Muris muvazaa yargı karar talep

Miras, Kanuni Mirasçılar, Veraset İlamı, Muris Muvazaası, Vasiyet, Miras Sözleşmesi, Reddi Miras, Saklı Pay, Tasarrufun İptali, Iskat, Tasarruf Nisabı, Tereke...
Cevapla
bilalbozan
Kıdemli ** Üye
Mesajlar: 105
Kayıt: 09 Mar 2012 04:22

Muris muvazaa yargı karar talep

Mesaj gönderen bilalbozan » 09 Kas 2019 16:35

Merhabalar ,1.hd 2014/14001 ve hgk 29.04.2009,2009/1-130 kararları rica edebilirmiyiz



Kullanıcı avatarı
IŞIKDEMİR
Editör
Mesajlar: 1833
Kayıt: 07 Eki 2016 15:19
Meslek: İcra Memuru
Konum: Virankaya

Re: Muris muvazaa yargı karar talep

Mesaj gönderen IŞIKDEMİR » 12 Kas 2019 09:13

T.C YARGITAY
1.Hukuk Dairesi
Esas: 2014/ 14001
Karar: 2014 / 13149
Karar Tarihi: 02.09.2014

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ



-KARAR-



Mahkeme kararındaki nitelendirmeye göre dava; tapu tahsis belgesinden kaynaklı kişisel hakka dayanan tescil olmadığı taktirde tazminat istemine ilişkindir.

Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 24.01.2014 tarih ve 1 sayılı kararı ile aynen kabul edilen ve 29.01.2014 günü Resmi Gazetede yayımlanarak 01.02.2014 tarihinde yürürlüğe giren hukuk dairelerine ilişkin işbölümü uyarınca temyiz incelemesi Yargıtay 14. Hukuk Dairesine ait bulunmaktadır.

Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan nedenlerle, dosyanın ilgisi yönünden anılan Daire Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE, 02.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Resim

Kullanıcı avatarı
IŞIKDEMİR
Editör
Mesajlar: 1833
Kayıt: 07 Eki 2016 15:19
Meslek: İcra Memuru
Konum: Virankaya

Re: Muris muvazaa yargı karar talep

Mesaj gönderen IŞIKDEMİR » 12 Kas 2019 09:14

T.C YARGITAY
1.Hukuk Dairesi
Esas: 2014/ 12665
Karar: 2014 / 14001
Karar Tarihi: 11.09.2014
ÖZET: : Asıl ve birleşen dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Her ne kadar bir kısım tanıklar murisin hukuki ehliyete haiz olmadığı yönünde beyanlarda bulunmuşlarsa da, davacının ehliyetsizlik iddiasıyla açtığı bir dava bulunmadığı gibi, daha önce murise vasi tayini için açılan K… Sulh Hukuk Mahkemesinin dosyasında alınan K… Devlet Hastanesinin 23.11.2005 tarihli sağlık kurulu raporu ile mirasbırakanın vasi tayinini gerektirir bir akıl hastalığının bulunmadığı belirtildiğine göre aksi yöndeki tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği de açıktır. Hal böyle olunca, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek karar verilmesi doğru değildir.
(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (6098 S. K. m. 237) (2644 S. K. m. 26) (YİBK 01.04.1974 T. 1974/1 E. 1974/2 K.) (YHGK 29.04.2009 T. 2009/1-130 E. 2009/150 K.)

Dava: Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi Emine Solmazlar'ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

Karar: Asıl ve birleşen dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; mirasbırakan Y. E.’ın çekişme konusu 200 ada 101 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümü oğlu davalı R.’a, aynı taşınmazdaki 3 nolu bağımsız bölümü ise oğlu R.’ın 14.12.1994 tarihinde boşandığı davalı M.’e 03.01.2006 tarihli satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarihli, 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706., Borçlar Kanunun 213. (6098 sayılı Türk Borçlar Yasasının 237.) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Somut olaya gelince; murisin 1927 doğumlu olup, uzun zamandır davacı eşiyle ayrı yaşadıkları, yalnız ve 2004 yılından beri felçli olan murisin bakıma muhtaç olup, bakımının davalı oğlu R. ve diğer davalı M. tarafından yapıldığı, öte yandan, davalı M.’in dava konusu 3 nolu bağımsız bölüm bakımından bankadan kredi temin etmek suretiyle satış bedelini murise ödediğini savunduğu ve bu yönde banka dekontları ibraz ettiği görülmektedir.

Hemen belirtilmelidir ki; satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet ya da emek de olabileceği kabul edilmelidir. (HGK.'nun 29.4.2009 gün 2009/1-130 S.K.) Esasen, yukarıda da değinildiği üzere muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 1.4.1974 gün 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir. Başka bir ifade ile murisin iradesi önem taşır.

Yukarıda değinilen somut olgular, açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde miras bırakanın dava konusu 2 nolu bağımsız bölümü temlikinde gerçek irade ve amacının diğer mirasçılardan mal kaçırma olmadığı, kendisi ile ilgilenen, bakımını yapan oğlu R.’a bakılmasından duyduğu minnet sonucu devri yaptığının kabulü gerekir. Diğer taraftan, akitte gösterilen bedel ile gerçek bedel arasında fahiş fark var ise de, bu hususun tek başına muvazaanın kanıtı sayılamayacağı da açıktır. Öte yandan, davalı M. yönünden ise, bankadan kredi alınmak suretiyle 3 nolu bağımsız bölümün bedelinin murise ödendiği, ayrıca davalı M.’in oğlunun dedesi olan murisin bakımına da diğer davalı R.’a yardım ettiği, murisin yıllar önce oğlundan boşanan davalı M.’e bedelsiz devir yapmış olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı sonucuna varılmaktadır.

Ayrıca, her ne kadar bir kısım tanıklar murisin hukuki ehliyete haiz olmadığı yönünde beyanlarda bulunmuşlarsa da, davacının ehliyetsizlik iddiasıyla açtığı bir dava bulunmadığı gibi, daha önce murise vasi tayini için açılan Karabük Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/513 esas, 2005/834 karar sayılı dosyasında alınan Karabük Devlet Hastanesinin 23.11.2005 tarihli sağlık kurulu raporu ile mirasbırakan Y. E.’ın vasi tayinini gerektirir bir akıl hastalığının bulunmadığı belirtildiğine göre aksi yöndeki tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği de açıktır.

Hal böyle olunca, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Sonuç: Davalı mirasçılarının bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.09.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Resim

Kullanıcı avatarı
IŞIKDEMİR
Editör
Mesajlar: 1833
Kayıt: 07 Eki 2016 15:19
Meslek: İcra Memuru
Konum: Virankaya

Re: Muris muvazaa yargı karar talep

Mesaj gönderen IŞIKDEMİR » 12 Kas 2019 09:15

T.C YARGITAY
.Hukuk Genel Kurulu
Esas: 2009/ 1-130
Karar: 2009 / 150
Karar Tarihi: 29.04.2009

ÖZET: Olayda, miras bırakanın kanser hastalığına yakalandığı, özel hastanede ameliyat geçirdiği, sağlık harcamalarının arttığı, emekli maaşı dışında başkaca bir gelirinin bulunmadığı, karşılaştığı sağlık harcamalarına kaynak yaratmak için çekişmeli dairesini hastalığı boyunca yanında kalıp kendisiyle ilgilenen ve destek olan davalıya sattığı; her ne kadar taşınmazın akitteki bedeli ile gerçek değeri arasında fark bulunsa da, anılan hususun tek başına muvazaanın kanıtı sayılamayacağı, kaldı ki, ölene kadar taşınmazda oturmaya devam etmesi ve davalının kendisine sağladığı bakım ve desteğin yarattığı minnet duygusu dikkate alındığında, sattığını gerçek değer üzerinden yapılmamasının mal kaçırma amacıyla hareket edildiği anlamını doğurmayacağı sonuç ve kanaatine varılmaktadır. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekir.
(818 S. K. m. 18)

Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Fatih 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 09.03.2007 gün, 146-54 sayılı kararın incelenmesi, davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 05.12.2007 gün, 9982-11737 karar sayılı ilamı ile;

(... Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Getirtilen akit tablosu ve veraset ilamından, miras bırakan Sevim Hayta'nın 11 sayılı parseldeki 1 numaralı dairesini, vekil kıldığı komşusu vasıtasıyla, kendisinden önce ölen kocasının ilk eşinden olma oğlunun karısı davalı Nuray Hayta'ya 03.10.2003 tarihli akitte satış yoluyla devrettiği; miras bırakanın 11.02.2004 tarihinde ölümüyle geriye mirasçısı olarak davacı dört yeğeninin kaldığı görülmektedir.

Davacılar, taşınmazın mal kaçırma amacıyla muvazaalı biçimde davalıya temlik edildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.

Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, miras bırakanın kanser hastalığına yakalandığı, özel hastanede ameliyat geçirdiği, sağlık harcamalarının arttığı, emekli maaşı dışında başkaca bir gelirinin bulunmadığı, karşılaştığı sağlık harcamalarına kaynak yaratmak için çekişmeli dairesini hastalığı boyunca yanında kalıp kendisiyle ilgilenen ve destek olan davalıya sattığı; her ne kadar taşınmazın akitteki bedeli ile gerçek değeri arasında fark bulunsa da, anılan hususun tek başına muvazaanın kanıtı sayılamayacağı, kaldı ki, ölene kadar taşınmazda oturmaya devam etmesi ve davalının kendisine sağladığı bakım ve desteğin yarattığı minnet duygusu dikkate alındığında, sattığını gerçek değer üzerinden yapılmamasının mal kaçırma amacıyla hareket edildiği anlamını doğurmayacağı sonuç ve kanaatine varılmaktadır.

Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir...),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 29.04.2009 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Resim

Cevapla