Haksız Koruma Tedbirlerine Karşı Açılan Tazminat Davalarında Şüpheli/Sanık Tarafından Ödenen Akdi Vekalet Ücretinin Zarar Olup Olmayacağı Sorununa İlişkin Kısa Bir Değerlendirme – Av. Ömer DELİGEZER

Haksız Koruma Tedbirlerine Karşı Açılan Tazminat Davalarında Şüpheli/Sanık Tarafından Ödenen Akdi Vekalet Ücretinin Zarar Olup Olmayacağı Sorununa İlişkin Kısa Bir Değerlendirme

Koruma tedbirlerinden doğan zararın giderilmesi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmiştir. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 18. maddesi ile 466 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmış ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yedinci bölümünde “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” ana başlığı altında 141. maddesinde tazminat nedenleri, 142. maddede yargılama usulü, 143. maddede tazminat nedenin daha sonra gerçekleşmediğinin anlaşılması nedeniyle ödenen tazminatın geri alınması ve 144. maddede ise tazminat isteyemeyecek kişiler düzenlenmiştir. CMK 141. maddesinin a-j bentlerinde belirtilen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebilecekleri hükme bağlanmış ve ilgili kanun maddesi gereğince, maddi zararın, haksız olarak (kanuna uygun olup olmadığına bakılmaksızın) yakalanan ya da tutuklanan kişinin bedenen ya da malen uğradığı kayıp olduğu, yoksun kalınan kazanç ile haksız eylem ve işlemin yol açtığı giderlerin de maddi zarar kapsamında olduğu yıllardan beri yer alan içtihatlarda açıkça belirtilmektedir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 21.12.2010 tarih ve 2010/6-212 Esas, 2010/263 Karar sayılı ilamı).

Söz konusu maddi zararlardan bir tanesi de sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında gözaltına alındığı veya tutuklandığı dönemde kendisini vekille temsil ettirmesi sebebiyle vekiline ödemiş olduğu akdi vekalet ücretidir. Şayet şahıs kendisine haksız koruma tedbirleri uygulanmasa idi (haksız şekilde gözaltına alınmasa veya tutuklanmasa) vekiline ücret ödemeyecek ve kendisinin mal varlığında böyle bir azalma olmayacaktı. Böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde şahsın devlete karşı açacağı tazminat davasında talep edebileceği tazminat kalemlerinin bir tanesi de vekiline ödemiş olduğu akdi vekalet ücreti olacaktır.

Haksız koruma tedbirlerine karşı açılan tazminat davalarında temyiz mercii olan Yargıtay 12. Ceza Dairesince ve direnme kararları veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itirazlar sonucunda inceleme yapan Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen birçok kararda şahsın avukatına ödemiş olduğu vekalet ücretinin maddi zarar olduğu ve şartlarının oluşması halinde de devletin bu zarardan da sorumlu olacağı içtihat edilmiştir. Şahsın böyle bir alacak kalemini talep edebilmesi için 3 şart bulunmakta olup; bunların ilki şahsın haksız koruma tedbirine maruz kaldığı döneme ilişkin vekiline ödemiş olduğu bedelin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nde yer alan maktu vekalet ücreti bedelinin üzerinde olması, ikincisi bu bedelin ödendiğine dair Serbest Meslek Makbuzunun kesilmiş olması ve üçüncüsü de makbuzun kesilme tarihinin soruşturma evresinde ise kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karar tarihinden veya kovuşturma evresinde ise beraat verilen karar tarihinden önce olması gerekmektedir. Bu 3 şartın gerçekleşmesi halinde şahıs vekiline ödemiş olduğu akdi vekalet ücretini Devletten maddi zarar olarak talep edebilecektir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 24.01.2019 tarih ve 2017/12-769 Esas, 2019/48 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 17.12.2018 tarih ve 2018/6834 Esas, 2018/12190 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 08.01.2018 tarih ve 2017/8182 Esas, 2018/4 Karar sayılı ilamı ve Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 09.11.2015 tarih ve 2015/3014 Esas, 2015/17225 Karar sayılı ilamı gibi birçok karar).

2019 yılı Şubat ayına kadar temyiz mercii olan Yargıtay 12. Ceza Dairesince şahsın vekiline ödemiş olduğu akdi vekalet ücretinin maddi zarar olduğu kabul edilip tazminat davasında şartların oluşması halinde bu zararın da tazmin edileceği yönünde birçok içtihat olmasına rağmen Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 18.02.2019 tarih 2018/8525 Esas, 2019/2137 Karar sayılı ilamı ile bu konuda görüş değişikliğine gidilmiş ve “tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasında şahsın beraat etmiş olması nedeniyle şahıs lehine maktu vekâlet ücretine hükmolunmuş olduğu, maktu vekâlet ücretini aşan ve serbest meslek makbuzu ile ispatlanan kısmın şahıs ile avukatı arasındaki hukuki ilişkiye dayandığını, bu nedenle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında zarar kapsamında değerlendirilmeyeceği” belirtilerek şahıs tarafından ödenen akdi vekalet ücretinin artık talep edilemeyeceği konusunda içtihat değişikliğine gidilmiştir. İşbu hususta ne bir mevzuat değişikliği olması ne de maddi zararın niteliğinin değişmemesine rağmen Yargıtay 12. Ceza Dairesince bir anda görüş değişikliğine gidilmesi sebebiyle bu tarihten sonra açılan davalar bakımından Anayasa ile koruma altına alınan adil yargılanma hakkının ve hukuk devleti, mülkiyet hakkı, hukuki güvenlik ilkelerinin açıkça ihlaline sebebiyet verilecektir. Söz konusu durumla ilgili bir başka tuhaflık ise Yargıtay 12. Ceza Dairesince 2019 yılı Şubat ayında verilen karardan bir ay önce Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 24.01.2019 tarih ve 2017/12-769 Esas, 2019/48 Karar sayılı ilamı ile verilen kararda maddi tazminatın ne olduğu ifade edilirken “Maddi tazminat ile davacının malvarlığında meydana gelen somut bir azalma ya da kazanç kaybı, ödediği avukatlık ücreti gibi masrafların karşılanması amaçlanırken” denilmek suretiyle şahsın vekiline ödemiş olduğu ücretin maddi zarar olduğu bir kez daha vurgulanmıştır. Hal böyle olmasına rağmen Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin görüş değişikliği sonrasında İlk Derece Mahkemelerince 18.02.2019 tarihinden önce önceki içtihatlar kapsamında verilen kararlar hakkında Yargıtay 12. Ceza Dairesince bozma kararı verilmiş, bu tarihten sonra İlk Derece Mahkemelerinde açılan davalarda ise bu alacak kalemi yönünden talebin reddine dair hüküm tesis edilmiştir.

Yukarıda ifade ettiğimiz üzere ne mevzuat üzerinde bir değişikliğin olmaması ne de maddi zararın niteliğinin/mahiyetinin değişmemesine rağmen hiçbir gerekçe gösterilmeksizin görüş değişikliğine gidilmesi Türk Hukuku açısından bir hukuki belirsizliğe yol açmış ve derdest olan dosyalar veya yeni ikame edilecek davalar açısından Anayasa ile koruma altına alınan mülkiyet hakkı, hukuki güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı gibi birçok hakkın ihlaline sebebiyet verilecektir. İşbu sebeple bu konuda yeni dava açacak olan meslektaşlarımın müvekkillerinin hakları (karşı vekalet ücreti ödenmemesi gibi) bakımından dikkatli olmasını, derdest davası bulunan meslektaşlarımın ise verilen kesin kararlardan sonra Anayasa Mahkemesi’ne müvekkillerinin yargılama içerisinde mülkiyet hakkı ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmalarını tavsiye etmekteyiz.

Makale Yazarı: Av. Ömer DELİGEZER

Bir cevap yazın