Anayasa Mahkemesi: “sendika hakkına yapılan müdahalenin onun ve başkalarının sendika haklarını kullanmaları üzerinde caydırıcı bir etkiye neden olacağı” – Mahkeme Haberleri

Anayasa Mahkemesi: “sendika hakkına yapılan müdahalenin onun ve başkalarının sendika haklarını kullanmaları üzerinde caydırıcı bir etkiye neden olacağı” – Mahkeme Haberleri

İşçilerin grev ve sendika hakkı ihlaline karşı, Anayasa Mahkemesi’nden emsal niteliğinde karar çıktı. Bireysel başvuruyu karara bağlayan Yüksek Mahkeme, 2015 yılında Bakanlar Kurulu’nun ‘grev yasağı’ kararına rağmen metal fabrikasındaki iş yavaşlatma eylemine katıldığı için işten atılan işçiyi haklı buldu. Sendika hakkı ihlalinin ortadan kaldırılmasına hükmeden mahkeme, başvurucu işçiye ise sadece 18 bin lira tazminat ödenmesine karar verdi.

Yüksek Mahkeme’nin kararında, ‘somut başvuruda işveren tarafından başvurucunun sendika hakkına yapılan müdahalenin onun ve başkalarının sendika haklarını kullanmaları üzerinde caydırıcı bir etkiye neden olacağı, buna karşın derece mahkemelerince söz konusu anayasal hakkın gerektirdiği etkili bir yargısal inceleme yapılmaması nedeniyle devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getiremediği kanaatine ulaşılmıştır’ değerlendirmesine yer verilmesi de dikkat çekti.

SOBA VE FIRIN ÜRETEN FABRİKADAKİ GREV MİLLİ GÜVENLİK KARARI SAYILDI!

Anayasa Mahkemesi’ne giden süreç, Birleşik Metal-İş Sendikası’nın, Ocak 2015’te toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlanamayan 22 fabrikada grev kararı almasıyla başladı. Bakanlar Kurulu, 30 Ocak 2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan imzalı kararla, Birleşik Metal-İş’in ilan ettiği grevleri yasakladı. Gerekçe ise diğer grev yasaklarındaki kararla aynıydı; “Birleşik Metal İşçileri Sendikası tarafından uygulanmakta olan grevin, millî güvenliği bozucu nitelikte olduğu görüldüğünden altmış gün süreyle ertelenmesi kararlaştırılmıştır…”

Fırın, soba, ocak ve radyatör üreten metal fabrikası milli güvenlik kapsamında sayılırken, işçiler, sendikanın kararıyla her gün 20-25 dakika süren iş yavaşlatma eylemi başlattı. Fabrika yönetimi ise eyleme katılan 30 işçiyi, ‘işe geç başlama, iş yavaşlatma ve kanunsuz grev eyleminde bulunmak’ gibi gerekçelerle işten çıkardı.

YEREL MAHKEME İŞE İADEYE, TAZMİNATIN REDDİNE KARAR VERDİ

İşçilerden Muharrem Çimen işe iade ve sendikal tazminat talepli dava açtı. Davayı kabul eden Eskişehir 1. İş Mahkemesi, başvurucunun işe iadesine, tazminatın reddine karar verdi.

İşveren tarafı dosyayı temyize götürdü, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ‘eylemin kanun dışı’ olduğuna hükmederek davayı reddetti.

MANEVİ TAZMİNAT ÖDENECEK

İşçi Muharrem Çimen, 2016 yılında Anayasa Mahkemesi’ne de başvurdu. Dosyayı görüşen AYM Genel Kurulu, anayasanın 51’inci maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Hak ihlalinin ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar veren Yüksek Mahkeme, başvurucu işçiye 18 bin TL tazminat ödenmesine karar verdi.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi’nin internet sitesinde yer alan basın duyurusunda, mahkemenin şu değerlendirmesine yer verildi:

“Anayasal güvence altına alınan grev hakkının taşıdığı önem dikkate alındığında, bu hakkı sınırlayıcı/zorlayıcı nedenin inandırıcı biçimde ve açıklıkla ortaya konması gerekmektedir. Aksi hâlde anayasal bir hak olan grev ve toplu sözleşme hakkının kullanılması fiilen anlamsız hâle gelmektedir. Bu itibarla işçilerin ekonomik, sosyal ve çalışma koşullarını etkileyen uygulamalara yönelik; kısa süreli, demokratik bir hakkın kullanımı niteliğindeki protesto eylemlerine tolerans gösterilmelidir. Somut olayda Yargıtay, yalnızca grev erteleme kararının varlığı nedeniyle başvurucunun kanunsuz eylemde bulunduğunu ve iş akdinin geçerli nedenle feshedildiğini belirtmiş; daha ileri bir değerlendirmede bulunmamıştır.

ANILAN EYLEM SENDİKA HAKKI KAPSAMINDA

Başvurucunun katıldığı eylemin toplu iş sözleşmesine ilişkin uyuşmazlıkların dile getirilmesi amacına yönelik, kısa süreli ve barışçıl olduğu göz önünde bulundurulduğunda anılan eylem, sendika hakkı kapsamında değerlendirilmelidir. Bunun yanı sıra başvuru konusu eylemlere işverenin ne derecede katlanması gerektiği ele alınmalıdır. İlk derece mahkemesinin tespitine göre işyerindeki tüm işçiler on bir gün süreyle 20-25 dakika süren iş yavaşlatma eylemleri yapmış ve söz konusu eylemler telafisi imkânsız zararlara yol açmamıştır. İşveren üretim kaybı yaşadığı gerekçesiyle otuz işçinin işine son vermiştir. Ancak hem ilk derece mahkemesinin hem Yargıtayın vurguladığı üzere işveren işten çıkardığı otuz işçiyi neye göre belirlediğine dair bir açıklamada bulunmamıştır. Dahası işveren; başvurucunun işyerindeki görevi, iş yavaşlatma eylemlerine katılmasının nedeni, kendisine külfeti, diğer işçiler üzerinde bir etkisinin olup olmadığı gibi hususları da açıklığa kavuşturmamıştır. Bu doğrultuda başvurucunun eylemlerinin kendisine yönelik demokratik hak arama amacının ötesine geçtiğini gösterememiştir. Öte yandan başvurucu, sendika hakkı çerçevesinde gerçekleştirdiği eylemi nedeniyle oldukça ağır bir sonuçla karşılaşmış ve işini kaybetmiştir. Bu kapsamda Yargıtayın iş akdinin feshi davaları için geliştirdiği feshin son çare olması prensibinin bu tür davalarda uygulanmasının temel hak ve özgürlüklerin korunması için hayati önem taşıdığı açıktır. Ancak somut olayda başvurucunun iş akdinin sonlandırılmasında feshin son çare olması prensibinin değerlendirilmediği görülmüştür.

SENDİKA HAKKI İÇİN CAYDIRICI ETKİYE YOL AÇAR

Bu açıklamalar kapsamında somut başvuruda işveren tarafından başvurucunun sendika hakkına yapılan müdahalenin onun ve başkalarının sendika haklarını kullanmaları üzerinde caydırıcı bir etkiye neden olacağı, buna karşın derece mahkemelerince söz konusu anayasal hakkın gerektirdiği etkili bir yargısal inceleme yapılmaması nedeniyle devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getiremediği kanaatine ulaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle sendika hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bir cevap yazın