kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa        Forum        Hakkımızda        İletişim        Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

Ceza Genel Kurulu 2005/5-175 E., 2006/11 K.

EYLEMİN ZORA DAYALI MI YA DA MAĞDURENİN RIZASI ALTINDA MI İŞLENDİĞİNİN ARAŞTIRILMASI ZORUNLULUĞU

KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN OLAYIN TÜM YÖNLERİYLE TAHKİNİN YAPILMASI GEREKTİĞİ

REŞİT MAĞRURENİN ZORLA IRZINA GEÇME SUÇUNDAN YARGILANAN TUTUKLU

 

 

 

 

 

 

 

“ÖZET”

“İçtihat Metni”

Reşit mağdurenin zorla ırzına geçme suçundan sanık O…. Yılmaz’ın 765 sayılı TCY’nın 416/1, 418/2 ve 59. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında TCY’nın 31 ve 33. maddelerinin uygulanmasına ilişkin Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 26.11.2002 gün ve 280-351 sayılı hüküm sanık müdafiinin temyizi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesince 01.05.2003 gün ve 1511-2511 sayı ile;

”Sanığın eşi olup, hazırlık anlatımına göre, müdahille sanık arasındaki ilişki konusunda bilgisi olduğu anlaşılan tanık F.... Yılmaz’ın üç kez ihzarına rağmen bulunamaması üzerine, dinlenmesinden vazgeçilmesine dair karar alınmadan ve hazırlık beyanı da CMUK’nun 244. maddesine göre okunmadan eksik soruşturmayla yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozmuştur.

Bozmaya uyan Yerel Mahkeme 21.10.2003 gün ve 177-248 sayı ile; sanığın 765 sayılı TCY’nın 416/1 ve 59. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiş, bu hüküm de sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 07.07.2004 gün ve 3926-5439 sayı ile;

”Mağdurenin olay tarihinde geceleyin 03.00 sıralarında ikamet ettiği apartmandan zorla kaçırılıp sanık tarafından alıkonulduğu ve bu sırada zorla ırzına geçilip kızlığının bozulduğu iddia edilmesine karşın; sanıkla mağdurenin Silifke’ye giderek bir motelde iki gün kalmış olmaları, 22.09.1997 tarihinde karakola başvurduklarında tutulan aynı günlü elkoyma tutanağına göre mağdureye ait olduğu anlaşılan çok sayıda giysi, iç çamaşır ve kişisel eşyalarının da tespit olunması, mağdurenin kızlığının bozulma tarihine ilişkin sonuca ulaşmaya elverişli görülmeyen çelişkili raporlar ve mağdurenin tutarlı görülmeyen açıklamaları nedeniyle tarafların bildirdiği Silifke’deki motelin ad ve adresinin tespiti ile kayıtları incelenip suç tarihindeki motel çalışanları ile olaya el koyarak soruşturmayı yapan kolluk görevlilerinin tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurularak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken noksan soruşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yerel Mahkeme bu karara karşı 23.12.2004 gün ve 274-401 sayı ile;

”Müdahil 18 yaşını doldurmuş, devlet memurluğu yapan bir şahıstır; Adnan Özdemir isimli kişi ile nişanlıdır. Olaydan 2 gün sonra evlenmeyi planlamaktadır. Olay günü saat 02.00 sularında düğün hazırlıkları kapsamında çeyizlerini toplamış, yatmak üzere evinin karşı tarafında bulunan kardeşinin evine gitmek için yanına eşyalarını almış, evinden çıktığı sırada sanık tarafından direnmesine rağmen zorla kaçırılmıştır. Müdahilin evinin önünde bulunan kan izleri müdahilin sanığa direndiğinin açık delilidir. Ayrıca, düğün hazırlıkları içinde bulunan ve devlet memuru olan bir genç kızın, düğününden iki gün önce başkasına kaçması hayatın olağan akışına aykırı bulunmuştur. Müdahilin sanık tarafından kaçırılmasından sonra götürüldüğü Silifke’de 2 gün konakladıkları, ancak müdahilin aksi kanıtlanamayan beyanlarına göre sanığın müdahili bıçakla tehdit ettiği, “... kimseye söylersen yakınlarını öldürürüm...” dediği, müdahilin bu sözlerden duyduğu korku nedeniyle Silifke’de durumu kimseye açıklayamadığı ve sanık ile birlikte Konya’ya döndükleri, anlaşılmaktadır. El koyma zaptında müdahilin çok sayıda giysi, iç çamaşırı ve kişisel eşyasının tespit olunduğu belirtilmekte ise de, müdahil soruşturmanın başından beri değişmeyen anlatımlarında olay günü çeyizlerini topladıktan sonra özel eşyalarını alıp yatmak üzere saat 02.00 sularında kardeşinin karşıdaki evine gitmek üzere evden çıktığını istikrarlı bir biçimde beyan etmiştir. Ayrıca 1997 yılında meydana gelen olayda müdahil ve sanığın Silifke’de konakladıkları otelin ismi dahi bilinmemektedir. Bununla birlikte motel çalışanlarının ve kolluk görevlilerinin 7 yıl önce gerçekleşen bir olayı hatırlamalarının mümkün olmadığı, bu yönde yapılacak araştırmanın maddi gerçeğin ortaya çıkmasını sağlayamayacağı, davanın uzamasına neden olacağı” gerekçesi ile önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının “hükmün bozulması” görüşünü içeren 8.12.2005 gün ve 34111 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığa gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
TÜRK MİLLETİ ADINA

Sanığın reşit mağdurenin zorla ırzına geçme suçundan 765 sayılı TCY’nın 416/1 ve 59. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, eylemin zora dayalı olarak mı, yoksa mağdurun rızası ile mi gerçekleştiği hususunun açıklığa kavuşturulabilmesi bakımından soruşturmanın genişletilmesine gerek bulunup bulunmadığına ilişkindir.

Esasın görüşülmesine geçilmeden önce Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker tarafından, hükümden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasası ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların 765 sayılı Türk Ceza Yasasındaki düzenlemeden farklı unsurlar içerecek biçimde yeniden düzenlenmesi ve öncekinden değişik yaptırımlar öngörülmesi karşısında sanığın hukuki durumunun Yerel Mahkemece yeniden değerlendirilmesi gerektiğini, bu itibarla işin esası incelenmeksizin öncelikle yasa değişikliğinden dolayı hükmün bozulması icap ettiğini ileri sürmesi üzerine bu husus ön sorun olarak ele alınmış, yapılan oylamada bu düşünceyi paylaşan beş üye dışındaki diğer üyelerin; somut olayda maddi problemin yargılamanın bu evresine kadar henüz tümüyle çözüme kavuşturulamadığını, eylemin zor kullanarak mı yoksa mağdurenin rızası ile mi gerçekleştirildiğinin saptanamadığını, dolayısıyla işin bu yönü Yargıtay’ca incelenip sonuca bağlanmadan Yerel Mahkemece yapılacak bir hukuki değerlendirmenin sağlıklı olmayacağını, bu uygulamanın “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını” yargının görevi olarak niteleyen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141. maddesi hükmüne aykırılık oluşturacağını, bu durumda öncelikle işin esasının Yargıtay’da görüşülerek maddi olayın belirlenmesi gerektiğini ileri sürmeleri üzerine, çoğunlukla benimsenen bu görüş doğrultusunda işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

Somut olayda;

11 yıllık devlet memuru olan ve bir hafta sonra A…. Özdemir isimli nişanlısı ile düğün yapacak olan 31 yaşındaki katılan S…. Çetinkaya 20.09.1997 günü gece 03.00 sıralarında Konya Gazialemşah mahallesindeki 3 katlı apartmanın üst katındaki baba evinden ayrıldıktan yaklaşık bir saat kadar sonra babası M….. Çetinkaya semt karakoluna başvuruda bulunarak kızının kaçırıldığını bildirmiş, olay yerine gelen polis memurlarınca düzenlenen tutanakta, 3 katlı apartmanın en üst katındaki dairenin giriş kapısına tahminen bir buçuk metre uzaklıkta merdiven koridorunda birer metre ara ile ufaklı büyüklü kan izleri olduğu belirtilmiş, bundan iki gün sonra 22.09.1997 günü Konya merkezinde bir akrabası tarafından araçta yalnız otururken görülen katılan S…. bu şahısla birlikte evine dönmüş, esasen başkasıyla evli olup 3 çocuğu bulunan sanık O…. Yılmaz da aynı gün karakola gelerek teslim olmuş, polis tarafından düzenlenen el koyma tutanağında, 4 takım bayan elbisesi, 1 bakım makyaj seti, 1 adet parfüm, bayan iç çamaşırı, bir çift bayan ayakkabısı ile bayana ait bir zarf ve üç adet resim ile çeşitli mektupların zaptedildiği belirtilmiştir.

Katılan S….’in aynı gece saat 20.35’te aldırılan doktor raporunda; kızlık zarında saat 3 ve 6 hizasında taze yırtık olduğu belirtilmiş, ayrıca raporda “7 günden önce” ibaresine de yer verilmiştir.

Karakolda ifade vermek istemeyen katılan S….’in darp ve cebir ile ilgili doktor raporu da aldırılmamış, isteği üzerine o gece ailesine teslim edilmiştir. 23.09.1997 günü saat 11.07’de yapılan muayenesi sonucu düzenlenen doktor raporunda; sağ el 2. falanks distal uçta erozyon, sağ zigomatik bölgede endurasyon mevcut olduğu, bir haftada iyileşeceği, iş ve gücüne mani halinin bulunmadığı ifade edilmiştir.

Katılan S….’in aynı gün C.savcılığındaki ifadesi sırasında kızlıkla ilgili rapora itiraz etmesi ve bekaretinin 3 gün önceki ilişki sırasında bozulduğunu iddia etmesi üzerine bu kez Konya Adli Tıp Şube Müdürlüğüne sevki yapılarak Adli Tıp uzmanından yeniden rapor aldırılmış olup, 23.09.1997 günlü bu raporda; hymen anüler şekilde olup, üzerinde saat 3 hizasında vajen duvarına ulaşmayan doğal çentik mevcut olduğu, saat 6 hizasında vajen duvarına uzanan, tabanında sedefi beyaz renkli nedbe dokusu seçilen, kenarlarında ödem, kanama, ekimoz, eksuda ve fibrin bulunmayan yırtık görüldüğü, hymen’de saptanan yırtığın iyileşmesini tamamlamış olduğu, eski yırtık görünümü aldığı, bu itibarla 8-10 günden daha önceki bir zamana ait olduğu, bu yırtığın 20.09.1997 veya daha sonraki bir tarihte meydana gelmiş olmasının mümkün olmadığı, daha önceki bir tarihte oluştuğu belirtilmiştir.

Raporlar arasındaki çelişki nedeniyle bu kez Adli Tıp Kurumu 2.İhtisas Kurulu’ndan görüş sorulmuş, Kurul 1.7.2002 günlü mütalaasında; birbiriyle çelişen bu iki rapora dayanılarak söz konusu yırtığın ne zaman meydana gelmiş olduğunun eldeki mevcut verilerle söylenemeyeceğini, olayın adli tahkikat ile aydınlatılmasının uygun olacağını bildirmiştir.

Katılan S…. Çetinkaya 22.09.1997 günü ilk kez kollukta ifadesi alınmak istendiğinde; ifade vermek istemediğini, savcılıkta ifade vereceğini, babasına teslim edilmesini istediğini, yanında bulunan eşyaların kendisine ait olduğunu, bunların da kendisine teslim edilmesini istediğini belirtmiş, 23.09.1997 günü yeniden karakola çağırıldığında kollukta verdiği ifadede; babam Savcılığa verdiği şikayet dilekçesinde benim evden kaçtığımı, sonradan da Osman Yılmaz isimli kişi tarafından kaçırıldığımı bildirmişse de, 1 yıl kadar önce şehirlerarası bir yolculukta otobüste O…. Yılmaz ile tanışmıştık. Sonra evimi sürekli telefonla aradı. Bundan bir ay kadar sonra bu şahsın evli olduğunu öğrendim ve arkadaşlık ilişkimi kestim, bir daha da kendisiyle karşılaşmadım, kendisi bundan sonra da evimizi telefonla arayıp tehdit etmeye devam etti, bunu aileme açıklayamadım. 6 ay önce de nişanlanmıştım, 20.09.1997 günü gecesi misafirlerimiz 22.00 sıralarında gitmişti, evde düğün eşyasını hazırlıyorduk, geç saatlere kadar bu işlerle uğraştım, 03.00 sıraları olmuştu, evimiz dağınıktı, ben de kardeşimin karşıdaki evine yatmak için gidiyordum, elimde çamaşırlarım vardı, dış kapıdan çıkacağım sırada bir şahsın ağzımı kapattığını fark ettim. Kafama bir şeyler sardılar, beni sürükleyerek arabaya bindirdiler. O ara kendimden geçmiştim. Arabanın içinde kendime geldiğimde Osman Yılmaz arabadaydı. Beni bir eve götürdüler, ancak gece karanlık olduğu için nereye götürdüğünü bilemiyorum. Araçta Osman’a yalvardım, nişanlıyım, bırak evime gideyim dedim, ancak bırakmadı, bana “zaten sana düğününü yaptırmayacaktım” dedi. Götürdüğü evde razı olmadığım halde ırzıma geçti, kızlığımı bozdu, isteyerek cinsel ilişkide bulunmadım, zorla ırzıma geçti, hatta evde kendime gelmem için bana kola gibi bir şey içirmişti, sonra kendimden geçmiştim, uyku basmıştı, o anda benimle ilişkide bulunmuş, gönüllü kaçmadım, evli olduğunu bildiğim için kendisini istemiyordum, hatta beni kaçırdıktan sonra ben fırsat buldukça evime telefon açıp beni kurtarın demiştim şeklinde beyanda bulunmuş, aynı gün C.savcısına verdiği ifadede; kolluk ifadesini tekrar ettiğini belirtmiş, ilaveten ertesi günü Erzurum’a gönderilecek çeyiz eşyasını o gece topladıklarını, daha sonra karşı apartmandaki kardeşinin evine geçeceği sırada kafasına birşeyler sardıklarını, ağzını kapattıklarını, bir arabaya bindirip kaçırdıklarını, üç kişi olduklarını, aralarında sanık Osman Yılmaz’ın da bulunduğunu, ağzı kapalı olduğu için bağıramadığını, merdivenlere tutunduğu için sanıkların zorlaması sonucunda parmaklarının yaralandığını, aynı gece sanığın zorla ırzına geçip kızlığını bozduğunu, kaçırmaya yardımcı olan diğer iki sanığı tanımadığını, kızlığının 20.09.1997 günü bozulduğunu, yeniden rapor aldırılmasını istediğini ifade etmiş, 24.09.1997 günü C.savcısı tarafından yeniden ifadesine başvurulduğunda; sanık Osman ve yanındaki iki kişinin kendisini zorla kaçırdıklarını, silahları olduğunu, evden çıkıp otomatı yaktığını, ancak ağzını kapattıkları için bağıramadığını, diğer iki sanığın yanlarından ne zaman ayrıldığını hatırlamadığını, daha sonra Osman’la yalnız kaldıklarını, ayrıca dönüşte de Osman’la yalnız olduklarını, sanığı ikna edip babasına telefon ettiğini belirtmiş, duruşmadaki anlatımında ise; olay gecesi 02.30 sıralarında kardeşine gitmek için yanına çantasını aldığını, ayrıca banyo yapacağı için banyo malzemeleri de aldığını, kapıdan çıkar çıkmaz kafasına bir şey sardıklarını, merdivenleri tutup direndiğini, bu arada ellerinin kanadığını, başını sararak ağzını kapattıkları için bağıramadığını, seslerinden 2-3 kişi olduklarını anladığını, daha sonra kendisini bir apartman dairesine götürdüklerini, burada elinde bıçak olan sanık Osman’ın kendisini öldüreceğini, kimsenin bundan haberdar olmayacağını söyleyerek tehdit ettiğini, zorla ırzına geçtiğini, daha sonra Silifke’ye götürüp bir motelde kendisini iki gün alıkoyduğunu, Pazartesi günü Konya’ya döndüklerinde Konya’nın içinde sanığın telefon etmeye gittiğini, bu arada dayısının oğlunun arabayla orada durduğunu, kendisinin de arabadan inip onun arabasına bindiğini, önce eve sonra da karakola gittiklerini, daha önceden sanıkla beraber olmadıklarını, ayrıca otelde de 3-4 kez ırzına geçtiğini, olay gecesi kardeşine giderken aldığı çantada bir takım iç çamaşırı, bir etek blüz ve pijamasının bulunduğunu, makyaj malzemesi ile parfüm olmadığını, ayrıca nişanlısına ait fotoğraflar ile mektubun da çantasında durduğunu, bunun dışında bulunan eşyaların kendisine ait olmadığını belirterek, sanığın eşinin bunları bohça yapıp garajda verdiğini söylemiş, ara sokaklardan gittikleri için kendilerini kimsenin durdurmadığını ifade etmiştir.

Sanık O… Yılmaz 22.09.1997 günlü kolluk ifadesinde; 10 senelik otobüs şoförü olduğunu, katılan S…. ile 7-8 sene kadar önce Kars’a otobüs seferi yaptığı sırada tanıştığını, daha sonra S….’in kendisini telefonla arayıp arkadaşlık teklifinde bulunduğunu, görüşmeleri ve arkadaşlıklarının devam ettiğini, S….l’in iki sene kadar önce telefon etmesi üzerine evlerine gittiğini, evlerinin çatı katında karı koca olduklarını, ilişkiyi bundan sonra da sürdürdüklerini, son beş altı aydır sadece telefonla görüştüklerini, S….’in kendisini başka birine verdiklerini söylediğini, bir gün de kendisi seferdeyken evine telefon açıp eşine “O…. gelsin beni alsın” dediğini, döndüğünde bunu eşinden duyduğunu, esasen S…..’in eşiyle devamlı olarak görüştüğünü, eşinin de bu durumu bildiğini, son olarak Cumartesi gecesi 02.30 sıralarında evlerinin yanına gittiğini, S…’in bazı eşyalarını alıp yanına geldiğini, 42 Z 1598 plakalı araçla evine gidip sabahladıklarını, 05.00 sıralarında da buradan çıkıp Silifke’ye Kız Kalesine gezmeye gittiklerini, orada iki gün kalıp bu sabah geri geldiklerini, S….’i kaçırmadığını, rızasıyla geldiğini, Serpil’in sürekli olarak telefonda başkasına gitmesinin mümkün olmadığını, kendisini almadığı takdirde intihar edebileceğini söylediğini, zorlama olması halinde S….’in giysilerini yanına alamayacağını, ayrıca iki kez polis ekibinin yanından geçtiklerini, zorla kaçırılması halinde bağırıp kendisini yakalatması gerektiğini, babasından korktuğu için zorla kaçırıldığını söylemiş olabileceğini belirtmiş, C.savcısına 23.09.1997 günü verdiği ifadede; benzer beyanda bulunarak, mağdureyi zorla kaçırmış olması halinde Silifke’de Best-Altınyıldız otelinde kaldıkları iki günlük süre içinde oradaki polislere haber verebileceğini, zira bu otelde uzun süre yalnız kaldığını ifade etmiş, Sulh Hakimindeki ve duruşmadaki sorguları sırasında da; benzer beyanda bulunmuş, ilave olarak; Serpil kaçırılma süsü vermek için elini kanatıp kapıya da kan lekesi bırakmış, Silifke Kız Kalesinde iki gün Best motelde kaldık, Pazartesi tekrar Konya’ya geldik, ben komiserle telefonla konuşurken bir minibüs geldi, Serpil o arabaya bindi, minibüsteki dayısıymış, ben de karakola gidip teslim oldum demiştir.

Şikayetçi M…. Çetinkaya 20.09.1997 günü 04.00 sıralarında kolluğa ilk başvurduğunda; Kızım S…. A…. Özdemir ile nişanlıydı, bir hafta sonra da düğünü olacaktı. Dün gece evde kızımın çeyiz senedini hazırladım, senedin şahidi olan Musa Polat gece 22.30 sıralarında hanımı ile birlikte evimize geldi, sohbet ettik, daha sonra onlar gittiler. Kızım ise gece 03.00 sıralarında evden zorla kaçırılmış bulunmaktadır. Kızımın nasıl kaçırıldığını görmedim. Ben evdeyken çocuklarım gelip, Serpil çıktı, şu anda kayboldu demeleri üzerine sağa sola koşarak kontrol ettim, ancak herhangi bir şeye rastlayamadım. Evin önünde kızımın terlikleri ile kazağını bulduk. Bu eşyalar üzerinde kan izleri vardı. Bu nedenle kızımın zorla kaçırıldığı kanısındayım. Kimin kaçırdığını ve niçin kaçırdığını bilmiyorum. Sahibi olduğum sürücü kursuna bomba konulacağı yolunda polise bir ihbar gelmişti, polis arama yapmış ancak bir şey bulamamıştı. Bunun dışında bir otobüs işletmesinde çalışan Osman Yılmaz isimli bir şahıstan şüpheleniyorum. Bu şahıs daha önce kızıma evlenme teklif etmiş, ancak kızım reddetmiş, bunu yeni öğrendim. Bu şahıs da kızımı kaçırmış olabilir, şikayetçiyim demiş, 22.09.1997 günü kollukta verdiği ikinci ifadesinde; olayın ertesi günü kızım eve telefon açtı, ben çıktım, “baba beni kurtar” dedi. Telefonda nerede olduğunu bilmediğini söyledi, telefondan devamlı ağladığını duydum. Ayrıca sanık O…. Yılmaz da evime telefon açmış, “bu bir takdirdir, üzülmeyin, gelip teslim olacağım” demiş, ayrıca O….. Yılmaz telefonda, “şehre 6-7 saat mesafedeyim, kafamı dinliyorum” diyerek bizimle dalga geçmektedir. Yine “şikayetçi olursanız sizin için iyi olmaz” diyerek tehdit etmiştir. Kızımın gönlüyle mi yoksa zorla mı kaçırıldığını bilmiyorum demiş, duruşmada; benzer beyanda bulunmuştur.

Sanığın eşi tanık F…. Yılmaz 20.09.1997 günü katılan S….’in evden ayrılmasından 6-7 saat kadar sonra kollukta verdiği ifadede; O…. Yılmaz’la 14 yıldır mutlu bir evliliğimiz vardır. S…. isimli bayanla telefonla bir iki kez görüştüm. Bunlardan ilkinde eşim evde telefon görüşmesi yaptığı odaya beni çağırarak telefondaki kişiyle görüşmemi istedi, telefonla görüşürken bayan halimi hatırımı sordu, kim olduğunu sorduğumda “S…” dedi, görüşmeden sonra eşime bu bayanın kim olduğunu sordum; evleneceği bayan olduğunu, sevdiğini ve alacağını söylemişti, şaka yapıyor diye dikkate almamıştım. En son iki gün önce eve telefon geldi, kimsiniz diye sorduğumda S…. olduğunu söyledi ve “O…. ne zaman gelecek, ne zaman beni alıp götürecek” diye sordu ayrıca geldiğinde kendisini aramasını istedi. Tamam dedim, akşam durumu eşime anlattım, o da “sen karışma” dedi. Eşim daha önceleri de evde devamlı birileri ile telefonda görüşürdü, ben diğer odada olurdum, bir iki seferinde kulak misafiri olmuştum, eşimin görüştüğü kişiyle, sekiz senedir tanıştıkları, durumlarının ne olacağı gibi şeyleri konuştuklarını işitmiştim demiş, duruşmada ise; kolluk ifadesini tekrar ederek, eşimin S….. ile arkadaşlık ettiğini duymuştum. Kendisiyle görüştüm, bana eşimin gelip kendisini almasını söyledi. Daha önceden görüştüklerini bildiğim için üzerime kuma olarak gelmesine bile razı olmuştum. Eşim geldiğinde durumu anlattım. Birlikte eve geldiler, sonra da ayrılıp gittiler, geldiğinde mağdurenin eli kesikti, bantlıydı, sorduğumda elini cam kestiğini söylemişti, daha önceden de eşimle ilişkileri vardı demiştir.

Bu kanıtlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın 20.09.1997 tarihinde geceleyin 03.00 sıralarında katılan S….’i oturduğu apartmandan zorla kaçırıp Alanya’da götürerek iki gün süreyle bir motelde alıkoyduğu ve bu sırada zorla ırzına geçtiği iddia edilmekte ise de;
Sanık Osman’ın aşamalardaki tutarlı anlatımlarının eşi tanık F….. Yıldız’ın beyanlarıyla da desteklenmesi, başlangıçta ifade vermek istemeyen katılan S….’in sonraki ifadelerinin çelişkiler içermesi, sanık O…. ile katılan S….’in Silifke’ye giderek bir motelde iki gün birlikte kalmış olmaları, 22.09.1997 tarihinde Konya’ya dönüp karakola başvurduklarında tutulan elkoyma tutanağına göre, yanlarında mağdureye ait çok sayıda giysi, makyaj malzemesi, iç çamaşır ve kişisel eşyaların da bulunması ve mağdurenin kızlığının bozulma tarihine ilişkin olarak sonuca ulaşmaya elverişli görülmeyen çelişkili raporlar karşısında, maddi olayın tam olarak açıklığa kavuşturulabilmesi bakımından, sanık O….’ın ifadesinde bildirdiği Silifke’deki motelin kayıtlarının incelenmesi, suç tarihinde motelde çalışan kişilerin ve olaya el koyarak soruşturmayı yapan kolluk görevlilerinin de tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulması, eylemin zora dayalı olduğu hususunun mevcut kuşkuyu ortadan kaldıracak biçimde saptanması halinde sanığın hukuki durumunun suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının ilgili hükümleri de göz önüne alınmak suretiyle yeniden tayin ve takdiri gerekmektedir. Bu itibarla, direnme hükmünün bu yönden bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA,

Dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 07.02.2006 günü tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

Yargılama Giderleri Hesaplama        Avukatlık Ücreti Hesaplama        Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Ceza)        İstatistikler

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA