Gazetede Yayımlanan Haberler Şeref ve İtibar Hakkının İhlaline Neden Olmadı

Anayasa Mahkemesi Gazetede Yayımlanan Haberler Nedeniyle Şeref ve İtibar Hakkının İhlali İddiasının Kabul Edilemez Olduğuna Karar Verdi.

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 8/5/2019 tarihinde, Kemal Kılıçdaroğlu ve Cumhuriyet Halk Partisi (B. No: 2014/12482) başvurusunda Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan şeref ve itibar hakkının ihlali iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucular, ana muhalefet partisi ve lideridir. Ulusal ölçekte yayın yapan bir gazetede “CHP Cami Düşmanı” başlıklı bir haber ve “Demedim mi Ben Size, Kılıçdaroğlu Bir ‘Proje’dir” başlıklı bir köşe yazısı yayımlanmıştır. Başvurucular bu haber ve köşe yazısı nedeniyle tazminat davası açmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi davanın reddine hükmetmiş, karar Yargıtay tarafından onanmıştır.

İddialar

Başvurucular, ulusal ölçekte yayın yapan bir gazetede yayımlanan haberler nedeniyle şeref ve itibar hakkının ihlal edildiğini öne sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi; siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman vurgulamıştır.

Anayasa Mahkemesi daha önce Anayasa’nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü ile onun özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa’nın 28. maddesinde yer alan basın özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu pek çok kez ifade etmiştir. Bu bağlamda, ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü herkes için geçerli ve demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir.

Anayasa Mahkemesi somut başvuruya benzer başvurularda, başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarın korunmasını isteme hakkı ile şikâyet konusu haberi yapan kişilerin Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğü ve bununla bağlantılı olarak Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirmektedir.

Anayasa Mahkemesi çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için kamu yararı, kişinin tanınırlık durumu, olayın güncelliği, haberin yayımlanma şartları, içerik gibi birçok kriteri gözönünde bulundurmaktadır.

Somut başvuruda olduğu gibi tarihî olayların ve bu olayların yorumlanmasının değişkenlik göstermesi, kişilerin sahip olduğu değer yargıları ile ilgilidir ve şiddeti teşvik etmediği, terör eylemini haklı göstermediği, nefret duygusunun oluşmasını desteklemediği müddetçe ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Nitekim ilk derece mahkemesi de söz konusu haberin değer yargısı taşıyan bir yazı olduğunu belirtmiş, basın özgürlüğü kapsamında kaldığını değerlendirerek içeriğinde eleştiri sınırlarını aşan bir ifade tespit etmemiştir.

Başvurucuların yöneltilen eleştirilere karşı cevap verme konusunda oldukça geniş imkânlarının bulunduğu kabul edilmelidir. Ana muhalefet partisi ve onun lideri olarak başvurucuların haklarında değerlendirmeler yapılacağını, ağır eleştirilerde bulunulabileceğini öngörmeleri ve demokratik çoğulculuk açısından bunlara daha fazla tahammül etmeleri gerekir.

Bu tespitler çerçevesinde başvuru konusu her iki olayda da ifade ve basın özgürlükleri ile kişinin manevi bütünlüğünün korunması hakkı arasında adil bir dengenin kurulduğu, derece mahkemesinin takdir yetkisine müdahale etmeyi gerekli kılacak bir durumun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle şeref ve itibar hakkının ihlali iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Bir cevap yazın