Birden fazla kişiyle birlikte tehdit suçu, bir kısım sanıklar hakkında bozmanın bekletici mesele olmadığı

Kavramlar: yargıtay kararları, yargıtay kararları 2019, yargıtay kararları 2018, yargıtay kararları 2017, yargıtay kararları fetö, son yargıtay kararları, yargıtay kararları nereden bulunur...
Cevapla
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28921
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Birden fazla kişiyle birlikte tehdit suçu, bir kısım sanıklar hakkında bozmanın bekletici mesele olmadığı

Mesaj gönderen Admin » 04 Eki 2019 11:04

Ceza Genel Kurulu 2016/237 E. , 2019/501 K.
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 4. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 1277-280

Birden fazla kişi tarafından birlikte tehdit suçundan sanık ...’ın, TCK’nın 106/2-c ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Ankara 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.04.2011 tarihli ve 1277-280 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesince 17.06.2015 tarih ve 17264-31411 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.


Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 26.11.2015 tarih ve 352495 sayı ile;

"Birlikte tehdit suçu, 5237 sayılı TCK’nın 106/2-c maddesinde ifadesini bulmuştur. Bu maddeye göre; tehdidin birden fazla kişi tarafından birlikte, işlenmesi halinde fail hakkında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacaktır.

Tehdit suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesinde bir yandan tecavüzün yoğunluğu artarken, diğer yandan mağdurun kendini savunma imkanının ortadan kalkması nedeniyle kanun koyucu tarafından nitelikli hâl sayılmıştır (Yaşar/Gökcan/Artuç, TCK 3. Cilt, s. 3589).

Yargıtay 4. CD’nin 27/04/2015 tarih, 2015/3083 E, 2015/27797 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere; tehdit suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlendiğinin kabulü için, eylemin tehdit suçunu işlemek üzere anlaşan iki veya daha fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi gerekir. Yine Yargıtay 4. CD’nin 21/01/2013 tarih, 2012/37940 E, 2013/855 K. Sayılı ilamı ve 14/05/2013 tarih, 2011/16618 E, 2013/14635 K. sayılı ilamlarında belirtildiği üzere; sanıkların daha önceden fikir ve irade birliği içinde ve birlikte tehdit kastıyla hareket etmeleri gerekmektedir. Birlikte ifadesiyle her ikisinin de bu olaya asli fail olarak katılmasını ve birlikteliğin korkutucu gücünü mağdura yansıtmış olmaları gerekir. Yüze karşı tehditte birlikteliğin gerçekleşmesi için her iki failin de bizzat olay yerinde olması gerekir. Bir kimsenin olay yerinde olmayan kardeşini de kastederek mağdura ‘Abim ile beraber seni zaten keseceğiz, öldüreceğiz.’ demesi birlikte olarak anlaşılamayacaktır. Gönderi yoluyla hakarette de bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için, iki kişinin bir olarak mağdura kötülük yapacağının bildirilmesi gerekir. Örneğin mektupta ‘sen yarın öleceksin’ yazdıktan sonra faillerin ikisinin de isminin yazılması gibi (Yaşar/Gökcan/Artuç, TCK 3. Cilt, s. 3589-3590).

Somut olayımızda; sanıklar ..., ... ve ... hakkında birden fazla kişi ile tehdit suçu işledikleri gerekçesiyle iddianame düzenlenmiş, Katılar ..., kendisini tehdit edenlerin ..., Mustafa ve ... olduğunu beyan etmiş, tanık... ... olay yerinde sanık ... ve diğer sanıkların olmadığını beyan etmiştir. Ankara 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/04/2011 tarihli ve 2011/280 sayılı kararıyla sanıkların 3'er yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiş ve sanıkların temyizi üzerine Yüksek 4. CD 17/06/2015 tarih ve 2013/17264 E, 2015/31411 K. sayılı ilamıyla sanık ... hakkındaki mahkûmiyet kararı onanmış, diğer sanıklar hakkında ise yukarıda belirtildiği üzere eksik kovuşturma yapılmasından dolayı bozulmuştur. Sanıklar ... ve ... hakkındaki dava; Ankara 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/584 esasında derdest durumda olup, yargılama devam etmektedir. Bu sanıklar hakkında yapılan yargılama sonucunda mahkemece beraat kararı verilmesi durumunda sanık ... tehdit suçunu birlikte işlemiş olmayacak, basit tehdit suçundan TCK’nın 106/1 m. gereğince hüküm kurulması gerekeceği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesince 14.01.2016 tarih ve 27955-563 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İnceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkında birden fazla kişi tarafından birlikte tehdit suçunda verilen mahkûmiyet hükümleri eksik araştırma ve yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması isabetsizliğinden Özel Dairece bozulmuş ve UYAP’tan yapılan incelemeye göre bozma sonrası yapılan yargılamada inceleme dışı sanıklar hakkında Ankara 5. Asliye Ceza Mahkemesince 07.12.2015 tarih ve 584-1064 sayı ile verilen beraat kararları temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkındaki mahkûmiyet hükmüyle sınır olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1- Birden fazla kişi tarafından birlikte tehdit suçundan sanıkla beraber yargılanıp cezalandırılmalarına karar verilen ve haklarındaki mahkûmiyet hükümleri eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulan inceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkındaki yargılama sonucunun beklenilmesinin gerekip gerekmediğinin,

2- Gerekmediği sonucuna ulaşılması hâlinde; sanığın eylemine inceleme dışı sanıklar haricinde başka kişilerin katılıp katılmadığının, buna bağlı olarak sanığa atılı suçun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının,

Belirlenmesine ilişkindir.


Uyuşmazlık konuları birbiriyle bağlantısı nedeniyle birlikte değerlendirilmiştir.
İncelenen dosya kapsamından;
Katılan ... soruşturma evresinde verdiği 13.11.2007 tarihli dilekçesinde; Çankaya ilçesi, Hilal Mahallesi, 6. Cadde, 52 Sokak, ... dairenin maliki olduğunu, evini kiralamak isteyen tanık... ... ve adı geçenin kefili olan tanık... ...’e evi göstermek için anılan adresteki eve gittiklerini, ancak kilidi değiştirilmiş olduğundan evin kapısını açamadığını, olay yerinde aniden dört beş kişinin belirdiğini, şahısların sanık ...’ın talimatı olduğundan içeriye kimsenin giremeyeceğini, bu dairenin kiralık olmadığını, buraya girecek adamın ölümü göze alması gerektiğini söylediklerini, sanık yüzünden evi kimseye satamadığını veya kiralayamadığını belirttiği,
Katılan ... soruşturma evresinde; sahibi olduğu konuta sanık ...’nin sahip çıkarak kendisini tehdit ettiğini, sanığın kendisine binayı ucuza aldığını söyleyerek, daha yüksek bir meblağa satıp birlikte parayı bölüşebileceklerini pek çok kez ifade ettiğini, ancak bunu kabul etmediği için sanığın kendisini gördüğü zamanlar "Burayı satın alacak ya da kiraya girecek kişinin ölümü göze alması lazım." dediğini, bundan dolayı evi satamadığı veya kiraya veremediği gibi oturmasına da izin verilmediğini, 13.11.2007 tarihinde de evi kiralamak isteyen tanıklar... ve... ile birlikte binaya gittiklerini, inceleme dışı sanıklar ... ve ... ile sanığın yeğeni olan Bekir isimli şahsın kiracıların önüne çıkıp kendilerine "Bu daire bizim, kiralayacak ya da satın alacak adamın ölümü göze alması lazım." dediklerini, bunun üzerine binadan ayrılarak durumu karakola intikal ettirdiğini, sonradan tanık...’e evi kiraya verdiğini, bu tanığın eşyalarını içeriye koduğunu ancak oturmasına izin verilmediğini,
Kovuşturma evresinde ise; sanıkların kendisine bu evi ucuz aldın diyerek tekrar onlara satmasını istediklerini, bunu kabul etmeyince "Dikkat et, gencecik oğlun var." dediklerini, bu esnada oğlunun yanında olduğunu, evde oturamayacağını anlayınca satmak istediğini, ancak emlakçıları eve yanaştırmadıklarını, bu işlerden sanık ...’nin sorumlu olduğunu, adamlarını bu yolda kullandığını, kendi olanağı ile bulduğu kiracıları yanında tehdit ettiklerini, tehdit edenlerin sanık ... ile inceleme dışı sanıklar... ve ... olduğunu,
Tanık... ...; sanık ...'yi tanımadığını, katılanı ise tanık...’in katılana ait evi kiralamak istemesiyle tanıdığını, tanık...’in kefili olarak katılana ait bahse konu daireye gittiklerinde katılanın kapıyı açamadığını, kapının kilidinin değiştirilmiş olduğunu gördüğünü, binadan çıkacakları esnada sanık ...'nin adamları olduğunu öğrendiği dört beş kişinin yanlarına gelerek katılana hitaben "...'ın haberi olmadan burada kimse oturamaz, Oturacak adam ölümü göze almış olması lazım." diye söylediklerini, olay yerinde sanığı ya da inceleme dışı sanıklar... ve ...'i görmediğini,
Tanık... ...; olay tarihinde katılana ait evi kiralamak için yanında kefili tanık... olduğu hâlde katılanla birlikte bahse konu eve gittiklerini, ancak kapısını açamadıklarını, aşağıya inip bina önüne çıktıkları sırada tanımadığı dört beş kişinin önlerine çıkarak "Siz burada ne arıyorsunuz, kiraladığın yere ...'den habersiz kimse ne kiraya verebilir ne de satabilir!" diye söylediklerini, katılana hitaben de "Bu daireyi kiraya verecek ya da satın alacak kişinin ölümü göze alması lazım." dediklerini,
İnceleme dışı sanık ...; katılan ...'in, babası olan sanık ...’den bir daire satın aldığını, inşaat devam ederken de bu daireye taşınmaya kalkıştığını, binada görev yapan bekçilerin asansör olmadığı için katılanı taşınma hususunda uyarmış olabileceklerini, suçlamayı kabul etmediğini, katılanla yüz yüze gelmediğini,
İnceleme dışı sanık ...; birlikte müteahhitlik yaptığı ağabeyi olan sanıkla beraber katılana bir daire sattıklarını, tapuda devir işlemleri sırasında kendisinin de yer aldığını, kendisinin ya da kardeşlerinin katılanın dairesinden istifade etmesine engel olma gibi bir durumun söz konusu olmadığını, tanıkları tanımadığını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... aşamalarda; kızına ait inşaat şirketinden bir adet daire satın alması nedeniyle katılanı tanıdığını, daireye taşınmak isteyen katılana, çocukları olan ... ve Emre’nin, binada asansör bağlı olmadığı için asansör boşluğunun tehlike yaratabileceğini, bir hafta sonra taşınması gerektiğini söylediklerini, kimseyi tehdit kastıyla hareket etmediklerini, katılanın sık sık kendisini şikâyet ettiğini savunduğu,
Anlaşılmıştır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda suça iştirakte faillik ve şeriklik ayrımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir.
TCK'nın 37. maddesindeki;
"(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.
(2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır." şeklindeki hüküm ile maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir.
Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.
Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:
1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır.
2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır.
Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı "Fail" konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde, suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır.
Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "Yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmamasıdır.
"Azmettirme" ise TCK'nın 38. maddesinde;
"(1) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.
(2) Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme hâlinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi hâlinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz.
(3) Azmettirenin belli olmaması hâlinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hâllerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Azmettirme, belli bir suç işleme hususunda henüz bir düşüncesi olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanmasıdır. Eğer kişi daha önceden suçu işlemeye karar vermiş ise bu takdirde azmettirme değil, artık aynı Kanun'un 39/2. maddesi kapsamında manevi yardım söz konusu olacaktır. Azmettiren konumundaki kişinin kasten hareket etmesi gerekir. Bu kastın, failde belli bir suçu işleme konusunda karar oluşturmayı, suçun bu kişi tarafından işlenmesi hususunu ve azmettirilen suçun kanuni tanımındaki unsurlarını kapsaması gerekli olmasına karşın, eylemin yer ve zamanı ile işleniş tarzına ilişkin ayrıntıların belirlenmesine gerek yoktur.
Bu aşamada tehdit suçunun da değerlendirilmesi gerekmektedir.
Tehdit suçu TCK’nın 106. maddesinde; "(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Tehdidin;
a) Silahla,
b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "Gözdağı verme" anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu; söz, yazı, resim, şekil veya işaret ile de işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M. Emin Artuk, A. Gökcen, A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitabevi, Ankara, 6. Bası, s. 100).
Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili "Korkutmak amacıyla" yapmış olmasıdır (Majno, Ceza Kanunu Şerhi, Sevinç Matbaası, Ankara 1978, C. II, s. 127; A. Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C. II, s. 517 ve 873).
Tehdit suçuyla korunan hukuki yarar TCK’nın 106. maddesinin gerekçesinde; "Tehdidin koruduğu hukukî değer, kişilerin huzur ve sükûnudur; böylece kişilerde bir güvensizlik duygusunun meydana gelmesi engellenmektedir. Bu nedenle, söz konusu madde ile insanın kendisine özgü sulh ve sükûnuna karşı işlenen saldırılar cezalandırılmış olmaktadır. Fakat, tehdidin bu maddeyle korumak istediği esas değer, kişinin karar verme ve hareket etme hürriyetidir." şeklinde açıklanmıştır.
Tehdit suçunu düzenleyen TCK'nın 106. maddesinin gerekçesinde vurgulandığı üzere tehdidin özelliği, kötülüğün gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin, tehdit edenin iradesine bağlı olmasıdır. Tehdit konusu kötülüğün gerçekleşip gerçekleşmemesi, gerçekten veya en azından görünüş itibarıyla failin takdirine bağlıdır. Fakat bu, kötülüğün mutlaka tehdit eden tarafından gerçekleştirileceği anlamına gelmez; bir üçüncü kişi vasıtasıyla bu kötülüğün gerçekleştirileceğinin bildirilmesi ile de tehditte bulunulabilir. Mağdurda tehdit konusu tecavüzü gerçekleştirebilecek imkân ve iktidara sahip olunduğu kanaati uyandırıldıktan sonra, failin bu imkân ve iktidara gerçekte sahip olmamasının bir önemi yoktur.
Tehdit suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesinin nitelikli hâl olarak ön görülmesi ise, tehdidin kapsadığı korkutma gücünün ciddiliği ve yoğunluğu hususunda mağdurda ciddi kaygılar meydana getirmeye elverişli durumda olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nitelikli hâlde suçun "İcra hareketlerini gerçekleştiren kişi sayısının" birden fazla olması ve bu kişilerin birlikte hareket etmesi gerekmektedir. Dolayısıyla failin bir kişiyi azmettirmek suretiyle katıldığı tehdit eyleminde bu nitelikli hâl uygulanamayacaktır. Ancak azmettirilen en az iki kişi tarafından mağdurun tehdit edilmesi durumunda azmettirenin işlenen suçtan sorumluluğunun doğacağı kabul edilmelidir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;

Katılan ...’in sanık ...’nin müteahhitliğini yaptığı bir binadan daire satın aldığı, katılan tarafından tanık...’e kiraya verilmek istenen dairenin gösterilmesi için 13.11.2007 tarihinde katılan, tanık... ve adı geçenin kefili olan tanık...'nin birlikte bu yere gittikleri, ancak kilidinin değiştirilmiş olması nedeniyle daire kapısı açılamadığından içeri giremedikleri, katılan ve tanıklar binadan dışarı çıkmak üzereyken dört beş kişilik bir grubun yanlarına yaklaştığı ve katılana hitaben "...'ın haberi olmadan burada kimse oturamaz." ve "Bu daireyi kiraya verecek ya da satın alacak kişinin ölümü göze alması lazım." şeklinde sözler söylediğinin anlaşıldığı olayda;

Dosya kapsamındaki beyanlar ve sanık savunmasına göre her ne kadar sanık ... olay yerinde bizzat bulunmamış ve sanık ile beraber yargılanıp cezalandırılmalarına karar verilen inceleme dışı sanıklar... ve ... hakkındaki mahkûmiyet hükümleri eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulduğundan bahisle bozulmuş ise de gerek katılanın gerekse tanıklar... ve...’nin olay yerinde dört beş kişilik bir grup tarafından katılanın tehdit edildiğini aktarması ve kimliği belirsiz bu kişilerin sanığın talimatı doğrultusunda hareket ettiklerinin anlaşılması karşısında, sanığın azmettirme suretiyle birden fazla kişi tarafından birlikte tehdit suçuna iştiraki söz konusu olup TCK’nın 38. maddesinin birinci fıkrası uyarınca işlenen suçun cezasıyla cezalandırılması gerektiğinden Yerel Mahkemenin mahkûmiyet hükmünde bir isabetsizlik bulunmadığı ve inceleme dışı sanıklar hakkındaki yargılamanın beklenilmesinin sanık açısından sonuca etkili olmayacağı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 25.06.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi. karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Cevapla