kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

İçtihatları Birleştirme BGK 1982/1 E, 1982/1 K.

"İçtihat Metni"

Yargıtay Beşinci Hukuk Dairesi Başkanlığı tarafından Yargıtay Birinci Başkanlığı’na sunulan 15.2.1982 gün ve 47 sayılı yazı ile buna ekli aynı Dairenin 15.2.1982 günlü kararında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.11.1981 gün, 1979/1-228/758 ve Birinci Hukuk Dairesi’nin 3.3.1978 gün, 1997/2342 sayılı kararlan ile Beşinci Hukuk Dairesi’nin 25.9.1981 gün ve 2445/9174 sayılı kararlan arasında aykırılık bulunduğu belirtilerek 1730 sayılı Yargıtay Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca bu aykırılığın içtihadı birleştirme yoluyla giderilmesi istenmiştir.

Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca kararlar arasında aykırılığın varlığı üçte ikiyi aşan çoğunlukla saptandıktan sonra işin esası görüşüldü:

Hukuk Genel Kurulu ile Birinci Hukuk Dairesi’nin kararlarında, 4753 sayılı Kanun 1757 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırıldıktan sonra, daha önce 4753 sayılı Kanuna göre kendisine toprak verilmiş olan kişilerin aynı Kanunun 57 ve 58. maddelerinde yer alan kısıtlamalara aykırı davranması halinde Hazine’nin geri alma davası açabileceği kabul edildiği halde, Beşinci Hukuk Dairesi’nin kararında aksi görüşün benimsendiği görülmüştür.

Beşinci Hukuk Dairesi, içtihadı birleştirmeye konu olan ilâmlarında ve Beşinci Hukuk Dairesi’nin görüşünü paylaşan Üyeler tarafından görüşmeler sırasında; 1757 sayılı Kanun Anayasa Mahkemesi’nce iptâl edilmekle bu kanunla kaldırılan 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanununun yeniden yürürlüğe girmeyeceği için artık 4753 sayılı Kanunun 57 ve 58. maddelerinde yer alan kısıtlamaların da kalkmış olacağı ve bu nedenle toprak sahibinin kısıtlama süresi içinde de taşınmazı satma ya da ortakçı ile işletmek gibi yetkilere sahip bulunacağı düşüncesi ileri sürülmüştür.

Anayasa Mahkemesi tarafından 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanunu iptâl edildikten sonra 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanununun yeniden yürürlüğe giremeyeceği görüşü Yargıtay’ın yerleşmiş içtihadına uygundur. Esasen soruna, ne Birinci Hukuk Dairesi ne de Hukuk Genel Kurulu bu açıdan yaklaşmamıştır. Her kanun kural olarak yürürlüğü zamanındaki olaylara uygulanmak ve ilişkileri düzenlemek suretiyle hak ve yetkiler doğurur. Kanun sonradan yürürlükten kalkmış olsa bile hak ve yetkiler hangi nitelikte ve hangi sınırlar içinde doğmuş ise, kendilerim oluşturan kanun hükmüne bağlı olarak o biçimde varlıklarını saklı tutarlar. Kanunun sonradan yürürlükten kalkmış olması doğmuş olan hak ve yükümlülükleri ve yetkileri ortadan kaldırmaz. Sonradan çıkan kanunun, önceki kanuna dayanan hak ve yükümlülükleri açıkça kaldırmış olması, bu kuralın ayrık durumunu oluşturur. Bu itibarla sorunun 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanununun iptâl edilmiş olması açısından değil, bu temel kurallar gözönünde tutularak çözüme bağlanmasında zorunluluk vardır.

4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu hükümlerince Devlet, topraksız çiftçiye dağıttığı toprak üzerinde mülkiyet hakkım kısıtlı olarak tammış ve yanı Kanunun 57 ve 58. maddelerinde yer alan kısıtlamalardan doğan yükümlülüklere uyulması halinde ise geri alma hakkını saklı tutmuştur. O halde, 4753 sayılı Kanunun 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanunu ile kaldırılmış olması, 4753 sayılı Kanunun 57 ve 58. maddelerinde Devlete tanınan hak ve yetkileri ortadan kaldırmaz. Arazi sahibinin mülkiyet hakkı varlığını sürdürüyor ise, onunla birlikte doğan ve mülkiyet hakkının kullanılması ile ilgili olan kısıtlamanın doğurduğu yetkiler de varlığını saklı tutuyor demektir. İşte bu gerekçe ve düşüncelerle Beşinci Hukuk Dairesi’nin görüşü Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Sonuç: 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu hükümlerine göre dağıtılan topraklar üzerindeki mülkiyet hakkının aynı Kanunun 57 ve 58. maddelerinde yer alan kısıtlamaları (takyitleri) bu kanun yürürlükten kalktıktan sonra da varlığını saklı tuttuğuna ve bu nedenle toprak sahibinin kısıtlamalara (takyitlere) aykırı davranması halinde Hazine’nin sözü edilen 57 ve 58. maddeler hükümlerince geri alma davası açabileceğine, 24.5.1982 günlü ilk oturumda üçte ikiyi aşan çoğunlukla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

4753 sâyılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanununun 235. maddesi ile yürürlükten kaldırılarak, 211. maddesinin ilk fıkrası ile, "4753 sayılı Kanun uyarınca dağıtılmış olan topraklar bu kanunun dağıtılan topraklara ilişkin hükümlerine tâbidir" hükmü getirilmiş ve 211/2 ve 234. maddeleri ile de 4753 sayılı Kanunla verilen toprakların ne sebeple ve nasıl geri alınabileceği hususu düzenlenmiş bulunduğuna göre, veriliş amacına uygun şekilde işletilmemesi nedeniyle taşınmazların geri alınmasına ilişkin davaların hukuki dayanağının 211/2 ve 234. maddelerinden ibaret olduğunu kabul zorunludur.

Anayasa’nın 152/3. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi’nin iptâl kararlan geriye yürümeyeceğinden, 1757 sayılı Kanunun 235. maddesiyle ilga edilmiş olan 4753 sayılı Kanunun, 1757 sayılı Kanunun Anayasa Mahkemesi’nce iptâl edilmesi üzerine yeniden yürürlüğe girmesi, diğer bir ifade ile avdet edebilmesi söz konusu olamaz. Öte yandan, Anayasa’nın 152. maddesinin son fıkrasında açıkça belirtildiği üzere iptâl karan, Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idari makamları, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı cihetle, eski olay ve ilişkilere iptâl edilen kanunun hükümlerini uygulayarak uyuşmazlığı çözümlemek de mümkün değildir.

Bu itibarla, yasama organı tarafından bu konuda yeni bir düzenleme getirilinceye kadar halen hukuki dayanaktan yoksun kalan bu tür davalar, (dava tarihinde geri alma koşullan gerçekleşmiş olsa bile) artık dinlenemez. Çoğunluğun yukarda kısaca belirttiğim ilkelere aykırı gördüğüm görüşüne bu nedenle katılamıyorum.

KARŞI VE DEGİŞİK OY

1 - GİRİŞ

Yargısal inançlar arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkları gidermek ve böylece inançları birleştirmek, 1730 sayılı Yargıtay Yasası madde 17 ve 18 ile öngörülmüştür inançları birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine ise Birinci Başkanlık Divanı karar verir (m. 20).

II - DIVAN KARARI

Yargıtay Birinci Başkanlık Divanı’nca alınan 25.2.1982 gün, ’ 20 sayılı kararda şöyle denilmektedir: "1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanununun Anayasa Mahkemesi tarafından iptâl edilmesinden sonra bu kanunla kaldırılmış olan 4753 sayılı Kanunun 57. maddesine dayanılarak açılan tapu iptâli ve geri alma davalarının görülmesinde Hukuk Genel Kurulu ve Birinci Hukuk Daireleri ile Beşinci Hukuk Dairesi kararlan arasında aykırılık bulunduğu ve bu aykırılığın giderilmesi için içtihadı birleştirme yoluna gidilmesine Beşinci Hukuk Dairesi’nin 15.2.1982 günlü kararı ile karar verildiği Beşinci Hukuk Dairesi Başkanlığı’nın 15.2.1982 gün ve 47 sayılı yazılarından anlaşılmıştır. Yukarıda açıklanan duruma göre 1730 sayılı Yargıtay Kanununun 20/1. maddesi uyarınca içtihat aykırılığının, içtihadı birleştirme yoluyla Büyük Genel Kurul’da çözülmesi gerektiği" belirlenmiştir.

Görülüyor ki Divan kararı, inançları birleştirme yoluna gitmeyi gerektiren uyuşmazlığın yürürlükten kaldırılmış olan 4753 sayılı Yasanın 57. maddesiyle ilgili bulunduğuna ilişkin olup bu yönden her hangi bir duraksama asla söz konusu değildir.

III - İLGİLİ YARGISAL İNANÇLAR

Yargıtay Birinci Başkanlığı’nca dağıtılan 24.5.1982 Pazartesi, saat 9.30 ile ilgili gündem ve eklerine göre; inançları birleştirme yoluna gidilmesinde zorunluluk olduğu, Beşinci Hukuk Dairesi Başkanlığı’nın 15.2.1982 gün, 47 sayılı yazısı ile Birinci Başkanlığa bildirilmiştir. Bu yazıda sözü edilen Beşinci Hukuk Dairesi’nin 15.2.1982 günlü kararında, Birinci Hukuk Dairesi’nin kararının günü ve sayısı belirtilmiş değildir. Durum böyle olmasına karşın bu inançları birleştirme kararının girişinde Birinci Hukuk Dairesi’nin 3.3.1978 gün ve 1997/2342 sayılı kararından sözedilmesinin gerçekle bağdaşmamasının ötesinde "Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca kararlar arasında aykırılık" saptandığına ilişkin açıklama da bu yönden dayanaksız kalmaktadır. Dağıtılan gündeme ekli ve uyuşmazlık yaratan Birinci Hukuk Dairesi’nin kararı, 5.12.1980 gün, 15063/15073 sayılıdır. Bu inançları birleştirme kararının girişinde sözü edilen karar ise, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.11.1981 gün, 228/758 sayılı kararında ele alınan ve yerel mahkemelerce direnilen Birinci Hukuk Dairesi’nin 3.3.1978 gün, 1997/2342 sayılı kararıdır.

1-Birinci Hukuk Dairesi Kararı

Bu Özel Dairenin 5.12.1980 gün, 15063/15073 sayılı kararında şöyle denilmektedir: "Davalıya 4753 sayılı Yasa uyarınca 1950 yılında tahsis ve temlik olunan dava konusu taşınmazı davalının 1960 yılında haricen satıp üçüncü şahıslara devrettiği saptandığına ve böylece geri alma koşullan oluştuğuna göre, yazılı şekilde dava kabul olunarak davalı tapusunun iptâli ile davacı Hazine üzerine tesciline karar verilmesinde isabetsizlik yoktur."

Besbelli ki, bu yargısal inancın konusu somut olayda; 4753 sayılı Yasanın yürürlüğü sırasında 57. madde uyarınca "tapu iptâli ve geri alma" koşullan oluşmuştur.

2-Beşinci Hukuk Dairesi Kararı

Bu Özel Dairenin 25.9.1981 gün, 4245/9174 sayılı (ki, inançları birleştirme kararının girişinde 4245 rakamı yerine yanlışlıkla 2445 diye yazılmıştır) kararında ise şöyle denilmektedir: "19.7.1973 gününde yürürlüğe girmiş olan 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanununun 235/A maddesine göre (4753 sayılı Kanunun bütün ek ve değişiklikleri ile birlikte kaldırılmış) ayrıca 1757 sayılı Kanun Anayasa Mahkemesi’nin 17.10.1976 günlü, 42/48 sayılı kararı ile iptâl edilmiş olduğundan ve sözü geçen kararda verilen bir yıllık süre içinde bu konuda yeni bir yasa da çıkarılmadığından ve bu durumda Hukuk Genel Kurulu’nun 18.5.1977 günlü ve 14-1960/489 sayılı kararında belirtildiği üzere 4753 sayılı Yasa hükümleri kendiliğinden yürürlüğe girmeyeceğinden ve karar tarihinde yürürlükte olmayan bir yasanın hükümlerine tutunarak karar verilemeyeceğinden 4753 sayılı Yasaya dayanılarak açılan davanın kabul edilmesine olanak yoktur..."

Görülüyor ki; bu Özel Daire, yasanın karar gününde yürürlükten kalkmasını inancına temel almış ve böylece yürürlükte olmayan bir yasa hükmüne tutunarak karar verilemeyeceğini belirtmiştir.

3 - Hukuk Genel Kurulu Kararı

Yargıtay Birinci Hukuk Dairesi’nin 3.3.1978 gün, 1978/1997-2342 sayılı, "4753 sayılı Yasaya göre üç parça taşınmazın geri alınması istenmiştir. Bunlardan Çavdar Mevkiinde iki taşınmazla ilgili isteğin kabulünü haklı gösteren yasal koşulların (4753 sayılı Yasa m. 57) gerçekleştiği tespit edilmeden, davanın kabulü" doğru değildir yolundaki bozma ilâmına yerel mahkemece direnilmesi ve davalılar vekilinin temyizi üzerine verilen Hukuk Genel Kurulu’nun 25.11.1981 gün, 228/758 sayılı kararında şöyle denilmektedir: "Tarafların iddia ve savunmalarına, dosyadaki belgelere, Özel Daire bozma ilâmında gösterilen gerektirici nedenlere ve özellikle bu davanın açıldığı tarihte davacının geri alma hakkının gerçekleşmiş olması halinde, sonradan davanın kaynaklandığı yasanın Anayasa Mahkemesi’nce iptâl edilmesinin gerçekleşen dava hakkını ortadan kaldırmayacağına, zira hak doğduktan sonra davanın geç açılmasının sonucu etkilemeyeceğine ve her dava açıldığı gündeki hukuki duruma göre çözülmesi gerektiğine göre, Özel Daire bozma ilâmına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır, bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır."

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bozmaya uyulması gerektiğim belirttiği için, iki taşınmazla ilgili davanın reddi sözkonusu olmaktadır. Dava hakkının varlığı yönünden mahkeme ile özel daire arasında bir uyuşmazlık bulunmadığına göre, yan gerekçenin belirtilmesine asla gereksinim yoktur. Çünkü, Özel Daire iki parça taşınmazla ilgili olarak "tapu iptâl ve geri alma" koşullarının oluşmadığını bildirmiş ve hükmü bu yönden bozmuştur. Yerel mahkeme ise oluştuğunu belirtmiş ve eski kararında direnmiştir. Ne var ki, Hukuk Genel Kurulu bozmanın yerinde olduğunu vurgulamıştır. Dava, 4753 sayılı Yasadan kaynaklandığı halde Genel Kurul kararında, Anayasa Mahkemesi’nce 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Yasasının iptâl edildiğinden sözedilmesinde yerindelik bulunmadığı besbellidir.

IV - YARGISAL İNANÇLAR ARASINDAKİ KARŞITLIK

Yukarıda açıklık ve seçiklikle gözler önüne serildiği üzere yalnızca Birinci Hukuk Dairesiyle Beşinci Hukuk Dairesi’nin kararlan arasında giderilmesi gereken bir karşıtlık, bir uyuşmazlık vardır.

V - TAPU İPTALİ VE GERİ ALMA KOŞULLARININ OLUŞMASI

Önemle vurgulayalım ki, her olaya bağlanan hukuksal sonuçların, o olayın meydana geldiği günde yürürlükte bulunan yasa hükümleri uyarınca belirlenmesi gerekir. Bir yasa sonradan yürürlükten kaldırılsa bile, eğer gerçekleşen olaya bağlanan hukuksal sonuçlar, o yasanın yürürlükte bulunduğu sırada oluşmuşsa, işte bu durumda uyuşmazlık, sonradan yürürlükten kaldırılmış olan yasa hükümleri çerçevesinde çözüme bağlanır. Yurttaşlık Yasasına ilişkin yürürlük ve Uygulama Yasası madde 1, bu yargıyı apaçık doğrulamaktadır. Öyleyse, 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Yasası (m. 235/a) ile yürürlükten kaldırılan 4753 sayılı Yasada yer alan 57. maddenin, az önce sözü edilen 1757 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 19.7.1973 gününe değin oluşan ve sonuçları gerçekleşen olaylara da uygulanacağında asla duraksamaya yer yoktur.

Anayasa Mahkemesi’nce iptâl edilen 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Yasasının 211. maddesi hükmü de gözetilince, iptâl kararıyla belirlenen bir yıllık süre içinde yeni bir yasanın çıkarılmamasından ötürü, 1757 sayılı Yasa 10.5.1978 gününde yürürlükten kalkmış ve böylece varlığını yitirmiş bulunduğundan, yalnızca 10.5.1978 gününe değil "tapu iptâl ve geri alma" koşullan oluşmuşsa, işte bu durumda da 4753 sayılı Yasanın 57. maddesinin uygulanacağı çok belirgindir.

Şu durum karşısında, bu anlatılanlarla sınırlı olarak Hazine’ce 4753 sayılı Yasanın 57. maddesi uyarınca "tapu iptâl ve geri alma" davasının açılabileceğini kabul etmek gerekir.

VI - GERÇEKTEN SAPMA

Bu inançları birleştirme kararının kimi yerlerinin gerçek durumla bağdaşmadığını belirtmek, kutsal görevimin ve aydın onurumun gereğinden sayarım. Şöyle ki; yukarıda da apaçık saptandığı üzere inançları birleştirmenin konusu, yalnızca 4753 sayılı Yasanın 57. maddesine dayanarak "tapu iptâli ve geri alma" davası açılıp açılmayacağının belirlenmesine ilişkin idi. Büyük Genel Kurulca da, yargısal inançlar arasında görülen karşıtlık, yalnızca 57. maddeyle ilgili bulunuyordu. Nitekim, görüşmeler sırasında Yedinci Hukuk Dairesi Başkanı’nın açıklaması üzerine, Büyük Genel Kurula başkanlık eden Birinci Başkan da, 25 yıllık "takyit" süresinin, inançları birleştirme konusu dışında olduğunu açıklık ve seçiklikle vurgulamış idi. Yineleyerek belirtelim ki, Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun önüne gelen ve gündemi oluşturan sorun, yalnızca 4753 sayılı Yasanın 57. maddesine dayanarak Hazine’nin "tapu iptâli ve geri alma" davasını açıp açamayacağına" ilişkin idi. Tartışmalar da bu madde açısından yapılmış ve konu 57. madde yönünden ve de Hazine’nin "dava açıp açamayacağı" biçimde oylanmış, böylece bir sonuca varılmış idi. Şu durum karşısında 4753 sayılı Yasanın 58. maddesinin de inaçları birleştirme kararının kapsamına sokulmasının, gerekçe ve sonuç içinde gösterilmesinin, gerçek durumla asla bağdaşmadığım dile getirmek kaçınılmaz olmuştur. Tüm bu açıklamalara göre, inançları birleştirme kararına geçirilen 4753 sayılı Yasanın 58. maddesine yönelik düşünceler yokluk anlatır ve hukuksal yönden hiç bir değer taşımaz. O nedenle de bağlayıcı güçten tamamen yoksundur.

Bunun gibi "...aynı Kanunun 57 ve 58. maddelerinde yer alan kısıtlamaları (takyitleri), bu kanun yürürlükten kalktıktan sonra da varlığını aklı tuttuğuna" ilişkin açıklamalar, yalnızca Hazine’nin 57. maddeye dayanan "tapu iptâli ve geri alma" davası açılması ile sınırlı inançları birleştirmenin ve görüşmelerin ve de oylamanın dışında kalmakta olup o nedenle gerçekle bağdaşmamaktadır. Öyleyse, yokluk anlatan ve inançları birleştirme kararında yer alan bu açıklamanın bağlayıcı gücü yoktur.

VII -SONUÇ

Yukarıdan beri sıralanan bilgilerin ışığında belirtmek gerekirse; 4753 sayılı Yasa, 1757 sayılı Yasa ile yürürlükten kalkmış, varlığını yitirmiştir. Öyleyse, o yasada yer alan hak ve yükümlülüklerin bugün bile varlığını koruduğu yollu düşüncenin ne mantıksal ve ne de hukuksal temeli bulunmaktadır. 4753 sayılı Yasanın yürürlükten kalktığı günden ve öte yandan 1757 sayılı Yasanın yürürlükten kalkmış olduğu günden sonra 57 ve 58. maddeyi ayakta tutmak olanaklı değildir. Gerçekte de, belirlenen günlerden sonra "tapu iptâli ve geri alma" koşullarının oluştuğunu, deyim yerinde ise ölen, varlığını yitiren 57 ve 58. maddelere göre saptamak demek, bu yasa hükümlerini yürürlükte tutmak anlamına gelir ki, böylece Yargıtay yasa koyucunun yetki alanına el atmış olur. "Yetki gaspının" ise, hukukumuzda asla yeri yoktur. Anayasa Mahkemesi’nce bir yıl içinde yem bir yasa çıkarması olanağı kendisine tanınan yasa koyucunun bu süre içinde yasa çıkarmaması, yargı erkinin onun yerine geçip ölen, varlığını yitiren yasa hükümlerine yürürlük tanımasına bir hak, bir yetki vermez. Burada, Anayasa’da yer alan güçler ayırımı asla gözardı edilemez.

Şu yöne de değinmekte açıkça yarar ve üstelik zorunluluk vardır: Aralarında karşıtlık olduğu sonucuna varılan inançların konusunu oluşturan davalar 1757 sayılı Yasanın iptâlinden ve yürürlükten kalkmasından önce açılmıştır. Böylece "iptâl ve geri alma" koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği olmuş bitmiş olaylar yönünden tartışma konusu yapılmıştır. O nedenle birleştirilecek inançların kapsadığı somut olaylar bir yana itilerek, eş deyişle soyutlanarak, inançların birleştirilmesi yoluna gidilemez ileride, yürürlükten kalkmış yasa hükümlerine tutunarak "tapu iptâl ve geri alma" koşullarının oluştuğunun saptanacağı yolundaki düşünce, hukuksal dayanaktan yoksundur.

Yineleyerek vurgulayalım ki, Büyük Genel Kurul’ca aralarında karşıtlık bulunduğu sonucuna varılan Birinci Hukuk Dairesi’nin 5.12.1980 gün, 15063/15073 sayılı ilâmının konusu somut olayda, Hazine’nin "iptâl ve geri alma" koşullarının 1960’da oluşmasından ötürü 4753 sayılı Yasanın 57. maddesine işlerlik tanınmıştır. Beşinci Hukuk Dairesi’nin 25.9.1981 gün, 4245/9174 sayılı ilâmının konusu somut olayda davanın açıldığı günde Hazine’nin "iptâl ve geri alma" koşullan oluşmuş, ne var ki, bu özel daire, karar gününde yürürlükten kalkmış olan yasa hükmüne tutunarak karar verilemeyeceğini belirtmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nun 25.11.1981 gün, 228/758 sayılı ilâmında, davanın açıldığı günde Hazine’nin geri alma hakkının gerçekleşmesi durumunda sonradan davanın kaynaklandığı yasanın iptâl edilmesinin ve böylece yürürlükten kalkmasının gerçekleşen dava hakkını ortadan kaldırmayacağı vurgulanmıştır. Yukarıda anılan kararlarda belirlenen inançlar arasındaki aykırılığın, inançları birleştirme yoluyla giderilmesi sözkonusu olduğuna göre, bunların dışına taşılamaz. O nedenledir ki, tartışmalar bu yönden yapılmış ve oylama da buna göre, Hazine’nin dava hakkı var mıdır, yok mudur biçiminde yapılmış ve Çoğunluk, oylarını vardır yolunda kullanmıştır. Durum böyle olduğu halde, inançları birleştirme kararında, bu gün bile 4753 sayılı Yasanın 57. ve 58. maddelerinin yürürlükte olduğu anlamındaki sözcük dizilerine yer verilmesi, apaçık gerçek duruma aykırıdır.

Özetlersek, yasa hükümlerinin yürürlükten kalkmasından önce gerçekleşen olaylar nedeniyle "tapu iptâl ve geri alma" koşullan oluşmuşsa, işte ve yalnızca böyle bir durumda Hazine’ye dava hakkı tanınabilir.

KARŞI OY YAZISI

4753 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca, muhtaç çiftçiye dağıtılıp, tapuda adına tescil edilen taşınmazın, anılan Yasanın 57. ve 58. maddelerine göre Hazine’ce geri alınmasına ilişkin koşullar oluşunca, geri alınması ve tapu iptâli davası borçlanma tarihinden 25 yıl süreyle açılabilecektir.

İçtihadı birleştirmeye konu olan olaylarda, bu tür davalar açılmıştır.

Davaların yasal dayanağını oluşturan bu yasa hükümleri, kamu yaran düşüncesiyle konulmuş, buyurucu kurallardır.

Davaların yürütülmesi sırasında, 1757 sayılı Yasa 19 Temmuz 1973 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Yasanın 235. maddesi, cereyan etmekte bulunan davaların yasal dayanağını oluşturan 4753 sayılı Kanun ile ek ve tâdillerini yürürlükten kaldırmıştır. Böylece davalar henüz karara bağlanmadan yasal dayanakları ortadan kalkmış olmaktadır. Ne var ki, 1757 sayılı Kanun 211/1. maddesinde, "4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu uyarınca dağıtılan topraklar bu kanunun dağıtılan topraklara ilişkin hükümlerine tâbidir" denildikten sonra, 2. fıkrada, "Bu suretle dağıtılmış olup ta kanunlarındaki sebeplerden biri ile geri alınması gereken topraklar için, ilgili bakanlığın dava hakkı saklıdır" hükmü getirilmiş olduğundan, 4753 sayılı Kanunun 57, 58. maddelerinden kaynaklanan dava hakkı, devam ettirilmiş iken, bu kerre 1757 sayılı Yasanın tümü, Anayasa Mahkemesi’nin 17.10.1976 tarih ve 42/48 sayılı kararı ile iptâl edilmiş ve bir yıllık süre içerisinde yeni yasa da çıkarılmamış bulunmaktadır. Bu durum karşısında, 1757 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırdığı ve ancak meriyeti zamanında gerçekleşen 57-58. maddeden doğan geri alma haklarını koruduğu 4753 sayılı Yasa, iptâl kararının yürürlüğe girmesiyle tam anlamıyla ortadan kalkmıştır. Öte yandan, 1757 sayılı Yasanın ilgili hükümlerinin dahi kamu yaran düşüncesiyle konulduğu ve "hükümlerini derhal icra edeceği" intikâl hukukunun belirgin kurallarındandır. Ayrıca 1757 sayılı Yasanın iptâliyle, 4753 sayılı Yasanın yeniden ve kendiliğinden yürürlüğe girmeyeceği de ortadadır. Kaldı ki, Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca iptâl kararı geri yürümez. Yürürlüğe girdiği tarihten itibaren geçerlidir ve hüküm ifade eder ve eldeki davaları da etkiler.

Bu durum karşısında, davanın yasal dayanağının kalmadığını ve bu konuda bir düzenleme boşluğunun doğduğunu kabul etmek zorunludur.

0 halde, uyuşmazlığı hangi yasal dayanağa göre çözmek lâzımdır? Bazı sayın Üyelerin önerdikleri gibi her davanın açıldığı tarihteki yasa hükmüne ve binaenaleyh olayda 4753 sayılı Kanunun 57 ve 58. maddesine göre çözülmesi gerektiği şeklindeki düşüncelere, yukarıda açıklanan safahat, intikâl hukuku kuralları ve yürürlükten kaldırılan ve kaldıran yasaların ilgili hükümlerinin kamu yaran düşüncesiyle konulması karşısında, bizce olanak bulunmamaktadır.

Burada yapılacak iş, Medeni Kanunun 1. maddesi uyarınca ortaya çıkan düzenleme boşluğunu doldurmaktan ibarettir. Gerçekten, hüküm zamanında uyuşmazlığa uygulanacak bir yasa hükmü kalmamıştır. Böyle hallerde hâkim, Medeni Kanunun 1. maddesi uyarınca, "kendisi vazıı kanun olsaydı, bu meseleye dair nasıl bir kaide vazedecek idiyse, ona göre hükmeder".

Gerçekte ortadan kaldırılan 4753 sayılı Kanunun 57-58. maddesi ve iptâl edilen m. 211, verilen toprakların işlenmesini amaçlayan ve işlemeyenlere, hukuki yaptırım uygulayan ve bu itibarla kamu yararını gözeten hükümlerdir. O halde, düzenleme boşluğunun, bu hükümler paralelinde doldurulması, mevzuat üzerindeki tasarruflardan, zamanı vukuunda yasalara karşı çıkanların yararlandırılmaması, aksine, onlara hukuki yaptırım uygulanması ve ülke gerçeklerinin gözönünde tutulması gibi düşüncelerle 57. madde içeriğine uygun bir çözümün yeğlenmesi adalet ve nesafete uygun düşer.

Bu değişik gerekçeyle, Hukuk Genel Kurulu Kararında belirtilen görüşün benimsenmesi gerekir düşüncesindeyim.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA