Vergi Hukukunda Susma Hakkının Uygulanabilirliği – Av. Melike YAVUZ DALGIÇ

VERGİ HUKUKUNDA SUSMA HAKKININ UYGULANABİLİRLİĞİ

1. Genel Olarak Susma Hakkı

Temelini “nemo tenetur se ipsum accusare” eş söyleyişle, kişinin kendini suçlamaya zorlanamaması ilkesinden alan susma hakkı, genel ifadeyle, suç isnadı ile karşı karşıya olan kişinin, kendi mahkumiyetine yardımcı olmamasını ifade etmektedir.1 Bu hak, ceza muhakemesi aşamalarından olan soruşturmada, şüpheli; kovuşturmada ise sanık açısından, etkin savunma hakkının kullanılabilmesi yönüyle mihenk taşı görevi arz eder. Susma hakkı 1982 Anayasası’nın 38. maddesinin 5. fıkrasında açıkça, AİHS’nin 6. maddesinde ise adil yargılanma hakkı kapsamında düzenlenmiştir.

Düşünceyi yayma hakkı olarak Anayasamızın 26’ıncı hükmünde kodifiye edilen ifade özgürlüğü nasıl düşünceyi serbestçe yayma hakkı tanıyorsa, susma hakkı da ifade özgürlüğünün olumsuz yansıması olarak, düşünceyi yaymama özgürlüğü sunmaktadır.2 Bu yüzden denilebilir ki şüpheli ya da sanığın hiçbir zorlamaya maruz kalmadan dilediğinde sessiz kalabilmesi, dilediği soruyu cevaplayıp dilediğinde susması, aleyhine delil sunma zorunluluğu altında bulunmaması, ceza muhakemesinde kişinin özgür iradesini koruyan güvencelerin başında gelmektedir. Zira susmasına izin verilmeyerek çeşitli biçimlerde zorla ifadesi alınabilen ya da sorgusu yapılabilen şüpheli veya sanık konumundaki bir kişinin, zaten her türlü temel hak ve hürriyetinin tehlike altına gireceği açıktır.3

Sanık hiç bir zaman kendi yargılanmasını aktif bir şekilde desteklemek zorunda değildir. Ne bir suç işlediğini kabul etme, ne de bu tür sorulara doğru cevap verme zorunluluğu vardır. Kısaca sanık hiçbir şey söylemek zorunda da değildir. Hatta sorulara yanlış cevaplar vermesi mümkündür. Sanığın ifade vermemesi ve suçunu kabul etmemesi aleyhinde kullanılamaz.

1.2. Susma Hakkı’nın Tarihi Gelişimi

 Sanığın, muhakemenin yürüyüşüne, hızlandırılmasına ve kendi mahkûmiyetine aktif olarak katkıda bulunmaya zorlanamayacağı anlamına gelen “nemo tenetur se ipsum prodere” ilkesinin tarihi oldukça eskiye dayanmaktadır.4 Bu ilkenin hukuki esasları Talmud’un Yahudi hukukunda ayrıntılarıyla düzenlenmiştir. Ayrıca, Kanonik hukukunun ilk zamanlarında, sanığın kendi aleyhine isnatta bulunma yükümlülüğü bulunmadığı hususu kabul edilmişti. Fakat 13.yüzyılda Thomas v. Aquin davasıyla, sanığın tamamen gerçeğe uygun ifade vermesi şartı kabul edilmiş, bu gerçeği söyleme yükümlülüğü, Engizisyon usulünün doğmasıyla ceza muhakemesi hukukunun hâkim ilkesi haline gelmiştir. Bu sistemde sanık, ceza muhakemesinde “regina probationum”5 denilen temel delildir ve hukuk düzeninin korunmasının sadece “objesi” olarak, gerçeğe uygun ifade vermekle yükümlüdür. Bu gelişmeyle beraber, “ifade verme özgürlüğü ilkesi”, gerçeğin mümkün olduğunca kapsamlı olarak araştırılmasının doğrudan sanıkla ilgili olması gerekçesiyle reddedilmiştir.

Hümansit ve özgürlükçü bakış açısının yaygınlaştığı common law sisteminde öngörülen susma hakkı, giderek tüm dünya hukuk sistemlerinde kendine yer bulabilmiştir. Susma hakkının ilk kez düzenlendiği metin, Magna Carta’dır. 13.yüzyılda ihdas edilen “Magna Carta’nın 39. maddesine6 göre, “Hiç kimse ülkenin kanunlarına göre eşit bir biçimde yargılanmadan, tutuklanamaz, mülkiyet hakkından veya özgürlüğünden mahrum bırakılamaz, sürgüne gönderilemez, mahkum edilemez.” vasıtasıyla kesin bir zaman için dürüst muhakemenin garanti edilmesinden sonra, “nemo tenetur” ilkesi adım adım gelişmiş ve 1679’dan beri tanıklar için de geçerli olmuştur. Ancak, susma hakkına anlam veren esas gelişim Amerika’da gerçekleşmiş, İngiliz hukukunun iktibası ve 18. yüzyıldaki liberal hukuk düşüncesi vasıtasıyla bağımsızlık çerçevesinde güç kazanmış ve hatta 1789’daki Fifth Amendment eki ile pozitif hukukta dahi kendine yer edinmiştir.7 “Nemo tenetur” ilkesi, Almanya’da ilk defa 19. yüzyılda geçerlilik bulmuştur. Bu ana kadar Alman ceza adaleti, tahkik sistemi ile şekillenmiştir. 1848 Devrim hareketinin gelişimi içinde kesin olarak tahkik sistemi, itham sistemiyle yer değiştirmiş ve 1849 tarihli “Braunschweigischen CMUK’da sorgu hâkiminin sanığa ilk sorgusundan önce, “ona sorulan sorulara hiçbir cevap veya açıklamada bulunmama imkânına sahip olduğunu bildirme” hükmü yer almıştır. Sanığın gerçeği söyleme yükümlülüğü, sadece ahlaki görev olarak görülmüş ve aksi davranışlar yaptırıma bağlanmamıştır.8 

1.3. Adil Yargılanma Hakkı Çerçevesinde Susma Hakkı

1.3.1. Genel Olarak Adil Yargılanma Hakkı

Adil yargılanma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)9, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (İHEB)10, Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi (KSHS)11 gibi temel belgelerde açıkça tanımlanmış olup, anılan hakkın korunmasına yönelik taraf devletlere çeşitli yükümlülükler yüklemektedir.

Adil yargılanma hakkını, “Bir hukuk devletinde, güvenceleri sağlanmış, savunma hakkının tam olarak kullanılabildiği, uyuşmazlıktan önce kurulmuş mahkemeler önünde ve tabii hâkim tarafından yargılanma”12 olarak tanımlayabiliriz.

Anılan sözleşmelerde yer alan hükümlerden de anlaşıldığı üzere, adil yargılanma hakkı bireye yargılanma açısından bir dizi güvenceler vermekte olup, bu güvenceler devlete yargılamanın hakkaniyete uygun ve adil yapılması sorumluluğunu yükler.13

Kavram olarak adil yargılanma hakkı, iç hukukta daha önceleri yer almamakta idi. Ancak, Anayasamızın 36’ıncı maddesinde 2001 yılında yapılan değişiklikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ıncı maddesindeki gibi adil yargılanma hakkı, kişiler lehine temel hak olarak öngörülmüş, Anayasanın 38’inci maddesi ile de kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların, delil olarak kullanılamayacağı güvencesi getirilmiştir. 1982 Anayasası’nın 36’ıncı maddesi hiç kimsenin kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önünde yargılanamayacağı ve bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü mercilerin kurulamayacağını hükme bağlanmıştır.

Adil yargılanma hakkının çeşitli yansımaları bulunmaktadır. Masumiyet karinesi, susma hakkı, müdafiiden yararlanma ve hukuki yardım alma hakkı, tercümandan yararlanma hakkı, yasal, bağımsız ve tarafsız mahkemeden yararlanma hakkı, makul sürede yargılanma hakkı, aleni yargılanma hakkı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi, hukuka aykırı delillerin kullanılmaması, susma hakkı kapsamında kendi aleyhine delil verme yasağı bunlardan bazılarıdır. Çalışmanın konusu gereği susma hakkı irdelenecektir.

1.3.2. Adil Yargılanma Hakkı Kapsamında Susma Hakkı

Susma ve kendi kendini suçlamama hakkı AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında zımnen ifade edilmektedir. Bu hak, adil yargılanmanın esaslı ve ayrılmaz bir parçasıdır. Susma hakkının özü, kovuşturma makamlarının sanığın iradesine karşı zorlama ve baskı yoluyla elde edilen delillere dayanmasını yasaklamaktadır. Bu durumda hakkın anlamı sanığın “özgür iradesinin” korunması olmaktadır.14

Amerikan öğretisinde “nemo tenetur” ilkesi ile şüpheli veya sanığın ceza muhakemesi işlemlerine katlanma yükümlülüğü arasında ciddi tartışmalar yaşanmaktadır. Amerikan Anayasası’na Ek 5’inci madde olarak anılan “Fifth Amendment”, susma hakkının tanımlandığı en meşhur anayasal belge olmaktadır.15 Ne var ki, kimi yazarlar, 5’inci maddenin “Çözülmemiş geniş oranlı bir bilmece, Amerikan Haklar Bildirgesi’nin ortasında bir Gordian düğümü16 veya “kalbi etkileyen ancak aklı ikna edemeyen” retorik bir kavram olarak değerlendirmiştir. e e

AİHM içtihatlarında susma ve kendini suçlamama hakkı, kişiler tarafından hem aleyhbeyanda bulunmama, hem de aleyh hiçbir belgeyi sunmama hakkını kapsayacakşekilde yer almaktadır. Bu kapsamda idari kurum ya da kişilere, yasal zorlama altında verilen ifadelerin, daha sonra ifade veren kişi aleyhine ceza davasında kullanılması da susma ve kendini suçlamama hakkının ihlalidir.17 Yasal zorlamadan kasıt, muhtemel bir ceza soruşturması yahut cezai müeyyide tehdididir.

AİHS’de zımnen kabul edilmesinin aksine susma hakkı, BM Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi’nde açık olarak ifade edilmiştir. Yine bu kapsamda da, idari kurum ya da kişilere, yasal zorlama altında verilen ifadelerin, daha sonra ifade veren kişi aleyhine ceza davasında kullanılması da susma ve kendini suçlamama hakkının ihlalidir. Şüpheli veya sanığın susmasından onun aleyhine sonuç çıkarılıp çıkarılamayacağı konusu da AİHM içtihatlarında tartışılmıştır.18 Bu tartışmadan şu sonuçlar çıkarılmıştır:

  • Şüpheli veya sanığın susma hakkının mutlak olmadığı19

  • Şüpheli veya sanığın bir ceza tehdidi ile konuşturulması mümkün olmamakla birlikte, susmasından onun aleyhine sonuçlar çıkarılacağı konusunda uyarılmasının mümkün olduğu;

  • Şüpheli veya sanığın susmasının onun mahkumiyetinin tek dayanağı olamayacağı, mahkumiyet kararının başka delillerle de desteklenmesi gerektiği.

Görüldüğü gibi, AİHS’nin 6. maddesi kapsamında açıkça belirtilmiş olmamasına karşın, adil yargılanma hakkı, “susma hakkı” ve “kendi aleyhine tanıklık etmeme hakkı”nı da kuşatmakta ve böylece güvence altına almaktadır.

1.3.3. 1982 Anayasası’nda Susma Hakkı

Susma hakkı, Anayasamızın 38’inci maddesi beşinci fıkrasında “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” zikredilmiştir. Hükmün lafzında geçen “hiç kimse” ibaresi ile hem gerçek hem de tüzel kişilerin kapsandığı anlaşılmaktadır, Anayasa Koyucu bu bakımdan bir ayırım yapmamıştır. Aynı zamanda bu fıkrada herhangi bir sınırlama sebebi de belirtilmemektedir.

38’inci maddedeki hak ve güvenceler, örneğin; lehe kanun uygulaması, masumluk karinesi, hukuka aykırı delil, zamanaşımı gibi, ceza hukukunda soruşturma ve kovuşturma işlemleri ile sınırlı olmayan, idari cezalar, disiplin cezaları ve kabahatler için de geçerli olan genel kurallardır. Keza susma ve kendisini veya yakınlarını suçlayıcı delil göstermeye mecbur edilememe hakkının da aksi yönde değerlendirilmesi mümkün değildir.

2. Vergi Hukukunda Susma Hakkının Uygulanabilirliği

2003 yılında Vergi Usul Kanunu’nun 359/2-a hükmü açısından Anayasaya aykırılık şikayeti yapılmıştır.20 Anayasa Mahkemesi, incelemesini Anayasanın 38/5. maddesi doğrultusunda, susma hakkı çerçevesinde gerçekleştirmiştir. Ancak Mahkeme; defter, kayıt ve belgeleri ibraz etmeme fiilinin, susma hakkı kapsamına girmediğine hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesine göre susma hakkı “Suçlanmayla başlayan bir haktır. Kovuşturma ve soruşturmanın her aşaması için geçerlidir. Kamu hizmetlerinin finansmanına, vergiler aracılığıyla katılmak bireylere yüklenen Anayasal bir ödevdir. Yasalar ile yükümlülerin ve onlarla hukuki ilişkide bulunan üçüncü kişilerin vergi ile ilgili kayıtlarının denetlenmesi amacıyla kimi defter, kayıt ve belgeleri tutmak, saklamak ve istenildiğinde yetkililere ibraz etmek zorunluluğuna uyulmamasının suç olarak kabul edilmesi ile suçla itham edilme birbirinden farklı durumlardır. Vergi ile ilgili defter tutma, saklama ve ibraz etme zorunluluğu yasalarla yükümlülere verilen bir görevdir. Bu görevler yerine getirilmediği takdirde suç oluşmaktadır. İtiraz konusu kural ile herkesin geliri oranında vergiye katılımının sağlanması ve ödenmesi gereken vergi miktarının tespiti için, Vergi Yasası’nda öngörülen defterlerin tutulmasının ve bu defterlerin istendiğinde ibraz edilmesinin zorunlu kılınması, mükellefin Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen, kendisini suçlama ve bu yolda delil göstermeye zorlanma olarak nitelendirilemez.”

Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinde kaçakçılık suçları ve buna ilişkin yaptırımlar düzenlenmiştir.21 Söz konusu hükümde, defter ve belgelerini ibraz etmeyenler hakkında hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yorumu şöyledir: “Bir kimsenin kendi aleyhine delil göstermeme hakkı; kovuşturma ve soruşturmanın her aşaması için geçerlidir”. Eş söyleyişle, bir kimsenin kendi aleyhine delil göstermeme hakkının kullanılması; ancak suç isnadından sonra başlayacaktır. Ayrıca Anayasa mahkemesi birçok kararında “İtiraz konusu kural ile herkesin geliri oranında vergiye katılımının sağlanması ve ödenmesi gereken vergi miktarının tespiti için, Vergi Yasası’nda öngörülen defterlerin tutulmasının ve bu defterlerin istendiğinde ibraz edilmesinin zorunlu kılınması, mükellefin Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen, kendisini suçlama ve bu yolda delil göstermeye zorlanma olarak nitelendirilemez”.22 şeklinde karar vermiş23 ve Anayasa m.38 de yer alan susma hakkı çerçevesinde değerlendirmemiştir. 24

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bakışı ise daha kapsamlıdır. Bu hususta, susma hakkının adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekliliğine ilişkin ilk tespiti, Funke davasında ortaya konulmuştur. Jean-Gustave Funke, Fransa’da yaşayan bir Alman vatandaşıdır. Gümrük yetkilileri, Funke’nin yurtdışındaki varlıklarınn ayrıntılarını belirlemek üzere evine giderek incelemede bulunmuşlardır. Funke banka ekstrelerini vermeyi reddetmiş, bu eylemi karşısında ise para cezasına çarptırılmıştır. Funke, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1 ve 6/2. maddelerin ihlal edildiği iddiasında bulunmuştur. Mahkeme, belge vermeyi reddettiği için para cezasına mahkûm olan Funke’nin, kendisinden istenilen belgeleri vermemesi sebebiyle para cezasına çarptırılmasını, susma hakkının ihlali niteliğinde görmüş ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.25

Mahkeme I.J.L., G.M.R. AND A.K.P. v. Birleşik Krallık kararında,26 şirket devrine ilişkin vergi idaresinin, Başvuruculardan bilgi ve belge talebine, “ceza tehdidi karşısından belge sunulması” gerekçesi ile susma hakkı kapsamında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 6 hükmünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Keza konuya ilişkin bir diğer kararında27 Mahkeme, benzer bir yaklaşımla 6. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.28 Nitekim “Mahkeme, bir devletin, sırf verginin doğru tarh edilmesini sağlamak amacıyla, vergi yükümlüsüne bilgi verme yükümlülüğü getirip getiremeyeceği meselesini değerlendirmemektedir. Bir kişinin kendini suçlamama hakkı, bir ceza davasında iddia makamının sanığa karşı iddiasını, sanığın arzusu hilafına baskı veya eza yöntemleri ile elde edilen kanıtlara başvurmadan ispat etmesi gereğine dayanır.” ifadesine yer vererek yetkili makamların başka yollarla delilleri elde edebilirliğine dikkat çekmiştir.

AİHM kararlarının değerlendirilmesinden susma hakkının, hem yargılama öncesi araştırma safhasını ve ceza riski taşıyan vergi inceleme süresini ve hem de ceza davasını kapsadığı anlaşılmaktadır.29 Masumiyet karinesi gereği, mahkeme üyeleri yargılamaya başlarken sanığın suçlu olduğuna ilişkin bir önyargı veya önkabul taşımamalıdır. Bazı Yargıtay kararlarında ilgilinin defter ve belgeleri istendiğinde inceleme elemanına vermemesi vergi kaçırıldığı yönünde haksız çıkarımlara neden olmuştur.30 Dolayısıyla doktrinde susma hakkı ile kamu düzenini koruma arasında dengeyi kurmak ve salt belge gizlemenin bir temel hakkın dermeyanı olarak değil, işlenilen bir suçtan kaçınma olarak yorumlanabileceğine ilişkin emraler bulunduğu takdirde, bunun Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna varılacağı ileri sürülmektedir.31

SONUÇ

Susma hakkı, kişinin kendini suçlayıcı bir duruma düşmesine yol açacak şekilde zorlanmama hakkıdır.32 Susma hakkının, katalizörü “zorlama” unsurudur. Vergi idaresinin bilgi ve belge toplamak amacıyla, muhtemel ceza soruşturması veya ceza tehdidi altında bırakacak hallerden uzak durması gerekmektedir.

Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrasında, “Hiç kimse kendisini ve kanununda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz” hükmüne yer verilmiştir. Temel insan hakları arasında yer alan, manevi işkenceyi men eden, insan haysiyetinin ve kişi dokunulmazlığının teminatı olan bu düzenleme, ceza hukuku mevzuatında, sanığın “susma hakkı” olarak yer bulmuştur. Aynı zamanda anılan Anayasa hükmünde herhangi bir sınırlama sebebi de belirtilmemektedir.

Vergi Usul Kanunu madde 359’da düzenlenen “Defter ve belgeleri ibraz etmeme suretiyle vergi kaçakcılığı” suçunun, hem Anayasa madde 38 de hem de Türk Ceza Kanunu’nda kanunilik ilkesi kapsamında düzenlenen susma hakkını içerip içermediği sıklıkla irdelenmiştir. Kişi, hem idarenin talep ettiği defter ve belgeleri ibraz etmeyerek, aleyhe delil sunma yasağı kapsamında anayasal hakkını kullanmak, hem de aksi takdirde olası bir hürriyeti bağlayıcı ceza tehdidi ile yüzleşmek hakkında dilemma yaşayacaktır.

Öte yandan defter, kayıt ve belgeleri ibraz etmeme fiiline karşı hapis cezası uygulanması hususu, “ekonomik suçlara ekonomik yaptırım ilkesi” uygulanması açısından da tartışmalıdır. Keza, bu husus iki kez Anayasa Mahkemesine taşınmış, fakat Mahkeme ilgili hükmü anayasaya aykırı bulmamıştır. Nitekim hiç defter, belge tutmayanların idarî yaptırım dışında kesinlikle hürriyeti bağlayıcı cezaya çarptırılmamaları, özel usulsüzlük kapsamında idari para cezası muhatabı oldukları gerçeği de göz önüne alındığında, defter ve belge tutan fakat bunları ibraz etmeyenlerin, hürriyeti bağlayıcı ceza ile muhatap olmalarının adalete ters düştüğü ortadadır. Bu bakımdan vergi ceza sistemimizin en baştan gözden geçirilmesi ve cezaların yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

1 Billur Yaltı, “Vergi Hukukunda Susma Hakkı(VUK,359) (A) (2)’nin Anayasaya Aykırılığı Sorunu”, Vergi Dünyası, Mayıs, 2005, s.1.

2 Sibel İnceoğlu, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, Beta Yayıncılık, 4. Bası, Mart 2013, s. 280

3 Hakan Bilgehan, “Susma Hakkı”, Ankara Barosu Hukuk Gündemi, 2013, s. 2.

4 Rezzan İtişgen, Kişinin Kendini Suçlamaya Zorlanamaması İlkesi ( Nemo Tenetur İlkesi) ve Susma Hakkı, İstanbul, Oniki Levha Yayınları, 2014, s. 23.

5 İkrar delillerin kraliçesidir.

6 http://global.britannica.com/EBchecked/topic/356831/Magna-Carta.

7 İtişgen, a.g.e., s. 29.

8 Recep Kibar, Türk Hukukunda Sanık Hakları, Ankara, Yetkin Yayınları, 1997, s. 35.

9 AİHS md. 6:1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçü- de, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir. 2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır. 3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir: a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek; b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak; c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek; d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek; e) Mahkemede kullanılan dili anlamadığı veya konu- şamadığı takdirde bir tercümanın yardımından ücretsiz olarak yararlanmak.

10 İHEB md 10: Herkes, hakları ve yükümlülükleri ile hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni olarak tam bir eşitlikle yargılanma hakkına sahiptir.

11 KSHS md 14: 1.Herkes mahkemeler ve yargı yerleri önünde eşittir. Herkes hakkındaki bir suç isnadının veya hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir hukuki uyuşmazlığın karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. Davayı izleyenler ve basın mensupları, demokratik bir toplumdaki genel ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik nedeniyle veya tarafların özel yaşamlarının menfaatinin gerektirmesi halinde veya mahkemenin görüşüne göre aleniliğin adaletin gerçekleşmesine zarar vereceği özel şartların kesinlikle gerektirdiği ölçüde, duruşmalardan tamamen veya kısmen çıkarılabilir; ancak bir ceza davasında veya hukuk davasında verilen hüküm, gençlerin menfaati veya aile uyuşmazlıkları veya çocuğun velayeti ile ilgili davalar aksini gerektirmedikçe aleni olarak tefhim edilir… g) Kendisini suçlandırıcı tanıklık yapmaya veyabir suçu itirafa zorlanmama…

12 Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Huk Ceza Yargılaması Hukuku, 11. baskı, s. 32.

13 A. Şeref Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 6. baskı, s. 81.

14 Hans Meyer Ladewig, Çev. Hakeri, Hakan, “Adil Yargılanma Hakkı II”Adil Yargılanma Hakkı ve Ceza Hukuku, Kunter’e Armağan”, s. 125; Bu konuda susma hakkının sanığın iradesi ile özdeşleştirilmesi bağlamında sanığın iradesinden bağımsız olarak alınan vücut sıvılarının ve vücut dokularının susma hakkına aykırılık oluşturmayacağının nemo tenetur ilkesinin ratiosundan çıkarılabileceği savunulmaktadır.

15 “No person shall be held to answer for a capital, or otherwise infamous crime, unless on a presentment or indictment of a Grand Jury, except in cases arising in the land or naval forces, or in the Militia, when in actual service in time of War or public danger; nor shall any person be subject for the same offence to be twice put in jeopardy of life or limb; nor shall be compelled in any criminal case to be a witness against himself, nor be deprived of life, liberty, or property, without due process of law; nor shall private property be taken for public use, without just compensation.” https://constitution.congress.gov/constitution/amendment-5/

16 Amar, A.R., Lettow, R.B., “Fifth Amendment, First Principles: Self-Incrimination Clause”, Michigan Law Review, 1995, s. 857

e e Allen, R.J., Mace, M.K., “The Self-Incrimination Clause Explained and its Future Predicted”, Journal of Criminal Law and Criminology, 2004, s. 244

17 Çağrı Kan Aydın, Adil Yargılanmanın Bir Unsuru Olarak Susma Hakkı, TBB Dergisi, 2010, s. 155.

18 Sibel İnceoğlu, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul 2013, s. 271 vd.

19 Ladewig, a.g.e.,s. 127. Sanığın susmasından negatif bir sonuç çıkarmanın meşruluğuna ilişkin örnek dava Murray / Birleşik Krallık Davası

20 Anayasa Mahkemesi, 11.03.2003 tarih ve E. 2002/55, K. 2003/8, RG., 16.12.2003, S. 25318.

21 359/a-2’de “Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, hakkında onsekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretler ile sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi, bu fıkra hükmünün uygulanmasında gizleme olarak kabul edilir”

22 Anayasa Mahkemesi’nin 31.01.2007 tarih, E: 2004/31, K: 2007/11.

AYM., 11.03.2003 tarih ve E. 2002/55, K. 2003/8, RG., 16.12.2003, S. 25318.

23 Karşı oy yazısı şu şekildedir; Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan haklar Anayasanın 12. maddesinde belirtilen temel hak ve özgürlükler kapsamındadır ve sadece 13. maddede belirtilen nedenlerle sınır- landırılabilir. İlgili maddeye göre Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağ- lı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”.

24 Doğan Şenyüz, Susma Hakkı Karşısında Vergi Kanunundaki Defter ve Belgeleri Gizleme Suçu, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 15, Sayı: 1, 2013, s.29-40.

25 Billur Yaltı, İnsan Hakları Açısından Vergi Yükümlüsünün Adil Yargılanma Hakkı III, Vergi Sorunları Dergisi, S. 145, s. 124.

26 I.J.L., G.M.R. AND A.K.P. v. Birleşik Krallık, Başvuru No. 29522/95 30056/96 30574/96, 19.09.2000

27 AİHM’in 03/05/2001 tarihli J.B./ İsviçre kararından aktaran Yaltı, a.g.e., s.144.

28 Davaya konu olay özetle şu şekildedir; başvuran hakkında vergi kaçakçılığından işlem başlatılmış ve birçok kez yatırımlarının olduğu şirketlerle ilgili bütün belgeleri teslim etmesi istenmiştir. Bu istekleri yerine getirmemesi nedeniyle başvuran dört kez para cezasına çarptırılmıştır. (çevrimiçi) http://www.inhak.adalet.gov.tr.

29 Yaltı, Susma Hakkı, s. 24.

30 Y.11.CD., E: 2001/1068 K: 2001/1791 T: 26.02.2001

31 Süheyl Donay, Ceza Mahkemesinde Yargılanan Vergi Suçları, İstanbul 2008, s. 135.

32 Billur Yaltı, Vergi Yükümlüsünün Hakları, Beta Yayınları, İstanbul, 2006, s.139.

Bir cevap yazın