KAZANILMIŞ HAKLAR HUKUK DEVLETİ KAVRAMININ TEMELİNİ OLUŞTURAN EN ÖNEMLİ UNSURLARDANDIR

Kavramlar: yargıtay kararları 2019, yargıtay kararları 2018, yargıtay kararları dergisi, yargıtay kararları 2017, son yargıtay kararları, yargıtay kararları nedir, yargıtay kararları nereden bulunur...
Cevapla
Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 23020
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

KAZANILMIŞ HAKLAR HUKUK DEVLETİ KAVRAMININ TEMELİNİ OLUŞTURAN EN ÖNEMLİ UNSURLARDANDIR

Mesaj gönderen teoman » 03 Ara 2019 19:24

T.C
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO.2019/451
KARAR NO.2019/928
KARAR TARİHİ.24.09.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi


>KAZANILMIŞ HAKLAR HUKUK DEVLETİ KAVRAMININ TEMELİNİ OLUŞTURAN EN ÖNEMLİ UNSURLARDANDIR.

Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;
Erzin Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen, 23.10.2012 tarihli ve
2011/177 E., 2012/153 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi
üzerine, Yargıtay 14.Hukuk Dairesinin 02.10.2013 tarihli ve 2013/8771 E., 2013/12672
K. sayılı ilamı bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama
sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiş; davalı vekilinin temyizi üzerine direnme
kararı Hukuk Genel Kurulu’nun 26.11.2014 tarihli ve 2014/14-1320 E., 2014/981 sayılı
kararıyla usulüne uygun hüküm fıkrası oluşturulmaması nedeniyle usulden bozulmuş,
mahkemece Hukuk Genel Kurulu kararına uyulmasına karşın bu kez direnme kararından
dönülerek Özel Daire bozma ilamına uymak suretiyle karar verilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği
anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi gereğince dava konusu taşınmazın
davalı adına oluşturulan tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen ilk karar Özel Dairece bozulmuş; mahkeme
önceki kararında direnmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine direnme kararı Hukuk Genel Kurulu’nun 26.11.2014 tarihli
ve 2014/14-1320 E., 2014/981 sayılı kararıyla;


"…Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun
297.maddesinde belirtilmiştir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz
tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç
ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde
gösterilmesi gerekir.
6100 sayılı HMK’nun 294.maddesinin 3.fıkrasında ise “Hükmün tefhimi herhalde hüküm
sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur” hükmüne yer
verilmiştir.
Ayrıca, bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini yitirdiğinden ona atıf suretiyle hüküm
tesisinin yukarıda açıklanan kurallara uygun düşmeyeceği de aşikardır.
Nitekim Yargıtay'ın yerleşmiş görüşü de bu yöndedir (Hukuk Genel Kurulu'nun
19.06.1991 tarih 323-391 sayılı; 10.09.1991 tarih 281-415 sayılı; 25.9.1991 tarih 355-
440 sayılı; 05.12.2007 tarih 981-936 sayılı; 23.01.2008 tarih 29-4 sayılı; 05.10.2011
tarih 607-604 kararları).

Somut olaya gelince; mahkemece aslolan kısa kararda yukarıda açıklanan mevzuata
uygun hüküm fıkrası oluşturulmamış sadece "davanın direnme dolayısı ile kabulüne"
denilmekle yetinilmiş, dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan
hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak
biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar kurulmamıştır.
Bu durumda, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda
oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı gibi, direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel
Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte teknik anlamda bir direnme hükmü de
bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır.

Şu durumda mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen
borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt
uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun
gerekçeli karar oluşturulmasıdır.

Mahkemenin, yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan biçimde usulün öngördüğü niteliklere haiz
bulunmayan kısa kararı usul ve yasaya uygun değildir.

Direnme kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir." gerekçesiyle usulden bozulmuş;
bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar
verilmiştir.

Mahkemece bu bozma üzerine yeniden yapılan yargılama sırasında 15.06.2015 tarihli
celsede Hukuk Genel Kurulu bozma ilamına uyulmasına karar verilmesine karşın bu karar
gereğini yerine getirilmeyerek araştırmaya girişilmiş ve 23.11.2015 tarihli kararıyla da
direndiği önceki kararının aksine davanın reddine karar vermiştir. Hüküm davacı vekili
tarafından temyiz edilmiştir.


Uyuşmazlık; yerel mahkemece verilen direnme kararının Yargıtay Hukuku Genel
Kurulunca, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 294/3 ve 297/1-c
maddelerine aykırılık gerekçesiyle bozulmasından sonra, mahkemece bozma
doğrultusunda anılan maddelere uygun şekilde usulünce hüküm oluşturulması gerekirken,
Özel Daire kararına uymak suretiyle topladığı kanıt ve yapılan incelemelere dayanarak
karar vermesinin hukuken mümkün olup olmadığının belirlenmesinde toplanmaktadır.


Öncelikle belirtelim ki, yerel mahkemelerin direnme kararları (6100 sayılı HMK'nın 363/2
md, 1086 sayılı HUMK'un 429/2.md) bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai)
son kararlardandır. Direnme kararı ile mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona
erdirmiş olur. Bu aşamada yapılması zorunlu iş, gerekçeli kararın direnme doğrultusunda
yazılmasından ibarettir. Bu bakımdan direnme kararından dönme (rücu) mümkün
değildir. Esasen ilamın tefhim edilen karara uygun yazılması kamu düzeni ile doğrudan
ilgili temel kurallardandır. Nitekim bu kurala yasa koyucu 6100 sayılı HMK'nın 294. ve
297. maddeleriyle hayatiyet kazandırmıştır.

Gerçekten de, 6100 sayılı HMK'nın 294. ve 297 (HUMK'un 381. ve 388.) maddeleri
emredici hükümlerden olup kamu düzeni amacı ile getirilmişlerdir. Bu maddeler
hükmünce kararların alenen tefhim edilmesi gerekir. Karar tefhim edildikten sonra
bundan dönülerek yeni bir hüküm kurulamaz. Aksinin kabulü mahkemelere güveni
sarsacağı için hiçbir suretle üstün görülemez.

Bilindiği üzere, 6100 sayılı HMK'da (mülga 1086 sayılı HUMK) “usuli kazanılmış hak”
kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını
önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını
önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul
hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle bir
davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri
lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Kazanılmış haklar hukuk devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır.
Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2.
maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne
aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır,
belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.

Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına karşı direnme kararı vermesi ile direnme kararı
lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların
bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir
(Yargıtay İBK., 09.05.1960 tarihli 21/9, RG. 28.6.1960-10537).

Burada hemen belirtmek gerekir ki usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi
için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış
olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve
kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerektiği de
gözden kaçırılmamalıdır.

Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde somut olayda mahkemece direnme kararı
verilmekle taraflar yönünden usulü kazanılmış hakkın doğduğunda kuşku ve
duraksamaya yer olmamalıdır. Bu karardan dönülerek daire bozmasına uyulması yasal
olmadığı gibi, 1086 sayılı HUMK'un 439/son maddesi gereğince mahkemeleri bağlayıcı
nitelikte bulunan Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma ilamına aykırı karar
verilmesi de usul ve yasaya aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle, direnme kararı verildikten sonra söz konusu karar esas yönünden
bozulmadan başka bir karar verilmesinin mümkün olmadığı ve Yargıtay Hukuk Genel
Kurulunun 26.11.2014 tarihli ve 2014/14-1320 E., 2014/981 sayılı ilamında direnme
kararının esas yönünden doğru veya yanlış olduğu yönünde bir inceleme yapılmadığı
hususu göz önüne alınarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.11.2014 tarihli ve
2014/14-1320 E., 2014/981 sayılı bozma ilamında açıklandığı şekilde bir direnme kararı
verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile direnme kararı esastan bozulmuş gibi
yorumlanarak Özel Dairenin bozma kararı doğrultusunda hüküm kurulması doğru
değildir. Bu nedenlerle yerel mahkemenin 23.11.2015 tarihli ve 2015/217 E., 2015/132
K. sayılı kararının bozulması gerekmiştir.



SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın yukarıda gösterilen
değişik nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3.
maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun
429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA, bozma kapsamına göre davacı vekilinin
sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine şimdilik yer olmadığına, aynı Kanunun
440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme
yolu açık olmak üzere 24.09.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Cevapla