kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

İçtihatları Birleştirme BGK 1985/6 E, 1986/1 K.

"İçtihat Metni"

Tarım Satış ve Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Hakkındaki Yasa hükümleri uyarınca kurulmuş bulunan kooperatif ve birliklerin yönetici kadrolarında çalışan personelin bu kooperatif ve birliklerle aralarında çıkan ücret, tazminat ve benzeri uyuşmazlıklara bakmaya iş mahkemelerinin görevli olup olmadıkları konusunda gerek Dokuzuncu Hukuk Dairesi ile Hukuk Genel Kurulu ve gerekse her birinin kendi kararlan arasında içtihad aykırılığı bulunduğunun saptanması ve keyfiyet Hukuk Genel Kurulu'nun 14.6.1985 günlü kararı ile Yargıtay Birinci Başkanlığı'na intikal ettirilerek Yargıtay Kanununu 45/1. maddesi uyarınca içtihatların birleştirilmesinin istenmesi üzerine konu, Birinci Başkanlıkça (anılan madde hükmü uyarınca) İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nda görüşülmek üzere gündeme alınmıştır.

İlgili yasalarca kurulmuş bulunan kooperatif ve birliklerde yönetici kadrolarında çalışanların işçi statüsünde oldukları, 1981 yılına kadar uyuşmazlık konusu olmadığı halde, bu tarihten sonra Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesi'nde görüş aykırılıkları belirmiştir. Şöyle ki; Dokuzuncu Hukuk Dairesi'nin 19.3.1981 günlü, 1981/315 esas, 1981/3503 sayılı kararıyla, Antalya İş Mahkemesi'nin (...Antbirlik Genel Müdür Muavininin anılan birlik aleyhine açtığı fazla çalışma, yıllık ücretli izin, vasıta ve yemek bedeli farklarının ödetilmesine..... ilişkin hükmü, görev yönünden çoğunluk oyu ile bozulmuştur. Dairenin çoğunluğu, kooperatif ve birliklerde yönetici kadrolarında çalışan personelin tayin, terfi, nakil, işten çıkarma, ücret, tazminat ve bunun gibi diğer özlük haklarının Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nca önerilen ve Bakanlar Kurulunca kabul edilen ana sözleşme ve personel yönetmeliği hükümlerine göre tespit edilmiş olduğu cihetle, taraflar arasındaki ilişkinin hizmet aktine değil, statü hukukuna dayanmakta olduğu gerekçesiyle davacıyı işçi olarak kabul etmemiş ve iş mahkemesini de görevli saymamıştır.

Yerel Mahkemenin önceki kararında direnmesi üzerine, Hukuk Genel Kurulu'nca 16.4.1984 gün ve 1984/257 sayılı kararla direnme kararı bozulmuş ve böylece Dokuzuncu Hukuk Dairesi'nin görevden bozma gerekçesini Hukuk Genel Kurulu da benimsemiştir. Ancak, Dokuzuncu Hukuk Dairesi, daha sonraki 16.6.1981 gün ve 1981/4196-8449 sayılı kararıyla, kooperatif müdürünün Tire İş Mahkemesi'nde açtığı kıdem tazminatına ilişkin dava hakkında verilen kararı onamak suretiyle, iş mahkemesini görevli kabul etmiştir. Hukuk Genel Kurulu da 31.5.1985 gün ve 1983/9-835, 1985/549 sayılı başka bir kararıyla, Yüksek Dairenin görevden bozma kararına karşı direnen İnegöl İş Mahkemesi'nin kararını onamıştır.

Bu konuda yapılan müzakere sonucunda, Dokuzuncu Hukuk Dairesi'nin kararları ile Hukuk Genel Kurulu ve Hukuk Genel Kurulu'nun kendi kararlan arasında çelişiklik bulunduğu anlaşıldığından ve bu içtihad aykırılığının, İçtihadları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nca giderilmesi gerektiğinden, 20.1.1986 günü Yargıtay Büyük Genel Kurulu, Yargıtay Kanununun öngördüğü çoğunlukla toplanarak, Raportör Üyenin sözlü açıklamalarını dinledikten sonra, yukarıda sözü edilen konuda içtihat uyuşmazlığı bulunduğuna oybirliğiyle karar vererek, işin esası ile ilgili görüşmelere geçmiştir.

Dokuzuncu Hukuk Dairesi'nin çoğunluğu tarafından kabul edilen ve bazı Hukuk Genel Kurulu kararlarında benimsenen çoğunluk görüşü özetle:

"...Tarım Satış ve Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Hakkındaki Yasalar gereğince kurulmuş birlik ile birliğe bağlı kooperatifler ve şubeleri ile işletmelerinin daimi kadrolarında çalışan bütün personelin tayin, terfi, nakil, ücret, işten çıkarma tazminatı ve diğer özlük haklarının bu yasalara göre hazırlanıp Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nca onanan ve Bakanlar Kurulunca kabul edilen anasözleşmeler ile anılan yasalar uyarınca yürürlüğe konulan personel yönetmelikleri hükümlerine göre tayin ve tespit edildiği, bu düzenlemelerin ve görülen işin niteliği itibariyle statü hukuku ilke ve unsurlarını taşıdığı ve bu nedenle taraflar arasındaki ilişkinin hizmet aktine değil, statü hukukuna dayanmakta olduğundan davaya bakmak iş mahkemesinin görevi dışında olduğu..." şeklindedir.

KONUNUN İNCELENMESİ İlgili Yasalar ve Diğer Düzenlemeler

İlgili yasalar konusuna girmeden önce, bir hususun hemen açıklanmasında yarar vardır. İçtihat aykırılığını oluşturan kararlarda 2834 ve 1581 sayılı Yasalar hükümlerinden söz edilmekte olup bunlardan 2834 sayılı Yasa, önce 238 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve daha sonra 3186 sayılı Yasayla; 1581 sayılı Yasa da, 3223 sayılı Yasa ile değiştirilmiş ise de, içtihat aykırılığını oluşturan kararlar açısından ve konu bakımından bu yasalara esası etkileyecek yenilikler getirilmemiş ve dolayısıyla yasa değişiklikleri, uyuşmazlık konusunu çözümlememiştir. Tarım Satış Kooperatifleri ile Tarım Kredi Kooperatifleri Yasaları ve bunlara göre çıkarılan ana sözleşmeler ve personel yönetmelikleri arasında konumuza giren hususlar bakımından tam bir paralellik mevcuttur. O nedenle, bu yasalardan biri ile ilgili açıklama ve görüş diğeri yönünden de genellikle geçerli olacaktır.

Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Hakkında Kanımla İlgili Genel Açıklama

3186 sayılı Kanunun 1. maddesine göre; üreticiler, karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle faaliyetleri ile ilgili ihtiyaçlarını sağlamak, ürünlerini daha iyi satarak değerlendirmek ve ekonomik faaliyetlerini korumak amacıyla aralarında tüzel kişiliği olan Tarım Satış Kooperatifleri kurabilirler. Aynı maddeye göre, kooperatifler bir araya gelerek Tarım Satış Kooperatifleri Birliği kurabilirler. Kanunun. 3. maddesine göre de; kooperatif ve birlikler, noterlikçe onaylı ana sözleşmelerinin. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nca onaylanmasından sonra, ticaret siciline tescil ve usulünce ilan edilmekle tüzel kişilik kazanırlar. Yasanın 5. maddesinde; kooperatif ve birliklerin çalışma konularını düzenlerken, ortakların, yani üreticilerin ürünlerinin daha iyi şartlarla değerlendirilmesi ve bunların tarımsal faaliyetleri ile ilgili ihtiyaçlarının karşılanması ön planda tutulmuştur. Yasanın kooperatif ve birliklerin sermayelerini düzenleyen 5. maddesine göre, kooperatifin sermayesi, ortak olan üreticilerin; birliklerin sermayeleri de, ortak kooperatiflerin sermaye paylarından oluşur.

Birliklerin yönetimine ilişkin 8, 9 ve 10. maddeler, bu kuruluşların esas itibariyle ortaklarının oluşturduğu organlarca yönetileceğini hükme bağlamıştır. Böylece, kooperatif ve birliklerin yukarıda belirtilen kuruluş ve niteliklerine göre özel hukuk tüzel kişileri oldukları açıkça anlaşılmaktadır.

Tarım Satış ve Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Hakkındaki Yasalara göre, bu yasalar uyarınca çıkarılan ana sözleşmelerde açıklık bulunmayan hallerde 1163 sayılı Kooperatifler Yasasının; 3186 sayılı Yasanın 28. maddesinde de, ayrıca Türk Ticaret Yasasının anonim şirketlerle ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

Yasaya göre, birlik genel müdürü, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın önerisi ile ortak kararname ile atanmaktadır. Kooperatif ve birliklerde genel müdür yardımcısı, müdür ve imzaya yetkili diğer personel ise, genel müdürün teklifi, ilgili kooperatif veya birlik yönetim kurulu kararı ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın onayı ile atanır. Görülüyor ki, birlik genel müdürü dışında kalan idareci personel ilgili kooperatif veya birlik yönetim kurulunun kararı ile atanmakta, ancak bu atamanın yürürlüğe girip hüküm ifade etmesi için Bakanlığın onayı gerekmektedir. Böylece merkezi idare, kendine yasa ile sağladığı vesayet yetkisine dayanarak bu kuruluşların yönetiminde etkili olmak için kadrolu personelin atanmasında onay mercii görevini üstlenmiş bulunmaktadır.

Dokuzuncu Hukuk Dairesi'nin yukarıda özetlenen kararında, iş mahkemesinin görevli olmadığı belirtilerek görevsizlik kararı verilmesi gereğine değinildiği halde, görevli mahkeme açıklanmamıştır. Kararda, yasa ve yönetmelik hükümlerinin uyuşmazlık konusuna uygulanması gerektiği için, davacı genel müdür yardımcısı ile davalı işveren birlik arasındaki ilişkinin hizmet aktine değil de, statü hukukuna tabi olduğu vurgulandığına göre, uyuşmazlığın idari nitelikte olduğu ve bu nedenle görevli yargı merciinin (idare mahkemeleri) bulunduğunun kastedildiği sonucuna varılmalıdır. Statü hukuku hizmet akti ayrımına dayanan ve yasa ile yasaya göre çıkarılan yönetmeliğe göre atama yapıldığından sözeden göreve ilişkin bozma kararı karşısında başka bir sonuca varmak mümkün görülmemiştir. Nitekim, Dairenin çoğunluk görüşüne katılmayan Üyeler de Daire görüşünü bu şekilde anlayarak, karşı görüşlerini belirtmiş bulunmaktadırlar. Bu duruma göre, kooperatif ve birliklerin daimi kadrolarında bulunan ve atanmaları merkezi idarenin onayına tabi olan personelin kamu görevlisi olup olmadıkları ve bağlı oldukları statünün hizmet sözleşmesi mi, yoksa idari işlem mi olduğu hususlarının ilgili mevzuat yönünden incelenmesinde yarar vardır.

1- Anayasa Yönünden

Anayasa'nın 128. maddesinin 1. fıkrası şöyledir: "Devletin kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eli ile görülür. Aynı maddenin 2. fıkrası ise; memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri haklan ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceğini hükme bağlamıştır.

Anayasanın bu hükümlerine göre, memur ve kamu görevlisi, Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin veya diğer kamu tüzel kişilerinin yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerini yerine getirmekle görevli kişidir. Anayasanın 123. maddesinin 3. fıkrası gereğince, kamu tüzel kişiliği ancak yasayla veya yasanın açıkça verdiği yetkiye dayanılarak, bir Devlet organı veya diğer bir kamu tüzel kişisi tarafından kurulabileceğine göre, tarımsal faaliyetlerde bulunan yurttaşlar tarafından kurulup, ticaret siciline tescil ve ilan ile tüzel kişilik kazanan kooperatif ve birliklerin kamu tüzel kişisi olmadıkları, bu kuruluşlarda çalışan personelin Devlet memuru veya kamu görevlisi olmadıkları ve yaptıkları işin bir kamu görevi bulunmadığı açıktır.

2- Devlet Memurları Kanunu Yönünden

Devlet Memurları Kanununa göre; memur, kuruluş biçimine bakılmaksızın Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri eli ile genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetinin ifası ile görevlendirilen kişidir. Görülüyor ki, bu tanımda da ağırlık, Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri tarafından yürütülen kamu hizmetleri üzerinde toplanmaktadır. Görevin Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri için görülüyor olması, görevin yapıldığı kuruluşun Devlet veya diğer kamu tüzel kişisi bulunması asli şartlardandır. 15.5.1975 gün ve 1897 sayılı Kanunun 5. maddesi, hangi kurumların Devlete verilmiş asli ve sürekli bir kamu hizmetini, genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları hususunu tespit görevini, kurulacak bir komisyona vermiştir. Çalışma ve Maliye Bakanlıkları ile Devlet Planlama temsilcilerinden oluşan bu komisyonun yapacağı önerinin, Bakanlar Kurulu'nca onaylanması anılan yasada öngörülmüştür. Bu yasa hükmüne göre kurulan komisyon raporu, Bakanlar Kurulu'nca onaylanıp, 28 Kasım 1975 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Bu kararın eki bulunan listelerde, Tarım Satış ve Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birliklerine yer verilmemiştir. Şu halde, bu kooperatif ve birliklerde çalışanlar Bakanlık onayı ile ya da doğrudan doğruya Bakanlık veya Bakanlar Kurulunca atanmış olsalar bile, memur statüsünde değildirler.

3- Tarım Kredi ve Tarım Satış Kooperatifleri Yasaları İle İlgili Mevzuat Yönünden

Yukarıda da kısaca değinilmiş olduğu üzere, kooperatiflerin kuruluş amacı, bu konuda en yeni yasa olan (Tarım Satış Kooperatifleri ve Birliklerinin Kuruluşu) Hakkındaki 3186 sayılı Yasanın 1. maddesinde şöyle ifade edilmiştir: "Üreticiler, karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle mesleki faaliyetleri ile ilgili ihtiyaçlarını sağlamak, ürünlerini daha iyi şartlarda değerlendirmek ve ekonomik yararlarını korumak amacıyla aralarında sınırlı sorumlu değişik sayıda ortaklı ve değişir sermayeli, tüzel kişiliği haiz kooperatifler kurabilirler". Görülüyor ki, kooperatiften amaç, belli bir yöredeki üreticinin kişisel yaran olup, sermayesi üreticinin kesesinden çıkacak ve en önemlisi, kooperatif bu kişiler tarafından kurulacaktır. Bu hükme göre kooperatif, Anayasanın 123. maddesinin son fıkrasındaki "Kamu tüzel kişiliği ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur" biçimindeki hükümden kaynaklanan bir kuruluş olmadığı gibi, Anayasanın 128. maddesinde memur ve diğer kamu görevlilerinin hizmet yaptığı yerler olan Devlet, kamu iktisadi teşebbüsü ya da diğer bir kamu tüzel kişisi değildir.

Sözü edilen yasanın "Müdürlük-Genel Müdürlük" başlıklı 11. maddesi konumuz bakımından önemlidir. Madde şöyledir:

"Kooperatif ve birliklerde işler, kanun, anasözleşme, diğer mevzuat hükümleri ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın ve üst kuruluşun talimatları, genel kurulun ve yönetim kurulu kararlarına uygun olarak kooperatiflerde müdürlük, birliklerde genel müdürlük tarafından yürütülür.

Birliklere bağlı kooperatiflerde müdür ve imzaya yetkili diğer personel genel müdürün teklifi ve birlik yönetim kurulunun kararı ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın onayı ile atanır.

Birliklerde; genel müdür Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın önerisi üzerine ortak kararname ile, genel müdür yardımcıları ve imzaya yetkili personel genel müdürün teklifi, yönetim kurulunun kararı ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın onayı ile atanır.

Görevden alınmalarda, atamalardaki usûl ve esaslar uygulanır.

Genel müdür ve yardımcılarının yüksek öğrenimli, ekonomi ve kooperatifçilik konularında yeterli tecrübeye sahip bulunmaları şarttır.

Kooperatif ve birliklerin genel müdür dışındaki personeli için tayin, nakil ve görevden çıkarma gibi esaslar, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nca hazırlanarak yürürlüğe konulacak bir yönetmelikte ayrıca gösterilir."

Yukarıda da belirtildiği üzere, atamayı yapan kuruluş bir kamu kuruluşu olmadığı gibi, yapılan iş de bir kamu görevi değildir. Kaldı ki, atanacak kişi maaş ve ödeneklerini ve her türlü özlük haklarını ancak kooperatife veya birliğe karşı ileri sürebileceğine göre, "Atama" sözcüğüne idare hukuku kapsamında bir anlam vermek doğru olmayacaktır. Ticaret Bakanlığı'nın onayının ise, yine biraz önce belirtildiği üzere bir vesayet yetkisinin kullanılmasından başka bir anlamda olmadığı açıktır.

4- Anasözleşmeler ve Personel Yönetmeliği Bakımından

3186 sayılı Yasanın geçici 2. maddesine göre, Bakanlar Kurulu'nca onaylanarak yürürlüğe konulan örnek kooperatif ve birlik anasözleşmeleri, 8 Mayıs 1985 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanmış olup, konumuzla ilgili hükümleri 2834 sayılı Yasaya göre yürürlüğe konulan tip sözleşmelerden pek farklı değildir. Tarım Satış Kooperatifleri anasözleşmesinin 40. maddesi ile birlik anasözleşmesinin 38. maddesi, az önce incelediğimiz 3186 sayılı Yasanın personel atamaları ile ilgili 11. maddesindeki hükümlerin tekrarı niteliğindedir. Ancak, sözü edilen 40. madde ile 38. maddenin son fıkralarında yer alan hükme göre, Birlik genel müdürü hariç, imzaya yetkili personel ile diğer personelin tayin, terfi, cezalandırma, nakil ve diğer özlük işlerinin yürütülmesi sırasında Yasanın 11. maddesi uyarınca, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan yönetmelik hükümlerine uyulması zorunludur. Bu yeni yönetmelik henüz hazırlanıp yürürlüğe konulmamıştır. O nedenle her iki anasözleşmenin geçici 5. maddesine göre, yenisi çıkarılıncaya kadar eski yönetmelik hükümleri uygulanacağından, 1.3.1970 tarihi itibariyle yürürlüğe giren "Tarım Sataş Kooperatifleri Birlikleri ile Bu Birliğe Bağlı Kooperatifler, Şubeler ve işletmelerin Daimi Kadro Personeli Yönetmeliği"nin konumuzla ilgili hükümleri halen geçerlidir.

Yönetmelik, daimi kadrolardaki görevleri; a- memurlar, b- hizmetliler, c- teknik personel diye üç ana kategoriye ayırıp, niteliklerini belirledikten sonra, birliklerin genel müdür muavini, teftiş kurulu başkam, müfettişler, müşavirler, birlik şube müdürleri, birlikteki işletme müdürleri, şefler, uzman personel kooperatif müdürleri ve muhasebeciler için görevlerinin gerektirdiği ek nitelikleri düzenlemiştir. Yönetmeliğin 4. maddesi, Birlik genel müdür muavinleri ile birlik adına imzaya yetkili olanların ve kooperatif müdürlerinin atanmalarını hükme bağlamıştır. Bu maddede ayrıca, birlik genel müdürü ile bakanlık murakıbının alacakları ücretlerle yevmiyelerinin Ticaret Bakanlığı'nca saptanacağı hükme bağlanmış, ancak bu kişilerin de yönetmelikle diğer personele tanınan bütün haklardan yararlanacaklarına değinilmiştir.

Yönetmeliğin sonra gelen maddelerinde, personelin ücret kademeleri, terfi esasları ve tazminatlarına ilişkin hükümler yer almıştır. Sözleşmenin 17. maddesi; işten çıkarma tazminatını tanımlamış, daha sonraki maddelerde de bu tazminatın ödenmesine ve miktarlarına ilişkin esaslar getirilmiş, sosyal ve mali haklara yer verilmiştir. 38. madde "Geçici iş görmezlik müddetince ödenecek ücret" başlığını taşımakta olup aynen şöyledir:

Birliklerle kooperatiflerin veya bunlara bağlı teşekküllerin idare ve işletme daimi kadrolarında çalışan personel, İş Kanunu hükümlerine tabi bulunduğundan, geçici iş görmezlik ücreti ödenmez". Bu madde hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, birliklerdeki genel müdür muavini dahil daimi kadrolardaki bütün personel ile kooperatif müdürleri ve diğer yönetici personel İş Kanununa tabi bulunmaktadır.

Yönetmeliğin 92. maddesi ise, yönetmeliği nitelendirme yönünden konumuzla yakından ilgilidir. Madde şöyledir:

"Bu Yönetmelik personelle aktedilmiş olan sözleşme mahiyetinde olup, personelin ayrıca ferdi veya toplu sözleme akdetmesi veya aktedilmiş başka bir sözleşmeye dahil olması halinde, sözleşme süresince bu yönetmelikteki hükümler kendisine tatbik olunmaz."

Görülüyor ki, anasözleşmenin yaptığı yollamayla kooperatif ve birliklerdeki daimi kadrolu tüm personele uygulanan bu yönetmelik bir iş akdi, bir istihdam sözleşmesi niteliğindedir. Yönetmeliğin 91. maddesinin son fıkrası da, yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde İş Kanunu hükümlerinin uygulanacağını belirtmekle, kooperatif ve birliklerdeki personelin statü hukukuna değil, İş Hukukuna tabi kişiler olduklarını ve bunların işverenleri durumundaki kuruluşlarla çıkan uyuşmazlıklarının İş Kanununa göre çözümleneceğini belirlemiştir. Bunun doğal sonucu olarak kadrolu bu personel ile işveren durumundaki kooperatifler arasında çıkan mali ve özlük haklarına ilişkin uyuşmazlıkların iş aktinden kaynaklandığının kabulü gerekmektedir.

3186 sayılı Yasanın 11. maddesinde ve ana mukavelede, birlik genel müdürünün özlük haklarının Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nca karalaştırılacağı belirtilmiş ise de, Yönetmeliğin 4. maddesinin son fıkrasına göre genel müdürler de yönetmelikteki haklardan yararlanmaktadırlar. Örneğin, bu kişiler 15. maddeye göre makam tazminatı, 19. maddeye göre kıdem tazminatı, 29. maddeye göre seyahat yevmiyesi ve sonra gelen maddelere göre tüm sosyal haklardan diğerleri gibi istifade etmektedirler. O halde, Yönetmeliğin yukarıda sözü edilen 92. maddesi, 38. maddesi ile 91. maddesinin son fıkrasının genel müdür hakkında da uygulanması sözkonusudur.

3186 sayılı Yasanın geçici 4. maddesinde, yasanın yayımı tarihinde görevde bulunan bakanlık murakıpları ile bu yasada öngörülen nitelikleri taşımayan birlik genel müdürleri ve genel müdür yardımcılarından durumlarına uygun diğer bir görevde çalışmak istemeyenlerin ihbar ve kıdem tazminatlarının ödenerek birlikle olan ilişkilerinin kesileceğini hükme bağlamakla, bu kişilerin de İş Kanunu ve ilgili mevzuata tabi olduklarını göstermektedir. Şu halde birlik genel müdürleri de, işveren durumunda olan birliklerle aralarında çıkan uyuşmazlıklarda, kooperatif ve birliklerin ve bunlara bağlı kuruluş ve işletmelerin yönetici kadrolarında çalışan diğer personel ile aynı statüye tabidirler.

O halde, bu verilerden hareket edildikte, kooperatif ve birliklerde çalışan personelin 1475 sayılı İş Yasasının 1. maddesinde tanımı yapılmış olan işçi statüsünde olduklarını kabul zorunludur. Gerçekten anılan maddede, "Bir hizmet aktine dayanılarak herhangi bir işte ücret karşılığı çalışan kişiye işçi denir" denilmektedir. Bu tanımdan çıkan öğeler konumuzu oluşturan kooperatif görevlilerine uygulandıkta varılacak sonuç şudur:

3186 sayılı Yasanın 11. maddesinde sözü edilen anasözleşme ile personel yönetmeliği hükümleri uyarınca söz konusu personele uygulanan hükümlere bakıldığında ve özellikle personel yönetmeliğinin yukarıda sözünü ettiğimiz 38 ve 92. maddeleri hatırlandığında, ilgili personel ile işveren durumundaki kooperatif ve birlikler arasında bir iş akdinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bundan başka, ücret ve belli bir işyerine bağlılık gibi diğer öğelerin de mevcut olduğunda tereddüt edilmemesi gerekir. Öte yandan, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Yasasının 1. maddesine göre iş mahkemeleri, İş Yasasına göre işçi sayılan kimselerle, işveren arasında iş akdinden veya İş Yasasına dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuki uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir. Konumuzu oluşturan kooperatif ve birlik görevlilerinin yukarıda sözü edilen işçi tanımı kapsamında olduklarının saptanması halinde, iş mahkemelerinin, içtihatların birleştirilmesine konu olan uyuşmazlıklarda görevli oldukları kabul edilmelidir. Çünkü, uyuşmazlığın iş akdinden kaynaklanıp İş Yasasına dayandığı ve işverenle işçi durumunda olan kişiler arasında olduğu hususları açıklığa kavuşmuş bulunmaktadır.

Nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin. 3 Aralık 1984 günlü Resmi Gazetede yayınlanan 1984/12-3 sayılı ve 8.10.1984 tarihli kararında, uyuşmazlık hakkında iç akdi, toplu sözleşme, anasözleşme ve İş Kanunu hükümleri uygulanması gerektiğine değinilerek, 5521 sayılı Yasa hükümleri uyarınca dava iş mahkemesinde çözümleneceğinden, adli yargı yerinin görevli olduğu belirtilmiştir.

Sonuç: Bütün bu nedenlerden ötürü, Tarım Satış ve Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Hakkındaki Yasalar uyarınca kurulmuş bulunan Kooperatif ve Birliklerin yönetici kadrolarında çalışanların, bu kooperatif ve birliklerle aralarında çıkan ücret, tazminat ve benzeri uyuşmazlıklara bakmaya İş Mahkemelerinin görevli olduklarına, 20.1.1986 gününde üçte ikiyi geçen çoğunlukla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Konu: 3186 ve 2581 sayılı Yasa hükümleri uyarınca kurulmuş bulunan Tarım Satış ve Tarım Kredi Kooperatif ve birliklerinin yönetici kadrolarında çalışan personelin İş Kanununa göre işçi sayılıp sayılmayacaklarına ilişkindir.

Uyuşmazlığın çözümü için önce "işçi" kime denir, bunun tarifini yapmak gerekir.

1475 sayılı İş Kanununun 1. maddesinde işçinin tarifi, "bir hizmet aktine dayanarak herhangi bir içte ücret karşılığı çalışan kişiye işçi..." denir, şeklinde yapılmıştır.

İşin, işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde, işverene bağlılık kuralı çerçevesinde yapılması da esastır.

Hizmet aktini ise, özel hukuk alanında tarafların serbest iradeleriyle oluşan bir akit türüdür, şeklinde tarif etmek mümkündür.

Bu tarif ve tanım ister kamu kesiminde çalışan işçiler için olsun, ister özel kesimde çalışan işçiler için olsun değişmez, aynıdır.

İşçilerin özel hukuku iş hukukudur, özel kanunları da iş kanunudur. Hizmet aktine dayalı bütün hak ve borçlan, sorumlulukları, işten çıkış ve bunun hukuki sonuçlan İş Kanununda gösterilmiştir (Geniş anlamda iş kanunları ve ilgili sair mevzuat).

Bu itibarla, işçiler hakkında bu konularda, İş Kanunları dışında başka özel kanunlarla farklı hükümler getirilemez, sorumlulukları artırılamaz ve kendilerine sorumluluklarını artıran herhangi bir yetki verilemez. İşçinin görevi, sadece verilen işi ihtimamla yapmak; hakkı da, karşılığında tayin edilen ücreti almaktır.

Bu nedenle, özel bir kanunla kurulan bir kuruluşta çalışanlar için şayet o kuruluş kanununda göreve alınmalar, görevden çıkarılmalar ve diğer özlük işleri yönünden özel hükümler getirilmiş, özel yetki ve sorumluluklar verilmiş ise, o kimselere artık işçi denilemeyecektir.

İşte, 3186 ve 2581 sayılı Yasalarla kurulan kooperatif ve birliklerinde yönetici kadrosunda çalışanların durumunu bu açıdan incelemek icab eder kanaatindeyiz.

Her ne kadar, Tarım Satış Kooperatifleri ve Birliklerinin Kuruluşu Hakkındaki 3186 sayılı Kanunun. 1. maddesinde, kooperatiflerin en az on üreticinin; birliğinin de, en az üç Tarım Satış Kooperatifinin bir araya gelmesiyle kurulabileceği belirtilmiş ise de, 9. maddesinde, yönetim kurullarının; kooperatiflerde, kooperatif müdürünün; birliklerde, genel müdürün iştirakiyle oluşacağı ve aynı zamanda birliklerde genel müdürün yönetim kurullarına başkanlık edeceği de öngörülmüş bulunmaktadır. 11. maddesinde ise, genel müdürün Sanayi ve Ticaret Bakanı'nın önerisi üzerine ortak kararname ile, genel müdür yardımcıları ve imzaya yetkili personel ile kooperatif müdürlerinin, genel müdürün teklifi ve birlik yönetim kurulunun kararı ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın onayı ile atanacağı ve görevden alınmalarda, atama usul ve esaslarının uygulanacağı yazılıdır.

Görülüyor ki, söz konusu atama yolu ile Devlet, yönetime iştirak etmek istemiş, bu suretle Anayasanın 171. maddesinin anlamı ve 2680 sayılı "Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kuruluş, Görev ve Yetkilerinin Düzenlenmesi ile ilgili Yetki Kanunu"nun 3/h maddesinde yer alan "Tarım Satış ve Tarım Kredi Kooperatifleri ile bunların birliklerinin kuruluşu, organlarının teşkili, görev ve yetkileri ile işleyişleri gibi hususların yeniden düzenlenmesinde, hizmetin gerekliliği, ülke ekonomisine yararlılık ve verimlilik esasları dikkate alınır" şeklindeki gerekçenin esprisi içinde kamu hukukunun etkinliğini sağlamış, böylece kamu ve özel hukuk ortaklığı bir yönetim biçimi vücuda getirilmiştir.

Ancak, bu kuruluşa bir kamu iktisadi teşebbüsüdür demek doğru olmaz, fakat tam bir özel hukuk tüzel kişisi de denilemez. Özel Kanununa göre kurulmuş, kamu ve özel hukuk karışımı bir kuruluş olarak nitelemek yerinde olur.

Bu oluşum biçimi itibariyle; sözü edilen personel ile, yönetim arasındaki hukuki ilişkiyi, demokratik yoldan iş başına gelmiş bir yönetimin kendi serbest iradesiyle gerçekleştirdiği bir hizmet akti ilişkisi olarak kabulü bizce isabetli olamaz.

Bundan başka yine 11. maddenin son fıkrasında, genel müdür dışındaki personelin tayin, nakil ve görevden çıkarılma gibi esasların, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nda hazırlanarak yürürlüğe konulacak bir yönetmelikte ayrıca gösterileceği belirtilmiş ve buradaki personel için de uygulanacak olan 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 62. maddesinin son fıkrasında; kooperatif memurlarının kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumlu olacakları ve bunların suç teşkil eden fiil ve hareketlerinden ve özellikle kooperatifin para ve mallan, bilanço tutanak, rapor ve başka evrak defter ve belgeleri üzerinde işledikleri suçlardan dolayı "Devlet memurları" gibi ceza görecekleri, hükmüne yer verilmiştir. İşçinin "Devlet memuru" gibi cezalandırılamayacağı, kendilerine böyle cezayı gerektirecek şekilde bir yetki ve sorumluluk verilemeyeceği görüşündeyiz.

Buradaki yönetmeliğin bir iç yönetmelik olmadığı, Anayasanın 124. maddesinde ve kanunlarda yer alan, bu nedenle uyulması ve uygulanması zorunlu bulunan yönetmeliklerden olduğu da muhakkaktır. Böyle olunca, adı geçen personele uygulanacak mevzuat, 3186 sayılı Kanun ve bu kanuna göre çıkarılan yönetmelik hükümleri olup, İş Kanunu hükümlerinin uygulama yeri olmayacaktır. İlgili yasada sözü edilen ana sözleşme yönünden de aynı sözler geçerlidir. 3186 sayılı Yasanın "uygulanacak hükümler" başlığını taşıyan 28. maddesinin, "bu kanun ve ana sözleşmelerde açıklık bulunmayan hususlar için sırasıyla 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun anonim şirketlerle ilgili hükümleri uygulanır" şeklindeki ifadesiyle de, bu personele uygulanacak kanunlar açıklığa kavuşturulmuş bulunmaktadır.

Bu durumda, sözü edilen personeli işçi olarak kabul etmek olanağı yoktur. Bunlar, Anayasa'nın 128. maddesinde yazılı memurlardan ve diğer kamu görevlilerinden de değildir. Ancak, özel kanunlarındaki hükümlere göre hukuki ilişki kurulmuş ve haklarında özel kanunlarındaki hükümlerin uygulanacağı kişiler olup, konuyla ilgili uyuşmazlıklarda genel mahkemelerin görevli olacağı kanaatindeyiz.

Söz konusu personel dışında bu kuruluşta çalışan işçiler yönünden ise, İş Kanunlarının uygulanacağı kuşkusuzdur.

Aynı görüş, 2581 sayılı Kanunla kurulan Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri için de söz konusudur.

Sonuç olarak; 3186 ve 2581 sayılı Yasa hükümleri uyarınca kurulmuş bulunan Tarım Satış ve Tarım Kredi Kooperatif ve Birliklerinin yönetici kadrolarında çalışan personelin İş Kanununa göre işçi sayılamayacakları, bunların ücret ve görevden çıkarılma tazminatı gibi haklarıyla ilgili olarak yönetimle aralarında çıkan uyuşmazlıklara bakmaya iş mahkemelerinin değil, genel mahkemelerin görevli olacağı kanaatiyle, daha çok Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesi'nin önceki kararlarının lafzından ve bu personeli işçi sayan Yargıtay kararlarına paralel olarak yönetmeliğe konulmuş bulunan hükümlerden hareketle, bu personeli işçi sayan ve uyuşmazlıklarda iş mahkemelerinin görevli olduğunu kabul eden Çoğunluk görüşünden ayrılıyoruz.

KARŞI OY YAZISI

Kararın başında açıklanan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Dokuzuncu Hukuk Dairesi kararlan, Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri Genel Müdürü ve Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdürleri hakkında değildir. Daha açık bir ifade ile bu kooperatif birlikleri genel müdürlerinin statüleri hakkında bir içtihat uyuşmazlığı yoktur. Yüksek Yargıtay Büyük Genel Kurulu başvurunun kapsamı dışına çıkarak karar veremez.

Büyük Genel Kurul, Yargıtay Kanununun 45/son maddesi gereğince ancak; "Genel Kurulların veya Dairelerin kararlarındaki GEREKÇE ve GÖRÜŞLERLE BAĞLI OLMAKSIZIN sonucu başka bir görüşle karara bağlayabilir". Bu genel müdürlerin durumunu da kapsar nitelikte karar oluşturulmasına katılmadığımız gibi, yürürlükte olan kanunlara göre bu genel müdürler; Sanayi ve Ticaret Bakanının, yahut Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanının teklifi üzerine Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ilgili Bakanın imzalan ile oluşan ortak kararname ile atandıklarından, özlük haklan da ilgili Bakanlıkça karalaştırılıp Emekli Sandığı'nı ilgilendirdiklerinden, işçi niteliğinde kabulleri ile davalarında iş mahkemelerinin yetkili olduğu yönündeki düşüncelerle bu kişiler bakımından katılamıyoruz.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA