kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

İçtihatları Birleştirme BGK 1989/3 E, 1990/4 K.

"İçtihat Metni"

2797 sayılı Yargıtay Kanununun. 45/1. maddesine dayanarak Yargıtay Birinci Başkam İsmet Ocakçıoğlu 6.12.1989 günlü yazı ile 1.2.1984 günlü ve Esas No: 1983/9, Karar No: 1984/2 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararının değiştirilmesini şu gerekçelerle istemiştir:

"21 Mart 1984 gün ve 18348 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan, Esas No: 1983/9, Karar No: 1984/2 sayı ve 1.2.1984 günlü Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararı ile (Asliye Hukuk Mahkemelerince verilen kararların yasal süre geçtikten sonra temyiz edilmesi veya temyiz kabiliyetinin bulunmaması halinde, yerel mahkemece temyiz isteminin reddine karar verilmeden dosyanın Yargıtay’a gönderilmesi durumunda Yargıtay’ca inceleme yapılamayacağına ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 2494 sayılı Kanunla değişik 432/4. maddesi hükmü uyarınca bu konuda bir karar verilmek üzere dosyanın mahalline geri çevrilmesi gerektiğine) karar verilmiştir. Bu kararla Yargıtay’ın asli yetkisine dahil bulunan bir hususta karar verme yetkisi mahalli mahkemelere bırakılmış adeta eşyanın tabiatına ters bir durum hasıl olmuştur. İçtihadı birleştirme kararının çıkarılmasından. bugüne kadar geçen zaman içerisinde Yargıtay uygulamasında gözlemlendiği gibi hala mahalli mahkemelerce bu yolda işlem yapılmadığı sıkça olmakta, Genel Kurul ve Daireler tarafından dosyalar sadece bu amaçla geri çevrilmektedir. Mahalli mahkemelere yetki tanınırken davaların sürüncemede kalmaması amacı güdülmüş olduğu halde içtihadı birleştirme kararı ile tamamen aksi yönde sonuç doğmasına yol açılmış bulunmakta bu da kuşkusuz kamu vicdanını rahatsız etmektedir. Şu hususun da özellikle belirtilmesi gerekir: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun. 432. maddesinde değişiklik yapan 2494 sayılı Kanuna ilişkin Milli Güvenlik Konseyi Adalet Komisyonunun Esas No: 1/178, Karar no: 26 sayı ve 19 Haziran 1981 günlü raporunda mahalli mahkemelere temyiz dilekçesinin reddi yetkisi tanırken Yargıtay’ın yetkisine değinilerek aynen şöyle denilmiştir: (Temyizin kanuni süre geçtikten sonra yapılması veya temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin olması durumunda, hükmü veren mahkeme temyiz isteminin reddine karar vermeden, temyiz incelemesi için dosyayı Yargıtay’a göndermesi halinde, Yargıtay’ın da temyiz isteminin reddine karar vereceği tabii görüldüğünden, bu yönde bir açıklık getirilmesine gerek duyulmamıştır). Görülüyor ki içtihadı birleştirme kararı ile benimsenen sonuç ayrıca yasa koyucunun açık amacına da ters düşmektedir (Milli Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 63. Birleşim, 16 Temmuz 1981, Cilt: 4, S. Sayısı: 220, Sahife: 8). Yukarıda açıklanan nedenlerle söz konusu içtihadı birleştirme kararının, temyiz süresinin geçtiğinde veya temyiz kabiliyetinin bulunmadığında tereddüt edilmeyen hallerde Yargıtay’ın da sırf bu amaçla dosyayı yerine geri çevirmeden temyiz dilekçesini reddedebileceği yolunda değiştirilmesinin uygun. olacağı düşünülmektedir".

Konu, 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 16/5 ve 45/1. maddeleri uyarınca gündeme alınmış bulunmakla Yargıtay içtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nda Raportör Üyenin açıklamaları dinlendikten sonra işin esasının görüşülmesine geçilmiştir.

1- Değiştirilmesi istenen Esas: 1983/9, Karar: 1984/2 sayılı ve 1.2.1984 günlü içtihadı Birleştirme Kararı şöyledir:

"Asliye Hukuk Mahkemelerince verilen kararların. yasal süre geçtikten sonra temyiz edilmesi veya temyiz kabiliyetinin bulunmaması halinde, yerel mahkemece temyiz isteminin reddine karar verilmeden dosyanın Yargıtay’a gönderilmesi durumunda Yargıtay’ca inceleme yapılamayacağına ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 2494 sayılı Kanunla değişik 432/4. maddesi hükmü uyarınca bu konuda bir karar verilmek üzere dosyanın mahalline geri çevrilmesi gerektiğine, 1.2.1984 günlü dördüncü toplantıda karar verildi".

Karardan anlaşılacağı üzere getirilen kuralla birlikte Yargıtay, temyiz süresinin geçtiğinde veya kararın kesin. nitelikte bulunduğunda hiç bir tereddüdün bulunmaması halinde dahi, temyiz isteminin reddine karar veremeyecek, dosyayı zorunlu olarak sadece bu konuda gereken karar verilmek üzere mahalli mahkemeye geri çevirecektir.

Görüşmeler sırasında söz alan Üyeler; Dairelerde temyiz incelemesi sırasında 1.2.1984 tarihli içtihadı Birleştirme Kararı uyarınca geri çevirmelerin bu kararın çıkarılmasından sonra yüksek oranlara ulaştığını, yerel mahkemelerce geri çevirme üzerine verilen temyiz isteğinin reddine ilişkin yerel mahkeme kararlarına karşı temyiz ve karar düzeltme yolu açık olduğundan son aşamada gene Yargıtay’ın karar verme durumunda olduğunu ve bunun sonucu olarak Yargıtay’ın henüz işin esasına girme fırsatını bulamadan usule taalluk eden aynı konuyu üç defa eylemli olarak inceleme durumuyla karşılaştığını, bu suretle emek ve zaman kaybına yol açıldığını, dolayısıyla dosyaların Yargıtay’la yerel mahkeme arasında gidip gelmesi ile sürüncemede kaldığım, iş sahiplerinin gereksiz yere munzam giderler yapmak zorunda kaldıklarını, tehiri icra ve temyiz isteğine bağlı eski hale getirme isteklerinin karara bağlanmasında eylemli olarak birçok güçlükler doğduğunu, başka bir anlatımla temyiz isteği ile birlikte tehiri icra istenilmesi halinde dosyanın yerel mahkemeye iade edilmesi durumunda temyiz isteği hakkında karar verilinceye kadar Yargıtay’ca tehiri icra kararı verilmesinin gerekip gerekmediği ve ayrıca temyiz isteği ile birlikte eski hale getirme konusunda Yargıtay’ca bu istemin reddine karar verildikten sonra içtihadı birleştirme kararı uyarınca dosyanın yerel mahkemeye geri çevrilmekte olması itibariyle birbirine bağlı olan iki konunun ayrı ayrı mercilerce karara bağlanması gibi bir sonuç doğacağım, bu konudaki çözümün ve uygulamanın usulü büsbütün karmaşık hale getirdiğini, birden fazla kişinin temyiz isteğinde bulunmaları halinde süresini geçiren bir kişi için dosyanın yerine geri çevrilmesinin süresinde olanlar açısından temyiz incelemesini geciktireceğini açıklamışlardır. Bütün bu açıklamalar, son aşamada doğrudan doğruya Yargıtay’ın görev ve yetki alanına giren bu konuda, 1.2.1984 günlü içtihadı Birleştirme Kararının yarattığı güçlükleri yakından gözlemleyen Yargıtay Dairelerinde oluşan olumsuz genel kanaati açıklığı ile ortaya koymaktadır. Bu durum karşısında artık, genel kamuoyunda bir tepkinin oluşup oluşmadığını aramaya yer yoktur.

Genel Kuruldaki görüşmeler sırasında bu eylemli durumun yanında aşağıdaki görüşler de belirtilmiştir:

1) 1086 sayılı HUMK.nun 432. maddesinde yapılan değişiklikle mahalli mahkemelere yetki tanıyan şu düzenleme getirilmiştir: "Temyiz, kanuni süre geçtikten sonra yapılır veya temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin olursa, mahkeme temyiz isteminin reddine karar verir ve Yargıtay’a göndermek için yatırılan gider parasını kullanarak bu ret kararını kendiliğinden ilgiliye tebliğ eder". İçtihadı birleştirme kararının çıktığı sırada yayınına olanak bulunmayan, ancak daha sonra açıklanan Adalet Komisyonu’nun 19 Haziran 1981 gün ve 1/178 esas, 26 karar sayılı Raporunda bu yöne ilişkin olarak aynen şöyle denilmiştir: "Temyizin kanuni süre geçtikten sonra yapılması veya temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin olması durumunda, hükmü veren mahkeme temyiz isteminin reddine karar vermeden, temyiz incelemesi için dosyayı Yargıtay’a göndermesi halinde, Yargıtay’ın da temyiz isteminin reddine karar vereceği tabii görüldüğünden bu yönde bir açıklık getirilmesine gerek duyulmamıştır". Bu rapordaki ifadelere göre temyiz isteminin reddine Yargıtay’ın da karar verebilmesi tabii görülmüştür. Tabii görülmemiş olsaydı yasa koyucunun Yargıtay’a yetki tanıyan açık düzenleme getirmesi gerekecekti. Bu tabii görülme temyiz isteğini inceleyen Yargıtay’ın temyiz koşullarını da inceleyip karara bağlayabileceği ilkesinin de doğal sonucudur. Bu doğal sonuç 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 40. maddesinde ayrıca özel olarak da düzenlenmiş ve temyiz incelemesi için dairelere gelen dosyaların bekletilmeksizin temyiz kabiliyetinin bulunup bulunmadığı, temyiz isteminin süresinde olup olmadığı yönlerinden de ön incelemeye tabi tutulacağı ve ön inceleme sırasında temyiz kabiliyetinin bulunmadığı, temyiz isteminin süresi içinde olmadığı saptanan dosyaların öncelikle incelenip karara bağlanacağı belirtilmiştir. Buradaki "karara bağlamak" sözleri hiç kuşkusuz temyiz isteminin reddine karar verilebileceğini ifade etmektedir.

2) 1.2.1984 gün ve 9/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararının çıkarılmasından sonra yasa koyucu 6.6.1985 günlü, 3222 sayılı Yasayı kabul ederek icra ve iflas Kanununun 365. maddesine bir fıkra eklemek suretiyle Yargıtay’a açıkça temyiz isteğinin reddi konusunda yetki tanınmıştır. Bu fıkra ile şu hüküm getirilmiştir: "Yargıtay birinci fıkra kapsamına girdiği halde reddine karar verilmemiş temyiz talebini geri çevirmeyip doğrudan karara bağlar".

6.6.1985 günlü, 365. maddeye bir fıkra ekleyen 3222 sayılı Kanuna ilişkin Hükümet gerekçesinde şöyle denilmiştir:

"Yargıtay, 1.2.1984 gün ve 1983/9-1984/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararıyla HUMK.nun 2494 sayılı Kanunla değişik 432/4. maddesini yorumlamış ve yasal süre geçtikten sonra temyiz edilen veya temyiz kabiliyeti bulunmayan mahkeme kararlarında yerel mahkemece temyiz isteminin reddine karar verilmeden dosyanın Yargıtay’a gönderilmesi durumunda Yargıtay’ca inceleme yapılamayacağı sonucuna varılmıştır. Bu durum işlerin lüzumsuz uzamasına neden olmaktadır. 365. maddeye bir fıkra eklenmekte ve Yargıtay’ın bu gibi dosyalar hakkında karar verebilmesi sağlanmaktadır" (Milli Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 63. Birleşim, Cilt: 4, S. Sayısı: 220, Sh. 7-8).

Görülüyor ki yasa koyucu, değiştirilmesi ileri sürülen içtihadı birleştirme kararı ile meydana gelen olumsuz durumun işlerin lüzumsuz uzamasına neden olduğunu başka bir yasaya ilişkin değişiklik gerekçesi ile tesbit etmiştir.

Modern usul sistemine egemen bulunan üç temel ilke; basitlik, ucuzluk ve çabukluk yukarıda açıklanan ve içtihadı birleştirme kararının çıkarılmasıyla meydana gelen durumla zedelenmiş bulunmaktadır. O halde, yasa koyucu ile Yargıtay’ın düşüncesi aynı noktada birleşmiştir. Bu durum karşısında söz konusu içtihadı birleştirme kararının değiştirilmesinin kendim bir zorunluluk olarak hissettirdiğinin kabulü gerekir.

İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nda görüşmeler sırasında kararın değiştirilmesine gerek olmadığı yolunda şu düşünceler ileri sürülmüştür:

1- 1984 tarihli içtihadı Birleştirme Kararı birbirine yakın oylarla çıktığına göre iki hukuki doğrudan biri tercih edilmiştir.

2- Sosyal hayatta ve toplumun görüş ve inançlarında önemli değişiklikler olduğunu kabul etmek mümkün değildir.

3- Mevzuatta önemli değişiklikler olmamıştır. İçtihadı birleştirme kararından sonra kabul edilen aynı konudaki kanunların birisi ile çatıştığını söylemek mümkün değildir.

4- Yasa koyucu, icra ve iflas Kanunu ile HUMK.nun değişikliğinde, HUMK.nun 432. maddesinde içtihadı birleştirme ile hasıl olan duruma dokunmayarak içtihadı birleştirme kararı ile getirilen kuralı siyasi tercihini kullanarak muhafaza etmiştir.

5- Maddi hata yapıldığını söylemek de mümkün değildir.

6- içtihadı birleştirme hakkında yoğunluk kazanan bilimsel eleştiri olmamıştır.

7- Yargıtay içtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 26.1.1990 gün, 5/1 sayılı ve 16.3.1990 gün, 1/2 sayılı kararlarında, içtihadı birleştirme kararlarının hangi hallerde değiştirilebileceklerine örnekler verilmiş olup, bu olayda orada sözü edilen durumların hiç birisi gerçekleşmemiştir.

Bu görüşlere Çoğunluk, sıra ile şu gerekçelerle katılmamıştır:

1- İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilme ihtiyacı muhtelif nedenlerle kendini zaman içerisinde hissettirir, kararın az veya çok oy farkı ile çıkmış bulunması kararın değiştirilmesi veya değiştirilmemesini haklı gösterir bir neden olarak kabul edilemez. Bu kabul, oy oranlarının yargı kararlarının otoritesini etkilemeyeceği yolundaki genel esasın doğal bir sonucudur.

2- Sosyal hayatta ve toplumun görüş ve inançlarında önemli değişiklikler duruma göre gerçekten buna bağlı bir içtihadı birleştirme kararının değiştirilmesini yerine göre gerektirebilir. Ne var ki değiştirilmesi söz konusu edilen içtihadı birleştirme kararı toplumun belli bir zamandaki görüş ve inançlarına bağlı olarak çıkarılmış maddi hukuka taalluk eden bir esas getirmemiştir, tamamen usul hukukuna ilişkin olup zedelediği usul ilkeleri karşısında beklenmesi gereken köklü değişikliklere gerek yoktur.

3- Mevzuatta içtihadı birleştirme kararından sonra kabul edilen aynı konudaki kanunlardan birisi ile çatışma halinde esasen içtihadı birleştirme kararının değiştirilmesi tartışmalarına yer kalmaz. Bu gibi durumlarda içtihadı birleştirme kararı çatıştığı yasa metni karşısında hükümsüz hale gelir. Olayda aynı konuda değil ve fakat benzer konudaki mevzuatta değişiklik yapılması, 1984 tarihli içtihadı Birleştirme Kararının değiştirilmesi tartışmalarını gündeme getirmiştir.

4- Yasa koyucunun, İcra ve İflas Kanununun 365. maddesinde yaptığı değişiklikle, 1984 tarihli içtihadı Birleştirme Kararı ile getirilen kuralı muhafaza etme yolunda arzusunu belirtmemiş, aksine bu kuralın davaları sürüncemede bıraktığım açıkça ortaya koymuştur. O halde, HUMK.nun 432. maddesine ilişkin olarak 1984 tarihli içtihadı Birleştirme Kararı ile getirilen kuralın devamını haklı gösteren bir neden aranmalıdır. Eylemli olarak davaların bu kuralla sürüncemede kaldığı belirlendikten sonra, kalmasını gerektirir haklı bir neden de tesbit edilemediğine göre değişiklik kendini bir zorunluluk olarak hissettirmiştir.

5- İçtihadı birleştirme kararının değiştirilmesi için maddi hata gerekmez. Maddi hata olmasa dahi içtihadı birleştirme kararları değiştirilebilir.

6- 1984 tarihli içtihadı Birleştirme Kararı ile getirilen kural uzun boylu bilimsel araştırmayı gerektirir bir kural değildir ki yoğunluk kazanan bilimsel eleştiri aransın.

7- 26.1.1990 ve 16.3.1990 günlü Yargıtay içtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararlarında, bir içtihadı birleştirme kararının değiştirilmesi veya kaldırılması için ortada bu durumu haklı gösteren bir nedenin mevcut olması gerektiği açıklandıktan sonra "Kuşkusuz haklı bir nedenin var olup olmadığı sorunu objektif bir kurala bağlanamaz, bunun her konuda ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir" denilmiştir. Görülüyor ki Yargıtay’ın ısrarlı görüşü içtihadı birleştirme kararlarının hangi hallerde değiştirilebileceği konusunda genel kural konulamayacağı doğrultusundadır. Hal böyle olunca az önce sözü geçen 26.1.1990 ve 16.3.1990 günlü Yargıtay içtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararlarında yer alan esasların tamamen usul hukukuna taalluk eden bu konuda ölçü olarak alınarak sonuca gidilmesi benimsenemez.

Bütün bu nedenlerle, 1.2.1984 tarihli, 9/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararının değiştirilmesi gerektiği benimsendikten sonra yerel mahkemelere tanınan yetkinin bir süzgeç görevi göreceği dikkate alınarak Asliye Hukuk Mahkemelerince verilen kararların yasal süre geçtikten sonra temyiz edilmesi veya temyiz kabiliyetinin bulunmaması halinde, yerel mahkemece temyiz isteminin reddine karar verilmeden dosyanın Yargıtay’a gönderilmesi durumunda, tereddüt olan hallerde dosya Yargıtay’ca mahkemesine geri çevrilebileceği gibi, tereddüt bulunmayan durumlarda ise Yargıtay’ca da inceleme yapılabileceği ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 2494 sayılı Kanunla değişik 432/4. maddesine göre bu konuda bir karar verilmek üzere dosya mahalline geri çevrilmeden doğrudan doğruya Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebileceği sonucuna varılmıştır.

Sonuç: Yargıtay içtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nca; 1.2.1984 gün ve Esas No: 1983/9, Karar No: 1984/2 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararının değiştirilerek, Asliye Hukuk Mahkemelerince verilen kararların yasal süre geçtikten sonra temyiz edilmesi veya temyiz kabiliyetinin bulunmaması halinde, yerel mahkemece temyiz isteminin reddine karar verilmeden dosyanın Yargıtay’a gönderilmesi durumunda, Yargıtay’ca da inceleme yapılabileceğine ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 2494 sayılı Kanunla değişik 432/4. maddesine göre bu konuda bir karar verilmek üzere dosyanın mahalline geri çevrilmeden doğrudan doğruya Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebileceğine, 1 Haziran 1990 gün, 1989/3 esas, 1990/4 karar sayı ile ilk toplantıda, (13) oya karşı (83) oyla ve üçte ikiyi geçen çoğunlukla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Yargıtay içtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 1.2.1984 günlü, 1983/9-1984/2 sayılı kararının değiştirilmesinin gerekip gerekmediği sorununu değerlendirebilmek için daha önceleri gerçekleşmiş olan uygulamalara bakılmasında yarar bulunmaktadır. Mahkemece verilen bir kararın, temyiz edilmesi üzerine dosyanın Yargıtay’a gönderilmesi için gerekli posta giderinin süresinde verilmemesinden ötürü temyiz edilmemiş sayılmasına karar verme görevinin hangi mercie ait olacağı konusunda başlangıçta Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda ne açık ne de yorum yolu ile başvurulabilecek bir hüküm vardı. Yargıtay’ın bazı Daireleri belirtilen görevin mahalli mahkemeye, bazıları ise Yargıtay’a ait olduğu içtihadında idiler. Bu konudaki içtihatların birleştirilmesi isteği, 1949 yılında Yargıtay Genel Kurulu’na getirildiğinde Üyelerden bazıları karar verme görevinin hükmü veren mahkemeye ait olduğu, bazıları ise Yargıtay’a hitap eden ve temyiz talebini ihtiva eden bir dilekçenin Yargıtay’dan başka ve yargı yetkisi sona ermiş olan ast bir mahkeme tarafından reddedilmesinin doğru bulunmadığı görüşünde idiler. Uzun süren karşılıklı tartışmalardan sonra karar verme görevinin Yargıtay’a değil, mahalli mahkemesine ait olduğuna üçte iki çoğunlukla karar verildi (5.1.1949 gün ve Esas: 1944/32, Karar: 1949/1 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararı).

Görülüyor ki Yargıtay Genel Kurulu, bu kararı alırken ortada bu gün olduğu gibi "istemin reddine kararı veren mahkeme karar verir" yolunda bir yasa hükmü olmadığı halde görevin tek başına mahalli mahkemede olduğunu belirtmiş, bunun yanında "mahalli mahkemece reddine karar verilmemiş ise dosyayı geri çevirmeyip kendisi karar verir" diye bir yola gitmemiştir. O günden sonra bu gibi kararlar hep mahalli mahkemelerce verilmiş ve karar verilmeyip dosya Yargıtay’a gönderilmişse görevin mahalli mahkemeye ait olduğu gerekçesiyle geri çevrilmiştir.

Öte yandan, temyizin kanuni süre geçtikten sonra yapılması veya temyizi kabil olmayan bir kararın temyiz edilmesi halinde istemin reddine karar verme görevi Yargıtay’a ait iken Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda 2494 sayılı Kanunla yapılan değişiklikte bu görev Yargıtay’dan alınarak kararı veren mahkemeye verilmiştir. Ortada hiç bir yasa hükmü yokken posta giderinin süresinde verilmemesinden ötürü temyiz edilmemiş sayılmasına karar verme görevinin bir Yargıtay içtihadı birleştirme kararıyla mahalli mahkemeye verilirken temyizin kanuni süre geçtikten sonra yapılması veya temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin olması halinde temyiz isteminin reddine, kararı veren mahkemenin karar vereceğine dair bir yasa hükmü varken bu görevin bir Yargıtay içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay’a da verilmesi düşünülemez. Kanımca değiştirilmesi istenilen, içtihadı birleştirme kararıhiç çıkmamış olsaydı bile anılan konuda karar verme görevi yine tek başına kararı veren mahkemeye ait olacaktı. Çünkü yasa bu konuyu buyurucu bir kuralla kendi isteği doğrultusunda düzenlemiştir. Anılan hallerde eğer mahkemece bir karar verilmemiş ise Yargıtay’ın temyiz talebini geri çevirmeyip doğrudan karara bağlamasını istemiş olsaydı kanunu ona göre çıkarırdı.

O halde, temyizin kanuni süre geçtikten sonra yapılması veya temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin olması halinde istemin reddine Yargıtay’ın karar vermesi bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmış olsa bile bunu ancak kanun koyucu düşünüp getirebileceğinden anılan Yargıtay içtihadı birleştirme kararının değiştirilmesinin gereksiz olduğu görüşündeyim.

KARŞI OY YAZISI

A- içtihadı Birleştirme Kararlarının Değiştirilmesi Sorunu

Yargıtay Kanunun 45. maddesi hükmüyle, içtihadı birleştirme kararlarının alınmasında uygulanan usul dairesinde, değiştirilmesi imkanı tanınmıştır. "Hukukun kalıplaşmaması, gelişmesinin önlenmemesi için, güçlü gerekçelerin varlığı halinde içtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi yoluna gidilmesinde tereddüt edilmemelidir" (Prof. Dr. Baki Kuru, İçtihatların Birleştirilmesi Yolu ilgili Bazı Sorunlar, sh. 35). Ancak, güven ve istikrar unsuru da gözden ırak tutulmamalıdır. Kanun, içtihatların hangi hallerde birleştirileceğini açık bir şekilde belirlemesine karşılık, hangi hallerin oluşmasında içtihadın değiştirilmesi veya kaldırılması yoluna gidileceğini açıklamamıştır. Danıştay, Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek idare Mahkemesi Kanunlarında yer alan benzer hükümlerde de bir açıklık yoktur. O halde müessesenin amacını gözönünde tutarak bir sonuca ulaşmak zorundayız.

"Toplumun ortak yarar ve mutluluğunu sağlamak amacıyla konulmuş ve müeyyidelendirilmiş sosyal hayat kurallarından ibaret olan hukukun amacı,... ortak yarar ve mutluluktur" (Aydın H. Tuncay, idare Hukuku ve idari Yargının Bazı Sorunları, sh. 242). O halde hakim önüne gelen ihtilafları çözerken toplumun ihtiyaçlarını, onun görüş ve inanışlarını ihmal edemez. Bu hedeflere varmak için kanunlar üzerinde yapılan zihin işlemine hukuki yorum denebilir. İçtihatları hukuki yorum ile aynı anlamda ve nitelikte görmenin yanlış olmayacağı kamsındayım. Hiç şüphesiz içtihatları onu oluşturan hakim veya hakimlerin hukuk bilgisi, genel kültürü, bulunduğu sosyal çevre etkileyecektir. Bütün bu etkileşim içinde insan aklının ve hafızasının önemli rolü olduğu açıktır. Anlaşılıyor ki içtihat, bir çok etkileşimden kaynaklanan bir düşünce biçimi olmaktadır. Birçok sosyal hadisede olduğu gibi zaman içinde değişmekte, gelişmekte veya gerilemekte, matematiksel bir kesinlik ve açıklık taşımamaktadır. Her içtihat kendi mantıksal düzeni içinde doğrudur. Öyle ise içtihadı birleştirme kararlarım bu hukuksal doğruların çoğunluk tarafından kabul edileni olarak tarif edebiliriz.

Anayasa, Yargıtay’ın adliye mahkemelerinden verilen kararların ve hükümlerin son inceleme yeri olduğunu belirlemiştir. Yargıtay bu işlevini yerine getirirken tabiidir ki kanunların uygulayıcısı durumunda olup yorumlar yapmaya, hukuki içtihatları ortaya koymaya mecburdur. Bütün bu işlemler sırasında "Anayasaya uygun yorum yapmak zorunda olduğumuz gibi" (Recai Seçkin, Yargıtay’ın 100. Yılı Armağanı, Sayfa 44), "Yasa önünde eşitlik" prensibi de hiç gözden uzak tutulmaması gereken kurallardandır. İşte bu kurallar "Yargıtay’ın Anayasal görevleri arasında içtihat birliği sağlamanın da bulunduğunu açıkça göstermektedir" (Anayasa Mahkemesi’nin 12.6.1969 günlü ve 38/34 sayılı kararı). Bu anayasal görevin yerine getirilmesinin en etkili yolu da içtihadı birleştirme kararları olarak ortaya çıkmaktadır.

Yukarda açıkladığım biçimde Çoğunluğun tercih ettiği hukuki doğru olan içtihadı birleştirme kararlarının da eleştiriler alması veya insan fıtratından kaynaklanan bir azınlık direnciyle karşılaşması mümkün olduğu gibi, "Sosyal hayatta toplumun görüş ve inanışlarındaki değişiklikler; mevzuatta yapılan tadilat ve içtihatların bileştirilmesi kararının ittihazı sırasında düşünülmemiş olan maddi ve hukuki sakıncaların meydana çıkmış" (Aydın H. Tuncay, idare Hukuku ve idari Yargının Bazı Sorunları, sh. 251) olması da mümkündür.

"Fertlerden müteşekkil cemiyetin veya camia içinde muayyen bir kısmın, zaman ile kendisini gösteren umumi ihtiyaçlarının değişmiş olması, ilk içtihat zamanında mevcut olmayan bazı hallerin sonradan zuhur etmiş olması veya o saha dahilindeki hadiselere taalluk eden hükümlerin bazısının sonradan çıkan bir kanunda sarahatle veya zımnen tahdit, takyit veya tevsi olunması veya ortadan kaldırılması" mümkündür. "Bir kanun hükmüne o zamana kadar tatbik alanında verilmiş olan akımın yanlış olduğu" anlaşılabilir (Fahrettin Karaoğlan, Adliye Ceridesi, 1937, makale 7, sh. 111 ve devamı).

"Öte yandan, içtihatları birleştirme kararı değişen ahlak ve realite bakımından artık uygun olmayabilir veya bilimsel gelişmeler nedeniyle maddi olguların algılanmasında değişiklikler doğmuş bulunabilir, benimsenen çözüm tarzı ülkenin hukuki düzeninin temel ilkelerinden birisiyle çatışır ya da ülkenin genel hukuk duygusunu ağır bir şeklide zedelemiş olabilir" (Nihat Yavuz, 1.4.1974 günlü, 1-2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararının Değiştirilmesi isteğinin incelenmesine ilişkin 1989/1 sayılı Rapor, sh. 103 ve devamı).

İçtihadı birleştirme kararının değiştirilmesi konusunda bu görüşlerden şu sonuçlar çıkmaktadır:

1- İçtihatların birleştirilmesi kararlarının değiştirilmesi hukukun donmasını engeller, ona hayatiyet verir.

2- İçtihatları birleştirme kararları;

a- Sosyal hayatta toplum görüş ve inanışlarında, bilimsel görüşlerde, önemli değişiklikler olması veya sosyal ihtiyaçların değişmesi,

b- Mevzuatta yapılan değişikliklerin, içtihadın dayanağı olan kanun hükmünü sarahaten veya zımnen tahdit, takyit veya tevsi etmesi,

c- içtihatları birleştirme sırasında tartışılmamış maddi ve hukuki pek ağır sakıncaların ortaya çıkması,

d- Benimsenen çözümün ülkenin genel hukuk duygusunu ağır bir şekilde zedelemesi,

Gibi güçlü gerekçelerle değiştirilebilir.

Yüksek Yargıtay; 7.2.1945 günlü, 4/19 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında "mahkemelerce bir hakkın yargılanması için ilk şart, istek olduğundan, hüküm ile korunması istenilen hak gibi vekalet ücretinin de hükme bağlanması için önce istenmesi lazımdır... Asliye mahkemelerinde görülen, yazılı muhakeme usulüne tabi bulunan davalarda... vekalet ücretinin de arzuhal ile istenmesi" gereklidir dendiği halde, daha sonra 29.5.1957 günlü, 4/16 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında, "vekalet ücreti Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 423/6. maddesinde açıkça belirtildiği veçhile muhakeme masraflarından maduttur. Muhakeme masrafları ve bu meyanda hasma tahmili gereken vekalet ücreti, müstakil bir varlığı olmayacak derecede ait olduğu davanın konusunu teşkil eden hak ve alacağa sıkı bir suretle bağlı olan fer’i haklardandır. Fer’i hakların akıbeti asıl hakkın akıbetine tabidir. Tabi olan şeye ayrıca hüküm verilemez.

Diğer taraftan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 416 ve 417. maddelerinde muhakeme masraflarının, bu meyanda hasma tahmili lazım gelen vekalet ücretinin, hüküm altına alınması için ayrıca bir talebe lüzum ve ihtiyaç olmadığı açık ve kesin olarak ifadesini bulmaktadır" şeklindeki gerekçe ile 7.2.1945 günlü 4/19 sayılı içtihadı Birleştirme Kararı kaldırılmıştır. Görüldüğü gibi Yüksek Yargıtay burada daha önce bazı normun tartışılmaması sebebiyle vekalet ücretinin nitelenmesinde düşülen açık yanılgıyı içtihadı birleştirme kararının kaldırılması için yeterli görmüştür.

22.11.1944 günlü, 32 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında, "tapusuz gayrimenkulün zilyedi tarafından haricen satışı ve alıcıya teslimi kanunen hükümsüz olduğundan satıcının mezkur gayrimenkulü geri almaya selahiyeti vardır" dendiği halde; 9.12.1946 günlü 12 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında, "tapuda kayıtlı olmayan bir gayrimenkulü ancak zilyetliğinin devrine mahmul olan ve şekle tabi bulunmayan satış muamelesini tapuda kayıtlı olan bir gayrimenkulün harici satışına kıyas ederek muteber saymamak... doğru olmaz" denerek, kıyasta yapılan açık hataya işaret edilmek suretiyle 22.11.1944 günlü, 32 sayılı içtihattan dönülmüştür.

Yüksek Danıştay; 30.11.1956 günlü, 302/189 sayılı kararında ise, "içtihadı birleştirme kararında yalnız Dördüncü Daire kararı ile Beşinci Daire kararını mevzu olarak ele alınması icabederken bu mevzu ile mukayyet kalınmamıştır" demek suretiyle evvelce tartışılmayan bir konuda açık maddi hatayı değiştirme sebebi kabul edilmiştir.

Danıştay içtihadı Birleştirme Genel Kurulu 5.12.1964 günlü, 721/482 sayılı kararında, "dilekçelerin ileri sürdükleri hususlar değiştirilmesi istenilen içtihadı birleştirme kararında açıkça sözkonusu edilmiş olduğu gibi, içtihadın birleştirilmesine ilişkin karardan sonra yürürlüğe giren kanunla konulan hüküm... kurulan... içtihadı... değiştirecek nitelikte bir hukuki sebep sayılmamış bulunmasına,.. içtihadın istikrarlı bir tatbikat getirmiş olduğu yakın bir zamanda muhalefet görüş ve düşüncesinin tekrar ele alınarak incelenmesi gayeden uzaklaşmayı gerektirir mahiyette görülmüş bulunmasına binaen halen müesses içtihadın değiştirilmesi konusunun incelenmesine yer olmadığına" denmiştir.

Yüksek Yargıtay Büyük Genel Kurulu 26.1.1990 günlü, 5/1 sayılı kararında "Yargıtay Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrasında içtihadı birleştirme kararlarında... hangi hallerde değişiklik yapılabileceği konusunda bir hüküm getirilmemiştir. Bununla beraber genel olarak denilebilir ki, mevcut bir içtihadı birleştirme kararının değiştirilmesi veya kaldırılması için ortada, haklı nedenler bulunmalıdır. Şu husus ta belirtilmelidir ki, içtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılması görüşmelerinde o kararların çıkması sırasında ortaya konulan düşünceler, gerekçeler yeniden gündeme getirilerek tekrar değerlendirmenin yapılması ve sonuca gidilmesi sözkonusu değildir. İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında gerek mehaz metin ve bununla ilgili yorumlar ve gerekse uygulamada sözkonusu içtihadı birleştirme kararının çıkarılmasından bugüne kadar içtihadı birleştirme kararına aykırı kararların bulunması hatırlatılarak içtihadı birleştirme kararının değiştirilmesi gereği ileri sürülmüş ise de, Çoğunluk... içtihadı birleştirme kararı yasa hükmüne açıklık getirerek ona bir anlam vermiştir, yasanın açıklığa kavuşan hükmüne açıklık getirerek ona bir anlam vermiştir, yasanın açıklığa kavuşan hükmü bir tarafa itilerek mehaz metne dayanılarak hükmün anlamının değiştirilmesi benimsenemez... Aykırı yöndeki kararların bu konuda herhangi bir surette etkili olmayacağı da açık bir keyfiyettir... Yasa koyucu da bu konuda herhangi bir değişiklik gereği duymamış, değişikliği gerektirir başkaca haklı bir neden de görülmemiştir" denmiştir.

Bu kararı hemen takip eden 16.3.1990 günlü, 1/2 sayılı kararda da, Yargıtay Büyük Genel Kurulu yine ayrı gerekçeleri kullanmış ve ".. içtihadı birleştirme kararı... toplumun ihtiyaçlarına cevap verdiği ve hukuk önünde eşitlik sağladığı tartışma götürmeyecek kadar açıktır... Bazı münferit olaylarda rahatsızlık doğduğu benimsense dahi... düzenin genelde değiştirilmesini de haklı göstermez..." denmiştir.

Görülüyor ki Yüksek Mahkemeler;

a- İçtihadı birleştirme kararının oluşumu sırasında ortaya konulan düşüncelerin tekrar tartışılarak yeni bir sonuca gidilemeyeceğini,

b- İçtihadı birleştirme kararına aykırı karların oluşmasının dahi değişiklik için sebep olamayacağım,

c- İçtihadı birleştirme kararı ile kanuna bir anlam veya yorum kazandırıldığından, mehaz metne veya yorumlara dayanılarak hükme değişik anlam verilemeyeceğini,

d- İçtihadı birleştirme kararının alınmasındaki amaç ve düzenleme toplumun ihtiyaçlarına cevap vermekte ise değiştirmenin sözkonusu olamayacağını,

e- Hukuk önünde eşitlik sağlamıyorsa değiştirme için haklı sebep bulunmadığını,

f- Bazı münferit olaylarda rahatsızlık doğmuşsa bunun genel bir değiştirme için haklı sebep olamayacağım,

vurgulamıştır.

Bu tespitler Yüksek Mahkemelerin görüşlerinin yukarıda arza çalıştığım ilmi görüşlere muvazi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

B- Konu ile ilgili Yasama Gelişmeleri

Yasama görüşü yargının yorumuna uygun düşmediği hallerde yasama organı tarafından kanun hükmünde yeniden düzenleme yapılarak yeni bir veçhe ortaya çıkarılmaktadır. Bunun örnekleri pek çoktur. Tartıştığımız içtihadı birleştirme kararı çıktıktan sonra İcra İflas Kanununda yapılan değişiklik sırasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 432/4. maddesine muvazi bir hüküm taşıyan İcra ve İflas Kanununun 365. maddesi ele alınmış ve bu maddeye, "Yargıtay, birinci fıkra kapsamına girdiği halde reddine karar verilmemiş temyiz talebini geri çevirmeyip doğrudan karara bağlar" hükmünü etkilemiştir. 3222 sayılı Kanunun bu madde ile ilişkili hükümet gerekçesinde, "Yargıtay, 1.2.1984 gün ve 1983/9-1984/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 2494 sayılı Kanunla değişik 432/4. maddesini yorumlamış ve yasal süre geçtikten sonra temyiz edilen veya temyiz kabiliyeti bulunmayan mahkeme kararlarında, yerel mahkemece temyiz isteminin reddine karar verilmeden dosyanın Yargıtay’a gönderilmesi durumunda, Yargıtay’ca inceleme yapılamayacağı sonucuna varılmıştır. Bu durum işlerin lüzumsuz uzamasına neden olmaktadır. 365. maddeye bir fıkra eklenmekte ve Yargıtay’ın bu gibi dosyalar hakkında karar verebilmesi sağlanmaktadır" denmiştir. Şu yönü de açıklıkla tesbitte yarar vardır. Sözkonusu 3222 sayılı Kanunla yalnızca İcra İflas Kanununda değişiklik yapılmamış, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunda da değişikliğe gidilmiştir. Bu arada, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 432. maddesine de benzer bir ekleme yapılması mümkünken yapılmamıştır.

Yasama organı, 10.4.1990 günlü Resmi Gazetede yayımlanan 3622 sayılı Kanunla idari yargı bakımından bazı düzenlemeler yapılmıştır. Temyiz istemi ile ilgili İdari Yargılama Usulü Kanunun 48/6. maddesinde", ...temyiz kanuni süre geçtikten sonra yapılması halinde kararı veren mahkeme, ilk derece mahkemesi olarak davaya bakan Danıştay dairesi, temyiz isteminin reddine karar verir" hükmüne yer verilmiştir.

C- 1.2.1984 Günlü İçtihadı Birleştirme Kararının Müzakere Süreci Özeti

Müzakereler sırasında ortaya konan fikirler gerek kararda ve gerekse muhalefet şerlerinde hemen hemen tamamen yer almaktadır. Özetle sıralamak gerekirse:

1) a- 5.12.1977 tarihli 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edildiği gibi Yargıtay Kanununun 40. maddesi uyarınca esas görev Yargıtay’ındır. Mahalli mahkemenin yaptığı iş ödev, naiplik, yasal vekalet veya yargılama ilişkisi gibi telakki edilmelidir.

b- Bu hüküm göreve ilişkindir. Temyiz davasının kabul edilebilir nitelikte olup olmadığını inceleme görevi mahkemeye verilmiştir. Görev kamu düzenine ilişkindir. Yorum yoluyla değiştirilemez, ihmal edilemez.

2) a- Milli Güvenlik Konseyi Adalet Komisyonu raporunda açıkça Yargıtay’ın da görevli olduğu belli edilmiştir. Kanun hükmünün gerçek anlamını ortaya koymak için sevk gerekçeleri ile müzakere tutanakları önemli bir dayanaktır.

b- Bir komisyon ilk sevk şeklinden ayrılırsa, getirdiği değişikliğe ilişkin gerekçeler o zaman önem kazanır. Bu olayda böyle bir durum yok. Komisyon gerekçesinde yazılanlar Komisyonun bilgisi dışındadır. Kaleme alanın hukuki görüşünden başka bir şey ifade etmez. Esasen metin ile gerekçe çatışma halindedir. Kanun metnine itibar edilmesi doğaldır.

3) a- Yanılgı halinde tavzih yoluyla düzeltme yapmak mümkündür. Açık maddi yanılgıya dayalı kararlan kaldırmıyor muyuz?

b- Yargıtay kararını, karar düzeltme yolu yoksa, hata halinde düzeltme mümkün olmayacaktır. Mahkemenin verdiği kararın Yargıtay’da denetlenmesi mümkündür. Bir kısım kimseleri bu denetimden yoksun bırakma kanun önünde eşitlik ilkesi ile bağdaşmaz.

4) a- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438/7. maddesi, Yargıtay’ın da bir karar vermesine imkan tanıyor.

b- Ortada temyiz davası hakkında verilmiş bir karar yoktur ki Yargıtay mahkemenin yerine geçerek onu düzeltsin.

5) a- Kanunda yapılan bu değişikliklerdeki amaç davaların tezelden bitirilmesidir. Dosyaların geri çevrilmesi işleri uzatacak, hizmeti pahalandıracaktır.

b- Temyiz karar düzeltme müesseseleri de işlerin sonuçlanmasını uzatıyor, işleri uzatıyor diye bu müesseseleri kaldırıp atacak mıyız? Süratin yanında hukuki emniyet gözden ırak tutulamaz. Mahkemeye yetki Yargıtay’a denetim imkanı verilerek sürat ve emniyet sağlanmıştır. Kanunun diğer bir amacı da Yargıtay’ın iş yükünü azaltmaktır. Yargıtay da görevli denirse mahalli mahkemeler ihmale sevkedilecek, Yargıtay’ın iş yükü artacaktır.

6) a- Yargıtay da inceleme yaparsa hiç bir mahzur doğmaz.

b- Hiç bir kimse ve kurum kanundan almadığı bir yetkiyi kullanamaz. Aksinin kabulü mahalli mahkemeleri kanunda yer alan görevleri de ihmale sevkeder.

7) a- İcra İflas Kanununun 365. maddesinde de aynı hüküm var. Onikinci Hukuk Dairesi 1965’den beri temyizi kabil olmayan işler geldiğinde geri çevirmiyor, reddediyor.

b- 766 sayılı Kanunun 66. maddesinde yer alan hüküm de aynı niteliktedir. Yedinci Hukuk Dairesi de bu gibi hallerde dosyalan geri çevirerek uygulama yapıyor.

8) a- Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 315. maddesi aynı doğrultuda düzenleme içinde olduğu halde ceza dosyalan bakımından geri çevirme yapılmayıp, Yargıtay ret kararı veriyor. Ahenkli bir uygulamaya gidilmelidir.

b- Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 317. maddesiyle Yargıtay’a da açıkça görev verilmiştir.

D- Değerlendirme ve Sonuç

Değiştirilen 1.2.1984 günlü İçtihadı Birleştirme Kararı dört kez yapılan müzakere sonunda (51) oy alan (HUMK.nun 432/4. maddesi ile ilgili olarak Yargıtay’da inceleme yapabilir) görüşü karşısında (53) oyla (dosya mahkemesine geri çevrilmelidir) şeklinde oluşmuştur.

Bu kararın oluştuğu 1984 yılından beri sosyal hayatta, toplumun görüş ve inanışlarında önemli değişiklikler olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bu konuda mevzuatta önemli bir değişiklik olmamıştır. Kabul edilen içtihadın sonradanı kabul edilen aynı konudaki kanunların birisiyle çatıştığını söylemek mümkün değildir. Yargıtay’ın da redde karar vermesi yönündeki görüşü, kanun vazıı 3222 sayılı Kanunla, yalnızca sür’atle sonuçlandırılması zorunlu ve çok defa kesin hüküm oluşturmayan icra iflas işlerine hasretmiştir. En son İdari Yargılama Usulü Kanununda değişiklik yapan ve 5.4.1990 gününde yürürlüğe giren 3622 sayılı Kanunda, "...temyiz kanuni süre geçtikten sonra yapılması halinde de kararı veren mahkeme... temyiz isteminin reddine karar verir..." şeklinde görüşünü ve siyasi tercihini muhafaza etmiştir. Kaldı ki; yasama organının bağlayıcı iradesinin ne yolla oluşacağı Anayasa’da bellidir. Yürütme organının bir kanunu hazırlarken ortaya koyduğu düşüncelerin veya tenkitlerin yargı tarafından başka bir kanun yorumlanırken dikkate alınmasını Anayasa’nın 138/2. maddesinde yer alan pek önemli kuralla bağdaştırmak mümkün değildir. Tartışma konusu kararı okuduğumuzda anlaşılacağı ve yukarıdaki maruzatımda görüldüğü gibi o zaman tartışılmayan maddi ve hukuki bir sakıncanın ortaya çıktığım, açık bir maddi hata yapıldığını söylemek de çok güçtür. Geri çevirmenin davaların gecikmesine yol açacağı ve değiştirme sebebi kabul edilen tüm olgu ve ihtimaller, o müzakereler sırasında da ileriye sürülmüş uzun uzun tartışılmıştır. İddia edildiği gibi yeni düzen Yargıtay’ın işini azaltmayacak artıracaktır. Zira, şimdi yerel mahkemece incelenen olayların da Yargıtay’a gönderilmesi ihtimali artmaktadır.

0 zamandan beri usul hukuku anlayışında yeni akımların ortaya çıktığı veya bilimsel gelişmelerin o maddi olguların algılanmasını değiştirdiğini söylenebilir mi? Yaptığım araştırmada söz konusu kararın geniş akisler ve tenkitler yarattığını gösterir yazılara, müracaatlara rastlayamadım. Yalnızca, Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü adlı eserinin 4 ve 5. cildinde (Sh. 3353 ve 4626) azınlık görüşüne katıldığını açıklamıştır. Eğer benimsenen görüş ülkenin genel hukuk duygusunu ağır bir şekilde zedelemiş olsa idi, geniş tenkitler alması, hatta gösterilere sebep olması, Yargıtay Başkanlığı’na müracaatların yağması gerekmez mi? Aksi düşünceyi haklı gösterecek ne bir belge nede bir anket ortaya konmamıştır. Temyiz isteğinin Yargıtay’ca da reddi halinde o kararın temyiz incelemesi mümkün olmayacak, mahalli mahkemece reddi halinde temyiz incelemesi mümkün olacaktır. Bu hal kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olmaz mı? Yargıtay özellikle içtihadı birleştirme kararında fikri tutarlılık içinde olmalıdır. Aksi hal ve bir konuda çoğunluğun değişmesini kararı değiştirme sebebi kabul etmek güvenirliğini yitirmesine yol açar.

Bu olayın usul hukukuna ilişkin olması sebebiyle örnek kararlarda belirlenen şartların sıkı sıkıya aranmasına gerek olmadığı yönünde müzakere sırasında ortaya konan düşünceye de katılmak mümkün değildir.

Tekriri müzakerenin, söz konusu olmadığını, içtihadı birleştirme kararının değiştirilme veya kaldırılma şartlarının oluşup oluşmadığı tartışılarak bir sonuca varmak gerektiğini vurgulamak isterim. Belirlenen bu şartlar oluşmadığından söz konusu içtihadı birleştirme kararının değiştirilmesine gerek olmadığı düşüncesindeyim.

Sayın Tahir Alp’in karşı oy yazısında değindiği gerekçelerle sayın Çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA