AZMETTİRME - TCK 38. Md.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım forumu...
Cevapla
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

AZMETTİRME - TCK 38. Md.

Mesaj gönderen Admin » 25 Ara 2012 17:29

Madde 38 - (1) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.

(2) Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme hâlinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi hâlinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz.

(3) Azmettirenin belli olmaması hâlinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hâllerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

GEREKÇE - TCK 38. Md.

Mesaj gönderen Admin » 26 Ara 2012 18:24

MADDE 38.– Azmettirme, belli bir suçu işleme hususunda henüz bir fikri olmayan bir kişinin başkası tarafından bu suçu işlemeye karar verdiril­mesidir. İzlenen suç politikasının gereği olarak, azmettirenin suçun kanun­daki cezası ile cezalandırılacağı kabul edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme hâlinde, azmettirenin cezasının belli bir oranda artırılması uygun görülmüştür. Ancak, çocukların suça azmetti­rilmesi hâlinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmayacaktır. Bu durumlarda azmettirenin ceza­sında artırım öngörülmesinin hukukî dayanağı, ayrıca, azmettirme olgusu­nun tek başına bir haksızlık ifade etmesidir.
Üçüncü fıkrada, ceza soruşturması ve kovuşturmasının amacına hiz­met eden bir hükme yer verilmiştir. Buna göre, azmettirenin belli olmaması hâlinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında verilecek cezada indirim yapılabilecektir. Bu durumda indirim yapılması hususunda hâkim takdir yetkisine sahiptir. Bu hükmün uygulana­bilmesi için, kişiliğe ilişkin olarak verilen bilginin maddî gerçeğin ortaya çıkmasını sağlaması gerekir.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

AZMETTİRME - TCK 38. Md.

Mesaj gönderen Admin » 07 Haz 2013 00:38

AZMETTİRME

Azmettirme hali bir yardım etme biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır (m. 38). Ama azmettirme halinde kanun koyucu izlediği suç siyaseti gereğince fail açısından öngörülen ceza ile cezalandırmayı uygun görmüştür. Ama ceza miktarının kanunda belirlenen ceza miktarıyla belirmesi yönündeki bu düzenleme artık azmettirmenin bir faillik türü olduğu kabulünü haklı kılmaz, azmettiren fail değildir. Azmettiren suçun işlenişine manevi yardımda bulunan kişidir. Azmettirmede azmettiren işlenen suçtan sorumlu tutulacaktır. Bunların sorumluğu suçu işleyen faille aynıdır. Ancak azmettirme dolayısıyla bir kişinin cezalandırılabilmesi için azmettirilen suçun en azından icrasına teşebbüs edilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan yürürlükteki Ceza Kanununda olduğu gibi yeni Ceza Kanununda sonuçsuz kalmış azmettirmeyi cezalandırmaya yönelik bir düzenleme yoktur. Adalet Komisyonundaki çalışmalar sırasında sonuçsuz kalmış azmettirmeyi de cezalandırmaya yönelik bir düzenlemeye yer verilmesi yönündeki öneri kabul görmemiştir. Daha sonra bunu yalan tanıklıkla bağlantılı olarak hiç olmazsa genel bütün suçları kapsayan bir düzenleme olarak kabul edilmese bile hiç olmazsa belli suçlarla bağlantılı olarak yapalım şeklindeki öneri de Meclis Adalet komisyonunda kabul görmemiştir.

Azmettirmede farklılık arzeden ikinci durum. Çocukların bir suçu işlemeye belirli akrabalık ilişkisi içinde bulunan kişiler tarafından azmettirilmiş olması halinde bir ceza artırım işlemi getirilmektedir. Burada bir kişi bir çocuğu suçu işlemeyi azmettiriyor. Azmettirmesi dolayısıyla o suç işlenmişse, o suçun kanuni tarifindeki ceza ile cezalandırılacaktır. Ama yeni sistemde bu kişinin ayrıca çocuğu suçu işlemeye azmettirmiş olması dolayısıyla da cezasından artırım yapılacaktır. 38. maddenin 2. fıkrasında çocukların üst soy alt soy ilişkisinden doğan nüfus kullanmak suretiyle suçu azmettirme halinde burada suça azmettirilenin mutlaka çocuk olması da gerekmiyor. Örneğin, aile ilişkisi içinde bir yaşlı babada bu şekilde suça azmettirilmiş olabilir. Azmettirenin cezası üçte birinin yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi halinde bu fıkra hükmüne göre cezanın arttırılabilmesi için üst soy ve alt soy ilişkisinin varlığı aranmaz denmiştir. Bu da ceza arttırılırken hep süreli hapis cezası göz önünde bulundurulmuştur. Peki müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının gerektiren bir suç söz konusu olduğunda ne olacaktır? Bu unutulmamıştır. Böyle bir sistem aslında ceza kanunlarında yer almamalıdır. Azmettirme ilişkisi düzenlendikten sonra 38. maddenin 2. fıkrasındaki gibi düzenlemeye benzer bir formülasyona ceza kanunlarında yer verilmemelidir.
Yeni Ceza Kanunu yaş küçükleri açısından öngördüğü indirim yürürlükteki Kanunlara göre gerek Ceza Kanunu gerek Çocuk Mahkemeleri Kanununa göre daha fazla, bu durum çocukları daha fazla suça itme gibi bir tehlikeyi kendi için taşımıyor mu? Yeni Kanunun sisteminde çocukların suça itilmesi bakımından azmettirmeye ilişkin 38. madde bir hüküm var. Buna göre, suça azmettirene bu sebeple ceza verildikten sonra, aynı maddenin 2. fıkrasında çocukların suça azmettirilmesi bakımından cezanın artırılmasını öngören bir düzenleme bulunmaktadır. Dolayısıyla bu sakıncanın önüne geçecek bir mekanizma kanunda öngörülmüştür. Bu gibi hallerde eğer suç çocuk üzerinde hakimiyet tesis edilerek işlenmişse burada dolaylı faillik hükümleri uygulanacaktır. Yani çocukların ceza sorumluluk rejiminde değişiklik yapılması çocukların suça itilmesini kolaylaştıracak teşvik edecek bir durum olarak görülmemelidir.

Kanunun 38. maddesinin 3. fıkrasında azmettirme ile ilgili yeni bir düzenleme yer almaktadır. Uygulamada tetikçilik olarak adlandırılan durumlar dikkate alınarak böyle bir düzenleme öngörülmüştür. Aslında tetikçi olarak suçu işleyen kişi ile suçun mağduru arasında herhangi bir hukuki ilişki yoktur. Hatta aralarında tanışıklık da çoğunlukla bulunmamaktadır. Bu gibi durumlarda suçun kanuni tarifindeki fili işleyen kişi tespit edilebilmektedir. Ama bu kişi azmettiren bu suçu işlemeye sevk eden şahsı tespit etme açısından bir güçlükle karşı karşıya gelinmektedir. Bu konuda TBMM Adalet Komisyonuna iletilen öneriler doğrultusunda azmettirenin belli olmaması halinde kim olduğunu ortayı çıkarmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında cezada belli oranda indirim yapılması yönünde hakime bir taktir yetkisi tanınmıştır. Yani her zaman için böyle bir durumda cezada indirimin yapılması zorunlu değildir. Hakim takdir yetkisine sahiptir. Bu aslında bir gerçeğin ortaya çıkarılmasına yönelik olarak suçun icra hareketlerini gerçekleştiren kişiye verilmiş bir mükafat olarak düşünülebilir.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: AZMETTİRME - TCK 38. Md.

Mesaj gönderen Admin » 30 Haz 2013 16:02

Ceza Genel Kurulu 2007/38 E., 2007/44 K.

DEVLETİN BİRLİĞİ VE ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMAYA YÖNELİK FAALİYETLER
KASITLI ADAM ÖLDÜRME
ÖRGÜT LEHİNE SİLAHLI EYLEM
SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA ÖRGÜT KURMA
SUÇ ÖRGÜTÜNE ÜYELİK
SUÇA AZMETTİRME
SUÇA İŞTİRAK
TEHLİKELİ EYLEM



Van Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2006 tarih ve 750-31 sayılı iddianamesi ile; devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemde bulunmak, bir kişiyi öldürmek, iki kişiyi öldürmeye kalkışmak ve suç işlemek için anlaşmak suçlarını işlediklerinden bahisle, 5237 sayılı Yasanın; 302/1. ve 3713 sayılı Yasanın 5. maddeleri, 5237 sayılı Yasanın 302/2. maddesi yollamasıyla 82/1-c maddesi, 5237 sayılı Yasanın 302/2. maddesi yollamasıyla iki kez olmak üzere 82/1-c ve 35/1.maddeleri, 5237 sayılı Yasanın 316/1. maddesi ve 5237 sayılı Yasanın 53. ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları için haklarında kamu davası açılmış bulunan sanıklar Ali, Özcan ve Veysel'in yargılamaları sonunda; sanık Veysel hakkındaki kamu davasının ayrılmasına, sanıklar Ali ve Özcan'ın "…

…işledikleri sabit olan, dosyası ayrılan diğer sanık Veysel ile birlikte suç işlemek için kurulmuş örgütün üyesi olmak suçundan; 5237 sayılı Yasanın 220/2, 220/3 ve 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 10 ay 27 gün hapis; mağdur Seferi'ye karşı suç işlemek için kurulmuş silahlı örgütün amaçları doğrultusunda bomba ile tasarlayarak adam öldürmeye kalkışmak suçundan; 5237 sayılı Yasanın 37/1. maddesi yollamasıyla 82/1-(a)-(c),35/2 ve 62. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis; maktul Mehmet'e karşı suç işlemek için kurulmuş ve silahlı örgütün amaçları doğrultusunda bomba ile olası kastla adam öldürmek suçundan; 5237 sayılı Yasanın 37/1. 82/1-(c), 61/2. madde yollamasıyla 21/2 ve 62/1. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis; mağdur Metin'e karşı suç işlemek için kurulmuş silahlı örgütün amaçları doğrultusunda bomba ile olası kastla adam yaralama suçundan, 5237 sayılı Yasanın 37/1. 86/2, 86/3-(e), 61/2. madde yollamasıyla 21/2. ve 62/1. maddeler uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, mahsuba, tutukluluk hallerinin devamına, olayda kullanılan devlet malı silahların H... İl Jandarma Alay Komutanlığına iadesine, zoralıma, suç eşyası olmayan bir kısım eşyanın suç delili olarak saklanmasına, bir kısmının sahibine iadesine, yargılama giderine, 5237 sayılı Yasanın 50. ve 51. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına.." dair 5271 sayılı Yasanın 250. maddesince özel yetkili Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nce 19.06.2006 gün ve 45-74 sayı ile ve oyçokluğuyla verilen karar; sanık Özcan müdafii ve sanık Ali müdafii tarafından lehte, müdahiller vekillerince aleyhte ve yerel Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturmayı genişletme ve görevsizlik gerekçelerini de içerecek şekilde lehte temyiz edilmiştir.

Dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.10.2006 gün ve 211049 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay 1.Ceza Dairesine gönderilmiştir.

Dosyayı inceleyen 1. Ceza Dairesince duruşma yapıldıktan sonra 01.02.2007 gün ve 6157-21 sayı ile;

"İddianamedeki tavsife, temyiz kapsamına ve tavsife uygun sevk maddesine göre; Devletin birliğini ve Ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemde bulunmak suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302/1. maddesi, 3713 sayılı Yasanın 5. maddesi, adam öldürmek ve adam öldürmeye teşebbüs etmek suçlarından 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302/2. maddesi yollamasıyla 82/1-c maddesi, Türk Ceza Kanununun 302/2. maddesi yollamasıyla 82/1-c, 35/1. maddesi (2 defa) ve suç işlemek için anlaşmak suçundan Türk Ceza Kanununun 316/1. maddesi uyarınca açılan kamu davalarından kurulan hükümlerle ilgili temyizen inceleme görevi Yargıtay Yüksek 9. Ceza Dairesinin görevine girdiğinden, Yargıtay Kanununun 14. maddesi uyarınca Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına (TEVDİİNE).." oyçokluğu ile karar verilirken;

Daire Başkanvekili M. Yalçın ile Daire Üyesi S.Z. İskender;

"1-İddianamede olay; H…… Jandarma Komutanlığında görevli astsubay olan sanıkların gerçek amaçlarının, olaydan önceki tarihlerde Ş…… İlçe merkezinde bomba patlatılması, 5 askerin şehit olması, güvenlik güçlerinden ve vatandaşlardan yaralananların olması ile sonuçlanan olayların sorumlusu olarak gördükleri, 1984 yılında PKK terör örgütünce Ş…… İlçe Jandarma Komutanlığına yapılan silahlı saldırıda kılavuzluk yapmak, Devletin birliğini ve Ülke bütünlüğünü bozmak suçlarından yargılanıp ceza alan, bir süre cezaevinde yatan Seferi'ye, onun ve bağlı olduğu PKK terör örgütünün başvurduğu yöntem ile yanıt vermek olduğu; aralarında anlaşan sanıkların, Seferi'yi öldürmek veya ona zarar vermek amacıyla ona ait kitapevine iki adet el bombası attıkları, Mehmet'in öldüğü, Metin'in yaralandığı, Seferi'nin isabet almadığı; PKK terör örgütü ile bu şekilde mücadele etmenin örgütün istediği sonuçları elde etmesine uygun bir ortam yarattığı, somut olay ve sonrası meydana gelen toplumsal olaylar nedeniyle kamu düzeninin bozulduğu biçiminde anlatılmıştır.

2-İddianame başlığında sanıklara atılı suçlar ve uygulanması gereken yasa maddeleri olarak;

a)Devletin birliğini ve Ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemde bulunmak (5237 sayılı TCK. m. 302/1),

b)Adam öldürmek (5237 sayılı TCK. m. 302/2,82/1-c),

c)Adam öldürmeye kalkışmak (5237 sayılı TCK. m. 302/2,82/1-c,35/1(iki kez)),

d) Suç işlemek için anlaşmak (5237 sayılı TCK. m. 316/1),

Gösterilmiştir.

3-İddianamede olayın anlatılış biçiminden, öldürme ve öldürmeye kalkışmak suçlarından dava açıldığını kabul etmek mümkündür.

Devletin birliğini ve Ülke bütünlüğünü bozmak suçundan dava açıldığından söz edilebilmesi için, sanıkların;

A)Devletin birliğini ve Ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik bir fiili işleyen kişilerden olmaları (5237 sayılı TCK. m. 37/1),

B)Bu suçu işleyeni araç olarak kullanmaları (5237 sayılı TCK. m. 37/2),

C)Başkasını bu suçu işlemeye azmettirmeleri (5237 sayılı TCK. m. 38/1),

D)Bu suçun işlenmesine;

a-"Bu suçu işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek,

b-Bu suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak,

c-Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" suretiyle yardım etmeleri gerekmektedir (5237 sayılı TCK. m. 39).

Oysa, iddianamede olayın anlatılış biçiminden, olayda bu koşullardan herhangi birisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, Devletin birliğini ve Ülke bütünlüğünü bozmak suçundan dava açıldığını, öldürme ve öldürmeye kalkışma suçlarının bu suçun işlenmesi sırasında işlendiğini kabul etmek mümkün değildir.

4-2797 sayılı Yargıtay Yasasının 14. maddesinde;

a) Kasten adam öldürme suçlarına (5237 sayılı TCK. m. 81,82) ilişkin hükümleri inceleme ve karara bağlama görevinin Yargıtay Birinci Ceza Dairesine ait olduğu,

b) Ceza Dairelerinin görevlerinin belirlenmesinde, iddianamede olayın anlatılış biçiminin esas alınacağı,

c) Birden çok suçlarla ilgili davalarda en ağırını incelemeye yetkili dairenin görevli olduğu,

Belirtilmiştir.

5-Açıldığı kabul edilen davalardan en ağır cezayı gerektireni adam öldürme suçuna ilişkin davadır (m. 82).

6-İnceleme görevle sınırlı olarak yapıldığından ve Dairemizin görevini etkilemediğinden, "suç işlemek için anlaşmak" suçuna ilişkin dava hakkında görüş bildirilmemiştir.

7-SONUÇ;

Temyize konu hükümleri inceleme ve karara bağlama görevinin Dairemize ait olduğu düşüncesiyle, çoğunluğun görevsizlik kararına katılmıyoruz."

Şeklinde karşıoy kullanmışlardır.

Yargıtay 1.Ceza Dairesinin kararı üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.02.2006 gün ve 211049 sayı ile;

"CMK. nun 308. maddesinde, "Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu'na itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz" denilmek suretiyle olağanüstü kanun yolu olarak itiraz müessesesi düzenlenmiştir.

Madde metninde, itiraz yoluna başvurulacak karar yönünden bir kısıtlamaya gidilmemiştir. Buna göre, hükmün bozulması, onanması, düzeltilerek onanması, temyiz isteminin reddi ve tetkiksiz iade kararlarının yanı sıra, eksikliğin giderilmesinden sonra iade edilmesi için dosyanın mahalline gönderilmesi ve görevsizlik kararları maddede yer alan daire kararları kapsamındadır. Bu nedenle, dairenin her türlü kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilir. Dairenin kendisini görevsiz görüp dosyanın görevli daireye gönderilmesi kararına karşı itiraz yolunun açık olduğunda kuşku yoktur

Dairelerin görevleri Yargıtay Yasasının 14. maddesinde düzenlenmiş, 1. bölümünde Hukuk, 2. bölümünde ise, Ceza Dairelerinin görevleri ve ayrıntıları gösterilmiş, dairelerin çalışma esaslarına da 40. maddede yer verilmiştir.

14. maddenin, son iki fıkrasına göre, Ceza Dairelerinin görevinin tayininde davadaki tavsif (dava açan belgedeki suçun nitelemesi) esas alınır;

Muhtelif suçlara ait davalarda, en ağırını incelemeye yetkili daire görevlidir. Davaya konu suçların cezalarının aynı olması halinde ise, görev yetkili dairelerden birine aittir.

14. madde, Hukuk Dairelerinin işinin tayininde görevi esas almasına rağmen, Ceza Daireleri arasındaki görevi iş bölümü esasına dayandırmıştır. Genel olarak dairelerin görevleri ve çalışma esaslarını düzenleyen 40. maddede yer alan "görev ve iş bölümü" sözcüklerinden "iş bölümü" sözcüğünün, Ceza Dairelerine yönelik olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26.12.1988 tarih ve 1-325/566 sayılı kararında aynı esası kabul etmiş, Ceza Daireleri arasındaki görevin iş bölümü olduğuna vurgu yapmıştır.

14. maddenin "Bir dava dosyasının incelenerek eksikliklerinin giderilmesinden sonra geri çevrilmesi için mahalline gönderilmesi veya duruşmasının yapılmış olması o dosyanın görevli daireye gönderilmesine engel teşkil etmez" hükmünü taşıyan 8. fıkrası paralelinde bir hükme Ceza Dairelerinin görevlerini belirleyen 2. bölümde yer verilmemiştir. Bu durumda Hukuk Daireleri dosyayı kabul edip duruşma yapsalar da görevsizlik kararı verecek, Ceza Daireleri ise, dosyayı kabul edip duruşma yaptıktan sonra görevsizlik kararı veremeyeceklerdir. Nedeni ise, yukarda açıklandığı üzere 14. maddenin 1. kısmında hüküm bulunması, Ceza Daireleri arasında görev yönünden iş bölümü esasının hakim olmasıdır.

Bu yasal tespitler bağlamında davanın dairenin görevi yönünden değerlendirilmesinde:

İddianamenin ikinci sayfasında şüphelilere yüklenen suçların devletin birliği ve ülkenin bütünlüğüne yönelik eylemde bulunmak, adam öldürmek, adam öldürmeye teşebbüs ve suç için anlaşmak şeklinde gösterildiği ve buna uygun öyküleme ve tavsifte bulunulduğu, ancak devletin birliği ve ülkenin bütünlüğüne yönelik eylemde bulunmanın ağırlıklı olarak anlatıldığı, tasarlayarak adam öldürme ve adam öldürmeye teşebbüs suçlarına da bunun içinde yer verildiği, ikinci sayfada gösterilen suçlara esas olacak şekilde tavsif yapıldığı, 5237 sayılı TCK. nun 302/1 ve 82/1-c şeklinde gösterilen sevk maddelerinin de bu anlatım ve tavsife uygun bulunduğu, her iki sevk maddesinde de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının öngörüldüğü, bu durumda temyiz davasının hem 1. Ceza Dairesinin, hem de 9. Ceza Dairesinin görevlerinde olduğu, ancak dairelerden birinin temyiz davasına bakması gerektiği, daha ağır olan tasarlayarak adam öldürmekten verilen ceza dolayısıyla (mahkemece 5237 sayılı TCK. nun 302/1. maddesinden hüküm kurulmamış olması dikkate alınarak) 1. Ceza Dairesine tebliğname düzenlendiği açıkça görülmektedir.

İddianamedeki nitelendirme ve sevk maddeleri dikkate alındığında tebliğnamenin 1. Ceza Dairesine gönderilmesi Yargıtay Yasasında öngörülen görev esaslarına uygun bulunmaktadır.

Öte yandan, Daire, 40. madde uyarınca temyiz davasını kabul ederek duruşma günü vermiş ve duruşmayı da gerçekleştirmiştir. Artık duruşma gerçekleştirildikten sonra dairenin görevsizlik kararı vermesi, yukarda açıklandığı üzere yasal yönden mümkün değildir." Açıklamasıyla, Yüksek Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 23.1.2007 gün ve 2006/6157 Esas, 2007/21 Karar sayılı görevsizlik kararının kaldırılarak, dosyanın Yargıtay 1. Ceza Dairesine tevdiine karar verilmesi." nin yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz yasa yoluna başvurulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Görüldüğü gibi; 1. Ceza Dairesi ile Yargıtay Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık Özel dairenin görevsizlik kararı vererek dosyayı 9. Ceza Dairesine gönderip gönderemeyeceği konusuyla ilişkilidir.

Özel Daire, "5237 sayılı Yasanın 302/2. maddesi yollamasıyla 82/1-c maddesi, 302/2. maddesi yollamasıyla iki kez 82/1-c, 35/1. maddeleri ve suç işlemek için anlaşmak suçundan 316/1. maddesi uyarınca açılan kamu davalarından kurulan hükümlerle ilgili temyiz davasını inceleme görevinin Yargıtay Yüksek 9. Ceza Dairesine ait bulunduğu" görüşüyle görevsizlik kararı verirken karşı düşünce serdeden Başkanvekili ve Üye ise; "…

…iddianamedeki anlatım karşısında 5237 sayılı Yasanın 302. maddesinden açılmış bir davanın varlığı kabul edilemeyeceğinden görevin 82. maddeden kurulmuş olan hükmü incelemeye yetkili Yargıtay 1. Ceza Dairesine ait olacağı.." görüşünü savunmuşlardır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın görüşü daha farklıdır. Başsavcılık, 5237 sayılı Yasanın 302. ve 302. madde delaleti ile 82. maddelerinin uygulanması istemiyle açılmış kamu davalarının bulunduğunu, her iki maddedeki suçun da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmeleri nedeniyle, hem 302. maddedeki suçtan kurulan hükmü incelemekle görevli olan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, hem de 82. maddeden kurulan hükmü incelemekle görevli olan Yargıtay 1. Ceza Dairesinin temyiz davasını tetkikte görevli olacağını ancak, 302/1. maddeden kurulmuş bir hüküm bulunmadığı nazara alındığında, duruşma yapmak suretiyle işi sahiplendiği görülen 1.Ceza Dairesinin artık bundan sonra görevsizlik kararı veremeyeceğini, Yargıtay Yasası uyarınca hukuk dairelerine tanınan ve duruşmadan sonra görevsizlik kararı verilerek dosyayı bir diğer daireye gönderebilme hakkı veren yetkinin ceza dairelerine tanınmamış olduğunu ileri sürmekte ve Yargıtay 1. Ceza Dairesinin dosyayı 9. Ceza Dairesine tevdii eden görevsizlik kararının kaldırılmasını talep etmektedir.

Konunun Genel Kurulca müzakeresinde; Yargıtay Başsavcılığının itiraz nedenlerinin yerinde olup olmadığının değerlendirilmesi öncesinde 5271 sayılı CYY.nın 308. maddesiyle Başsavcıya tanınan "olağanüstü itiraz yasa yolu yetkisi"nin Yargıtay ceza daireleri arasındaki görevsizlik kararlarını kapsayıp kapsamadığı hususunun Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca "ön mesele" olarak halli gerektiği, Başkanlık ve ilgili daire üyelerince ileri sürülmüş ve konu bu kapsamla sınırlı biçimde öncelikle değerlendirilmiştir.

Yargıtay Dairelerinin görevleriyle ilgili işbölümü 2797 sayılı Yargıtay Yasasının 14. maddesinde düzenlenmiş, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 32/2. maddesi ise; Yargıtay Başkanlar Kurulu'na bazı koşullarda Dairelerin görevlerine giren suç türleri ile ilgili temyiz incelemelerinin bir daireden alınıp diğerine verilmesi doğrultusunda değişiklik yapma yetkisi tanımıştır.

Yargıtay daireleri arasındaki görev uyuşmazlığının ne şekilde çözüme kavuşturulacağı hususu 5271 sayılı CYY.nda düzenleme konusu yapılmamıştır. Buna karşılık, 2797 sayılı Yargıtay Yasası'nın 17. maddesinde Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun görevleri düzenlenmiş, anılan maddenin 1. bendinde; hukuk ve ceza daireleri arasında meydana gelen görev ve iş bölümü uyuşmazlıklarını kesin olarak karara bağlamak ve fiili veya hukuki imkansızlık sebebiyle bir dairenin görevine giren işe bakamaması halinde bir başka daireyi görevlendirmek Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun görevleri arasında sayılırken, maddenin 3. bendinde, ceza daireleri arasında meydana gelen görev ve işbölümü uyuşmazlıklarını karara bağlamak görevi, Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu'na tevdii edilmiştir. Maddenin son cümlesinde ise, Başkanlar Kurullarının itiraz üzerine veya doğrudan doğruya verdikleri tüm kararların kesin olduğu ve bu kararlar aleyhine başka bir yargı merciine başvurulamayacağı amir hükmüne yer verilmiştir.

Yargıtay Başkanlar Kurullarının ne şekilde oluşacağı Yargıtay Yasası'nın 9. maddesinde gösterilmiştir. Anılan norma göre; Yargıtay'da;

1- Birinci Başkan, Birinci Başkanvekilleri ve hukuk ile ceza daire başkanlarından oluşan Başkanlar Kurulu,

2- Birinci Başkan ile hukuk dairelerinden seçilen Birinci Başkanvekili ve hukuk daireleri başkanlarından oluşan Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu,

3- Birinci Başkan ile ceza dairelerinden seçilen Birinci Başkanvekili ve ceza daireleri başkanlarından oluşan Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu bulunmakta ve anılan kurullar Yasa ile kendilerine verilen görevleri ifa etmektedir.

Yargıtay Yasasının 7. maddesinde ise; Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının oluşumu düzenlenmiştir. Buna göre; Ceza Genel Kurulu, Birinci Başkanın başkanlık etmediği veya bulunmadığı zamanlarda Ceza Birinci Başkanvekilinin başkanlığı altında ceza dairelerinin başkan ve üyelerinden oluşur. Aynı düzenlemeye Yargıtay İç Yönetmeliğinin 22. maddesinde de yer verilmektedir.

İdari bir kurum niteliğindeki Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun tüm görevleri Yargıtay'ın iç işleyişine yönelik iken; Yargıtay Ceza Genel Kurulu; Yargıtay Yasası'nın 15. maddesinde ve bu maddedeki atıf sebebiyle diğer yasalarda kendisine verilen yargısal görevleri yerine getirmek ve kesin nitelikte karara bağlamakla yükümlendirilmiştir.

Yargıtay ceza daireleri arasındaki görev ilişkisinin iç işleyişle alakalı iş bölümü niteliğinde bulunduğu, Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihadıdır. Bu bağlamda olmak üzere; 26.12.1988 gün ve 325-566 sayılı Ceza Genel Kurulu kararında Prof. Dr. İlhan Postacıoğlu ve Prof. Dr. Baki Kuru'nun eserlerine de atıf yapılmak suretiyle; "…

…Dava dosyasının Yargıtay'da gideceği Daireyi tayin etmek ve bu Dairenin selahiyetini münakaşa etmek yetkisi taraflara tanınmadığına göre, bu Dairenin selahiyetini görev olarak nitelendirme imkanı yoktur. Esasen, Yargıtay Kanununda her bir Daire bakımından gösterilen iş sahasının kat'i nitelik arzetmemesi ve anılan Yasanın 17. ve Yargıtay İç Yönetmeliğinin 32/2. maddesi gereğince kanun değişikliğine gidilmeden iş hacminin icaplarına göre, daireler arasında iş dengesi sağlamak üzere bir daireye ait muayyen işlerden bazı kategorileri, takvim yılı başında toplayıp başka bir daireye nakletmek hususunda Başkanlar Kuruluna tanınan yetki de görev mefhumu ile telif edilemez. Çünkü görevi kanun tayin eder ve görevin hudutlarında bir değişiklik yapılmak gerekirse bunu yine kanun yapar. Daireler arasındaki görev bölümünde göz önünde tutulan asli gaye işbölümü dengesi olduğuna ve ihtisas mevzuu ikinci planda kaldığına göre, Yargıtay daireleri arasında iş taksimine dair ilişki "görev" değil, "işbölümü" ilişkisidir. Ayrıca daireler arasında sulh, asliye, ağır ceza gibi görev derecelendirmesi de söz konusu değildir…

…." görüşü benimsenmiş ve içtihadın oluşumuna konu olayda 9. Ceza Dairesinin görevine giren temyiz davasının 1. Ceza Dairesince karara bağlanmış olmasında yasaya aykırılık bulunmadığı kabul edilerek Yargıtay C.Başsavcılığının, 1. Ceza Dairesinin kararının kaldırılmasına ve meselenin 9.Ceza Dairesince karara bağlanmasının sağlatılmasına ilişkin istemi reddedilmiştir.

Bu ve benzeri kararlarda; Yargıtay daireleri arasındaki ilişkinin gerçek anlamda bir görev değil, işbölümü ilişkisi olduğu öteden beri kabul edilegelmekte; ceza daireleri arasında işbölümüne ilişkin olarak ortaya çıkabilecek benzer uyuşmazlıkların çözümü, Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu'nca idari görev cümlesinden olmak üzere karara bağlanmaktadır. Bu kabulün doğal sonucu olarak ceza yargılaması müessesesi olan "görev" kamu düzenini ilgilendirdiği ve kamu davasının taraflarının takip ve denetimine tabi bulunduğu halde, ceza daireleriyle ilgili "işbölümü"nün, Yargıtay'ın iç düzenini ilgilendirdiği ve tarafların takip ve denetimine konu olamayacağı kabul edilmektedir.

1412 sayılı CYUY.nın 322. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı", 5271 sayılı CYY.nın 308. maddesinde "olağanüstü itiraz yasa yolu" adı altında benzer düzenlemeye konu edilmiştir.

Her iki yasadaki düzenlemeye bakıldığında; bu müesseseye, 1412 sayılı Yasada temyize ilişkin hükümler içerisinde yer verilmesine rağmen, 5271 sayılı Yasada olağanüstü yasa yolları arasında yer verildiği görülmektedir. 1412 sayılı Yasanın 322/4. maddesi; "Ceza dairelerinden birinin kararına karşı Cumhuriyet Başsavcısı, ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir." biçiminde iken; 5271 sayılı Yasanın 308. maddesi; "Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz." hükmünü taşımaktadır. Görüldüğü gibi, madde metinleri arasında önemli bir fark bulunmamakta, 308. maddede yer alan "lehe itirazda süre aranmayacağına" ilişkin cümle dışında, metinler benzerlik arzetmektedir.

Madde metnindeki anlatımın ayrık ifade içermemesi sebebiyle, ceza dairelerinden verilecek her türlü karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "olağanüstü itiraz yasa yolu"na gidilebileceği, bu bağlamda, bir dairenin dosyayı diğer daireye gönderme kararının da itiraza konu edilebileceği görüşü, ilk nazarda savunulabilir görülmekte ise de bu görüşün benimsenebilir nitelikte olmadığı, yasal düzenlemelerle çelişeceği ve Ceza Genel Kurulu'nun ceza yargılaması sistemindeki konumuyla da bağdaşmayacağı ortadadır.

Gözardı edilmemelidir ki;

Yargıtay Yasasının 17. maddesi uygulamasında, ceza dairelerinden birinin kendisini görevli kabul etmeyerek dosyayı diğer daireye göndermesi durumunda, muhatap dairenin kabullenip görevi üstlenmesi halinde hiçbir çelişki doğmamakta, eğer daire bu kararı benimsemez ve karşı görevsizlik kararı verirse doğacak selbi uyuşmazlığın Yargıtayın iç idari kurullardan biri olan Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunca çözümlenerek temyiz davasına bakacak dairenin bu kurulca kesin olarak belirlenmesi usulü benimsenmektedir. Anılan madde ile öngörülen bu düzenlemede Ceza Genel Kurulu görev üstlenmemektedir.

Yargıtayın iç çalışma düzeniyle ilgili olan, kamu davasının taraflarını ilgilendirmeyen ve iç idari kurullardan birisi durumundaki Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu'nun müdahalesi ile çözümlenmesi öngörülen böyle bir meselenin, kamu davasının taraflarıyla ilişkili son karar mercii olan ve yargılama görevi dışında bir ödev üstlenmeyen Ceza Genel Kurulunca çözüme bağlanması, Yasa Koyucunun gerek Yargıtay Yasasıyla gerekse Ceza Yargılaması Yasasıyla güttüğü amaçla bağdaşmamaktadır.

Tartışılmaz bir gerçektir ki, Ceza Genel Kurulu, ceza yargılaması merciidir ve "Mahkeme-Yargıtay Ceza Dairesi" kurulumunun üstünde yer alır. Ceza Genel Kurulu'nun vermiş olduğu tüm kararlar "yargısaldır" ve bağlayıcı nitelikte olup, "son hüküm" mahiyetini taşır. Ceza Genel Kurulu kararlarının bir başka yargı makamınca denetlenmesi olanaksızdır. Bu kararların idari bir kurumun denetimine konu edilmesi fikrinin ise savunulabilir yönü bulunmamaktadır.

Öte yandan, gerek Ceza Yargılama Yasası gerekse Yargıtay Yasası, Ceza Genel Kurulu'na yargılama ödevi dışında, Yargıtay'ın iç çalışma düzeniyle ilgili bir işbölümü görevi yüklememektedir.

Oysa, Yargıtay C.Başsavcılığının olağanüstü yasa yolu niteliğindeki itirazının usul yönünden görüşülebilir ve karara bağlanabilir sayılması, tüm bu nitelikleri bozacaktır. Ceza Genel Kurulu, kendisini itirazı incelemeye yetkili saydığında, işbölümüyle ilişkili bir görevi çözümleyecek, Yargıtay Yasası ve İç Yönetmeliğiyle Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna tevdi edilen idari sorumluluğu üstlenecek ancak ne var ki, gerektiğinde itibar görmeyecek bir karara da zorlanmış olacaktır.

Örnekleme ile açıklama gerekirse;

Konu olayda, 1. Ceza Dairesinin görevsizlik kararı itiraz üzerine incelendikte, Ceza Genel Kurulu'nun 9. Ceza Dairesini görevli sayan bir karar vermesi halinde bu dairenin, anılan kararla bağlı olmasını gerektiren ve selbi uyuşmazlık yaratma hak ve yetkisini elinden alan bir yasal düzenleme bulunmadığından, Ceza Genel Kurulu kararının bağlayıcılığı ortadan kalkacak, oluşacak selbi uyuşmazlığı çözümleme görevi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu'na ait olacaktır. Böylece, Ceza Birinci Başkanvekilinin başkanlığında onbir Ceza Dairesi Başkanının katılımıyla oluşan, oniki kişilik "idari kurul", Birinci Başkan, Birinci Başkanvekilleri, Ceza Daireleri Başkanları ve tüm Ceza Daireleri Üyelerinden oluşabilecek Ceza Genel Kurulu'nu denetleyen ve gerektiğinde kararlarını isabetsiz sayabilen bir yetki ile donatılmış bulunacak, idari kurul en üst ceza yargılama kurumunun üstüne çıkartılacaktır.

Karşı görüşün, anılan sakıncaları telafi düşüncesiyle, "Ceza Genel Kurulu'nun vereceği karara Dairelerin uyma zorunluluğuyla meseleyi çözümlemek önerileri" ise Yasa Koyucu yerine geçmek ve Yargıtay Yasasının açık normuyla dairelere ve Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna tanınan yetkileri kaldırarak yeni bir yasa yapmak olur ki, bu görüşün kuvvetler ayrılığı temel ilkesi karşısında benimsenebilir ölçü taşımayacağı açıktır.

Sadece bu gerekçelerle değerlendirildiğinde dahi Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının usulen kabul edilemez olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.

"Ön mesele"nin çerçevesi, Yargıtay C.Başsavcılığının itiraz yetkisi olup olmamasıyla sınırlı bulunduğundan, Ceza Genel Kurullarının müzakere disiplini gereği, 1. Ceza Dairesinin duruşma açtıktan sonra görevsizlik kararı vermesinin isabetli olup olmadığını tartışmak yersiz ve olanaksız bulunduğu gibi, Yerel C.Savcılığının iddianamesinin yasal yöntemle ve usulüne uygun mahiyette hazırlanıp hazırlanmadığını, iddianamenin Yerel Mahkemece kabulünün isabetli olup olmadığını, temyiz davasının kapsamının ne olduğunu ya da hangi dairenin görevli olması gerektiğini bu evrede inceleme ve tahlile tabi tutmanın icaplı olmayacağı açıktır.

Açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının; Özel Dairece verilen görevsizlik kararına karşı 5271 sayılı Yasanın 308. maddesindeki yetkiye dayanarak "olağanüstü itiraz yasa yolu"na başvurma yetkisi bulunmamaktadır. Bu itibarla itirazın reddi gerekir.

_____________________________________

İtirazın değişik gerekçe ile reddini isteyen bir kısım Genel Kurul Üyesi ise; 5271 sayılı Yasanın 308. maddesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına verilen yetki çerçevesinde başvurulabilecek olan itiraz yasa yolunun, olağanüstü yasa yolları arasında yer aldığını ve görevsizlik kararlarının olağanüstü yasa yolunun konusunu oluşturmayacağını belirterek, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının anılan görevsizlik kararına karşı itiraz yetkisinin bu nedenle bulunmadığı ve itirazın bu gerekçe reddedilmesi gerektiği yönünde görüş ileri sürmüşlerdir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan;

Kurul Üyelerinden Yusuf Kenan Doğan, Hamdi Yaver Aktan ve Mehmet Hulûsi Özek;

"Van Cumhuriyet Başsavcılığının 3.3.2006 tarihli, 2005/750 soruşturma ve 2006/331 sayılı kararıyla sanıklar hakkında açılan kamu davasında suç tarihi 9.11.2005 olarak gösterilmiş; anılan tarihin öncesi olmadığı iddianame başlığında açıkça belirtilmiştir.

İddianame öncesi başlatılan soruşturmadaki maddi olay, söz konusu tarihte Ş…

… İlçe Merkezinde bulunan bir kitabevine bomba atılması sonucu bir kişinin ölümü ve bir kişinin yaralanmasıdır. Nitekim, 1. Ceza Dairesinin 1.2.2007 gün ve 2006/6157 esas ve 2007/21 sayılı kararındaki karşıoy yazısında bu yön açık olarak ifade edilmektedir. Gerçekten de karşıoy yazısında;

"İddianamede olay; H... Jandarma Komutanlığında görevli Astsubay olan sanıklarının gerçek amaçlarının, olaydan önceki tarihlerde Ş... İlçe Merkezinde bomba patlatılması, 5 askerin şehit olması, güvenlik güçlerinden ve vatandaşlardan yaralananların olması ile sonuçlanan olayların sorumlusu olarak gördükleri, 1984 yılında PKK terör örgütünce Ş…

… İlçe Jandarma Komutanlığına yapılan silahlı saldırıda kılavuzluk yapmak, Devletin birliğini ve Ülke bütünlüğünü bozmak suçlarından yargılanıp ceza alan, bir süre cezaevinde yatan Seferi'ye, onun ve bağlı olduğu PKK terör örgütünün başvurduğu yöntem ile yanıt vermek olduğu; aralarında anlaşılan sanıkların, Seferi'yi öldürmek veya ona zarar vermek amacıyla ona ait kitabevine iki adet el bombası attıkları, Mehmet'in öldüğü, Metin'in yaralandığı, Seferi'nin isabet olmadığı, PKK terör örgütü ile bu şekilde etmenin örgütün istediği sonuçları elde etmesine uygun bir ortam yarattığı somut olay ve sonrası meydana gelen toplumsal olaylar nedeniyle kamu düzeninin bozulduğu…

…"

şeklinde anlatılmıştır.

Kuşkusuz ki iddia, yargılama sonunda kuşkuya yer bırakmayacak ölçüde açıklığa kavuşacaktır./kavuşturulmalıdır!

Suç tarihinin tek bir tarih olarak gösterilmesine, soruşturmanın bu yönde yapılmasına karşın; Türkiye Büyük Millet Meclisinden alınan bir ifade tutanağı ile açık kimliklerinin doğru olup olmadığı değerlendirilmeden/doğrulatılmadan, dilekçe sahiplerinin bilgilerine başvurulmadan, dilekçe içerikleri test edilmeden, araştırılmadan doğrudan doğruya ve bütünüyle hiçbir iddianamede görülemeyecek, iddianame düzenleme sorumluluğuyla bağdaşmayacak ölçüde ihbar dilekçeleri birbirine eklenerek, Ş...'deki olayla bağlantısı somut olarak gösterilmeden soruşturma konusu maddi olayın iki katı uzunluğunda bir takım çözümlemeler yapılarak iddianame tamamlanmış ve özel yetkili mahkemeye tevdi edilmiştir.

Ancak, yasadışı örgüt iddianamelerinde ve doğru olarak yapıldığı halde; uyarlanması olanağı mevcut olmamasına karşın, sanıklar, PKK-Kongra-Gel Terör örgütü üyesi gibi kabul edilerek, örgütün analizi yapıldıktan sonra;

"Temelde Devlet denilen bürokratik aygıt ile seçilerek gelen siyasi hükümetler arasında bir gerilim mevcuttur. Bu gerilim zaman zaman gizli ve açık çatışmaya dönüşebilmektedir."

Şeklindeki varsayımdan hareketle bu kez "seçilmişler-atanmışlar" gibi gereksiz ve yapılmaması gereken bir tartışma iddianameye taşınmış; çözümlemeden dolaylı olarak "seçilmişler" yanında tavır alınmak suretiyle siyasal kimlik takınılarak iddianame yazım tekniğinden uzaklaşılmıştır. Gerçekten de, "devletin bekasını korumak ve temsil etmekle görevli olan bürokratik aygıt içerisine sızmalar olması halinde bürokrasinin kendisi Devletin bekasını tehdit eder noktaya gelebilir." değerlendirmesi, yaptığımız yorumu haklı kılmaktadır.

Öte yandan;

"Osmanlı'dan Cumhuriyet'e miras kalan ve Cumhuriyetin ilanında da kabul edilerek devam ettirilen modernlik projesi Kürt milliyetçiliğinin ve siyasal İslam'ın devletin temel yaklaşımlarına hakim olmasını temel tehdit unsurları olarak belirlemiştir. Bugün kimi çevrelere göre siyasetin gizli ajandası bu iki temel tehdidi içermektedir. Ayrıca çevreden gelerek merkezi ele geçirme çabası içerisinde olan unsurlar modernlik projesinin sahibi olan sivil/askeri bürokratik etiği oldukça rahatsız etmektedir. O halde devlet içerisinden kimi ideolojik gruplaşmaların çıkar çevreleri ile işbirliği içerisinde temel risk faktörü olarak gördükleri siyasi iktidara karşı tavır geliştirmesi beklenmeyen bir durum olmalıdır." analizi ise doğruluğu tartışmalı olsa da bir sosyoloğun değerlendirmesini anımsatmakta ve toplumbilimsel olarak karşı görüşlerin olabileceği gerçeğini yok saymaktadır. Türkiye Cumhuriyetini kuran kadronun, kuruluştan kaynaklanan, ulus ve ulus-devlet yaratma projesinin getirdiği ve iddianamede "siyasetin gizli ajandası" şeklindeki nitelemeyle adeta suçlama konusu yapılan duyarlılıkların doğruluğunun tartışılacağı yerin iddianame olamayacağı düşünülmediği gibi siyasal İslam ve etnik milliyetçiliğin tehlike yaratmayacağı üstü örtülü şekilde vurgulanarak bu hassasiyetlerin yanlış olduğu izlenimi verilmekte ve dahası siyasal söylem yüklü değerlendirme yapılmaktadır.

Bu denli yersiz değerlendirmelerle yüklü iddianame, öyle anlaşılıyor ki, CMK.nun 174. maddesi içeriği göz önüne alınmadan mahkemece de kabul edilmiştir.

Birinci Ceza Dairesinin yine karşıoyunda açıklandığı üzere;

"Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçundan dava açıldığından söz edebilmesi için sanıkların;

"A) Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik bir fiili işleyen kişilerden olmaları (5237 sayılı TCK.nun 37/1)

B) Bu suçu işleyeni araç olarak kullanmaları (5237 sayılı TCK.nun 37/2)

C) Başkasını bu suçu işlemeye azmettirmeleri (5237 sayılı TCK.nun 38/1)

D) Bu suçun işlenmesine;

a- Bu suçu işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek,

b- Bu suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamalı,

c- Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.. suretiyle yardım etmeleri gerekmektedir. (5237 sayılı TCK.nun 39)"

Oysa, iddianame olayın anlatılış biçiminden, olayda bu koşullardan herhangi birisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçundan dava açıldığını, öldürme ve öldürmeye kalkışma suçlarının bu suçun işlenmesi sırasında işlendiğini kabul etmek mümkün değildir."

Maddi olay; Yargıtay C.Başsavcılığınca da bu nitelikte görüldüğü için tebliğname Birinci Ceza Dairesine düzenlenmiş ve dosya tevdi edilmiştir.

2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 40. maddesinin 3. fıkrası "Yargıtay incelemesi için dairelere gelen dosyalar bekletilmeksizin görev ve iş bölümü, temyiz kabiliyetinin bulunup bulunmadığı, temyiz isteminin süresi içinde olup olmadığı, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönlerinden ön incelemeye tabi tutulur." hükmünü getirmektedir.

Anılan maddenin 4. fıkrasına göre de;

"Ön inceleme sırasında, temyiz incelemesinin başka daireye ait olduğu, temyiz kabiliyetinin bulunmadığı, temyiz isteminin süresi içinde olmadığı, temyiz şartının yerine getirilmediği veya diğer usul eksiklikleri bulunduğu saptanan dosyalar dairede öncelikle incelenip karara bağlanır."

Yargıtay Kanununun 40. maddesinin 3. ve 4. fıkralarına göre inceleme yapıldıktan sonra ve eksiklik görülmemiş olacak ki, Birinci Ceza Dairesi bu dosyada duruşma günü tespit etmiş, sanık müdafilerine bildirmiş ve nihayet duruşma yapmıştır.

Hukuk Dairelerinin görevlerini düzenleyen Yargıtay Kanununun 14. maddesinde 1-f yeralan "Bir dava dosyasının incelenerek eksikliklerinin giderilmesinden sonra geri çevrilmesi için mahalline gönderilmesi veya duruşmasının yapılmış olması o dosyanın görevli daireye gönderilmesine engel teşkil etmez." şeklindeki hükmün, ceza daireleri için düzenlenmediği de unutulmamalıdır. Kaldı ki, hukuk daireleri için yasayla öngörülen bu kural dahi mutlak olmayıp, Başkanlar Kurulunca hukuk dairelerinin görevlerinin değiştirilebilmesi olanağı mevcuttur. (2797 S.K.M. 17.)

Yargıtay Daireleri arasındaki dosyaya bakma görevi, iş bölümü esasına dayanır. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 17. ve Yargıtay İç Yönetmeliğinin 32/2. maddeleri içeriğinden işbölümü esası olduğu anlaşılmaktadır.

Birinci Ceza Dairesi ön inceleme yaptıktan sonra bir karar yani Dokuzuncu Ceza Dairesine tevdi kararı vermemiştir; duruşma gününü tespit ettikten ve duruşma yaptıktan sonra dosyayı Dokuzuncu Ceza Dairesine göndermiştir. Bu süreç içinde, yani ön inceleme yapıldıktan sonra duruşma günü tespiti, müdafilere duruşma gününü bildirme ve duruşma yapmak bir yargılama faaliyetidir. Bu faaliyet içinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun Yargıtay'daki duruşmalarla ilgili Duruşmada Usul başlıklı 300. maddesinin 2. fıkrasına göre de Yargıtay C.Savcısının görüşü sorulmak durumundadır. Bu emredici hükmün gereği de yerine getirilmemiştir.

Bütün bu hükümler ile yargılama faaliyeti ve eksiklik yine bir yargılama faaliyeti yapacak olan Ceza Genel Kurulunda denetlenebilmelidir.

Ceza Muhakemesi Kanunun 308. maddesi "Yargıtay Ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz" hükmünü getirmektedir.

Madde gerekçesine göre "itiraz, daire kararında gerek maddi ve gerek usul hukukuna aykırı olduğu saptanan hususlara yönelik olabilir." 'Prof. Dr. Cumhur Şahin: Ceza Muhakemesi Kanunu GAZİ Şerhi, Ankara, 2005, S. 905.)

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi daire kararları arasında bir fark gözetmediğini içeriğiyle açıkladığı gibi, gerekçesiyle de pekiştirmektedir.

1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usul Kanunun 322/4. madde-fıkrasında düzenlenen müessese aynen Ceza Muhakemesi Kanununun 308. maddesi olmuştur. Her iki yasa döneminde de bu tür itiraz, olağanüstü itiraz olarak nitelendirilmekte ve Yargıtay Ceza Dairelerinin tüm kararlarını kapsadığına öğretide birlik bulunmaktadır. (Prof. Dr. Öztekin Tosun, Suç Muhakemesi Hukuk Dersleri, Cilt 2, 1976, İstanbul, S. 253-255, Prof. Dr. Faruk Erem: Ceza Genel Usulü Hukuku, Ankara, 1973, S. 571 vd: Prof. Dr. Nurullah Kenter: Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul, 1974 5. Baskı, S. 751; Prof. Dr. Bahri Öztürk - Dr. Veli Özer Özbek - Dr. Mustafa Ruhan Erdem: Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuk, Ankara, 2001, S. 821 vd.)

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra da öğretide aynı açıklamalar yapılarak, ceza dairelerinin kararları arasında bir ayrım olmadığı vurgulanmıştır, (Prof.Dr. Bahri Öztürk- Doç.Dr. Mustafa Ruhan Erdem: Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara, 2006, s.723 vd; Prof Dr. Erdener Yurtcan: Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi, İstanbul, 2005, s.844.)

Çoğunluğun görüşünün kabulü CMK.nun 308. maddesinde ve gerekçesinde olmayan bir ayrımın, var olduğunu benimsemek anlamına gelmektedir. Olağanüstü itirazı düzenleyen CMK.nun 308. maddesi Ceza dairelerinin kararlarından sözetmesine karşın, çoğunluk en azından "şimdilik" görevsizlik/tevdi kararlarını dışlamaktadır. Bu görüş pozitif düzenlemeye uygun düşmemektedir. Gerektiğinde başvurulan gerekçeden de bu sonuca varılması olanağı bulunmamaktadır. Ve yine bu görüşe göre, ceza dairelerinin ancak bazı kararlarına olağanüstü itiraz mümkündür; ya da bir başka ifadeyle ceza dairelerinin bazı kararlarına, somut olarak bakıldığında başka bir daireye görevsizlik/tevdi kararına olağanüstü itiraz mümkün değildir.!(?)

Oysa, 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu evresinde 322/4. madde ve fıkrasına göre yapılan olağanüstü itirazda Yargıtay Ceza Daireleri arasındaki ilişkinin işbölümü olduğu kabul edilerek itiraz reddedilmişken, "itiraz edilemez" gibi bir görüş ortaya çıkmamıştır. Gerçekten de Ceza Genel Kurulu'nun 6.10.1986 tarih ve 208/422 sayılı Kararının içeriğinden bu husus o kadar açıktır ki, tartışmasız bir şekilde itiraz edilebilirlik benimsenmiştir. Anılan kararda, bir dosyayı Birinci Ceza Dairesi karara bağlanmış, ancak itirazın konusunun Dokuzuncu Ceza Dairesinin görevine girdiği gerekçesiyle itiraz edilmiş ise de, Ceza Genel Kurulu, işbölümü esasına dayanarak itirazı bu noktadan reddetmiştir. Yoksa itiraz edilemezlik noktasından tartışmaya dahi girmemiştir. (Mehmet Uygun -Vural Savaş- Sadık Mollamahmutoğlu: Ceza Genel Kurulu Kararları, Ankara, 1991- s.8- 11)

Aradan geçen sürede, pozitif düzenlemeler her nekadar iki ayrı yasada olsa da, aynı olmasına karşın ayrı ayrı karar çıkması Ceza Genel Kurulu'nun "istikrar" aranması gereken kararlarındaki doğrultuyu da bozmaktadır. Teknik düzeyi yüksek bir konuda farklı kararlar bulunması kuşkusuz ki istikrar olduğu anlamına gelmeyecektir.

"Görevsizlik/tevdi kararlarına itiraz edilemez, Başkanlar Kurulu çözüme kavuşturacaktır." görüşünün de benimsenmesini yerinde görmemekteyiz. Ortada görev uyuşmazlığı çıkmamıştır ki, bu düşünce haklı olabilsin! Yargılama faaliyeti sonunda verilen karar yine yargılama faaliyeti sonunda denetlenmelidir.

Birinci Ceza Dairesinin görevsizlik/tevdi kararını itiraz edilebilir nitelikte görüyor ve çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Kurul Üyesi Ali Rıza Çınar;

"Yüce Ceza Genel Kurulun kararında da özetlendiği üzere, atılı suçlardan hüküm giyen sanıklar hakkındaki kararları, Yüksek 1.Ceza Dairesi, yargılama makamı olarak, temyiz yargılamasını/incelemesini duruşmalı olarak yaptıktan sonra, "temyizen inceleme görevi, Yargıtay Yüksek 9. Ceza Dairesinin görevine girdiğinden" görevsizliğine oyçokluğuyla karar vermiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise özetle;

İlkin, Yargıtay Yasasının 14. maddesine göre Ceza Daireleri arasındaki görevin iş bölümüne dayandığı için, dosyayı kabul edip duruşma yaptıktan sonra yasal olarak görevsizlik kararının verilemeyeceğini,

İkinci olarak, iddianamede açıklanan eyleme, Yargıtay Yasasının 14.maddesine ve temyizin kapsamına göre, işin incelenmesi Yüksek 1.Ceza Dairesinin görevine girdiğini,

Belirterek, açıklanan nedenlerden dolayı itiraz etmiştir. Görevsizlik kararının kaldırılarak, dosyanın Yüksek 1. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yüce Ceza Genel Kurulunun Sayın çoğunluğu; hükmün esasıyla bütünleşen (içselleşen) bu isteği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Bu karar, Ceza Yargılaması Yasasına ve hukukun temel ilkelerine aykırıdır.

I- Öncelikle anılan karar, Ceza Yargılama Yasasında öngörülen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı yasa yolunun, amaç ve yapısıyla ters düşmektedir.

Bunları belirleyebilmek için, ilkin "Yargıtay, Cumhuriyet Başsavcısının itirazı" yasa yolu ve denetimi üzerinde durmak; ikinci olarak da bunların ışığında yapılan yanılgıları irdelemek gerekir.

Temyiz davasına temyiz mahkemesi olarak bakan Yargıtay, ülkedeki bütün adli yargı ilk derece mahkemelerinin kararlarının hukuka uygun olması için çalışan en yüksek mahkemedir. Bu mahkemenin kararlarının artık kesin olmasından başka çare yoktur. Çünkü bu kararların kesinleşmesi ve uyuşmazlıkların sonunun alınması toplum için önemlidir. Böyle olmakla birlikte özellikle kaynak yasada bulunmayan Yargıtay kararlarının yeniden gözden geçirilmesi kabul edilmiştir. Bu denetim; "karar düzeltme" "olağanüstü itiraz" ve "içtihatların birleştirilmesi" yolları ile yapılmaktadır. Bunların kabulünde ortak noktanın, Yargıtay'daki işlerin fazlalığı nedeniyle adalete aykırı kararların gözden kaçması olduğu öğretide ileri sürülmüştür (TOSUN, Öztekin., Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, Cilt II, Muhakemenin Yürüyüşü, İstanbul 1976, s.244). Bu kaygı ile bizde Yargıtay kararlarının da denetimi düşünülmüş ve düzenlenmiştir.

Bu denetimlerden konumuzu ilgilendiren olağanüstü yasa yollarından olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz" yetkisidir. Olağanüstü itiraz Yargıtay kararları için bir denetim yoludur. Kaynak Alman Ceza Yargılamasında olağanüstü itiraz kurumu yoktur. Bu yol önceleri Yargıtay'ın kuruluşu hakkındaki yasalarda yer almışken, 1936'daki değişiklik sırasında Ceza Yargılama Yasasına girmiştir. 1412 sayılı Ceza Yargılama Yasasının 322. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenmiştir (834 sayılı Yasanın 5.maddesinde, daha sonra 1221 sayılı Yasanın 10. maddesinde yer alan bu kurum 1936 değişikliği ile Ceza Yargılama Yasasının 322. maddesine girmiştir. SEÇKİN, Recai., Yargıtay-Kuruluş ve İşleyişi, Ankara 1967, s.99).

5320 sayılı Yasayla 1412 sayılı Ceza Yargılama Yasasının 322. maddesinin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırıldı. Bunun üzerine "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının İtiraz" yetkisi yeni 5271 sayılı Ceza Yargılama Yasasının 308. maddesinde "Olağanüstü Yasa Yolu" olarak ve yürürlükten kaldırılan hüküm gibi düzenlenmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına verilmiş bulunan olağanüstü itiraz yetkisi, ceza dairelerinin kararının hukuka aykırı olması nedeniyle otuz gün içinde Ceza Genel Kurulunda incelenmesini sağlayan bir denetim yoludur.

Bu yasa yolunun amacı, hukuka aykırı daire kararlarının, Ceza Genel Kurulunda incelenmesini sağlamaktır. Bu bakımdan derece oluşturmaktadır. Kararı verenden başka bir makam tarafından karar incelenmektedir.

Olağanüstü itiraz da denilen (TOSUN., cilt II, s.252) bu yasa yoluna, başvurma yetkisi yalnız Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına aittir. Başka birisi bu davayı açamamaktadır. Bu Yasa yolunun yalnızca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına tanınmış olmasının "Silahların eşitliği ilkesine" aykırılık oluşturduğu ileri sürülerek öğretide eleştirilmiştir (CENTEL/ZAFER., Ceza Muhakemesi Hukuku, 4. Bası, İstanbul 2006, s.702). Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı re'sen ya da istem üzerine bu olağanüstü yasa yoluna gidebilir. Bu yasa yolu davasının açılmasında, başka bir deyişle olağanüstü yasa yoluna gidilmesinde yararı olan kişiler istemde bulunabilirler.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz süresi otuz gündür. Bu süre, itiraza konu ceza dairesi kararının, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verildiği tarihten başlar. (TOROSLU, Nevzat/FEYZİOĞLU, Metin., Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2006, s.362)

Ancak, sanığın yararına (lehine) itirazda süre aranmayacağı Yürürlükteki 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasında açıkça belirtilmiştir. (m.308).

Görülüyor ki sanık aleyhine itirazda süre otuz gündür. Sanık yararına (lehine) itirazda ise süre yoktur.

Yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı Ceza Yargılaması Yasasının 322. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yetkisi öğretide yorumlanırken değişik iki görüş söz konusuydu. Bir görüşe göre, yalnızca sanık yararına (lehine) bu yasa yoluna gidilmelidir. Bu düşünceyi savunanlar yeni yasa döneminde de bunu savunmaktadırlar. (KUNTER, Nurullah/YENİSEY, Feridun/NUHOĞLU, Ayşe., Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, On beşinci Bası, İstanbul 2006, No:88.2, s.1450) Diğer bir görüş ise, sanık aleyhine de bu yola gidilebileceğini kabul etmekteydi. (EREM, Faruk., Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu "Şerh", Ankara 1996, s.731)

Önceki yasadan farklı olarak Yürürlükteki Ceza Yargılama Yasasında, "Sanığın lehine itirazda süre aranmaz" hükmüne yer verilmek suretiyle (CYY.m.308) bu itirazın sanık aleyhine de olabileceği kabul edilmiştir (Aynı düşünce için bkz. TOROSLU/FEYZİOĞLU., s.362; CENTEL/ZAFER., s.703). Ancak, sanık aleyhine itirazın otuz günlük süre içinde yapılması gerektiği de yasada öngörülmüştür.

Fakat, ilk derece mahkeme hükmünün sanık yararına (lehine) temyiz olunduğu durumlarda, itiraz yasa yolunda da "Aleyhe bozma" yasağı gözetilir. Bu yasa yoluna başvurduktan sonra, Cumhuriyet Başsavcısı yersizliğini gördüğü davasını geri alabilir. Ancak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı, sanık yararına ise, onun onayı olmadan olağanüstü itiraz davası geri alınamaz (Aynı düşünce için bkz. TOROSLU/FEYZİOĞLU., s.362; CENTEL/ZAFER., s.703; karşı düşünce için bkz. KUNTER/YENİSEY/NUHOĞLU., no:88.3, s.1451).

Bu itiraz yolu, Yargıtay Ceza Dairelerinin kararlarına karşı tanınmıştır. İtirazın konusu, ceza dairelerinden birinin temyiz yargılaması/incelemesi sırasında verdiği, kararlar olabilir (CENTEL/ZAFER., S.703; KUNTER/YENİSEY/NUHOĞLU., no.88.2, s.1449-1450).

Yasa itiraz nedenlerini belirtmemiştir (KUNTER/YENİSEY/NUHOĞLU., no:88.2, s.1450). Bundan dolayı dairenin kararındaki herhangi bir hukuka aykırılık nedenine dayanılarak itiraz davası açılabilecektir. Böylece hukuka aykırı olan her ceza dairesi kararına karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, itiraz yasa yoluna başvurabilir (TOROSLU/FEYZİOĞLU., s.361; CENTEL/ZAFER., s.703).

Yargıtay ceza dairelerinin kararlarındaki hukuki yanlışlıklar (hatalar) ya da hukuka aykırılıklar nedeniyle itiraz yapılır. Bu maddi hukuka aykırılık olabileceği gibi, yargılama hukukuna aykırılık da olabilir (TOROSLU/FEYZİOĞLU., s.361). Dairelerin yetki uyuşmazlığı uyuşmazlıklarını çözen kararlara karşı da bu yola gidildiği öğretide ileri sürülmüştür (EREM., s.730). Hukuka aykırılık içeren, her ceza dairesinin kararındaki yanlışlığın giderilmesi için, kabul edilen bu yasa yolunda daire kararları arasında fark görülmemiştir.

Olağanüstü itiraz yasa yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yolu için, karar düzeltme yolunda olduğu gibi, içerik açısından da bir sınırlama bulunmamaktadır (Bkz. Yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CYY.nın 322/5. maddesine göre ancak "Hükmün ve kararın zat ve mahiyetine doğrudan doğruya müessir olmak üzere temyiz dilekçe veya layihasında veya tebliğnamede dermeyan olunan bir hususun ve bunlar haricinde esas hükme müessir noksan ve hataların" Yargıtay ceza dairelerinin ya da Ceza Genel Kurulunun temyiz incelemesinde gözetilmemesi nedeniyle, bunların kararlarına karşı "karar düzeltme" yoluna gidilebileceğini öngörüyordu.

Yürürlükteki 5320 sayılı Yasanın 8. maddesinin birinci fıkrasına, 5560 sayılı Yasanın 29. maddesiyle eklenen cümleye göre ise; Yargıtay ceza daireleri ile Ceza Genel Kurulu kararlarındaki, yalnızca "yazıma ilişkin maddi hataların" düzeltilmesi için, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, ilgili ceza dairesi ya da Ceza Genel Kuruluna başvurabilmektedir.

Görülüyor ki Yasada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının "karar düzeltme" yoluna, ancak "yazıma ilişkin maddi hatalara" karşı gidebileceği öngörülmektedir. Böylece, karar düzeltme yolunda içerik açısından bir sınırlama bulunduğu halde, itiraz yolu için ayrıca içerik açısından bir sınırlama bulunmamaktadır.

Olağanüstü itiraz yasa yolu yargılamasında da bir mahkeme kararı yargılanmaktadır. Bu karar Yargıtay dairesinin kararıdır. Yargıtay dairesi üyeleri yargılamada, inceleme sırasında hazır bulunabilmektedir.

Olağanüstü itiraz yargılamasında Yargıtay Ceza dairesinin kararının yargılandığı yer Ceza Genel Kuruludur. İnceleme evrak üzerinde yapılmaktadır. Uygulamada duruşma yapılmamaktadır. Oturum gizlidir.

Bu açıklamaların ışığında somut olayı irdelersek, olayımızda, Yüksek 1. Ceza Dairesinin kararına karşı, yasada öngörülen otuz gün içinde itiraz edilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı "itiraz" da bulunmuştur. İtiraz yolu için ayrıca, karar düzeltme yolunda olduğu gibi, içerik yönünden bir sınırlamada bulunmamaktadır.

Yasa, itiraz nedenleri belirtmediği için, hukuka aykırılık içeren her ceza dairesi kararına karşı "itiraz yolu" açıktır.

Bu nedenle olayımızda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisini düzenleyen yasa maddesinde öngörülen üç koşul da vardır. Biçimsel açıdan nedenleri olmadığı halde, Yüce Ceza Genel Kurul sayın çoğunluğunun bu isteğin reddine karar vermesi yerinde değildir.

Böyle bir karar, yukarıda ayrıntılı bir biçimde açıkladığımız gibi, Ceza Yargılama Yasasının 308. maddesinde öngörülen "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı" yolunun amaç ve yapısıyla da ters düşmektedir.

Yüce Genel Kurulda, görüşmeler sırasında değerli bir bilim adamımızdan kimi alıntılar yapılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının olayda itiraz yetkisi bulunmadığı ileri sürülmüştür. Halbuki bilim adamımızın yapıtındaki, bu konuyla ilgili görüşleri bütünüyle okunduğunda, yürürlükteki yasayı/yazılı hukuku, olması gereken hukuk açısından eleştirdiği, açıkça anlaşılmaktadır (KUNTER/YENİSEY/NUHOĞLU., Onbeşinci Bası, İstanbul 2006, no:88.1, 88.2, 88.3, s.1448-1451).

Yargıçlar, kendi kişisel hukuk anlayış ve görüşlerine uymasa da yasaları (yazılı hukuk normlarını) uygulamak zorundadırlar.

II- İkinci olarak, Yüce Ceza Genel Kurulun çoğunluk kararı, Yargıtay Yasasına ve hukukun temel ilkelerine aykırıdır.

Bunları belirleyebilmek için, ilkin, Yargıtay daireleri arasındaki yetki bölüşülmesi, dairelerin dosyaları inceleme yöntemi üzerinde durmak, sonra bunların ışığında yapılan yanılgıları irdelemek gerekir.

1- Yargıtay Daireleri Arasında Yetki Bölüşülmesi.

Yargıtay dairelerinin hepsi, Yargıtay olarak, ilk derece mahkemelerinden verilen son kararlar temyiz edildiği zaman yargılama yetkisine sahiptir. Aralarında aşağılık, yukarılık durumu yoktur (KUNTER/YENİSEY/NUHOĞLU., no:24.8, s.353). Yargıtay Yasası (m. 14), daireler arasında görev itibariyle yetki bölüşülmesini düzenlemiş, her daireye düşeni göstermiştir. Değişik suçlara ait davalarda, temyiz isteğine konu olanlar içinde en ağırını incelemeye yetkili olan daire yetkilidir (Yargıtay Yasası 14/14). Ancak, daireler arasında iş ayarlaması için Başkanlar Kurulu her takvim yılı başında değişiklik yapabilecektir (Yargıtay Yasası 17/1.b).

2- Dairelerde Dosyaların İncelenmesi

Dairelerde, dosyaların ön incelemesi ile ilgili düzenleme, Yargıtay Yasasının 40. maddesinde yer almaktadır. Yargıtay Yasasının 40. maddesinin üçüncü fıkrası ile dördüncü fıkrasında ve bu madde ve fıkralar uyarınca çıkarılan Yargıtay Yönetmeliğinin 18. maddesinde ön incelemede neler yapılacağı ayrıntılı bir biçimde açıklanmıştır. Buna göre, Yargıtay incelemesi için dairelere gelen dosyaların, bekletilmeksizin sırayla, önce görev ve iş bölümü yönünden ön incelemesi yapılır. Bu ön inceleme sırasında; temyiz incelemesinin başka daireye ait olduğu saptanırsa bu yönden dosya incelenip karara bağlanır. Ön inceleme sırasında; temyize konu ilk derece mahkemesince verilen hükümlerin; görev ve iş bölümü, temyiz edilebilir nitelikte bulunup bulunmadığı, temyiz isteğinin süresi içinde olup olmadığı, temyiz koşulu ve diğer usul eksiklikleri yönünden ön incelemesi yapılacağı açıkça yasada ve yönetmelikte belirtilmiştir (Yargıtay Yasası 40/3, Yargıtay Yönetmeliği 18/2).

Bu nedenle, ön inceleme sırasında; temyiz incelemesinin başka daireye ait olduğu, temyiz edilebilir nitelikte bulunmadığı, temyiz isteğinin süresi içinde olmadığı, temyiz koşulunun yerine getirilmediği ve diğer usul eksiklikleri bulunduğu saptanan dosyalar dairede öncelikle incelenip karara bağlanır.

Görülüyor ki, yasada ön inceleme sonucunda görev ve işin başka bir daireye ait olması nedeniyle verilecek karar ile, temyiz süresinin geçirilmesi ya da hükmün temyiz edilemez nitelikte bulunması nedeniyle, verilecek kararlar arasında bir ayrım gözetilmemiştir.

3- Olay

Açıklanan bilgiler ışığında itiraza konu kararı irdelersek, itiraza konu Yüksek 1.Ceza Dairesinin kararına baktığımızda, görev ve iş bölümü nedeniyle verilmiş olsa da bu görevsizlik kararı niteliği itibariyle farklıdır. Çünkü temyiz incelemesinin başka daireye ait olduğu nedeniyle verilecek bir karar ön inceleme sırasında verilen karardır. Somut olayda ise, Yüksek 1.Ceza Dairesi temyiz incelemesine konu dosya ile, yani hükümlerle ilgili olarak duruşma yaptıktan sonra, daha doğrusu dosyanın ön incelemesi sırasında değil, bu aşamadan sonra, esas yönünden temyiz yargılaması/incelemesi sırasında, temyiz incelemesinin başka daireye ait olduğu konusunda karar vermiştir. Bu aşamada verilen kararın, niteliği bakımından görevde yetki uyuşmazlığına ilişkin bir karar olduğundan itiraza konu olabileceği kanısındayız.

Daireler arasında altlık ve üstlük olmayıp, her dairenin temyiz incelemesi yapma yetkisine sahip olduğunu ve daireler arasında işbölümü bulunduğunu açıklamıştık. Öyle ise, esas yönünden temyiz incelemesi sırasında böyle bir karar verilmesi mümkün değildir. Buna karşın görev ve iş bölümüne dayanılarak verilen görevsizlik kararı niteliği nedeniyle itiraza konu olabilir. Örneğin ilk derece mahkemelerince verilen hükümler temyiz edildiğinde, hükmedilen cezanın tür ve miktarına göre 1412 sayılı CYY'nın 305. maddesine göre temyiz edilemez nitelikte bulunan yani kesin olan kararların, suçun niteliğine (vasfına) yönelik temyizi durumunda incelenebilmektedir. Yargıtay'ın duraksamasız uygulamalarına göre, tür ve miktarı bakımından kesin olan kararların dahi suç vasfına yönelik temyizi durumunda, Yargıtay'ın denetimine tabi tutulabilecekleri benimsenmiştir. (CGK, 04.10.1993, 2-187/227)

İtiraza konu görevsizlik kararının, duruşma yapıldıktan sonra verilmiş olması nedeniyle, böyle bir kararın bu aşamada verilemeyeceğini ileri süren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, Yüksek Dairenin Kararının niteliğine (vasfına) itirazda bulunduğundan dolayı da bir an için görevsizlik kararına itiraz edilemeyeceğini kabul etsek dahi, bu nedenden dolayı itirazın Ceza Genel Kurulunda incelenebileceği kanısındayız.

Yargıtay Yasasının 17. maddesinin 3. fıkrasında, Ceza daireleri arasında meydana gelen görev ve işbölümü uyuşmazlıklarını karara bağlamak görevinin, Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna ait olduğu belirtilmektedir.

İtiraza konu karara baktığımızda, ceza daireleri arasında meydana gelen görev ve işbölümü uyuşmazlığının bulunmadığı açık.

Ayrıca temyiz yargılaması sırasında verilen bir karardır. Yargılama makamı olarak Yüksek 1.Ceza Dairesinin verdiği karar, görevde yetki uyuşmazlığı nedenine dayanarak temyiz yargılaması aşamasında verildiği için, Ceza Genel Kurulunda çözümlenmesi gereken bir karardır. Öğretide Yargıtay Ceza daireleri arasında görev yönüyle yetki uyuşmazlığı çıkarsa, Ceza Genel Kurulunca, çözüleceği kabul edilmektedir (Bkz. KUNTER/YENİSEY/NUHOĞLU., Onbeşinci Bası, no:24.10, s.355; EREM., s.730; CENTEL/ZAFER., 4. Bası, İstanbul 2006, s.469). Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu, yargılama makamı tarafından temyiz yargılaması sırasında verilen kararla ortaya çıkan uyuşmazlık yönetsel nitelikte bulunmayıp, yargısal nitelikte olduğu için, çözemez. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun çözmesi gerekir.

Yüksek 1. Ceza Dairesinin kararı, temyiz yargılaması/incelemesi sırasında verilen bir karar olduğundan, yargılama makamı kararıdır. Yargılama makamı kararlarının denetiminin ise, aynı ya da bir üst yargılama makamınca yapılması hukukun temel ilkelerindendir.

Sonuç olarak, itiraz yolu benimsenmeli, Yüksek Ceza Genel Kurulu davaya el koyarak bütün hukuksal yanılgıların giderilmesi için daire kararını bozmalıdır.

Bu nedenlerle çoğunluğun görüşüne katılmıyorum."

Kurul Üyesi Ali Suat Ertosun;

"Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen mahkumiyet kararını, vaki temyiz üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi, duruşma açarak incelemeye başladıktan sonra, iddianamedeki nitelendirme ve sevk maddeleri dikkate alındığında, incelemenin Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevine girdiği görüşüyle, görevsizlik kararı vermiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine davaya bakan Ceza Genel Kurulu, incelemeyi öncelikle, görevsizlik kararına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz edilip edilemeyeceği hususu ile sınırlamış; oyçokluğu ile görevsizlik kararlarına itiraz edilemeyeceği sonucuna vararak, istemi ret etmiştir.

Yargıtay Dairelerinin görevlerini düzenleyen Yargıtay Kanununun 14. maddesi; temyiz davasına, Hukuk Dairesi bakacaksa görevi; Ceza Dairesi bakacaksa iş bölümünü esas almıştır. Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.12.1988 tarih ve 1-325/566 sayılı kararında vurgulanarak, Ceza Daireleri arasındaki görevin iş bölümü esasına dayandığı belirtilmiştir. 1. Ceza Dairesi, Yargıtay Kanununun 40. maddesine göre, ön inceleme yaptıktan sonra temyiz davasını kabul ederek, duruşma gününü belirlemiş ve yapılan duruşmayı takiben de görevsizlik kararı vermiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına itiraz yetkisi veren CMK.nun 308. maddesinde, itiraz yoluna başvurulabilecek kararlar yönünden bir kısıtlama getirilmemiştir.

Yargılama makamı olan 1. Ceza Dairesince, duruşma yapılarak görevsizlik kararı verildiğinden, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yetkisi bulunmaktadır.

Dolayısıyla, daha sonraki aşamalara geçilerek itirazın incelenmesi görüşünde bulunduğumdan; sayın çoğunluğun, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının görevsizlik kararlarına itiraz edemeyeceği görüşüne katılmıyorum."

Şeklinde,

Çoğunluk görüşüne katılmayan diğer bir kısım Genel Kurul Üyeleri ise; benzeri yönde,

Görüşler ileri sürerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının; Özel Dairece verilmiş görevsizlik kararına karşı 5271 sayılı Yasanın 308. maddesinde yer alan itiraz yoluna gidebileceğine ilişkin karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 01.02.2007 gün ve 6157-21 sayılı görevsizlik kararına karşı 5271 sayılı Yasanın 308. maddesinde düzenlenen "olağanüstü itiraz yasa yolu"na başvurma yetkisinin bulunmadığı kabul edildiğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2-Dosyanın; gereği için, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin görevsizlik kararında görevli olarak gösterilen Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine 13.02.2007 günlü ilk müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 20.02.2007 günü oyçokluğu ile karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: AZMETTİRME - TCK 38. Md.

Mesaj gönderen Admin » 30 Haz 2013 16:03

1. Ceza Dairesi 2011/1111 E., 2011/4289 K.

AZMETTİRME
TASARLAYARAK İNSAN ÖLDÜRME



T....'ı tasarlayarak öldürmekten sanıklar U……., İ…… ve R………, işbu suça yardımdan sanık H.A.., izinsiz silah taşımaktan adıgeçen sanıklar İ.. ile R………'ın yapılan yargılanmaları sonunda: Hükümlülüklerine ilişkin (Kütahya Birinci Ağır Ceza Mahkemesi)'nden verilen 22.04.2010 gün ve 145/113 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi sanıklar müdafiileri ile müdahiller vekili taraflarından istenilmiş, sanık İ…… müdafii duruşma da talep etmiş ve hüküm kısmen re'sen de temyize tabi bulunmuş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığı'ndan tebliğname ile Dairemize gönderilmekle, sanık İ.. hakkında duruşmalı, diğer sanıklar ile müdahillerin temyizleri üzerine incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1- Katılanlar vekilinin yetkisi bulunmadığından duruşma isteminin CMUK'nın 318. maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.

2- Toplanan deliller karar yerinde incelenip sanık U....'un tasarlayarak insan öldürmeye azmettirme, sanıklar İ.. ve R.......'ın tasarlayarak insan öldürme ve 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçları ile sanık H.A..'nin tasarlayarak insan öldürme suçunun sübutu kabul, oluşa ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde düzeltme nedenleriyle birlikte sanıklar U...., İ.. ve R.......'ın suçlarının niteliği tayin, sanık U....'un suçunda tahrike ve tüm suçlarda takdire ilişen cezayı azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde düzeltme ve bozma nedenleri dışında İsabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık İ.. müdafiinin duruşmalı incelemede ve temyiz dilekçesinde olmak üzere tüm sanıklar müdafiilerinin ayrı ayrı sübuta, suç vasıflarına vesaireye yönelen, katılanlar vekilinin haksız tahrik nedeninin bulunmadığına yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,

CMUK'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak;

A-a) Sanık U....'un tasarlayarak insan öldürmeye azmettirme, sanıklar İ.. ve R.......'ın tasarlayarak insan öldürme suçları yönünden;

Dosya kapsamından maktulün suç tarihinde 18 yaşından küçük olduğu anlaşılmakla, 5237 sayılı TCK'nın 82/1-e maddesi ile de hüküm kurulmaması yerinde değilse de, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hüküm fıkrasındaki "maktul T....'ı tasarlayarak öldürdükleri sabit olmakla, sanıkların eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nın 82/1-a maddesi" ibaresindeki "maktul" kelimesinden önce gelmek üzere "suç tarihinde 18 yaşından küçük" ibaresinin ve "82/1-a" ibaresindeki "a" bendinden sonra gelmek üzere "e" bendinin eklenmesine,

b) Sanık U....'un tasarlayarak insan öldürmeye azmettirme suçu yönünden; haksız tahrik nedeniyle cezadan indirim yapılması sırasında madde numarası gösterilmediğinden, hüküm fıkrasının ilgili bölümüne "5237 sayılı TCK'nın 29. maddesi uyarınca" ibaresinin eklenmesine,

c) Sanıklar İ.. ve R.......'ın 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçları yönünden Dairemizce de benimsenen 13.12.2005 tarih ve 2005/8-155, 2005/164 sayılı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararı uyarınca temel para cezasının 450 YTL yerine daha fazla tayin edilmesi yasaya aykırı ise de; bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 5252 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi gereğince sanıklara bu suçtan tayin olunan sanık İ..'nın 600 TL ve sanık R.......'ın 500 TL adli para cezalarının 450 TL olarak, sanık İ..'nın 500 TL ve sanık R.......'ın 416 TL olan sonuç adli para cezalarının da 375 YTL olarak değiştirilmesine,

Karar vermek suretiyle DÜZELTİLEN ve kısmen re'sen de incelemeye tabi hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi (ONANMASINA),

B) Sanık H.A..'nin tasarlayarak insan öldürmeye yardım suçu yönünden;

Oluşa, kabule ve dosya içeriğine göre; maktul ve yanındaki birkaç kişinin sanık H.A..'nin dayısının oğlu olan sanık U....'un evine olaydan yaklaşık 4 ay önce gece vakti girerek U....'un 17 yaşındaki kızı Sevda'ya cinsel saldırıda bulunduklarının iddia olunması üzerine, sanık U....'un maktulü para karşılığında öldürtmeyi düşündüğü, bu konuda sanık H.A..'den yardım istediği, H.A..'nin de çevrede kendisini mafya olarak tanıtan sanık İ..'ya konuyu anlattığı, İ.. ile maktulü 7.500 TL karşılığında öldürmesi hususunda anlaştıkları, İ..'nın da arkadaşı olan sanık R....... ile birlikte önceden yaptıkları plan gereğince, olay günü maktulü eğlenme bahanesiyle çağırıp birlikte alkol alıp, maktulün sarhoş olmasından sonra gece ıssız bir yere götürerek silahla ateş edip öldürdükleri, cep telefonu HTS raporlarına göre, sanık İ..'nın olaydan sonra ilk olarak sanık H.A..'yi arayarak telefonla görüştüğü ve aynı gün içinde mesaj ve görüşme şeklinde toplam 10 kez telefon irtibatı sağladıkları, daha sonra sanık H.A..'nin sanık U....'dan aldığı paraların 3.500 TL'sini olaydan iki gün sonra sanık İ..'ya ve 3.500 TL'sini de olaydan bir hafta sonra sanık R.......'a vermek suretiyle toplam 7.000 TL ödeme yaptığı, maktulün cesedinin olaydan 18 gün sonra bulunması üzerine sanık R.......'ın suçu itiraf edip suçta kullanılan silahın yerini gösterdiği, maktulün cesedinden çıkarılan bir adet mermi çekirdeğinin bu silahla uyumlu olduğunun tespit edildiği olayda;

a) Sanık H.A..'nin sanık U....'un talimatı doğrultusunda maktulün para karşılığı öldürülmesi için sanık İ.. ile anlaşma yapıp onu azmettirdiği, olaydan sonra da eylemi gerçekleştiren sanıklar İ.. ve R.......'a anlaşma karşılığı parayı sanık U....'dan alarak verdiği, bu nedenle sanık H.A..'nin eyleminin tasarlayarak insan öldürmeye azmettirme suçunu oluşturduğu düşünülmeden tasarlayarak insan öldürmeye yardım suçundan mahkumiyetine karar verilmesi,

b) Kabule göre de; dosya kapsamından maktulün suç tarihinde 18 yaşından küçük olduğu anlaşılmakla, 5237 sayılı TCK'nın 82/1-e maddesi ile de hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden re'sen de incelemeye tabi hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), 05.07.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: AZMETTİRME - TCK 38. Md.

Mesaj gönderen Admin » 30 Haz 2013 16:04

1. Ceza Dairesi 2010/4779 E., 2010/6137 K.

AZMETTİRME
OLASI KASTLA YARALAMA
TASARLAYARAK ÖLDÜRME



Özol'u taammüden öldürmekten ve Barış'ı olası kastla tasarlayarak öldürmeye teşebbüsten sanık Deniz, işbu öldürme ve öldürmeye teşebbüs suçlarına azmettirmekten sanık Cahit'in yapılan yargılanmaları sonunda; hükümlülüklerine ilişkin (İstanbul Beşinci Ağır Ceza Mahkemesi)'nden verilen 09.09.2008 gün ve 237/337 sayılı hükmün duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi sanıklar müdafii tarafından istenilmiş olduğundan, dava dosyası C.Başsavcılığı'ndan tebliğname ile Dairemize gönderilmekle duruşmalı olarak incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1-a) Sanıkların adli sicil bültenlerinde yer alan sabıkalarına ilişkin onaylı karar örnekleri getirtilip incelenerek, tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygu-lanmayacağının karar yerinde tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,

b) Kabule göre de; mağdur Barış'ın sol omuz bölgesinden isabet alarak yaşamını tehlikeye sokmayacak, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek, humerus 1/3 proksimal diafiz kırığı nedeniyle hayat fonksiyonlarını orta (3) derecede etkileyecek nitelikte yaralandığı olayda; teşebbüs nedeniyle 13 ila 20 yıl arasında ceza öngören 5237 sayılı TCK'nın 35. maddesinin uygulanması sırasında, meydana gelen zararın ağırlığı dikkate alınarak, sanıklar hakkında hapis cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi yerine, hiç isabet bulunmaması hallerinde uygulanabilecek şekilde 13 yıl hapis cezasına hükmedilerek eksik ceza tayini,

Yasaya aykırı ise de, aleyhe temyiz bulunmadığından bu hususlar bozma nedeni yapılmamıştır.

2- Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Cahit'in tasarlayarak öldürmeye azmettirme, sanık Deniz'in tasarlayarak öldürme suçları ile sanık Deniz'in mağdur Barış'a yönelik eyleminin sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde sanık Cahit'in tasarlayarak öldürmeye azmettirme ve sanık Deniz'in tasarlayarak öldürme suçlarının niteliği tayin, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebinin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde eleştiri ve bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık Cahit müdafiilerinin temyiz dilekçelerinde ve duruşmalı incelemede eksik soruş-turmaya, sübuta ve suç vasfına, sanık Deniz müdafiinin temyiz dilekçesinde ve duruşmalı incelemede eksik soruşturmaya ve sübuta yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle;

A-) Sanık Cahit hakkında tasarlayarak öldürmeye azmettirme, sanık Deniz hakkında tasarlayarak insan öldürme suçlarından kurulan ve re'sen de temyize tabi bulunan hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi (ONANMASINA),

B-) Mağdur Barış'a yönelik; sanık Cahit'in olası kastla tasarlayarak öldürmeye teşebbüse azmettirme ve sanık Deniz'in olası kastla tasarlayarak öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;

Oluşa ve dosya içeriğine göre; sanık Cahit'in maktul Özol'u öldürmesi için azmettirdiği sanık Deniz'in, maktulün içinde bulunduğu odanın penceresinin dışından en az dört el ateş etmesi üzerine sırt bölgesinden isabet alan Özol'un iç organ yaralanması sonucu öldüğü, maktul ile tavla oynamakta olan mağdur Barış'ın ise sol omuz bölgesinden isabet alarak yaşamını tehlikeye sokmayacak, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek, humerus 1/3 proksimal diafiz kırığı nedeniyle hayat fonksiyonlarını orta (3) derecede etkileyecek nitelikte yaralandığı olayda;

a-) Sanık Cahit'in, mağdur Barış'a yönelik üzerine atılı suçtan mahkumiyetine yeter nitelik ve derecede deliller elde edilemediği anlaşıldığı halde, sanığın beraatı yerine oluşa ve dosya kapsamına uygun olmayan gerekçe ile yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

b-) Sanık Deniz'in maktule ateş ettiği sırada, maktulün yakınında bulunan kişi veya kişilerin de isabet alarak yaralanabileceğim ya da ölebileceğim öngörmesine rağmen, atışına devam ederek mağduru yaralaması eyleminin, meydana gelen neticeye göre olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, olası kastla tasarlayarak öldürmeye teşebbüs suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması, Yasaya aykırı olup, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), sanık Deniz hakkında hük-molunan ceza miktarına ve tutuklulukta geçirdiği süreye göre müdafiinin tahliye isteminin reddine, 28.09.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: AZMETTİRME - TCK 38. Md.

Mesaj gönderen Admin » 30 Haz 2013 16:05

1. Ceza Dairesi 2009/5808 E., 2009/4145 K.

AZMETTİRME
KAN GÜTME SAİKİYLE ADAM ÖLDÜRME



Yalçın'ı kangütme saikiyle taammüden öldürmekten sanıklar Mehmet, Hasan, işbu suça katılmaktan ve izinsiz silah taşımaktan sanık İbrahim'in yapılan yargılanmaları sonunda: Hükümlülüklerine ilişkin (Gaziantep Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi)'nden verilen 15.11.2007 gün ve 35/377 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi sanıklar müdafii ile müdahiller vekili taraflarından istenilmiş, sanıklar müdafii duruşma da talep etmiş ve hüküm kısmen re'sen de temyize tabi bulunmuş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığı'ndan teb-liğname ile Dairemize gönderilmekle, sanıklar hakkında duruşmalı, müdahilin temyizi veçhile incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1) 6136 sayılı Yasa'ya aykırılık suçuna müdahiilik mümkün olmadığından, müdahil vekilinin sanık İbrahim hakkında bu suçtan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin CMUK'nın 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.

2) Müdahilin yasal hakkı bulunmadığından, müdahil vekilinin duruşmalı inceleme isteminin CMUK'nın 318. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.

3) Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklar İbrahim, Mehmet ve Hasan'ın suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık İbrahim müdafiinin, temyiz dilekçesinde ve duruşmalı incelemede, eksik incelemeye, sübuta ve suç vasfına yönelen, sanıklar Mehmet ve Hasan müdafiilerinin temyiz dilekçesinde ve duruşmada, sübuta ilişen, müdahil maktulün babası Mehmet vekilinin, sanıklar Mehmet ve Hasan yönünden bir sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle;

A) Sanıklar Mehmet ve Hasan hakkındaki mahkumiyet hükümlerinin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA, sanıklar hakkında verilen ceza miktarına ve tutuklulukta geçen süreye göre, sanık Hasan ve Mehmet'in tahliye istemlerinin reddine;

B) Sanık İbrahim hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerinin incele-mesinde;

a) Dosya kapsamına göre, maktulün eşi Nurcan ve kızı Duygu'nun, 27.10.2006 tarihli Jandarma Tutanağı'ndaki teşhisleri ile olay sabahı maktulü evinden, aracı ile alıp götüren kişinin sanık İbrahim olduğunun tespit edildiği, eski kan davaları nedeniyle maktulün babası Mehmet'in Jandarma'da verdiği 15.08.2006 tarihli ifadesinde, maktulün hasımları olarak sanıklar Mehmet ve Hasan'ın isimlerini verdiği anlaşılmakla, sanık İbrahim'in aşamalarda inkara yönelik kaçamaklı savunmalarında işlenen suçu aydınlatacak ve azmettirenleri saptamaya yarayacak nitelikte eksiksiz herhangi bir beyanı bulunmadığı gözetilmeden, yasal şartları oluşmadığı halde, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 38/3. maddesinin uygulanması suretiyle eksik ceza tayini;

b) Sanık İbrahim hakkında 6136 sayılı Yasa'ya aykırılık suçundan hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun de-ğerlendirilmesinin gerekmesi,

Bozmayı gerektirmekle, sanık İbrahim müdafiinin ve müdahil vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, kısmen re'sen de temyize tabi hükümlerin tebliğnameye aykırı olarak (BOZULMASINA), sanık hakkında verilen ceza miktarına ve tutuklulukta geçen sürelere göre sanık İbrahim müdafiinin tahliye isteminin reddine; 01.07.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: AZMETTİRME - TCK 38. Md.

Mesaj gönderen Admin » 30 Haz 2013 16:06

3. Ceza Dairesi 2006/13662 E., 2008/4347 K.

AZMETTİRME
HÜRRİYETİ TAHDİT
KASTEN YARALAMA
TEKKÜRRÜRE ESAS CEZA



Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak, gereği görüşülüp düşünüldü:

Mağdurun ifadesine, sanıkların tevilli ikrarlarına, zabit mümzüsi polis memurlarına 20.06.2003 gün saat 04.00 ve 04.20 ile 04.55 tarihli tutanaklarına göre, mağdurun 20.06.2003 gün saat 01.40 sıralarından sanık tarafından darp sonucu siyah Mercedes marka aracın bagajına elleri kelepçelenerek konulup, bagaj kapağının da kapatılarak götürdükleri, boş arazide polis memurlarının şüphesi üzerine aracın kaçmaya çalışması sonucu durdurulduğunda bagajdan mağdurun "kurtar beni" diye bağırması sonucu bagajın açılmasında tutanaklarda belirtilen şekilde muhtelif yerlerinden darp edilmiş vaziyette bulunduğu anlaşılmakla, 11.06.1956 gün, 5/12 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı ve 06.02.1995 gün 8/308-9 sayılı Ceza Genel Kurulu ile yerleşmiş Yargıtay İçtihatları uyarınca sanıkların bu eyleminin hürriyeti tahdit suçunu oluşturduğu görülmüş olmasına rağmen beraatlerine karar verilmiş ise de, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Sanık Nurettinln Gebze Asliye Ceza Mahkemesinin 1997/835-170 sayılı İlamı ile 765 sayılı TCK'nın 492/6-7-son, 62, 522. maddesinden 1 yıi 1 ay 10 gün ve 258/3-2. maddesi gereğince 4 ay hapis cezasının infaz olunup bihakkın tahliye tarihinin 27.12.1999 olduğunun Gebze C. Başsavcı lığı tarafından 21.06.2004 tarihli yazı ile bildirilmesine göre, sanık hakkında 765 sayılı TCK'nın 81/1. maddesi gereğince cezasından artırım yapılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılması, temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni yapılmamıştır.

Polis memurları tarafından tanzim olunan 20.06.2003 tarihli tutanakta şüphe üzerine boş arazide bekleyen araca yaklaşıldığında aracın aniden kaçmaya başladığı, yapılan takip sonucu araç durdurulduğunda bagajdan gelen "kurtarın beni" sesi üzerine yapılan aramada, aracın bagaj kısmında her tarafı kanlı vaziyette mağdurun bulunduğunun belirtilmesine, mağdur hakkında tanzim olunan Gebze Devlet Hastanesinin 20.06.2003 tarihli geçici raporunda "...şahsın uzun süre darba maruz kaldığının..." yazılı olmasına, geçici ve kati doktor raporlarındaki bulgulara, mağdurun olayın hemen akabinde sıcağı sıcağına verdiği 20.06.2003 tarihli ifadesine, oluşa, savunmalara ve tüm dosya kapsamına göre olay günü sanıklardan Cemalin azmettirmesi sonucu birahane çalışanı olan diğer sanıklar tarafından mağdurun

önce birahanede sonra da araç içinde uzunca bir zaman dilimi içinde sürekli darp edildiğinin anlaşılması karşısında sanıkların fiili doğrudan birlikte irtikap eden durumunda olduklarının anlaşılması nedeniyle tebliğnamenin 2 nolu bozma düşüncesine İştirak olunmamıştır.

I- Sanık Nurettin hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının

incelenmesinde;

Sanık vekilinin temyiz itirazları, oluşa, yapılan yargılamaya, toplanan delillere, gerekçeye ve takdire göre yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle hükmün ONANMASINA,

II- Sanıklar Cemai ve Ali hakkında 765 sayılı TCK'nın 456/1. madde

sinden kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Gerekçeli karar başlığına suçun işlendiği yer ve zaman diliminin yazılmaması suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 232. maddesine aykırı davranılması,

Hükümden sonra 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5278 sayılı Yasa'nın 562. maddesinin 1. fıkrası uyarınca 5271 sayılı CMK'nın 231/5, 14. madde ve fıkralarında öngörülen, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasında cezanın sınırının 2 yıla çıkartılması, soruşturma ve kovuşturması şikayete bağlı suç olma şartının kaldırılması kuralları gereğince bu hususların mahalli mahkemece birlikte değerlendirilmesi zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA,

III-

Sanık Hüseyin hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının

incelenmesine gelince;

Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine. Ancak;

1- Gerekçeli karar başlığına suçun işlendiği yer ve zaman diliminin yazılmaması suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 232. maddesine aykırı davranılması,

2- Sanık hakkında tekerrür uygulamasına esas olduğu kabul edilen Gebze Sulh Ceza Mahkemesinin 2002/1757 esas ve 2002/1552 sayılı ilamı ile 765 sayılı TCK'nın 456/4. maddesinden tayin olunan doğrudan para cezasından ibaret bulunmasına, CMUK'nın 305/1-son maddesine göre bu hü-

kümlülüğün tekerrür uygulamasına esas alınamayacağı halde yazılı şekilde uygulama yapılması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 16.04.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 22600
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

Re: AZMETTİRME - TCK 38. Md.

Mesaj gönderen teoman » 16 Ağu 2018 11:52

T.C.
YARGITAY
1. CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2014/6118
KARAR NO:2015/3222
KARAR TARİHİ: 20/05/2015
Tebliğname No : 1 - 2013/332054
MAHKEMESİ : Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ VE NO : 02/05/2013, 2012/239 (E) ve 2013/244 (K)
SUÇ : Nitelikli insan öldürme, bu suça yardım



Toplanan deliller, karar yerinde incelenip, sanık .. yaşı küçük .. kasten öldürme suçu ile suça sürüklenen çocuk .. eyleminin sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonucuna uygun şekilde sanık .. suç vasfı tayin, takdiri indirim sebebi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle değerlendirilmiş; sanıklar

... hakkında maktülü kasten öldürmeye yardım etmek suçundan elde edilen delillerin, CMK'nun 223/2-e maddesi uyarınca mahkumiyete yeter nitelik ve derecede olmadığı kabul ve takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmediğinden, sanık .. müdafiinin sübuta, vasfa, meşru savunmaya, katılan vekilinin beraat eden sanıklar yönünden sübuta, sanıklar .. yönünden vasfa, takdire yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazının reddiyle;

1- Sanık .. hakkında maktül .. kasten öldürme suçundan kurulan ve resen de temyize tabi olan mahkümiyet hükmü ile sanıklar ...hakkında maktülü kasten öldürmeye yardım etmek suçlarında kurulan beraat hükümlerinin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA;

Ancak,

2- Suça sürüklenen çocuk ... ile maktül ... daha önce aynı iş yerinde beraber çalıştıkları, aralarında kimin başlattığı belli olamayan bir nedenle olay gününden yaklaşık üç hafta önce tartışma yaşandığı, bu nedenle suça sürüklenen çocuk İlyas'ın işten çıkartıldığı, bundan dolayı aralarında husumet oluştuğu, olay gününden birkaç gün önce de yine aralarında tartışma yaşandığı ve maktülün suça sürüklenen çocuk ... basit şekilde yaraladığı, olay günü suça sürüklenen çocuk ... maktül ile önceden aralarında geçen bu olaylar nedeniyle yanına arkadaşları diğer sanıkları da alarak, ona gözdağı vermek amacıyla, maktülün çalıştığı iş yerinin önüne giderek, ölenin işten çıkmasını bekledikleri, maktül işten çıkınca önce suça sürüklenen çocuk ilyas'ın onun yanına giderek "gel seninle konuşaçağız" diyerek ara sokağa götürdüğü, burada ikisi arasında kavga çıkınca, esasen ölene göz dağı vermek için olay yerine gelenlerden sanık ... otopsi raporunda belirtilen şekilde göğüs bölgesine bıçağı saplayarak onun ölümüne neden olduğu olayda,

a) Suça sürüklenen çocuk İlyas'ın kastı, maktülün öldürülmesi değil, dövülmesidir. Bu amaçla sanık .. ve diğerlerini olay yerine getirmiştir. Ancak sanık ... dövme yerine kendisine verilen talimatın dışına çıkarak ... bıçaklayarak öldürmüştür.
Bu olayda .. azmettirmesi dövmeye yönelik olduğundan, doğrudan insan öldürmekten sorumlu tutulamayacağı, kastı aşan yaralama sonucu öldürme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 87/4 birinci cümle maddesi gereğince cezalandırılması gerektiği halde suç vasfında yanılgıya düşülerek kasten öldürme suçuna yardım eden sıfatıyla hüküm kurulması,


b) Maktül ile suça sürüklenen çocuk ... arasında daha önceden yaşanan olayları kimin başlattığının belli olmadığı gibi tanık beyanlarına göre de, maktülün suça sürüklenen çocuğu olay öncesinde darp etmesi şeklindeki haksız tahrik oluşturan eylemi nedeniyle suça sürüklenen çocuk hakkında haksız tahrik hükümlerini
düzenleyen 5237 sayılı TCK'nun 29. maddesi uyarınca asgari oranda indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle fazla ceza tayini,

c- Sanık ... maktülün öldürülmesine yardım ettiğine veya maktülü kasten yaraladığına dair şüpheden uzak kesin inandırıcı maddi bir delil elde edilemediği halde, sanık hakkında beraat kararı verilmesi yerine yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde mahkümiyet hükmü kurulması;
Bozmayı gerektirmiş,
sanık ... ve suça sürüklenen çocuk ... müdafiilerinin temyiz dilekçelerinde ve duruşmalı incelemedeki temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükümlerin tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak (BOZULMASINA), bozma sebebi ve tutuklulukta geçirdikleri süreler gözetilerek suça sürüklenen çocuk ... ve sanık ... kasten öldürmeye yardım suçlarından TAHLİYELERİNE, başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değillerse salıverilmeleri için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, 20/05/2015 gününde oy birliği ile karar verildi.

20/05/2015 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet Savcısı ...'in huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık İbrahim Güneş müdafii Avukat ... yokluğunda 21/05/2015 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.




T.C
YARGITAY
1. CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2006/936
KARAR NO:2006/2886
KARAR TARİHİ:03.07.2006


Ani gelişen bir olayda yardım etme iradesinin bulunamayacağını ifade etmiştir. Buna göre; “Maktulün kardeşi Sinan’ın düğün yerinde oynayan sanık ve arkadaşlarına sataşması ile başlayan ilk kavgada Sinan’ın arabasına zarar verdiğini öğrenen maktulün mahalle arkadaşlarını toplayarak geldikleri düğün yerinde sanıklara saldırmaları ile başlayan ve sanık Mikail’in maktule bıçakla birden fazla vurmak suretiyle ölümüne neden olması ile sonuçlanan ikinci kavgada sanıklar, İbrahim ve Mehmet’in de tahrik altında maktule sopa ve yumruk vurarak darp ettikleri anlaşılmış ise de, aniden gelişen olayda sanıkların fail Mikail’in eylemine yardım etme iradesi ile hareket ettiklerinin delilleri bulunmadığından otopsi tutanağındaki yaralarla ilgili raporu alınmak suretiyle her birinin kendi bağımsız yaralama eyleminden sorumlu tutulmaları gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde eylemlerinin adam öldürme suçuna yardım etme olarak kabulü” bozma nedeni olarak gösterilmiştir.
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Cevapla