Forum ana sayfa İÇTİHAT PAYLAŞIM FORUMLARI Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları HAKİMİN MAKUL SÜREDE ÖN İNCELEME DURUŞMASINI TAMAMLAMAMASI, HAZİNE ALEYHİNE TAZ.

HAKİMİN MAKUL SÜREDE ÖN İNCELEME DURUŞMASINI TAMAMLAMAMASI, HAZİNE ALEYHİNE TAZ.


teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 20614


T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO: 2016/12-2349
KARAR NO: 2018/555
KARAR TARİHİ: 28.3.2018

>>HAKİMİN KARARINDAN DOLAYI HAZİNE ALEYHİNE TAZMİNAT--HAKİMİN TARAFSIZLIĞI VE BAĞIMSIZLIĞI--MAKUL SÜREDE ÖN İNCELEME DURUŞMASININ TAMAMLANMADIĞI İDDİASI

6100/m.46 vd.

[b]ÖZET : Dava, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 46. maddesi uyarınca hakimin kararından dolayı Hazine aleyhine açılan tazminat istemine ilişkindir. Hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile bunların gerçekleştirilmesine yönelik teminatlar, hâkimlerin keyfî davranabilecekleri, istedikleri şekilde karar verebilecekleri ve bu kararlardan da sorumlu olmayacakları anlamına gelmemekle birlikte, somut olayda, HMK'nun 46. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisinin mevcut olmadığı; açılan ihalenin feshi davasında, makul sürelerde ön inceleme safhası tamamlanarak duruşma günü verildiği, müstemir yetkili Hakim tarafından icra edilen dört duruşmanın üçünde taraf vekillerinin mazeret dilekçesi sunduğu, davacı vekilinin de bu süreçte iki kez mazeret dilekçesi verdiği, daha sonra icra edilen duruşmalara geçici yetkiyle çıkıldığı ve nihayet Hakim tarafından davanın sonuçlandırıldığı, ancak; kararın bozulması üzerine bozmaya uyulduğu ve istemin reddedilerek kararın kesinleştiği, ihbar olunan hakimlerin, yasada belirtilen şekilde davayı sürüncemede bırakma yönünde kasıtlı bir davranış veya hareketlerinin bulunmadığı sonuç ve vicdani kanaatİne varıldığından, davanın esastan reddine karar verilmesi yerinde görülmüştür.[/b]

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 12. Hukuk Dairesince;

“...İDDİA:

Davacı, icra hakimlerinin hukuki sorumluluğuna dair HMK'nun 46. vd. maddeleri gereğince maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş olup, dava dilekçesinde özetle; İstanbul 10. İcra Müdürlüğü'nün 2010/3220 Sayılı dosyasında yapılan icra takibinin kesinleşmesine müteakip borçluya ait taşınmazlara haciz konulduğunu, hacizli taşınmazların Van 2. İcra Müdürlüğü'nün 2010/245 talimat sayılı dosyası ile satışa çıkarıldığını, 127 pafta 1730 ada 10 parselde kayıtlı taşınmazın, 28.09.2012 tarihli ikinci satışta davacı tarafından satın alındığını ve ihalenin kesinleşmesi üzerine 10.10.2012 tarihinde, tapuda davacı adına tescil edildiğini, tahliye için gerekli işlemlere başlandıktan sonra, borçlulardan ... vekilinin tahliye sırasında takipten haberdar olduğunu, ihalenin usulüne uygun yapılmadığını, fesat karıştığını belirterek ihalenin feshi davası açtığını, taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulduğunu, bu dönemde mahkeme hakiminin ......... olduğunu, ilk duruşmada davalı vekilinin mazereti sebebiyle duruşmanın ertelendiğini, ikinci duruşmada ise aynı hakim tarafından dosyanın incelemeye alındığını, daha sonra sırasıyla hakim ........, ......, ...... ve T. S.'in çeşitli sebeplerle duruşmayı ertelediklerini ve 23.10.2013 tarihinde davanın kabulüne karar verildiğini, ancak, kararın Yargıtay 12. HD.'nin 2014/3583-6014 Sayılı kararı ile bozulduğunu, mahkemece bozma kararına uyularak 21.05.2014 tarihinde davanın reddine karar verildiğini, icra mahkemesinde görülen davaların ivedi işlerden olup, basit yargılamaya tâbi bulunmasına rağmen, keyfi olarak duruşmalar ertelenerek davanın sürüncemede bırakıldığını, bu haliyle HMK'nun 46/1. maddesindeki hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması sebebiyle hakimin hukuki sorumluluğundan kaynaklı tazminat davası açılması zorunluluğunun ortaya çıktığını, bu süreç nedeniyle, davacının, manevi olarak da yıprandığını, bu sebeplerle 2.500 TL maddi, 10000 TL manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.

SAVUNMA:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın süresinde açılmadığını, zaman aşımı süresinin dolduğunu, HMK'nun 46. maddesinde belirtilen koşulların oluşmadığını, kararın, delillerin değerlendirilerek, soyut kanun hükümlerinin somut olaya uygulanması sonucu, hak ve nesafet kuralları gözetilerek vicdani kanaat doğrultusunda verildiğini, belirtilen sebeplerle davanın reddini ve disiplin para cezasına hükmedilmesini istemiştir.


İHBAR OLUNAN HAKİM ... SAVUNMASINDA:

Davada herhangi bir ihmal ya da kusur bulunmadığını, deprem sonrası fiziki olarak çok zor şartlarda çalıştıklarını, zaman zaman terör sebebiyle sıkıntı yaşadıklarını, mevcut şartlar içerisinde yargılama faaliyetlerini devam ettirdiklerini, davaya konu ihalenin feshi dosyasında taraf vekillerinin sürekli mazeret dilekçesi verdiğini, herhangi bir ihmal veya kusurunun bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.



İHBAR OLUNAN HAKİM ... SAVUNMASINDA;

Geçici yetkiyle duruşmaya çıktığını, herhangi bir kasıt veya ağır ihmalinin bulunmadığını belirterek, davanın reddini istemiş, vekili Av. ... vekaletname sunmuştur.

İhbar olunan hakimler ..... ve .......'na, dava dilekçesi ile birlikte duruşma günü usulüne uygun olarak tebliğ olunmuş, ancak; adı geçenler bir cevap dilekçesi sunmadıkları gibi, duruşmaya da katılmamışlardır.



DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME:

Dava, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 46. maddesi uyarınca hakimin kararından dolayı Hazine aleyhine açılan tazminat istemine ilişkindir.


1086 Sayılı Kanun'u, ek ve değişiklikleri ile birlikte tümüyle yürürlükten kaldıran, 12.01.2011 tarih ve 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 01 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ve anılan Kanun'da; “Hâkimin Hukuki Sorumluluğu” başlığı altında yapılan düzenlemeyle (46 - 49. maddelerinde); sorumluluk sebepleri, yargılamada görevli merci, dava dilekçesine dair özel yöntem ve davanın reddi halinde verilecek cezaya dair özel hükümler getirilmiş, kısaca hâkimlerin hukukî sorumluluğuna dair yeni bir sistem hayata geçirilmiştir. Buna göre, hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği, kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa hâkim aleyhine tazminat davası açılamayacağı kuralı benimsenmiştir.


GÖREV: Görevli yargı merciine dair olarak HMK'nun 47. maddesinde; “Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde;…açılır ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür” hükmüne yer verilmiştir. Bu maddeye göre, karar temyiz edilse idi, temyiz incelemesi Yargıtay'ın hangi Hukuk Dairesinde yapılacak idiyse, dava o Hukuk Dairesinde açılacaktır. İcra Hukuk Mahkemesi Hâkimlerinin, ilâma dayanmayan takiplerden kaynaklanan şikayete dair kararlarından dolayı tazminat davası açılmış olup, bu konuda temyiz mercii Dairemiz olduğundan, ilk derece mahkemesi sıfatıyla davaya bakmaya da Dairemiz görevli bulunmaktadır.


SÜRE : Dava yasal süre içerisinde açılmıştır.


İHBAR : 6100 Sayılı Kanun'un 48. maddesinin 2. fıkrasında yer alan; “Mahkeme, açılan tazminat davasını, ilgili hâkime resen ihbar eder” emredici hükmü gereği, dava, kararları veren Hakim ..., Hakim ..., Hakim ... ve Hakim ...'na resen ihbar edilmiştir.


HARÇ VE GİDER AVANSI: HMK'nun 120. maddesinin 1. fıkrasında; “Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır” hükmüne yer verilmiş olup, davacı HMK'nun 120. maddesi gereğince dava açarken yatırması gereken harç ve gider avansını yatırmıştır.


ÖN İNCELEME: Dava dilekçesi ve ekleri ihbar olunanlar ile davalıya tebliğ edilmiş, davalı vekilinin ve ihbar olunanın cevap dilekçesi davacı vekiline, davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesi de davalı vekiline tebliğ edilmiş, HMK'nun 137 vd. maddeleri uyarınca ön inceleme aşaması tamamlanmıştır. Taraflar, sulh olma durumunun söz konusu olmadığını beyan ettiklerinden ve tarafların sulh olmayacakları anlaşıldığından, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin 41. maddesinin 2. fıkrası gereği tahkikata geçilmiştir.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 46/1. maddesinde; Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği vurgulandıktan sonra, dava sebepleri;

Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması, sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması, farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması, duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması, duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması, hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması şeklinde tahdidi olarak gösterilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.07.2011 gün ve 2011/4 Esas 2011/4 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, Hâkimlerin görevlerini yaparken yargısal faaliyetleri sebebiyle, kasıtla veya ağır ihmalle kanuna açıkça aykırı karar vermiş olmaları durumunda, vermiş oldukları zararlar için HMK'nun 46. maddesinde sayılan hallerde haklarında tazminat davası açılabilecektir. Açıklanan hükümler, Hâkimin vicdani kanaatindeki bağımsızlığını, yargı erkinin herhangi bir etki altında kalmamasını ve adalete güven duygusunun sarsılmamasını temin amacıyla Yasa'ya konulmuştur.

HMK'nun 46 ve mülga 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 573 vd. maddelerine göre, hâkimin, bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptığı işlem, yürüttüğü faaliyet ve kararları sebebiyle ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilecek olup; kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa, hâkim aleyhine tazminat davası açılamayacağı her türlü kuşku ve duraksamadan uzaktır.

T.C. Anayasasının 138/1-2. maddesi gereğince; “Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” Hâkimlerin Anayasa güvencesi altına alınan bağımsızlığı, ilke olarak yargı fonksiyonunun ifa edilmesi dolayısıyladır. Yargı yetkisinin özellikleri, hâkimlerin kişisel sorumluluğunda, özel bir sorumluluk düzeninin uygulanmasını zorunlu kılmıştır. Zira yargı görevinin bağımsızlık ve tarafsızlık içinde aksatılmadan yerine getirilmesi esastır. Gerçekten, hâkimlerin diğer devlet memurlarının tâbi bulundukları sorumluluk esaslarına bağlanmaları, yaptıkları her işlemin, aleyhlerine bir tazminat davasına yol açabileceğini düşünmelerine ve bunun sonucu olarak tereddüt içinde kalmalarına yol açabilir.

Tabiidir ki; adaletin gerçekleşmesi, hâkim hakkında sorumsuzluk müessesesinin kabulünü gerektirmez. Ancak, hâkimin hukuki sorumluluk halleri benimsenirken, yargısal faaliyetten ibaret olan esas görevinin aksatılmamasına büyük özen gösterilmesi zorunludur. Gelişigüzel bir sorumluluk sisteminin benimsenmesi, hâkimin bağımsızlığını ve tarafsızlığını tehlikeye düşürebilir.

Hâkimlerin verdikleri kararlarından dolayı ilke olarak sorumlu tutulmayacakları esas olmakla beraber, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, hâkimin bağımsızlığı kadar tarafsızlığını da güvence altına almak amacıyla, onun hukuki sorumluluğunu sınırlı olarak kabul etmiş ve aynı zamanda sorumluluğun tespitini özel bir usule tâbi tutmuştur.

Hâkimin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabilmesi için; HMK'nun 46. maddesinde tahdidi olarak yazılı bulunan sebeplerin bir ya da bir kaçının gerçekleşmesi, Hâkimin görevini yaparken davacıya karşı düşmanlığı veya karşı tarafla dostluğu nedeniyle, davacı aleyhine, kasıtla veya ağır ihmalle kanuna açıkça aykırı karar vermiş olması, kasten adalete ve yasalara aykırı karar verdiğinin, tevil ve tefsire ihtiyaç göstermeyecek derecede açık ve kesin olması, davacının karardan dolayı zarar görmesi ve hâkimin davranışı ile zarar arasında illiyet bağının olması ve bu hususların davacı tarafından kanıtlanması gerekir.

Somut olayın incelenmesinde; Van 2. İcra Müdürlüğü'nün 2010/245 talimat sayılı dosyasıyla satışa çıkarılan Van Merkez Kaleardı Mah. 127 pafta 1730 ada 10 parselde kayıtlı taşınmazın, 28.09.2012 tarihinde yapılan ikinci arttırmada davacı tarafından satın alındığı, ihalenin kesinleşmesi üzerine tapu sicil müdürlüğünde adına tescil edildiği, bilahare 12.10.2012 tarihinde tahliye için adrese gidilmesi üzerine, borçlulardan ... vekili, takipten ve satıştan haberdar olmadıkları iddiasıyla 16.10.2012 tarihinde ihalenin feshi istemiyle icra hukuk mahkemesine başvurmuştur. Müstemir yetkili icra hukuk mahkemesi Hâkimi ... tarafından 17.10.2012 tarihli tensibin yapıldığı, 08.01.2013 tarihinde ön inceleme tutanağı düzenlenerek 26.02.2013 tarihine duruşma gününün verildiği, bu duruşmada LBT Varlık vekilinin mazereti sebebiyle duruşmanın 20.03.2013 tarihine ertelendiği ve dosyanın karar için incelemeye alındığı, daha sonra yapılan 29.03.2013 ve 24.04.2013 tarihli duruşmalarda taraf vekillerinin mazereti sebebiyle duruşmaların ertelendiği, 25.06.2013 tarihli duruşmaya yetkili Hakim ...'nun, 16.07.2013 tarihli duruşmaya da yetkili Hakim ...'nun çıktığı ve dosyanın hakim değişikliği sebebiyle incelemeye alındığı, 08.09.2013 tarihinde Hakim tarafından yapılan duruşmada ise, davalı, yani işbu davanın davacısı ... vekilinin mazereti sebebiyle duruşmanın ertelendiği, 23.10.2013 tarihli duruşmada Hakim T. S. tarafından davanın kabulüne karar verildiği, bilahare kararın Dairemizce bozulması üzerine aynı hakim tarafından bozmaya uyularak 21.05.2014 tarihinde davanın reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği görülmüştür.

Anılan bu yasal düzenleme ve mevcut olgular karşısında; ihbar olunan hâkimlerin kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı, sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı, farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm vermiş olduğunu, duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak, duruşma tutanakları ile hüküm veya kararları değiştirmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözü hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi göstermiş ve buna dayanılarak hüküm vermiş olduğunu, hakkın yerine getirilmesinden kaçınmış olduğunu, kasıtlı hareketle veya ağır ihmal sonucu, yasaya ve adalete aykırı karar verdiğini veya memuriyet görevini savsadığını kabule yeterli delil bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile bunların gerçekleştirilmesine yönelik teminatlar, hâkimlerin keyfî davranabilecekleri, istedikleri şekilde karar verebilecekleri ve bu kararlardan da sorumlu olmayacakları anlamına gelmemekle birlikte, somut olayda, yukarda detaylıca açıklandığı üzere HMK'nun 46. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisinin mevcut olmadığı; açılan ihalenin feshi davasında, makul sürelerde ön inceleme safhası tamamlanarak duruşma günü verildiği, müstemir yetkili Hakim tarafından icra edilen dört duruşmanın üçünde taraf vekillerinin mazeret dilekçesi sunduğu, davacı vekilinin de bu süreçte iki kez mazeret dilekçesi verdiği, daha sonra icra edilen duruşmalara geçici yetkiyle çıkıldığı ve nihayet Hakim T.S. tarafından davanın sonuçlandırıldığı, ancak; kararın bozulması üzerine bozmaya uyulduğu ve istemin reddedilerek kararın kesinleştiği, ihbar olunan hakimlerin, yasada belirtilen şekilde davayı sürüncemede bırakma yönünde kasıtlı bir davranış veya hareketlerinin bulunmadığı sonuç ve vicdani kanaatına varıldığından, işbu davanın esastan reddine ve HMK.49. maddesi hükmü uyarınca, davacının takdiren 700,00 TL disiplin para cezası ile mahkûmiyetine karar vermek gerekmiştir.



SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlere, kararın dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, dosyadaki kanıtlara ve heyetin takdirine göre;

1-)HMK'nun 46.maddesi uyarınca açılan davanın REDDİNE,

2-)HMK'nun 49. maddesi uyarınca davacının takdiren 700,00 TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına,

3-)492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 44,90 TL başvurma harcı yerine 42,60 TL alınmış olduğundan, eksik kalan 2,30 TL başvurma harcı ile 60,80 TL maktu karar ve ilam harcının, peşin alınan 213,50 TL harçtan düşülerek, arta kalan 150,40 TL harcın karar kesinleştiğinde ve istenmesi halinde davacıya iadesine,

4-)Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,

5-)HMK'nun 333. maddesi gereği, hükmün kesinleşmesinden sonra, davacı tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan kısım kalması halinde davacıya iadesine,

6-)Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davalı yararına hesaplanan 3.500,00 TL maktu vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine...”

dair oy birliğiyle verilen 03.06.2016 gün ve 2015/3 E., 2016/2 K. sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı tarafın temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm belgelerin okunmasından sonra gereği düşünüldü:




KARAR

Dava, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili İstanbul 10. İcra Dairesinin 2010/3220 Sayılı dosyasında yapılan icra takibinin kesinleşmesi üzerine borçlu ...'a ait iki adet taşınmaz üzerine haciz konulduğunu, satış talebi üzerine Van 2. İcra Dairesinin 2010/245 talimat sayılı dosyasında satış işlemlerinin yapıldığını, 28.09.2012 tarihli ikinci satış gününde 1730 ada 10 parsel sayılı taşınmazın tek katılımcı olan müvekkiline 165.000,00 TL bedel ile ihale edildiğini, taşınmazın müvekkili adına 10.10.2012 tarihinde tapuda tescil edildiğini, satış işlemlerinin tamamlanmasının ardından esas icra dosyası olan İstanbul 10. İcra Dairesinin 2010/3220 Sayılı dosyasına 11.10.2012 tarihinde tüm masraflar düşüldükten sonra kalan 144.306,58 TL bedelin gönderildiğini, tahliye için gerekli işlemlere başlandıktan sonra, borçlulardan ...'un “ne ödeme emrini ne kıymet takdiri raporunu ne de taşınmaz satış ilanını tebliğ aldığı, tüm bu aşamalardan taşınmazın bulunduğu adrese tahliye için gidildiği sırada haberdar olduğu, ihalenin usulüne uygun yapılmadığı ve fesat karıştırıldığı” iddiaları ile 16.10.2012 tarihinde Van İcra (Hukuk) Mahkemesi'nin 2012/217 E. sayılı dosyası üzerinden ihalenin feshi davası açtığını ve ihale konusu taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulmasını talep ettiğini, davacının talebi doğrultusunda Hâkim ... tarafından davaya konu taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulmasına karar verildiğini ve taşınmaz üzerine tedbir kaydının işlenmesi için 12.12.2012 tarihinde Van Tapu Müdürlüğüne müzekkere yazıldığını, yargılama sırasında bir an önce karar verilmesini talep etmelerine rağmen ihbar olunan hâkimler tarafından taraf vekillerinin mazeretlerinin kabulü ve dosyanın incelemeye alınması gibi sebeplerle duruşmaların gereksiz yere ertelendiğini, 23.10.2013 tarihinde davanın kabulüyle ihalenin feshine karar verildiğini, hükmün temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince bozulduğunu, mahkemece bozma kararına uyularak davanın reddine karar verildiğini ve kararın kesinleştirilerek Tapu Müdürlüğüne yazılan 15.07.2014 tarihli müzekkere ile taşınmaz üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırıldığını, İcra ve İflas Kanunu'nun 18. maddesine göre ivedi işlerden olup, basit yargılama usulüne tabi olan davada zorunlu olmadığı hâlde duruşma yapılmasına karar verildiğini, duruşmalar keyfi olarak ertelenerek davanın sürüncemede bırakıldığını, ayrıca kanuna alenen aykırı olarak defalarca 30 günden fazla ara verildiğini, bu durumda HMK'nın 46. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi hükmüne göre hakkın yerine getirilmesinden kaçınmış olmaları sebebiyle sorumlu olduklarını, taşınmazın müvekkiline teslim edilmemesi ve üzerine konulan tedbir sebebiyle taşınmaz üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunamadığından maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek, HMK'nın 46. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereğince fazlaya dair talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla 2.500,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili davanın süresinde açılmadığını, iddia edilen zararın dayanağı bulunmadığını, HMK'nın 46. maddesinde belirtilen koşulların oluşmadığını, ayrıca HMK'nın 48. maddesine göre dayanılan sorumluluk nedenlerini ispata yarayacak yeterli delil sunulmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İhbar olunan Hâkim ... beyan dilekçesinde 03.09.2013 tarihli duruşmaya geçici yetkilendirme ile çıktığını, tarafların mazeret dilekçesi vermesi ve duruşma günlerinin dolu olması sebebiyle 23.10.2013 tarihine ertelediğini, bu durumda herhangi bir kasıt ve ağır ihmal bulunmadığını, ihtiyati tedbir kararının taşınmazın üçüncü kişilere devrini engelleyici mahiyette olup, davacının taşınmazı üçüncü kişilere kiralanmasını engellemediğini, HMK'nın 46. maddesindeki koşulların oluşmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İhbar olunan Hâkim ... beyan dilekçesinde herhangi bir ihmal ya da kusurunun olmadığını, taraf vekillerinin mazeret dilekçeleri vermeleri sebebiyle duruşmaların ertelendiğini, bu sırada müstemir yetkisinin değişmesi sebebiyle başka bir hâkim tarafından karar verildiğini, deprem sonrası fiziki imkânsızlıklar ve terör olayları sebebiyle çok zor şartlarda yargılama faaliyetlerini devam ettirdiklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İhbar olunan Hâkimler ... ve ... yargılamaya katılmamışlar ve herhangi bir beyanda bulunmamışlardır.

İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarda açıklanan sebeplerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına, tebliğ tarihinden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.03.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Dön Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları



cron