi en başta ölüm riski taşıyan durumların önlenmesine yönelik olarak güvenlik önlemlerinin alınmasını gerekli gördüyse bu önlemlerinin etkili bir şekilde işlevini sürdürmesinde meydana gelebilecek aksaklıkların özellikle böylesi aksaklıkların ciddi fiziksel yaralanmalara ya da can kaybına sebep olduğu iddia edilen durumlarda yerel mahkemeler tarafından sıkı bir şekilde takip edilmelidir. Bu bağlamda Mahkeme Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki Devlet yükümlülüğüne ilişkin bir hususun, iç hukuk sisteminin insan hayatını tehlikeye atacak yada kaybına yol açacak her türlü ihmal içeren eyleme ilişkin hesap verebilirliği güvence altına alamadığı durumlarda ortaya çıkabileceğini tekrarlamıştır (bk., Ciechońska, yukarıda, § 71). Bu nedenle Mahkeme davalı Devlet’in yasal sisteminin Sözleşme’nin 2. Maddesi uyarınca mevcut davayı yeterli bir düzeyde inceleyip incelemediğini inceleyecektir (bk., gerekli değişiklikler yapılmış olarak,Dodov, yukarıda, §§ 83 ve 86, ve Ciechońska, yukarıda, § 70).

49. 27 Mayıs 2010 tarihli İzmir İdari Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını değerlendirdikten sonra Mahkeme, ilgili mahkemenin başvuranların Yeşim Çakır’ın ölümüne ilişkin yetkili makamların sorumluluğuna yönelik iddialarını yeterince titiz bir incelemeye tabi tutamadığı görüşündedir.

50. Mahkeme, İdare Mahkemesi’nin başlıca olaydan sonra polisler tarafından hazırlanan trafik kazası raporuna dayanarak ilk başvuranın kendi hatası sonucunda aracın kontrolünü kaybettiği ve dolayısıyla aracın yoldan aşağı uçtuğu gerekçesiyle kazanın tek sorumlusunun ilk başvuran olduğuna karar verdiğini not etmiştir. Bununla birlikte çarpma bariyerlerinin sürücülerin araçlarının kontrolünü kaybetme riskinin yüksek olduğu yollarda riski en aza indirgemek amacıyla yerleştirildiği ve söz konusu yolda bu riskin varlığının yetkili makamlar tarafından kabul edildiği göz önünde bulundurulduğunda İdare Mahkemesi’nin basitçe vardığı sonucun başvuranlardan birisinin karısı diğerinin de annesinin hayatını kaybetmesinde Devlet’in yetkili makamlarının olası sorumluluğunu incelemede yetersiz kaldığı görülmektedir.

51. Mahkeme bu bağlamda İdare Mahkemesi’nin yetkili makamlara söz konusu viraja çarpma bariyeri yerleştirmeye sevk eden öngörülmüş riskleri dikkate almadığını not etmiştir. İlk başvuranın iddiasına göre İdare Mahkemesi, olayın olduğu noktada yaşanan daha önceki kazalar sebebiyle çarpma bariyerinin hasar alıp almadığını; bariyerin işlevini kaybedecek derecede hasar alıp almadığını; aldıysa bu hasardan yetkili makamların ne zamandan beri haberi olduğunu; uygun bir zamanda bariyerin tamirini yapmamalarının ilgili yerel düzenlemelerin öngördüğü sorumluluklarına aykırı olup olmadığı ve onları en azından kısmen de olsa sorumlu kılıp kılmadığını incelememiştir. Aynı zamanda mahkeme, nihayetinde yetkili makamların ihmali ve gerçekleşen ölüm arasında nedensel bir bağ bulunup bulunmadığına ilişkin bir değerlendirme yapmamıştır. Bu bağ ise başvuranların aracının yoldan çıkmasının sebebinin çarpma bariyerinin aracın yoldan çıkmasını önleyememesi olup olmadığı ya da aracın ağırlığı ve hızı gibi faktörler göz önünde bulundurulduğunda bariyer sağlam olsaydı bile çarpmaya dayanıp dayanamayacağı hususlarıyla ilişkilidir.

52. Mahkemenin görüşüne göre İzmir İdare Mahkemesi’nin davaya ilişkin koşullara ışık tutmak ve eğer varsa yetkililerin ölüme ilişkin yükümlülüklerini belirlemek için gerekli gördüğü şekilde uzman görüşüne başvurarak ya da başvurmaksızın bu hususları ele alma yükümlülüğü bulunmaktaydı. Ancak İdare Mahkemesi bu görevi usulüne uygun olarak yerine getirmemiştir çünkü kazanın meydana gelmesinde ilk başvuranın birincil sorumluluğu dışındaki hususlara önem vermemiştir.

53. Mahkeme, Hükümet’in bu konudaki İzmir İdare Mahkemesi’nin İzmir Ağır Ceza Mahkemesi’nin ilk başvuran hakkında suçluluğa ilişkin verdiği karara kanunen bağlı olduğu görüşünü not etmiştir. Mahkeme, Türk hukuk sistemi kapsamında hukuk mahkemelerinin bir ceza mahkemesinin bir davalının beraatine ilişkin verdiği karara kanunen bağlı olmamasına rağmen suçluluğa ilişkin bir kararın bağlayıcı olduğunun bilincindedir (bk., örneğin, Güvenç /Türkiye (k.k.), no. 43036/08, § 42, 21 Mayıs 2013). Ancak Hükümet’in bu görüşünde mevcut davaya ilişkin olarak yetkili makamların kazaya ilişkin olası hukuki sorumluluğunun İzmir Ağır Ceza Mahkemesi’nin kapsamının dışında olduğu dikkate alınmamıştır. Bu yüzden ceza mahkemesinin ilk başvuranın sorumluluğuna ilişkin tespiti, İdare Mahkemesi’nin yetkili makamların eylemleri ya da ihmalleri dolayısıyla Yeşim Çakır’ın ölümünde payının olduğu yönündeki tespitini geçersiz kılmamıştır.

54. Aynı zamanda Hükümet, görüşlerinde İdare Mahkemesi’nin ilk başvuranın virajı “aşırı hızda” alırken aracın kontrolünü kaybettiği gerekçesiyle yetkili makamların iddia edilen ihmalleri ve Yeşim Çakır’ın ölümü arasındaki nedensel bağın ortadan kalktığı iddia edilerek Belediye’nin sorumlu kılınamayacağı tespitini öne sürmüştür. Mahkeme, Hükümet’in iddiasının aksine hem İdare Mahkemesi’nin kararında hem de idari ya da cezai dava dosyalarında yargı mercileri ya da bilirkişiler tarafından ilk başvuranın aracının hızına ilişkin bir incelemenin yapılmadığını belirtmek ister. Aynı şekilde trafik kazası raporunda olay sırasında aracın yaklaşık hızına ya da ilk başvuranın yasal hız sınırı içinde seyredip seyretmediğine ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır. Bu yüzden Hükümet tarafından öne sürüldüğü gibi İzmir İdare Mahkemesi’nin bu sebeple yetkili makamların iddia edilen ihmalleri ve Yeşim Çakır’ın ölümü arasındaki nedensel bağın ortadan kalktığını varsaydığı şeklinde çıkarım yapılamaz.

55. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında Mahkeme, söz konusu idari yargılamaların başvuranlardan birinin eşinin ve diğerinin de annesinin ölümüne ilişkin koşulları aydınlatmak ve koşullar üzerinde Devlet’in yetkili makamlarının sorumluluğunun bulunup bulunmadığını tespit etmek için etkili bir imkân sunmadığı görüşündedir. Bir diğer deyişle davalı Devletin yetkili makamlarının insan hayatını tehlikeye sokan ihmalkâr eylemlerini içeren tartışmalı bir davayla karşı karşıya kalan Devletin yargı sistemi, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki usuli yükümlülükler açısından yeterli bir cevap verememiştir.

56. Bu yüzden Mahkeme, Hükümet’in başvuranların mağdur statüsüne ilişkin ilk itirazını reddetmiştir ve Sözleşme’nin 2 maddesinin ihlâl edildiğine karar vermiştir.

II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

57. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:

“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlâl edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlâlin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”

58. Başvuranlar, başvuranlardan birinin eşi ve diğerinin de annesi olan Yeşim Çakır’ın hayatını kaybetmeseydi aileye yapacağı finansal katkıyı göz önünde bulundurarak 10.000 avro maddi tazminat ve 40.00 avro manevi tazminat talep etmiştir. Ayrıca başvuranlar yerel mahkemeler önündeki yargılamalardaki masraf ve giderler için 1.254,43 Türk lirası (yaklaşık 308 avro) ve tercüme masrafları için 140 Türk lirası (yaklaşık 35 avro) talep etmiş ve bu masraflara ilişkin faturaları sunmuştur. Son olarak başvuranlar temsilcilerinin dava üzerinde yaklaşık olarak on altı saat çalıştığını belirterek Mahkeme’nin uygun göreceği miktarda avukat ücreti talep etmiştir.

59. Hükümet, taleplerin aşırı ve dayanaksız olduğunu ve Sözleşme’ye ilişkin ihlallerin bulunduğu iddiası ve sözde hasar arasında nedensel bir bağın bulunmadığını ileri sürerek itiraz etmiştir.

60. Mahkeme başvuranların maddi tazminat talebini dayanaktan yoksun olduğu için reddetmiştir. Ancak başvuranların Yeşim Çakır’ın ölümünden sonra yürütülen idari yargılamaların yetersiz kalması gerekçesiyle sadece ihlal kararı verilmesiyle tazmin edilemeyecek bir manevi zarara uğradığı görüşündedir. Mahkeme, davanın kendine özgü koşullarını ve tespit edilen ihlal türünü dikkate alarak, başvuranlara müştereken toplamda 10.000 avro manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

61. Masraf ve giderler hususunda Mahkeme, içtihadına göre bir başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olmasının gerekliliğini değerlendirmiştir. Mahkeme somut davada, elinde bulunan belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri dikkate alarak, tüm başlıklar altında gerçekleşen masraflar için başvuranlara toplam 2.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.

62. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

1. Hükümet’in başvuranların mağdur sıfatına ilişkin ilk itirazının Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki şikâyetin esasına eklenmesine ve reddedilmesine;



2. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;



3. Sözleşme’nin 2. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;



4.

(a) Davalı Devlet tarafından başvuranlara, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devlet’in para birimine çevrilmek üzere,

(i) manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 10.000 avro (on bin avro) ödenmesine;

(ii) Masraf ve giderler için, başvuranlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 2.000 avro (iki bin avro) ödenmesine;

(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;



5. Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.


İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 05 Haziran 2018 tarihinde, yazılı olarak bildirilmiştir.

Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Dön Türkçe'ye Çevrilen Kararlar