kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

İçtihatları Birleştirme BGK 1974/5 E, 1974/7 K.

"Özet"

BORÇLU HAKKINDA YAPILAN İCRA TAKİBİ SIRASINDA, HAKSIZ YERE MALI HACZEDİLEN ÜÇÜNCÜ KİŞİLER BU YÜZDEN DOĞAN GERÇEK ZARARIN ÖDETİLMESİNİ İİK.'NUN 97. MADDESİNDE ÖNGÖRÜLEN ÖZEL HÜKÜM DIŞINDA, GENEL HÜKÜMLERE GÖRE, GENEL MAHKEMEDE DAVA AÇARAK İSTEYEBİLİRLER (YİBBGK. 24.5.1974, 5/7).

"İçtihat Metni"

9.06.1932 g. ve 2004 s. İİK. m. 97/15. (Bu madde, 11.07.1940 g. ve 3890 s. Yasa ile değişikliğe uğradığı gibi, 29.06.1956 g. ve 6763 s. Yasa ile, ayrıca 18.02.1965 g. ve 538 s. Yasa ile değişikliğe uğramıştır.)

Borçlu aleyhinde yapılan icra takibi sırasında, haksız yere malı haczolunan üçüncü kişinin bu yüzden doğan gerçek zararının tazminini İ. İ. Yasasının 97. maddesinde öngörülen özel hüküm dışında, genel hükümlere göre açılacak bir dava ile isteyebilmesinin mümkün olup olmayacağı hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 12. Hukuk Dairesi ile, 4. Hukuk Dairesi ilamları arasında içtihat uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülerek ve içtihadın birleştirilmesi yolu ile bu aykırılığın giderilmesi istenilmekle; Yargıtay içtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunda sözü edilen ilamilar arasında birbirini tutmazlık bulunduğuna oybirliğiyle karar verildikten sonra durum incelendi, gereği konuşulup düşünüldü :

1 - Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.03.1970 gün ve 966/D. 4-1433 E. 148 K. sayılı ilamında; icra takibi sırasında haksız yere malı haczolunan 3. kişinin, bu yüzden doğan gerçek zararının ödetilmesini İcra İflas Yasasının 97. maddesinin 15. fıkrasında yazılı özel hüküm dışında, genel hükümlere göre ve genel mahkemelerde daha. açarak isteyebileceği, İ. İ. Yasasının 97. maddesinin 15. fıkrası hükmünün icra ve infaz prosedürünün özelliği ile ilgili olarak, özel bir durumu yansıttığı, icra takibi nedeniyle 3. kişinin meydana gelen gerçek zararını genel hükümlere göre dava edebilmek hakkını ortadan kaldırmak gibi bir amaç taşımadığı icra tetkik merciinin anılan özel hüküm dışında açılmış olan bir davayı tetkik ve hükme bağlayamayacağı görüşü benimsenmiş, 12. Hukuk Dairesinin 02.07.1970 gün ve 7268 sayılı kararında açıklanan daire görüşünün de Hukuk Genel Kurulunun içtihadı doğrultusunda bulunduğu anlaşılmıştır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 22.05.1965 gün ve 1965/ E. 2149, K. 1577, 21.09.1965 gün ve 1964. E. 2115-1965 K. 4162, 17.09.1968 gün ve 1968-E. 7249 K. 6612, 22.05.1973 gün ve 1972-E. 7627' K. 6466 ve 05.07.1973 gün ve 1972-E. 1523 K. 7812 sayılı ilamlarında ise; tamamen aksi görüş kabul edilerek, icra takibi sırasında konan haciz yüzünden doğan zararların istihkak davasında ayrı bir davaya konu edilemeyeceği, İ . İ. .Yasasının 97. maddesinin 15 nci fıkrasındaki hüküm görev hükmü niteliğinde bulunduğu, özel kuralını genel kuraldan öncelikle uygulanması. gerektiği, İ. İ. Yasasının 97. maddesinin 15. fıkrasındaki, açık emredici hükme göre bu tür zararların ikinci bir dava ille istenilemeyeceği,, istihkak davası ile birlikte, icra tetkik merciinde ileri sürülmesi gerekli olduğu görüş ve içtihadı benimsenmiş bulunmaktadır.

2 - İçtihat uyuşmazlığını doğuran hüküm, İcra Hukukuna taalluk eden infaz prosedürünü düzenleyen İ. İ. Yasasında düzenlemiş ve aynen şu şekilde bulunmuştur, (istihkak davası sabit olur ve 1. fıkra gereğince istihkak iddiasına karşı itiraz eden alacaklı veya borçlunun kötü niyeti tahakkuk ederse haczolunan malın değerinin % 15 inden aşağı olmamak üzere itiraz edenden tazminat alınmasına asıl dava ile birlikte hükmolunur.) içtihadı birleştirme görüşmesi sırasında bu hükmün takip hukukunun özelliği ile ilgili ve bu özellikle sınırlı olduğu, kanun koyucunun bu özelliğe uygun bir amacı gerçekleştirmek; için anılan hükmü getirdiği esası benimsemiş, aksine bir görüş ileri sürülüp savunulmamıştır. Bir yasa hükmünün; hakkın alınmasını önleyecek, işleri imkansızlıklara, karışıklıklara sürükleyecek şekilde yorumlanmasının doğru olamayacağı, yasanın ve hükümlerinin yorumlarındaki esasın, bu hükümlerin konuluş amaçlarının göz önünde tutulması, yasa ve hükümlerin yalnız sözüne değer verilerek, konuluş amaçlarına aykırı durumların gerçekleşmesine meydan verilmemesi gerektiğinde birleşilmiştir.

3- Gerek 2004 sayılı İcra ve İflas Yasasının müzakere ve kabulü sırasında ve gerekse, sözü edilen yasanın muhtelif değişikliklerinde ve özellikle 538. sayılı değiştirme esnasında ortaya konulmuş bulunan yasa teklifine dair esbabı mucibe layihası ve ilmi heyet raporu, Adalet Encümeni esbabı mucibe mazbataları, Hükümet Gerekçeleri, Anayasa, Adalet Komisyonu raporları, B. M, Meclisi, Cumhuriyet Senatosu müzakere tutanaklarının tetkikinden de anlaşılacağı gibi; yasa koyucunun içtihat aykırılığına konu ve sebep teşkil eden İ. İ. Yasasının 97. maddesinde yazılı tazminatı öngören özel hükmü getirmiş olmasının nedeninin; alacaklı veya borçlunun 3. kişinin istihkak iddiasına itiraz ederek 3. kişiyi kötü niyetle ve haksız yere, maddi ve manevi masrafa, külfete ve zarara sokmasını, 3. kişinin de haksız yere istihkak iddia ve davasında bulunarak, alacaklının alacağının tahsilini geciktirmesini, muvazaa teşebbüslerini önlemek olduğu, icra işlemlerinin devletinde ilgili olduğu iktisadi düzen bakımından haklı bir nizam, çabukluk ve emniyet içinde cereyan etmesini tonun amacının dayandığı ortaya çıkmakta, kanun koyucunun bunların dışında ve özellikle 3. kişinin gerçek zararını umumi hükümlere göre, mahkemelerde ayrıca dava edip istemesine, engel teşkil etmek amacıyla 97. maddedeki tazminat hükmünü koymuş bulunduğunu kabule yarayacak bir ima, işaret ve amaca rastlanmamaktadır.

4 - Doktrine gelince, icra ve infaz hukuku prosedürü alanında oluşan doktriner görüşlerde; mesele ile ilgili olanların kendi özel görüş ve gerekçelerini yansıtan fikirlerine rastlanamamış, buna dair. bazı eserlerde 4. Hukuk Dairesinin söz konusu içtihadına işaret edilmekle yetinildiği görülmüş, binnetice doktrinde içtihat aykırılığına, tatbikat alanında ışık verecek tutarlı bir tetkikin ve görüşün varlığı tespit ve kabul edilememiştir.

5 - Müzakerede ileri sürülen görüşlerde; İ. İ. Yasasının nitelik ve düzeni üzerinde durulmuş, özellikle İ. İ. Yasasının 67, 69., 72., 101/2., 142/1., 156., 170. ve daha birçok maddelerinde pek açık bir şekilde belirtildiği üzere bu düzenin muayyen bazı istisnalar dışında ihtilafları daha ziyade geçici olarak halle yarayan, bu prosedür içinde tatmin olmayan tarafı nihai hal ve kesin hükümler için umumi hükümlere göre umumi mahkemelere gitmekte serbest bırakan bir düzenleme niteliğinde olduğu görüşüne varılmıştır.

Her ne kadar İ. İ. Yasasının 97. maddesinde istihkak davası konusu ile ilgili fıkra hükmünde,(istihkak davasına umumi hükümler dairesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılır.) hükmü yer almakta ise de; bu hükmün 15. fıkradaki tazminatı kapsamayan, merciin davada takip edeceği yolu gösteren bir usul hükmü olduğu kabul edilmiştir.

6 - İ. İ. Yasasının 97. maddesinin 15 nci fıkrasında yer alan tazminat sözcüğünün, tabanı haciz edilen malın değerinin % 15 inden aşağı olmayan götürü bir tazminatı ifade ettiği gerçek zararı karşılamak gibi bir amaç taşımadığı, birçok ahvalde gerçek zararın üstünde bir miktar olabileceği gibi pek çok ahvalde de gerçek zararın çok altında kalabileceği münakaşaya muhtaç bulunmamıştır. O halde; İ. İ. Yasasının 97. maddesini sevketmekteki amacı yukarıda tespit ve açıklanan yasa koyucunun 3 cü kişinin; haciz yüzünden meydana gelen gerçek zararının ödetilmesii maksadıyla düzenlemediği, bu maddeyi gerçek zarara da teşmil edebilmenin izah veçhi olamayacağı gibi yasa koyucuya malı haciz olunan 3 ncü kişiye bu yüzden doğan ve 97/15 inci madde ve fıkranın kapsamı dışında kalan zararına katlanması lazım geldiği, şeklinde tutarsız bir zihniyet affedilemez. Hukukta; genel kural, haksız eylemleri veya haksız iktisabı sebebiyle bir başkasının zararına sebebiyet veren kimsenin, bu zararı tazmin ile mükellef olmasıdır. Pek açık olan bu genel hükümden de haksız yere malı haciz olunan 3 cü kişinin dava hakkını, gerçek zararı yönünden düşünüp getirilmemiş bu nedenle de yetersiz bulunmuş olan İ. İ. Yasasının 97. maddesinin 15. fıkrası hükmü ile sınırlamaya mevzu hukukun gerek genel ve gerekse özel kuralları müsait bulunmamaktadır.

7 - Zarar sözcüğü hukukta; maddi ve manevi olan her iki tür zararı da kapsar. Ve pek çok halde sadece kötü niyetten değil ihmalden teseyyüpten veya tedbirsizlikten de zarar doğabilir. Bir icra takibi sırasında haksız yere malı haciz edilen 3 cü kişinin bu yüzden doğmuş olan zararı maddi olabileceği gibi manevi de olabilir ve kötü niyetin dışındaki mesuliyet sebeplerinden de meydana gelebilir. Ve özellikle bu zarar istihkak davasının neticelenmesinden sonrada tahakkuk edebilir. Kaldı ki; tatbikatta en çok rastlanan haller istihkak davasının neticelenmesinden, icra merciinin verdiği hükümle davadan elçekmesinden sonra ki, mahcuzun malın sahibine teslimi anına kadar geçen süredeki durumlara ve bu devrede doğan zararlara taalluk etmektedir. Bu durumda ve asıl dava ile tazminata hüküm vermek mevkiinde olan ve ancak dava sonuna kadar doğmuş bulunan ve kötü niyetten ileri gelen zararı kestirebilecek hukuki durumda bulunan icra tetkik mercii hakiminin hükümden sonraki devrede gerçekleşebilecek tam zararı bilemeyeceğine göre;, tabanı mahcuzun değerinin % 15 olan tazminat miktarını anılan fıkrada tavanı belirtilmeyen bir takdir hakiki ile karşılayalbilımesiine olanak bulunamaz. Bu esasa dayanmayan nedenleri belirlenmeyen bir takdirde meselenin halledilebileceğinin bir faraziye olarak kabulü ise hukuk kuralları ile bağdaşamaz. Bundan da anlaşılacağı üzere; 3 cü kişinin istemesine kanuni hiçbir engel bulunmayan gerçek zararını icra hakimi yetki hudutları, takdir, imkanı ve dava süresi içinde tespit ve hüküm altına alamaz. Yukarıda açıklandığı gibi zarar da bağışlanamaz, o halde 3 cü kişinin umumi hükümlere göre dava açabilmesi hak ve kanuni zarureti böylece kendiliğinden meydana çıkmış olur. Buna rağmen 3. kişiyi İ. İ. Yasasının sadece icra hukukunun özelliği, işleyişi ve şekil kalıpları ile ilgili olan dar ve yetersiz bir hükmü ile bağlı kılmak hak ve nasafet duygusuna da yabancı düşmekten başka, Anayasanın 31,. maddesinde açıklanan (Herkes, meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı, iddia ve savunma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.) şeklindeki emredici hükmüne de açıkça aykırı düşer. Oysaki Anayasanın 8. maddesinde ifadesini bulduğu üzere kanunlar Anayasaya aykırı olamayacağı gibi kanun maddelerinin Anayasanın metin ve esprisine ters düşecek bir yorumu da hukuken mümkün değildir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin içtihadının kabulü ise yukarıdan beri belirtilen nedenlerle, yasal kurallara ve Anayasa hükümlerine uygun olamaz. Sonuç :

Yukarıda gösterilen nedenlerle; borçlu hakkında yapılan bir icra takibi sırasında haksız yere malı haciz edilen 3. kişinin bu yüzden doğan gerçek zararının ödetilmesini İ. İ. Yasasının 97; maddesinde öngörülen ve sınırlı kalan hükmü dışında, genel hükümlere göre genel mahkemelerde açabileceği ayrı bir dava yoluyla isteyebileceğine, bu yönü kabul ve yansıtan Hukuk Genel Kurulu ile Yargıtay 12. Hukuk Dairesi İçtihatlarının doğru bulunduklarına 24.05.1974 gününde yapılan birinci toplantıda üçte ikiyi aşan çoğunlukla karar verildi.

AYKIRI GÖRÜŞLER

F. Müderrisoğlu, H. Ertem, M. Çenberci, F. Kıyak, S. Tüzün, S. Kurtuluş, N. İstemi, N. Ozanalp, N. A. Aksoy, A. Coşar, B. Çebi, İ. Ocakçıoğlu, A. R. Düzceer :

ilaveli H. G. K.

M. Gökgöl :

4. Hukuk görüşü.

S. Çetintaş :

Zararını umumi hükümler dairesinde isteyebilir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA