kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

İçtihatları Birleştirme BGK 1991/1 E, 1991/2 K.

"İçtihat Metni"

2797 sayılı Yargıtay Kanununun 45/1. maddesine dayanarak, Yargıtay Birinci Başkanı İsmet Ocakçıoğlu 30/01/1991 günlü yazı ile 14/02/1951 günlü ve Esas: 1949/1 7; Karar: 1951/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının değiştirilmesini ileri sürmüştür.

Konu, 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 16/5 ve 45/1. maddeleri uyarınca gündeme alınmış bulunmakla Yargıtay İçtihadı Birleştirme. Büyük Genel Kurulunda raportör üyenin açıklamaları dinlendikten sonra işin esasının görüşülmesine geçilmiştir.

14/02/1951 gün ve 1949/17 Esas, 1951/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile sonuç kısmında belirtildiği üzere "vakıa ve karinelerden olayda kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacak durumu belirlemiş olan kimsenin kötüniyetinin diğer tarafa ispat ettirilmesine artık sebep ve vecih kalmayacağına ve dava hakkının doğumunu sağlayan veya bertaraf eden iyi ve kötüniyetin bu durumda mahkemece re'sen nazara alınabileceğine" karar verilmiştir.

Bu içtihadı birleştirme kararı, benzer nitelikteki iki davada Medeni Kanunun 650. maddesinin uygulanmasında, dosyadaki olaylardan karinelerden kendisinden beklenen özeni göstermemesi sebebiyle iyiniyet iddiasında bulunamayacak durumu belirmiş ve dolayısıyla kötüniyetli olduğu anlaşılmış olan bir kimsenin kötüniyetini karşı tarafa ispat ettirmek gerekip gerekmeyeceği, başka bir anlatımla bu özel durumun mahkemece re'sen dikkate alınıp alınamayacağı konusunda Beşinci ve Birinci Hukuk Daireleri kararları arasında meydana gelen aykırılığı giderme amacıyla çıkarılmıştır.

içtihadı birleştirme kararının incelenmesinden; uyuşmazlığın, kötüniyet-iyiniyet keyfiyetinin def'i mi, itiraz mı olduğu noktasından çıkmadığı, bu yünün tartışma konusu olmadığı anlaşılmaktadır.

İçtihadı birleştirme kararında tartışılan ve varılan sonuç, olay ve karinelerden kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacak durumu belirmiş olan kimsenin kötüniyetinin diğer tarafa ispat ettirilmesine gerek ve yer kalmayacağına ve dava hakkının doğumunu sağlayan veya bertaraf eden iyi ve kÖtüniyetin Özel olarak bu durumda mahkemece re'sen (görevden Ötürü) nazara alınabileceği doğrultusunda olup başkaca herhangi bir değişiklik ve ilave yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

Görüşmeler sırasında bazı üyeler, değiştirilmesi ileri sürülen 1951 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının amacı yönünden Çoğunlukça benimsenen görüşe katılmakta ve bu yönden bir değişiklik yapılmasına gerek olmadığını; ancak kötüniyet iddiasının itiraz mı, def'i mi olduğu konusunda, söz konusu içtihadı birleştirme kararına dayanılarak farklı ve çelişik görüşlere Daire kararlarında rastlanılması itibariyle, 1951 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının bu konuyu çözümlemediğini açıkça vurgulamak suretiyle içtihadı birleştirme kararının anlamını açıklığa kavuşturacak nitelikte bir değişiklik yapılmasını ileri sürmüşler; bir üye de, 1951 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının “itiraz mı, def'i mi” konusunu çözümlediğini ve kötüniyet iddiasını def'i olarak kabul ettiği gerekçesiyle değişiklik yapılmasına yer olmadığı görüşünü savunmuştur.

Çoğunluk, her iki görüşe de katılmamıştır.

Sonuç : Yukarıda açıklandığı üzere, içtihadı birleştirme kararı ile benimsenen husus, "vakıa ve karinelerden olayda kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacak durumu belirmiş olan kimsenin kötüniyetinin diğer tarafa ispat ettirilmesine artık sebep ve vecih kalmayacağı ve dava hakkının doğumunu sağlayan veya bertaraf eden iyi ve kötüniyetin bu durumda re'sen nazara alınabileceği doğrultusunda olup, açıklanan nedenle herhangi bir değişiklik yapılmasına gerek olmadığına, 17/05/1991 gününde ilk toplantıda üçte ikiyi geçen çoğunlukla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

1- 14/02/1951 günlü, Esas: 1949/17, Karar: 1951/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Katan; kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemesi sebebiyle iyiniyet iddiasında bulunamayacak bir durumda olduğu anlaşılan malzeme sahibinin kötüniyetini davacı arsa sahibine ispat ettirmek gerekip gerekmeyeceği ve dolayısıyla dosya içeriğine göre belirmiş olan kötüniyetin mahkemece re'sen gözönünde tutulup tutulmayacağı konusunda Birinci ve Beşinci Hukuk Daireleri kararları arasında meydana gelen aykırılığı gidermek amacıyla çıkarılmıştır. Gerçekten, Beşinci Hukuk Dairesi'ne göre; durumun gerektirdiği dikkat ve özeni göstermemek suretiyle iyiniyet iddiasında bulunamayacak kimsenin kötüniyeti belirmiş demektir; bu durumda zahir olan kötüniyetin ayrıca diğer tarafa ispat ettirilmesi gerekmez. Birinci Hukuk Dairesine göre ise, dava dilekçesinde davalının kötüniyetli olduğu iddia edildiğinden kötüniyet hakkındaki deliller toplanıp değerlendirilmeden karar verilemez. Görüldüğü gibi, Daireler arasındaki görüş ayrılığı, ispat sorunu üzerinde toplanmış olup, kötüniyetin niteliği, bir başka anlatımla böyle bir iddianın itiraz mı, yoksa def'i mi olduğu hususu ile bir ilgisi yoktur. Sonuçta Beşinci Hukuk Dairesi'nin görüşü benimsendiğine göre; İçtihadı Birleştirme Kararında, olay ve karinelerden kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacak durumu belirmiş olan kimsenin kötüniyetinin diğer tarafa ispat ettirilmesine gerek kalmayacağının belirtilmesi ile yetinilmesi gerekirdi. Esasen sayın çoğunlukça da bu husus vurgulanmış, ancak bu özel durumda kötüniyet mahkemece re'sen nazara alınabileceği için kararın değiştirilmesine veya ilave yapılmasına gerek ve yer bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Oysa, İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde ve sonuç kısmında yer alan ibareler yanlış anlamalara ve uygulamada çelişkili kararlar verilmesine neden olmaktadır. Gerçekten kararın gerekçesinde, "...vakıa ve karinelerden olaydan halin icapları veçhile kendisinden beklenen intimamı sarfetmemiş olması itibariyle kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacağı belirmiş olan levazım sahibinin bu maddeye dayanan temlik işlemi kabul olunamaz" denildikten sonra, işbu madde hükmünden faydalanabilmek şartı olan iyiniyetin hilafı gerçekleşmiş durumu, kanuni ehliyet ve sairede olduğu gibi mahkemece re'sen nazara alınması gerekir ve buna hukuki ve kanuni bir engel bulunmamaktadır" şeklinde bir açıklama yapılmış; sonuç kısmında da, "..dava hakkının doğumunu sağlayan iyi ve kötüniyetin mahkemece re'sen nazara alınabileceği..." belirtilmiştir. Uyuşmazlık, ispat konusunda toplandığına göre, içtihadı Birleştirme Kararında sadece bu yön üzerinde durulmakla yetinilmesi ve yanlış anlamaya neden olabilecek ifadelerden kaçınılması gerekirdi. iddia edilen kötüniyetin kanıtlanmış ya da açık olması halinde, bu durumun mahkemece kendiliğinden dikkate alınması yasa gereği doğal bir keyfiyettir.

İçtihadı Birleştirme Kararında az önce belirtilen itiraz niteliğinde olan ehliyete benzetme anlamını taşıyan ifadelere yer verilmesi, öğretide iyiniyet- kötüniyet iddiasının itiraz niteliğinde bir savunma aracı olduğunun Yargıtay'ca benimsendiği yolunda bir görüşün ortaya çıkmasına neden olduğu gibi, Yargıtay Hukuk Dairelerinin de bu konuda çelişkili kararlar vermesi sonucunu doğurmuştur; İyiniyet ilkesinin Türk Özel Hukukundaki yeri ve önemi gözönünde tutulursa, konunun yeniden ele alınarak değerlendirilmesi gereği daha iyi anlaşılır.

Şu husus özellikle belirtilmelidir ki, kötüniyetin zahir olması halinde mahkemece bu durumda re'sen dikkate alınacağı, ayrıca ileri süren tarafa ispat ettirilmesine gerek bulunmadığı konusunda tam bir görüş birliği mevcut olup bu yönde değişiklik yapılması gerektiği ileri sürülmemiştir. Değiştirilmesi istenilen husus sadece gerekçede belirtilen "...iyiniyetin hilafı gerçekleşmiş durumu, kanuni ehliyet vesairede olduğu gibi mahkemece re'sen nazara alınması gerekir..." sözleri ile sanki 14/02/1951 günlü İçtihadı Birleştirme Kararının kötüniyet iddiasının (itiraz niteliğinde) olduğunu kabul ettiği düşüncesini benimseyen bazı yüksek Daire kararlarının çelişik uygulamaya yol açması sebebiyle konunun açıklığa kavuşturulması suretiyle bu yönde gereken değişikliğin yapılması idi.

Burada (gerekçenin) bağlayıcı olmadığı, bu bakımdan değişikliğe gerek olmadığı düşüncesi akla gelebilirse de, bu düşünceye şu gerekçelerle katılmak mümkün değildir: Genel kural olarak içtihadı birleştirme kararlarının gerekçe kısmı gerçekten bağlayıcı değildir; ancak sonuç kısmı ile sıkı sıkıya bağlı olan gerekçe bağlayıcıdır. Burada aynı durum söz konusudur. Yüksek Birinci Hukuk Dairesi kararlarında içtihadı birleştirme kararının anlamı belirlenirken gerekçedeki "ehliyet" sözü hüküm fıkrası ile birlikte yorumlanarak içtihadı birleştirme kararının kötüniyet iddiasını (itiraz) olarak kabul ettiği görüşüne yer verilmiştir. Bu sebeple değişiklik zorunludur ve içtihadı birleştirmenin sonuç kısmı (itiraz) konusunun kapsam dışında kaldığını açıklığa kavuşturacak biçimde değiştirilmeli idi.

Ancak, şunu da belirtelim ki içtihadı birleştirme değişikliği, çoğunluğun sözü edilen amacı açıkça belirtilmesi ile (itiraz) konusunun üstü örtülü olarak kapsam dışı kaldığını gösterecek nitelikte ve uygulamada çelişikliğe son verecek doğrultuda olduğundan amacına ulaşmış bulunmaktadır.

O halde, yukarıda açıklanan duraksama ve çelişildiğin giderilebilmesi için 14/02/1951 günlü, Esas: 1949/17; Karar 1951/1 sayılı içtihadı Birleştirme Kararının "dosya içeriğinden durumun gerektirdiği dikkat ve özeni göstermediği, bu nedenle de iyiniyetle iktisap hükümlerinden yararlanamayacağı anlaşılan kimse kötüniyetli sayılır ve bu hususun ayrıca ispat ettirilmesine gerek yoktur" biçiminde değiştirilmesi gerekir. Belirtilen nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA