Anayasa Mahkemesi: İcra ve İflas Takiplerinin Sonuçsuz Bırakılması Mülkiyet Hakkının İhlalidir.

İcra ve İflas Takiplerinin Sonuçsuz Bırakılması Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edilmesi

 

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 30/6/2021 tarihinde, Malaklar İnş. Taah. Gıd. Mad. San. ve Tic. A.Ş. (2) (B. No: 2018/3296) başvurusunda, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

 

Olaylar 

Başvurucu, bir ilimizde meydana gelen depremden sonra beton satımına ilişkin alacağının tahsili için Kooperatif aleyhine icra takibi başlatmıştır. Kooperatifin malları ile hak ve alacaklarının kanun uyarınca devlet malı sayıldığı, devlet mallarının 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre haczedilemeyeceği gerekçesiyle yapılan haczedilemezlik şikâyeti kabul edilmiş ve hacizler kaldırılmıştır. Başvurucu bunun üzerine başlattığı icra takibini iflas yoluyla takibe dönüştürmüştür. Kooperatifin iflasına karar verilmiş iflas dosyası kapsamında Kooperatifin mevcudat defterine kayıtlı malların elinde bırakılmasına yönelik şikâyeti kabul edilmiştir. Müflise ait mal varlığının bulunmadığı gerekçesiyle iflasın tatiline karar verilmiş ve temyiz edilen karar Yargıtay tarafından onanmıştır. 

İddialar 

Başvurucu, alacağın tahsili için başlatılan icra ve iflas takiplerinin kooperatif mallarının devlet malı sayıldığı gerekçesiyle sonuçsuz bırakılması ve alacağın başka türlü tahsiline imkân kalmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. 

Mahkemenin Değerlendirmesi 

2004 sayılı Kanun’da devlet mallarının haczedilmesini yasaklayan hükmün amacının kesintisiz olarak devam etmesi gereken kamu hizmet ve görevinde meydana gelebilecek kesintinin önüne geçmek olduğu açıktır. Aksi hâlde kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde aksaklıkların yaşanması kaçınılmaz olacaktır. Kooperatif mallarının 7269 sayılı Kanun’daki amaçlara tahsis edilmiş kısmına haczedilemezlik ayrıcalığı tanınmasının bir an evvel barınma ihtiyacının karşılanmasına yönelik kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu kuşkusuzdur.

Devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında alacaklının menfaatlerinin de tamamen gözardı edilmemesi gerekir. Bu bağlamda başvurucunun alacağının beton satımına ilişkin olduğu ve bu betonun anılan konutların inşası sırasında kullanılmış olduğu da dikkate alınmalıdır. Bir başka deyişle konutların inşası nedeniyle yapılmış olan borçların diğer borçlar ile aynı hükümlere tabi tutularak tahsillerinin imkânsız hâle getirilmesinin 7269 sayılı Kanun’un amacına ve menfaat dengesine uygun düştüğünden söz edilemeyecektir. Aksi takdirde kooperatiflerin konut yapımı için aldıkları hizmet ve malzeme bedellerinin tahsil edilmesi yönünde ciddi bir tehlikenin bulunduğunun görülmesi hâlinin konutların bitirilmesine engel teşkil edeceği açıktır.

Depremde zarar gören kişilerin konut ihtiyacının karşılanması amacıyla toplumun fedakârlık göstermesi yolunda bazı düzenlemeler yapılması sosyal devletin bir gereğidir. Ancak bu fedakârlığın sadece kooperatiflere inşaat malzemesi satan veya hizmet sunan kişilere yüklenmesi hakkaniyete uygun düşmeyecektir.

Dolayısıyla toplumun tamamı tarafından üstlenilmesi gereken bir sorumluluğun kanuni düzenlemeler nedeniyle tek başına başvurucu üzerinde bırakılması başvurucuyu ağır bir yük altına sokmuştur. Mülkiyet hakkının korunması yükümlülüğü yönünden başvurucunun usule ilişkin güvencelerden etkin biçimde yararlanmasının sağlanmadığı ve mülkiyet hakkına ilişkin devletin pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmediği sonucuna varılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bir Cevap Yazın