Deniz Ticaret Hukukunda Gemi Nedir?

Deniz Ticaret Hukukunda Gemi Nedir?

Değerli okuyucularıma bu makalemde Deniz Ticaret Hukukunda ki geminin tanımı, geminin eklentileri ve bütünleyici parçaları, ticaret gemileri, donanmaya bağlı harp gemileri ve yardımcı gemiler, münhasıran bir kamu hizmetine tahsis edilmiş devlet gemileri ve diğer kamu kişilerine ait gemiler, Türk gemisi olmanın Deniz Ticaret Hukuku anlamındaki kıstasları hususlarından bahsetmeye çalışacağım.

6102 Türk Ticaret Kanunu’nun beşinci kitabının birinci kısmında deniz ticaretini konu alan başlıklar düzenlenmiştir. Bu başlıklardan kısaca bahsetmek gerekirse; gemi, gemi sicili, gemi ipoteği, Türk bayrağı çekme hakkı, donatan, navlun sözleşmeleri, denizde yolcu taşıma sözleşmeleri, müşterek avarya, çatma, kurtarma ve yardımdır.

Deniz ticaret hukuku; gemilerin denizde seferlerine ilişkin hukuki işlemlerini düzenleyen, Türk Ticaret Kanununda açıkça hukuki müeyyidelerin varlığı ile yaptırımlara bağlanan hukuk dalıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun 931. maddesine geminin tanımı şu şekilde yapılmıştır;

I- Gemi, ticaret gemisi

TTK madde 931- (1) Tahsis edildiği amaç, suda hareket etmesini gerektiren, yüzme özelliği bulunan ve pek küçük olmayan her araç, kendiliğinden hareket etmesi imkânı bulunmasa da, bu Kanun bakımından “gemi” sayılır.

Madde metninde de açıkça düzenlendiği üzere, gemi ve ticaret gemisi ayrımı dışında kalan ve tanıma uymayan gemiler Türk Ticaret Kanunu kapsamına dâhil edilmemektedir.

Tahsis edildiği amaç, suda hareket etmesini gerektiren, yüzme özelliği bulunan ve pek küçük olmayan her araç, kendiliğinden hareket etmesi imkânı bulunmasa da, Türk Ticaret Kanunu kapsamında gemi vasfına haizdir. Bir aracın gemi olabilmesi için üç kriterin varlığı aranmaktadır. Pek küçük olmamalı, suda hareket etmesini gerektiren bir amaca tahsis edilmiş olmalı ve yüzme özelliğinin bulunmasıdır. Madde metninde suda hareket etmesi ile anlatılmaya çalışılan husus, geminin yolcu veya eşya taşımak amacıyla belirli bir noktadan diğer bir noktaya planlı bir şekilde ilerlemesidir. Geminin tahsis edildiği amaç unsurunda Türk Ticaret Kanunu kapsamında gemi vasfının kazanılıp kaybedilmesi hususu açıklanmaya çalışılmıştır. Geminin sadece suda hareket etmesini gerektiren bir amaca tahsis edilmesi zorunludur. Fakat suda sabit duran kafe ve restoran olarak kullanılan gemiler, TTK anlamında gemi vasfına haiz değillerdir. Bunun sebebi ise, gemilerin suda hareket etme amaçları olmadığı gibi tahsis edildiği amaç unsurunu taşımamalarıdır.

Deniz Ticaret Hukukunun en önemli kavramalarından biri olan hususta Ticaret Gemisi kavramıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun 931/2 bendinde geminin tanımı şu şekilde yapılmıştır;

TTK madde 931- (2) Suda ekonomik menfaat sağlama amacına tahsis edilen veya fiilen böyle bir amaç için kullanılan her gemi, kimin tarafından ve kimin adına veya hesabına kullanılırsa kullanılsın “ticaret gemisi” sayılır.

Türk Ticaret Kanunu’na göre deniz yerine su terimi kullanılmıştır. Bu durum doktrinde oldukça tartışmalıdır. Eski uygulamalarda gemiler bakımından iç su gemisi ve deniz gemisi ayrımı yapılmakta iken artık yeni uygulamalarla birlikte bu ayrım kaldırılmıştır. Gemiler ile ilgili tasnif yapıldığında iç su gemisi ve deniz gemisi ayrımı imkânı kalmamaktadır.  Ekonomik menfaat sağlanması ticaret gemisi olma vasfında oldukça önemli bir kıstastır. Bir geminin ticaret gemisi olabilmesi için o geminin sudaki seferinde ticari kazanç elde etmesi amaçlanmaktadır. Bir geminin ticaret gemisi olup olmadığı konusu Türk Ticaret Kanunu kapsamında uygulanacak hükümler çerçevesinde önemlidir. Tüzel kişi tacirlerin bir ticari işletmeleri halinde tacir sayılacakları TTK’da düzenlenmiştir. Kimin tarafından kullanıldığına bakılmaksızın ticaret gemisi olacağına ilişkin düzenlemede dikkat edilmesi gereken hususlar mevcuttur. Tüzel kişiler tarafından tamamen kamu hizmetine yönelik olarak işletilen gemiler ticaret gemisi kabul edilmemektedir. Sadece devlete ait olan sağlık veya ulaşım hizmeti veren gemiler kamuya özel hizmet vermiş olmaları sebebiyle ticaret gemisi olarak kabul edilmemektedir. Donanmaya bağlı gemiler, münhasıran bir kamu hizmetine tahsis edilmiş devlet gemileriyle diğer kamu tüzel kişilerine ait olan gemiler de ticaret gemisi olarak değerlendirilemeyeceklerdir.

TTK’nın çatma ve kurtarma başlıklı bölümleri, deniz alacaklarına karşı sorumluluğun sınırlanması hakkındaki hükümleri ile donatanın, gemi adamlarının kusurundan doğan sorumluluğuna ilişkin 1062.maddesi, münhasıran bir kamu hizmetine tahsis edilen Devlet gemileriyle donanmaya bağlı harç gemilerine ve yardımcı gemilere uygulanmaktadır.

Türk Ticaret Kanunu 935. Maddesinin 2b bendi uyarınca;

TTK madde 935- (2) Ancak, bu Kitabın;

b) “Çatma” ve “Kurtarma” başlıklı Bölümleri, deniz alacaklarına karşı sorumluluğun sınırlanması hakkındaki hükümleri ile donatanın, gemi adamlarının kusurundan doğan sorumluluğuna ilişkin 1062 nci maddesi, münhasıran bir kamu hizmetine tahsis edilen Devlet gemileriyle donanmaya bağlı harp gemilerine ve yardımcı gemilere,

uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Türk Medeni Kanunu’nda bütünleyici parça tanımı yapılmıştır. Geminin de eşya niteliği göz önüne alındığında birden fazla kendi başına özelliği olan eşyaların bir araya gelerek yeni bir eşya oluşturmasından mütevellit gemiler de bu şekilde asıllarını oluştururlar. Bütünleyici parça bir diğer adıyla mütemmim cüz ve eklentiler kavramları gemilerde de bulunmaktadır.

I. Bütünleyici parça

Türk Medeni Kanunu madde 684- Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur.

Bütünleyici parça, yerel âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır.

Geminin bütünleyici parçası oldukça önemlidir. Geminin mülkiyetinin değişmesi halinde bütünleyici parçanın da mülkiyeti değişmektedir. Gemiden parçanın çıkarılması durumunda yapısının değişmesi gerekiyorsa o halde bütünleyici parça olarak kabul edilmelidir. Denizcilik adetleri uyarınca geminin içerisinde bulunan bazı parçalar aslında bütünleyici parçadır. Eklenti kavramında da aynı kurallar geçerlidir. Yerel adetler dışında ayrıca denizcilik kuralları da eklentilerin belirlenmesinde önem teşkil der. Dürbün, pusula, haritalar ana makinenin bazı parçaları teferruat olarak kabul edilir. Ancak, Marmara Denizi’nde sefer yapan bir gemi için harita eklenti kabul edilirken, Batı Akdeniz’de sefer yapan bir gemi için harita bütünleyici parçadır. İşbu sebeple yerel adetler bu parçaların eklenti veya bütünleyici parça olarak değerlendirilmesinde önem taşımaktadırlar.

Avukat Gizem GONCE

Bir Cevap Yazın