kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

İçtihatları Birleştirme BGK 1953/8 E, 1953/8 K.

İNANÇLI SÖZLEŞMELER

"Özet"

DAVACININ, TAPU KAYDININ KENDİ ADINA DÜZELTİLMESİNİ İSTEYEBİLMESİ İÇİN DAVALI İLE ARASINDA USULÜNE UYGUN BİR SÖZLEŞMENİN BULUNMASI GEREKİR.

BU ŞEKİLDE BİR SÖZLEŞMENİN VAR OLMADIĞI, DAVACININ BEYANINDAN ANLAŞILIRSA KANUNUN VAR OLMADIĞINI KABUL ETTİĞİ BİR DURUMUN İSBATI DA MAHKEMECE DÜŞÜNÜLEMEZ.

"İçtihat Metni"

Karı, koca arasındaki gayrimenkule ait muvazaa davalarında şahit dinlenip dinlenmiyeceği hususunda Temyiz Mahkemesi Birinci Hukuk Dairesinin 23.3.1942 tarih ve 4189/777, 31.10.1949 tarih ve 6847/4394, İkinci Hukuk Dairesinin 28.5.1940 tarih ve 322/2088, 30.12.1942 tarih ve 6750/6468, 24.5.1948 tarih ve 1100/3160, 22.3.1951 tarih ve 1603/2224, 2.7.1951 tarih ve 4142/4962, 9.11.1951 tarih ve 7273/7079 sayılı kararlarını havi ilamları arasında mübayenet olduğundan bahisle İstanbul avukatlarından Hidayet Aydıner tarafından 12.4.1953 tarihli dilekçe ile Temyiz Mahkemesi Birinci Riyaset Dairesine müracaat edilmiş olmakla yukarıda bahsi geçen dilekçe ve ilam örnekleri hukuk kısmı umumi heyeti azalarına tevzi edilmiştir.

7.10.1953 tarihine rastlıyan Çarşamba günü saat 9.30 da müzakerenin başlıyacağı umumi heyet azalarına bildirilmişti.

Bugün muayyen zamanda toplanan heyete (otuzdokuz) zatın iştirak ettiği görüldükten ve müzakere nisabının tahakkuk ettiği anlaşıldıktan sonra Birinci Reis Bedri Köker'in riyasetinde müzakereye başlanarak ihtilaf mevzuu ilamlar okunduktan ve hadise bu iş için tayin kılınmış olan Raportör Birinci Hukuk Dairesi Reisi Suat Bertan tarafından izah edildikten ve yapılan müzakereden sonra gereği düşünüldü:

Mevcut olduğu bildirilen içtihat ihtilafının halli için kurula tevdi olunan sekiz ilamdan yalnız İkinci Hukuk Dairesinin 4124/4962 sayı ve 2.7.1951 tarihli ilamiyle ayni dairenin 6750 E. / 6468 K. sayılı ve 30.12.1952 tarihli ilamı arasında içtihat ihtilafı bulunduğu kabul ve diğer altı ilamda taraflar arasında bahis mevzuu olmuş bulunan hukuki münasebetlere nazaran içtihat ihtilafı bulunmadığı tespit ve İkinci Hukuk Dairesinin zikri geçen iki ilamı üzerine muktazi tetkikat icra olunmuştur.

Her iki davada da koca, sicilde karısı namına müseccel bulunan bir gayrimenkulün hakikatte kendi namına satın alınması icap ettiğini bedelini de kendisinin verdiğini bu sebeple gayrimenkulün tapudaki kaydının namına tashihini karısını hasım göstererek talep etmiştir.

Böyle bir davanın kabul olunabilmesi için evvela davacının gayrimenkulün namına tescilini muhik kılacak hukuki bir sebebe dayanması lazımdır. Davacılar, taleplerini taraflar arasında evvelce vaki olmuş bulunan bir anlaşmaya istinat ettirmektedirler. Her iki davada da davalı mevkiinde bulunan karı, ihtilaflı gayrimenkulü üçüncü şahıs vaziyetinde bulunan gayrimenkulün eski maliki ile yaptığı bey aktine müsteniden iktisap etmiş ve koca o bey aktine dahil olmamıştır. Muayyen bir gayrimenkulü namına satın alması için karısına bedeli verdiği halde karının gayrimenkulün maliki ile yaptığı bey aktinde kocasının mümessili sıfatiyle hareket etmiyerek taahhütünü yerine getirmemiş olduğu iddia edilmektedir. Bu halde taraflar arasındaki hukuki münasebetin vekalet akti olarak tavsifi icap eder. Vekil ile müvekkil arasındaki vekalet akti, vekilin üçüncü şahıs ile yaptığı bey akti neticesinde iktisap eylediği gayrimenkül mülkiyetinin müvekkile noklolunması için Medeni Kanunun 642 inci maddesinin derpiş ettiği mahiyette davalıya tescile icbara salih bir akit olarak telakki olunamaz. Bundan başka kanunun 632 inci maddesinin sıhhat şartı olarak vezattiği şekle uygun bir temlik taahhütü de taraflar arasında mevcut değildir. Binaenaleyh iddia olunan münasebetin mahiyetine ve şekline nazaran ihraz ettiği mülkiyet hakkını kendisine devreylemesi için davalıya icbar edecek hukuki sebepten davacıların bu davalarda mahrum bulunduğunun kabulü iktiza eder. Davacının iddiasının hukuki mesnetten ari bulunduğu bu şekilde tespit edilince böyle bir münasebetin mevcudiyetini müdeiye ispat ettirmeğe de lüzum kalmaz. Bu halde artık iddia sübut bakımından tetkik olunamaz. Mücerret davanın, davasının gayrimenkulü temellük için sebep irae edememiş olmasından dolayı reddedilmesi lazımdır.

Her iki davada bahis mevzuu olan münasebet Medeni Kanunun neşrinden sonra hadis olmuş bulunduğundan hadiseye münhasıran Medeni Kanun hükümlerinin tatbiki icap eder. Borçlar Kanununun onsekiz inci maddesinde derpiş edilmiş bulunan muvazaa hali ancak akitler arasında tehaddüs edebilir. Bu da zahiri beyanlarının hakiki maksatlarına uymadığını bildikleri halde akitlerin kasdettikleri vaziyeten başka bir hukuki münasebette ittifak etmiş gibi kendilerini göstermiş olmaları halidir.

Medeni Kanunun 634 üncü maddesi mülkiyeti nakledecek akitlerin resmi şekilde yapılmasını amirdir. Bununla hakiki iradelerinin tam olarak telahuk ettiğini akitlerin salahiyetli memur huzurunda beyan eylemeleri kasdolunmuştur. Memur huzurunda bey akti hakkında iradelerinin telahuk ettiği akitler beyan eyleseler ve fakat hakiki kasıtlarının akit yaparken hibe olduğu sabit olsa bey akti batıl olur amma yerine hibe akit kaim olamaz; Çünkü memur huzurunda hibe hakkında tarafların iradeleri telahuk eylememiştir. Bu halde tapu kaydı hali aslisine icra olunmakla iktifa olunur. Müşteri vaziyetinde bulunan şahsa hibe sebebiyle mülkiyet intikal eylemiş olamaz. Bundan başka salahiyetli memur huzurunda gayrimenkul mülkiyetini iktisap etmesi kasdolunan şahsın isminin gizlenmesi böylece anın yerine mevhum bir isim veya hakiki akitlerden başka bir şahsın ismi kullanılarak akte yabancı olan bir kimse namına sicille tescil vaki olmuş ise (Namı müstear) bu halde de memur huzurunda akitlerin hakki kastının ifade edilmemiş olması bakımından temlike esas olan akit batıldır. Sicillin yalnız eski haline ircaı icap eder. Yani eski malik namına kayıt tashih olunur. Böyle bir münasebet yeni bir tescile mevzu olamaz. Medeni Kanun muteber bir akte müsteniden malik sıfatını ihraz edebilmiş bulunan kimselerin ancak sicille tescilini tecviz eder. Bunun haricindeki tesciller hukuki mesnetten ari bulunmaları itibariyle terkine tabi olur. Davacılar karılariyle vekalet akti münasebetleri mevcut olduğunu usulün 293 üncü maddesine dayanarak şahit ile de ispat edebilirler. Yalnız bu münasebetin mevcudiyetinin ispat edilmiş olması kendilerine gayrimenkullerin namlarına tescilini mahkemeden talep salahiyetini bahşetmez, ancak taahhüte muhalif hareket etmiş olmaktan dolayı vekile tazmin mükellefiyeti tahmil olunabilir.

Netice; aralarında mevcut olduğunu iddia ettiği akti bir münasebete müsteniden tapuda malik sıfatiyle mukayyet bulunan bir şahıstan sicildeki kaydın namına tashihini isteyen kimsenin Medeni Kanunun 634 maddesine uygun şekilde davalı ile beyinlerinde inikat etmiş muteber bir akte istinat etmesi lazımdır. Böyle bir aktin inikat etmediği davacının beyanından anlaşıldıktan sonra kanunun mevcut olmadığını kabul ettiği bir halin ispatı da artık mahkemece düşünülemez.

AYKIRI GÖRÜŞ

I- İ.Ö.

1- Yüksek İkinci Hukuk Dairesinin iki ilamı arasında mevcut içtihat ihtilafı münhasıran usul bakımındandır. Her iki ilamda; karı kocadan biri diğeri aleyhine açtığı davada nizalı gayrimenkul bedelinin kendisi tarafından ödendiğini, kendisi namına alınması lazım geldiğini, davalının ise bu gayrimenkulü kendi namına teferru ettiğini ileri sürerek tapu kaydının tashihini istemektedir. Her iki ilamdada prensip itibariyle bu davanın mesmuiyeti kabul edilmiştir. Ancak; ilamlardan birinde davacının bu iddiasını yazılı delili le ispat etmesi lazım geldiği, yazılı delil ikame edilmezse yemin ile meselenin hal edilebileceği içtihat edildiği halde diğer ilamda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 293/I uyarınca hadisede şahit dinlenebileceği içtihat olunmuştur. İlamlar arasında ihtilaf 293 üncü maddenin 290 ıncı maddeye bir istisna teşkil edip etmiyeceği noktasındadır. Müzakere ve karar bu noktaya hasredilmek lazım gelirdi. O yoldaki davanın istima kabiliyetinde bir içtihat ihtilafı olmadığına nazaran müzakerenin bu tarafa sevki 6082 numaralı kanuna açıkça muhalif teşkil eder. Usulün 293 üncü maddesi ile müzakere sırasında arzedilen sebeplerden dolayı 288 ve 289 ve 290 ıncı maddelerinde yazılı kaidenin istisnalarından birini teşkil ettiğinden tapu senedine karşı davacının ileri sürdüğü vakıaların -taraflar karı koca olduklarından- şahitle ispatı kabildir.

2- İşin esasına girmek lazım gelirse, yani, böyle bir iddianın esasen mesmu olup olmadığı meselesinin tetkiki icap ederse; bu takdirde bu husus kısım umumi heyetinde müzakere edilemez.

3- Bu meseleye temas eden iki tevhidi içtihat kararı vardır. Biri 16.5.1941 tarih ve 5 numaralıdır ki bunda Medeni Kanun hükümlerinde esas itibariyle nam-ı müstear ve muvazaa iddialarının mesmu olduğu kabul edilmiş ancak 30 Mart 1329 tarihi ile Medeni Kanun tarihi arasındaki zamanda vaki olaylar karşısında böyle bir iddianın istima edilemiyeceği kararlaştırılmıştır. Diğer tevhidi içtihat kararı ise 5.2.1947 tarih 6 numaralıdır ki bunda gayrimenkul sicilinde yazılı adın vekalet münasebetiyle müstear isim olduğu iddiasının esas itibariyle mesmu bulunduğu ancak yazılı delil ile ispatı lazım geldiği tekarrür etmiştir. O tevhidi içtihada sebep olan hadiselerde taraflar arasında usulün 393/2 inci maddesinde yazılı hasımlık münasebeti yoktur. Fakat hadiselerde ayniyet mevcuttur. Orada da davacı; nizalı gayrimenkul bedelinin kendisi tarafından ödendiğini, davalının gayrimenkulü kendisi namına teferru etmesi lazım gelirken böyle hareket etmeyip davalı adına tescil işlemi yaptırıldığını ileri sürmüştür. Bu iki tevhidi içtihat muvacehesinde nam-ı müstear, muvazaa davalarının mesmu olup olmadığı, vekilin vekalet aktine binaen tekabül ettiği vecibeleri ifaya icbar edilip edilmiyeceği (kısımı heyeti umumiyesinde) müzakere edilemez. Evvelki kararlarda bu mesele müsbet şekilde hal olunmuştur. 6082 sayılı kanunun birinci maddesile değiştirilen 1221 numaralı kanunun sekiz inci maddesinin (kısım umumi heyetlerinin veya büyük heyetin içtihatın birleştirilmesi suretile verilen bir kararın değiştirilmesini veya kaldırılmasını gerekli kılacak hal ve vaziyetin ortaya çıktığı bildirilirse iş umumi heyete havale olunur) şeklindeki üçüncü fıkrasındaki sarahata muhalif olarak iş kısım umumi heyetinde müzakere edilmiş bulunmaktadır.

4- Tevhidi içtihat kararlarile hal edilmiş olan bir meselenin tekrar tetkiki için ciddi bir sebep bulunmalıdır. Bunlar a) mevzuatın değişmiş olması b) evvelki kararda ehemmiyetli yanlışlığın bulunması gibi sebeplerdir. Bilhassa; evvelce temyiz edilmiş olan bir meselenin tahdidi cihetine gidilirken çok dikkatli ve hassas davranılmalıdır. Çünki evvelki cevaz -aksine bir kanun hükmü veya teşrii tefsir kararı sevk edilmemiş olması bakımından- ammenin tasvibine iktiran etmiştir. O karar amme vicdanını tatmin eylemiştir. İçtimai heyet, teşrii uzuvlar bir aksülamel göstermemişlerdir. Bu defa tahdit cihetine gidilirse amme vicdanı müteassir olur. Diğer taraftan; evvelki cevaz muvacehesinde fertler muamelelerini ona tevfikan tanzime başlamışlar ve hukuki münasebetlerini o şekilde düzenlemişlerdir. Bu defa yapılan tahdit ile fertlerin kazai içtihatlara karşı olan emniyetleri suiistimal edilmiş olur. Fertler bundan büyük zararlara maruz kalabilirler. İçtihat değiştirme vesilesile fertleri böyle zarara maruz bırakmaya hakkımız yoktur.

5- Yazılan kararda istihkak davası ile akitten mütevellit vecibelerin yerine getirilmesi meselesi karıştırılmıştır. Diğer bir ifade ile gayrimenkul aynının iktisapile, akitlerin yerine getirilmesi başka başka şeyler olduğu halde hepsi iktisap müessesesi ile hal edilmeye kalkışılmıştır. Filhakika; istihkak davalarında, gayrimenkulün mülkiyeti evvelce iktisap edilmiş olması sebebiyle sicil kaydının tashihi davalarında iktisabın hukuki sebebi aranmak lazımdır. Tescilden önce davacının bu gayrimenkulü iktisap etmiş olduğu sabit olmadıkça istihkak davası dinlenemez. Fakat dava öyle olmayıp akitten mütevellit vecibelerin yerine getirilmesi şeklinde olursa taraflar arasındaki ihtilaf temas ettiği akit hukuk ile hal edilmek lazım gelir. Nitekim hadisemizde vekalet münasebeti mevzubahisstir. Davalı davacının emrile ve onun verdiği para ile bir gayrimenkulün bilvekale iktisap etmesi lazım gelirken bizzat kendi adına tescil yaptırmıştır. Davacı vekalet aktine dayanarak vekilden vecibelerini yerine getirmesini talep ediyor. Borçlar Kanununun otuzikinci maddesinin (aktin hakları ve borçları temsil olunan kimseye ait olur) 392 inci maddesinin (vekil müvekkilin talebi üzerine yapmış olduğu işin hesabını vermeye ve bu ciheten dolayı her ne nam ile olursa olsun almış olduğu şeyi müvekkile tediyeye mecburdur) şeklinde iki hükümleri davalının gayrimenkulü müvekkiline iadeye zorlanabileceğini göstermektedir. Kanun menkul mallarda biraz daha ileri giderek vekilin iflası halinde müvekkilin menkul eşya üzerinde istihkak iddiasında bulunabileceğini kabul etmiştir. Taraflar?arasında vekalet münasebetinin tesisi mahsus şekle tabi değildir. Taraflar karı-koca olduklarına göre de şahitle ispatı mümkündür. Vekalet münasebeti o şekilde ispat edilince vekilin vecibelerini yerine getirmesi, bilvekale iktisap ettiği gayrimenkulü müvekkiline iade eylemesi lazımdır. Vekil bundan imtina ederse hâkimin hükmü onun irade beyanı yerine geçer. Ve tapu kaydı buna binaen tashih edilir.

6- Kararın yazılış şekli mütenakıs hükümleri ihtiva etmektedir. Şöyle ki bir taraftan vekalet aktinin şahitle ispat edileceği kabul olunmuş ve fakat vekilin vekalet aktinden mütevellit vecibelerini yerine getirmemesi tecviz edilmiştir. Diğer taraftan; vekilin vecibelerini yerine getirmemesi hukuka uygun görülmüş ve fakat tazminatla mesul tutulabileceği kabul olunmuştur. Bir kimsenin hareket tarzı ya hukuka uygundur veya değildir. Hukuka uygun değilse hakim onu hukuken irca ile mükelleftir. Vekil gayrimenkulü müvekkiline iadeye mecbur mu? değil mi? yani vekalet aktile taahhüt ettiği hususu yerine getirmeye mecbur mu? mecbur ise ve bu mecburiyetini yerine getirmemişse hâkim onu icbar edebilir. Vekilin hareket tarzı hukuka uygun ise yani taahhütlerini yerine getirmek mecburiyetinde bulunmuyorsa o halde tazminat ile de mesul olamaz. Hukuka uygun hareket eden bir şahsın durumunda haksız fiil mütalaa edilemez. Bu hareket tazmin mevzuu olamaz. Vekil hukuka uygun hareket etmemiş, gayrimenkulün müvekkile iade ile mükellef bulunmuş iken elinden çıkarmış ve gayrimenkul aynının müvekkile iadesi -üçüncü bir şahsın araya girmesile- hukuken imkansız bulunmuş ise ancak o zaman tazmin mevzubahis olabilir. Gayrimenkul vekil elinde ve üzerinde bulunmasına rağmen en ideal bir tazmin şekil olan aynen iadeyi bir tarafa bırakarak tazminata gitmek hukuk esasları ile telif olunamaz.

7- Muvazaa Borçlar Kanununun onsekizinci maddesile gayet geniş olarak kabul edilmiştir. İsim üzerindeki muvazaa iddiasında bu maddeye göre kabili istimadır. Burada kanunumuz Fransız hukukundan ayrılmıştır. Nam-ı müstear davaları da muvazaanın isim üzerindeki bir şeklinden başka bir şey değildir. Satıcı, zahir şekildeki alıcı, hakiki alıcı, her üçü aktin taraflarını teşkil ederler. Hakiki alıcının ismi kasten saklanmıştır. Akitte kullanılan isimlere bakılmıyarak hakiki ve müşterek maksadın aranması kanun icabıdır. Nam-ı müstear ve muvazaa iddiaları aynı şeydir. Umum, husus farkı vardır. Muvazaa iddiası daha geniş olduğu halde, nam-ı müstear iddiası onun bir nevidir. Bu itibarla Medeni Kanunumuza göre nam-ı müstear davası mesmudur.

Yukarıda yazılı sebeplerden dolayı; evvela işin esasına girmemek lazım gelirdi. Saniyen kanuna aykırı olarak işin esasına girişilmiştir. Salisen; esas meselede müspet şekilde hal edilmeli, isim üzerindeki muvazaa iddialarının ve bilhassa vekalet aktinden mütevellit davanın dinlenmesi lazımgeldiği neticesine varılmalı idi. Bu sebeple karara muhalifim.

II- İkinci Hukuk Dairesi Reisi Zeki Çakır

Mevzuubahis 933 ve 947 tarihli tevhidi içtihat kararları usulün 290 ıncı maddesi hükmünü tayine mütedair olup bu madde hükmü ile 288, 289, 291 inci maddelerinin istisnalarını tayin eden 293 üncü maddesinin münakaşasını ve bu hususta bir hükmü muhtevi bulunmamaktadır.

5 Şubat 1947 tarihli tevhidi içtihat karariyle bu gibi muvazaa ve nam-ı müstear davalarının mesmu olduğu ancak yazılı delil ile ispatı kabul edilmiştir. 941 tarihli Tevhidi İçtihat Kararı da Kanunu Medeni zamanında vuku bulan bu kabil muvazaa ve nam-ı müstear davalarının mesmu olacağı merkezindedir.

Medenî Kanunun 7 inci maddesinde resmi sicil ve senetlerin doğru olmadığı sabit oluncaya kadar mündericatiyle amel olunacağı ve mündericatının doğru olmadığını ispat bir şekli mahsusa bağlı bulunmadığı hususu kabul edilmiştir. Ancak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 288 ila 291 inci maddelerinde muayyen delil ile ispatı lazımgelen hususları tasrih ettikten sonra 293 üncü maddesiyle istisnalarını göstermiştir. Mezkur maddede (aşağıdaki hallerde her halde şahit ikame olunabilir) diye âmir ve şamil manayı mutazammın fıkrasiyle karı koca arasındaki muamelelerde şahit istimaını tecviz eylemiştir.

Dairece son ittihaz olunan karar bu esas mülahazalara istinatla verilmiştir. Ve dairenin ötedenberi müstekar içtihadı da bu merkezdedir. Son kararın daha isabetli ve kanuna uygun olduğu mütalaasındayım.

III- Azâ Kamil Tepeci; Bendeniz kısaca maruzatta bulunacağım:

Tevhidi içtihata sevkedilen mesele esasa müteallik olmayıp ispat şekline münhasır bulunmaktadır.

Bu itibarla esas hakkında konuşabilir miyiz ve bu heyet bunu tetkik ve halletmeğe salahiyetli midir?

Evvel emirde bu cihetin konuşulup halledilmesi lazımdır. Çünki; Tevhidi içtihat mevzuu olan kararlardan anlaşıldığı üzere, hadiseler birer nam-ı müstear davasıdır. Nam-ı müstear davalarının dinlenebileceği ve sübut sebebinin de yazılı delil olacağı" hususu ise 5.2.1947 tarih ve altı numaralı tevhidi içtihat karariyle açık ve kati bir şekilde halledilmiştir.

Binaenaleyh işin esası halledilmiş ve bu defa tevhidi istenilen içtihatlar ise usule müteallik bulunmaktadır.

Şahsen bu hususta karı koca arasında da şahit dinlenmesinin caiz bulunmadığı mütalaasındayım.

Maamafih bunu bilahare yani bu cihet konuşulmak icap ettiği zaman arzederim.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA