kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa        Forum        Hakkımızda        İletişim        Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

Ceza Genel Kurulu 2006/4.MD-38 E., 2006/94 K.

BAŞBAKANLIK İLE BAĞLI KURULUŞLARIN MERKEZ TEŞKİLATINDA GÖREVLİ OLANLAR HAKLARINDA SORUŞTURMA İZNİNİN BİZZAT BAŞBAKAN TARAFINDAN VERİLECEĞİ

GÖREVİ İHMAL SUÇUNU İŞLEYEREK BANKANIN ZARARININ ZİYADELEŞMESİNİN MÜSEBBİBİ OLAN ŞAHSIN HUKUKİ DURUMU

KAMU DAVASI AÇILABİLMESİ USUL VE ŞEKİL ŞARTLARI

ZİYADELEŞMESİNİN MÜSEBBİBİ OLAN ŞAHSIN HUKUKİ DURUMUNA DAİR CEZA KANUNUNUN İLGİLİ MADDESİ UYARINCA ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN DURMASI İÇİN İZNİN, MEVZUATA

 

 

 

 

 

 

“ÖZET”

“İçtihat Metni”

Sanık A…. S…. Demiralp hakkında Yargıtay C.Başsavcılığınca 17.01.2005 gün ve 70-1 sayılı iddianame ile özetle;

”Hazine Müsteşarlığının en üst amiri konumunda bulunan sanık Müsteşarın, Egebank’ın bir kısım yöneticilerinin imza yetkilerinin kaldırılması ile ilgili raporu uygulamaya koyması ve bu bağlamda dönemin Devlet Bakanından onay alarak raporda “sorumlular” bölümünde ismi geçen ilgililerin, imza yetkilerinin kaldırılmasını sağlaması gerekirken bu görevini yapmayarak bankanın zararının artmasına neden olarak, görevi ihmal suçunu işlemiştir

Zira, gerek mülga 3182 sayılı Yasanın 62. maddesi gerekse de 23.6.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4389 sayılı Yasanın 9. maddesinin 5/b bendi, hükmü gereğince; bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürdükleri tespit edilen banka mensuplarının, haklarında kanuni kovuşturma istenmesini müteakip Kurulun (ancak; belirtilen tarihte henüz Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Üst Kurulu oluşturulmadığı için, sözü edilen Yasanın geçici 1. maddesi gereğince ilgili Bakanın) talebi üzerine, raporda ismi belirtilen yöneticilerin geçici olarak imza yetkilerinin kaldırılması zorunludur. Bu yetkinin kullanılmasında yasa koyucu, işlemi gerçekleştireceklere her hangi bir takdir hakkı bırakmamıştır. Diğer bir ifade ile bu işlemi yapmayan sanık, 4389 sayılı Yasanın 4. maddesinin kendisine yüklediği görevini ihmal etmiştir. Kaldı ki, bankanın tasfiyesini öngören ve 1.7.1999 tarihinde Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü kayıtlarına giren R-4,4,5 sayılı rapor da göz önüne alındığında bu tedbirin bir an önce uygulanmasında çok büyük kamu yararı olduğu da açıktır.” iddiasıyla sanığın 765 sayılı TCY.nın 230. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesince yapılan yargılamada 19.01.2006 gün ve 35-2 sayı ile;

”Sanık hakkında Ankara C.Başsavcılığınca soruşturma izni istenme tarihi olan 4.12.2003 tarihinden, Devlet Bakanı Ali Babacan tarafından verilen ve geçersiz sayılan soruşturma izni tarihi olan 30.4.2004 tarihine kadar, izin istenme süresi 765 sayılı TCY.nın 107. maddesi uyarınca zamanaşımı süresinin durduğu kabul edilerek 17.1.2005 tarihli iddianame ile mahkememize dava açılmıştır.

765 sayılı TCY.nın 107. maddesi uyarınca zamanaşımı süresinin durması için iznin, mevzuata ve uygulamaya uygun olarak verilmesi gerekir. Aksi takdirde zamanaşımı süresini durdurmaz. Çünkü yasal olmayan bir şekilde verilmiş izin hukuki sonuç doğurmaz. İzin davanın açılması için ön koşuldur. Nitekim mahkememizce de usulüne uygun şekilde izin alınmadan dava açılması nedeniyle, yargılama koşulu gerçekleşmediğinden, yargılamanın durdurulmasına karar verilmiş, bunun üzerine Başbakanlıkça yapılan inceleme sonucu yönteme uygun olarak soruşturma izni verilmiştir. Bu bağlamda usul ve yasaya aykırı olarak verilen soruşturma izni ve kararlar zamanaşımı süresini durdurmayacağından, sanık hakkında Devlet Bakanı A.. Babacan tarafından yasaya aykırı olarak verilen soruşturma izni ile ilgili usulü işlemler zamanaşımı süresini durdurmayacağından suç tarihi olan 06.01.2000 tarihinden, iddianame ile mahkememize davanın açılma tarihi olan 17.01.2005 tarihine kadar 765 sayılı TCY.nın 102/4. maddesinde öngörülen 5 yıllık asli zamanaşımı süresi dolduğundan 5237 sayılı TCY.nın 7/2, 223 ve 765 sayılı TCY.nın 102/4. maddesi uyarınca sanığın üzerine atılan görevi savsama suçundan dolayı açılan davanın düşmesine karar verilmiştir. (Dönmezer, Erman, C III, s. 276-278 mevzuat ve uygulama uyarınca verilmemiş izin veya kararın zamanaşımı süresini durdurmayacağını, yine bir bekletici meselenin bulunması için, açılacak veya açılmış bulunan davanın devamı niteliğinde olmayan bir meselenin çözümlenmesi gerekir, yoksa dava zamanaşımı durdurucu etki yapmaz diyerek, kararımız doğrultusunda görüş bildirmişlerdir)” gerekçesiyle sanık hakkındaki kamu davasının, 5237 sayılı TCY.nın 7/2 ve 765 sayılı TCY.nın 102/4. maddeleri uyarınca zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmiştir.

Hükmün Yargıtay C.savcısı tarafından, zamanaşımının, Ankara C.savcılığınca soruşturma izni istendiği 04.12.2003 tarihi ile Başbakanlık tarafından soruşturma izninin verildiği 14.04.2005 tarihleri arasında durduğu, suç tarihi dikkate alındığında halen zamanaşımı süresinin dolmadığından davanın düşürülmesinin yasaya aykırı olduğundan bahisle temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının “bozma” istekli, 19.02.2006 günlü tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü;

TÜRK MİLLETİ ADINA

Sanık hakkında Yargıtay C.Başsavcılığınca 17.01.2005 günlü iddianame ile 765 sayılı TCY.nın 230. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında;

Yargılamaya başlayan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 17.03.2005 gün ve 4-15 sayı ile;

”3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanunun 4. maddesinde; Başbakanın, Bakanlar Kurulunun Başkanı, bakanlıkların ve Başbakanlık teşkilatının en üst amiri olduğu belirtilmektedir.

4483 sayılı Yasanın 3. maddesinin eski ve 5232 sayılı Yasayla değişiklikten sonra da Başbakanlık ile bağlı kuruluşların merkez teşkilatında görevli olanlar haklarında soruşturma izninin bizzat Başbakan tarafından verileceğini, yokluklarında ise bu yetkinin ancak vekilleri tarafından kullanılabileceğini öngörmüştür.

Bu hükümlerin birlikte değerlendirilmesinde, Başbakan Yardımcıları ile Devlet Bakanlarının soruşturma izni verme yetkilerinin bulunmadığı, bizzat Başbakana ait olan bu yetkinin Devlet Bakanlarına devrinin mümkün olmadığı, teşkilat yasalarında yer alan yetki devri ile ilgili hükümlerin, sadece o kuruluşun teşkilat yasasındaki yetkileri kapsadığı, 4483 sayılı Yasada yetki devri ile ilgili bir hükme yer verilmediği, bunun nedeninin yetkinin bizzat yetkilisi veya vekili tarafından kullanılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.” gerekçesiyle Başbakan tarafından verilmiş soruşturma izni bulunmadığından ve yargılama koşulunun gerçekleşmediğinden yargılamanın durdurulmasına karar verilmiştir.

Başbakan tarafından 14.04.2005 tarihinde soruşturma izni verilmesi ve bu karara vaki itirazın Danıştay 1. Dairesinin 14.07.2005 gün ve 504-953 sayılı kararıyla reddedilmesi üzerine yargılamaya devam eden Yargıtay 4. Ceza Dairesince 19.01.2006 gün ve 35-2 sayı ile zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verilmiş, bu hüküm Yargıtay C.Başsavcılığınca, dava zamanaşımının durma süresinin yanlış hesaplandığı, esasen henüz sürenin dolmadığından bahisle temyiz edilmiştir.

Görüldüğü gibi somut olayda çözümlenmesi gereken hukuki uyuşmazlık, dava zamanaşımının hangi tarihte durup, yeniden işlemeye başladığının saptanması, buna bağlı olarak da zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.

İncelenen dosya içeriğine göre;

Ankara C.Başsavcılığı, Hazine Müsteşarlığına hitaben yazdığı 04.12.2003 gün ve 66403 sayılı yazıda özetle; TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonunca, E……’ın bir kısım yöneticilerinin imza yetkilerinin kaldırılmasına işaret eden murakıplar raporunun 4 ay Murakıplar Kurulunda, 3 ay da Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğünde bekletildikten sonra, bankanın 22.12.1999 tarihinde fona devredilmesini müteakip 06.01.2000 tarihinde bakan onayına sunulduğundan bahisle, bu raporun gereğini yerine getirmekte geciken Bankalar Yeminli Murakıplar Kurulu Başkanlığı ve Banka Kambiyo Genel Müdürlüğü yöneticileri ile Hazine Müsteşarı ve ilgili müsteşar yardımcısı haklarında suç duyurusunda bulunulduğu; Hazine Müsteşarı Selçuk Demiralp hakkındaki evrakın 4483 sayılı Yasanın 12. maddesi uyarınca tefrik edilerek Yargıtay C.Başsavcılığına gönderildiği, sayılan diğer görevliler haklarında işlemlerin de birlikte yürütülebileceğinin düşünüldüğü, daha önce 4483 sayılı Yasa uyarınca adı geçenler haklarında bir işlem yapılmışsa onun sonucundan bilgi verilmesi, yapılmamış ise yazının soruşturma izni istemi olarak değerlendirilerek gerekli işlemlerin yapılması talep edilmiştir.

Olayın intikal ettirildiği Devlet Bakanı A…. Babacan 17.02.2004 tarihinde Başbakanlık Teftiş Kuruluna yazdığı yazıda, 4483 sayılı Yasa uyarınca ön incelemenin Başbakanlık müfettişlerince yapılmasını talep etmiş, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı 18.03.2004 gün ve 66 sayılı yazı ile durumu bildirerek Başbakandan bu konuda görevlendirilmeleri için izin talep etmesi üzerine, aynı gün Başbakan tarafından ön inceleme yapma hususunda görevlendirilmelerine olur verilmiştir.

Başbakanlık müfettişlerince hazırlanan 26.04.2004 gün ve 24/04-01 sayılı ön inceleme raporu doğrultusunda Devlet Bakanı A…. Babacan tarafından 30.04.2004 tarihinde, Yargıtay C.Başsavcılığına hitaben yazılan yazıda, sanık eski Hazine Müsteşarı A…. S…. Demiralp hakkında soruşturma izni verilmiştir. Ayrıca, aynı tarihte Ankara C.Başsavcılığına hitaben yazılan yazı ile de Bankalar Yeminli Murakıpları Kurulu Başkanı hakkında soruşturma izni verilmemiş, Müsteşar Yardımcısı A.T….. Kerman, Banka ve Kambiyo Genel Müdürü A…. Yaylacı, Genel Müdür Yardımcısı B…… Berberoğlu ve Daire Başkanı M….. Yıldırım haklarında da soruşturma izni verilmiştir.

Devlet Bakanı tarafından verilen soruşturma izni üzerine, soruşturmasını tamamlayan Yargıtay C.Başsavcılığınca 17.01.2005 tarihinde, sanığın görevi savsama suçundan dolayı 765 sayılı TCY.nın 230. maddesi uyarınca cezalandırılması için iddianame düzenlenmiş, diğer sanıklar hakkındaki soruşturma evrakı tefrik edilerek Ankara C.Başsavcılığına gönderilmiştir.

Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada değerlendirildiğinde;

Görüldüğü gibi sanık hakkında, görevini savsadığından bahisle kamu davası açılmış olup, iddianamede, 4483 sayılı Yasa uyarınca Devlet Bakanı tarafından 30.04.2004 tarihinde verilen soruşturma izni esas alınmıştır. Ancak, sanık hakkında soruşturma izni verilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığınca, Devlet Bakanlığına herhangi bir başvuru yapılmamıştır. Ankara C.Başsavcılığınca, TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonunca sanık ve diğer görevliler hakkında suç duyurusunda bulunulması üzerine yürütülen soruşturmada, sanık hakkındaki evrak tefrik edilerek Yargıtay C.Başsavcılığına gönderilmiş, diğer görevliler hakkında ise Devlet Bakanlığına başvurularak soruşturma izni istenmiştir. Devlet Bakanlığınca 4483 sayılı Yasa uyarınca yaptırılan ön inceleme sonucunda sanık hakkında da soruşturma izni verilmiş ve Yargıtay C.Başsavcılığına re’sen gönderilmiştir. Yargıtay C.Başsavcılığının, soruşturmasına ve iddianamesine esas aldığı da bu soruşturma iznidir.

Yargılama aşamasında Yargıtay 4. Ceza Dairesince bu soruşturma izni yasaya aykırı görülerek, sanık hakkında soruşturma izni verme yetkisinin Başbakana ait olduğu kabul edilmiş ve yargılamanın durdurulmasına karar verilmiştir. Nitekim, daha sonra Başbakan tarafından soruşturma izni verilmesi üzerine yargılamaya devam edilmiştir.

Sanığın hukuki konumu ve yapılacak işlemler ile ilgili yasal düzenlemeler incelendiğinde;

Hazine Müsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında 4459 sayılı Yasanın 4. maddesinde;

”Müsteşarlıklar merkez teşkilatı, ana hizmet birimleri, danışma ve denetim birimleri ile yardımcı birimlerden oluşur. Müsteşarlıkların merkez teşkilatları ekli cetvellerin (A) ve (B) bölümlerinde gösterilmiştir. Müsteşarlar, Müsteşarlık teşkilatının en üst amiridir. Müsteşarlık hizmetlerini, Hükümetin genel siyasetine, milli güvenlik, kalkınma planları ve yıllık programlara uygun olarak yürütmekle ve görev ve faaliyet alanına giren konularda diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla görevlidir. Müsteşarlar, Başbakana veya görevlendirilecek Devlet Bakanına karşı sorumludurlar. Müsteşarlara yardımcı olmak üzere 3’er müsteşar yardımcısı görevlendirilir. Müsteşarlar, Müsteşarlığın ve bağlı kuruluşların her türlü kademedeki yöneticileri, gerektiğinde sınırlarını yazılı olarak açıkça belirlemek şartıyla, yetkilerinden bir kısmını astlarına devredebilirler. Ancak yetki devri, yetki devreden amirin sorumluluğunu kaldırmaz.” hükmü yer almaktadır.

Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında 4483 sayılı Yasanın soruşturma izninin kim tarafından verileceğini düzenleyen 3. maddesinin (e) bendinde ise;

”Bakanlar Kurulu kararıyla veya bakanlıkların merkez teşkilatında görevli olup ortak kararla atanan memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında ilgili bakan, Başbakanlık merkez teşkilatının aynı durumdaki personeli hakkında Başbakan” hükmü yer almakta iken bu bent, 17.07.2004 tarihinde 5232 sayılı yasa ile değiştirilerek;

”Bakanlar Kurulu kararı ile veya Başbakanlık ve bakanlıklar ile bağlı kuruluşların merkez teşkilâtında görevli olup, ortak kararla atanan memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında ilgili bakan veya Başbakan” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.

Aynı Yasanın “Hazırlık soruşturmasını yapacak merciler” başlığını taşıyan 12. maddesinin 1. fıkrasında ise;

”Hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılır. Ancak Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri, müsteşarlar ve valiler ile ilgili olarak yapılacak olan hazırlık soruşturması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili, kaymakamlar ile ilgili hazırlık soruşturması ise il Cumhuriyet başsavcısı veya başsavcıvekili tarafından yapılır.” hükmüne yer verilmiştir.

Bu yasal düzenlemelere göre, Hazine Müsteşarı olan sanık hakkındaki soruşturmanın Yargıtay C.Başsavcılığı tarafından yapılacağı ve soruşturma izninin ise, gerek önceki düzenleme gerekse değişiklikten sonraki düzenlemeye göre Başbakan tarafından verileceği açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle Yargıtay 4. Ceza Dairesince, Devlet Bakanı tarafından verilen soruşturma izninin yasaya aykırı görülerek yargılamanın durdurulmasına karar verilmesi ve daha sonra Başbakan tarafından sanık hakkında soruşturma izni verilmesi açıklanan yasal düzenlemelere uygundur.

Bu açıklamalar ışığında zamanaşımının hangi tarihte durduğu ve yeniden işlemeye başladığının belirlenmesine gelince;

Dava zamanaşımını durduran nedenler 765 sayılı TCY.nın 107. maddesinde;

”Hukuku amme davasının ikamesi, mezuniyet veya karar alınmasına, yahut diğer bir mercide halli lazım gelen bir meselenin neticesine bağlı bulunduğu takdirde, mezuniyet ve kararın alınmasına, yahut meselenin halline kadar müruruzaman durur” şeklinde açıklanmıştır.

5237 sayılı TCY.da da benzer düzenleme yapılarak, 67/1. maddede dava zamanaşımını durduran nedenler, izin veya karar alınması ya da bekletici sorun olarak sayılmıştır.

Bu yasal düzenlemelere göre, suçun işlenmesi ile başlayan dava zamanaşımı süresi, izin veya karar alınması için yetkili mercie başvurulduğu ya da bir bekletici sorunun ortaya çıktığı günde duracak, izin veya kararın alındığı tarihte ya da bekletici sorun çözümlendiğinde, kaldığı yerden işlemeye devam edecektir. Bu nedenle, durma süresinden önce geçmiş olan süre, durma süresinden sonra işleyen zamanaşımı süresine eklenecektir.

4483 sayılı Yasa uyarınca soruşturma izni istenmesi de, dava zamanaşımını durduran nedenlerden “izin” hali ile ilgilidir. Bir memurun işlediği görev suçu nedeniyle C.savcısının yetkili makama soruşturma izni almak için başvurmasıyla dava zamanaşımı duracak, 4483 sayılı Yasada belirtilen “yetkili makamın” soruşturma izni vermesiyle süre kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır.

Konu öğretide de aynı şekilde değerlendirilmiştir. Nitekim, Dönmezer-Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku adlı eserlerinin 3. cildinde, izin veya karar alınmasına bağlı suçlarda, savcının izin veya karar verilmesi için yetkili mercie başvurduğu günden itibaren zamanaşımının duracağını belirtmişlerdir. (sh. 274) Artuk-Gökçen-Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler adlı eserlerinin II.cildinde, 4483 sayılı Yasa uyarınca soruşturma izni verilme sürecinde dava zamanaşımının duracağını belirtmişler, bir kısım kamu görevleri hakkında idareden izin alınmasını öngören bu düzenlemenin temel dayanağının da Anayasa’nın 129. maddesinin son fıkrası olduğunu ileri sürmüşlerdir. (sh. 378-380). Keza, Prof. Dr. Timur Demirbaş da, Ceza Hukuku Genel Hükümler adlı eserinde, 4483 sayılı Yasa uyarınca C.savcısının yaptığı başvuruyla, yetkili makamın izin vermesine kadar dava zamanaşımının duracağını ifade etmiştir. (sh.634-635)

Bütün bu açıklamalara göre somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
Sanık Hazine Müsteşarı hakkında 4483 sayılı Yasa uyarınca soruşturmayı yürütmekle görevli makam, Yasanın 12. maddesi uyarınca Yargıtay C.Başsavcılığıdır. Ankara C.Başsavcılığınca sanık hakkındaki soruşturma evrakının bu nedenle tefrik edilerek Yargıtay C.Başsavcılığına gönderildiği de 04.12.2003 tarihli yazı içeriğinden açıkça anlaşılmaktadır. Diğer sanıklar hakkında aynı yazı ile 4483 sayılı Yasa uyarınca soruşturma izni istenmiş olması, görevsiz olduğunu bildiren Ankara C.Başsavcılığınca sanık Hazine Müsteşarı hakkında da soruşturma izni istendiği şeklinde yorumlanamaz. Devlet Bakanınca yaptırılan ön inceleme sonucunda sanık hakkında da soruşturma izni verilerek Yargıtay C.Başsavcılığına ulaştırılmış ise de, 4483 sayılı Yasanın 3. maddesinin (e) bendi uyarınca, sanık hakkında soruşturma izni vermeye yetkili makam Başbakandır. Hal böyle olunca, sanık hakkında Yargıtay C.Başsavcılığınca herhangi bir soruşturma izni istenmediği de nazara alındığında, yetkili olmayan bir makam tarafından (somut olayda Devlet Bakanı tarafından) verilen soruşturma izni yasal dayanaktan yoksun olduğundan hukuki sonuç doğurmaya elverişli değildir. Dava zamanaşımını durdurmaya elverişli işlem ise, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 17.03.2005 tarihinde verdiği durma kararıdır.

O halde sanığın, 05.10.1999 ve 06.01.2000 tarihlerinde görevini savsadığı ileri sürüldüğüne göre, sanık hakkında uygulanması istenen 765 sayılı TCY.nın 230. maddesinde öngörülen özgürlüğü bağlayıcı cezanın üst sınırı gözetildiğinde, aynı Yasanın 102/4. maddesi uyarınca 5 yıllık asli dava zamanaşımı süresine tabi olup, bu süre 06.01.2005 tarihinde dolmuştur. Bu saptama ortaya koymuştur ki; Yargıtay C.Başsavcılığınca 17.01.2005 tarihinde sanık hakkında iddianame düzenlendiğinde dava zamanaşımı gerçekleşmiş bulunmaktadır. Bu itibarla Özel Dairece kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmesi isabetli ve yasaya uygundur.

Bu itibarla, Yargıtay C.savcısının temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan Özel Daire hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 19.01.2006 gün ve 35-2 sayılı hükmünün ONANMASINA,

2- Dosyanın Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 28.03.2006 günü tebliğnamedeki isteme aykırı olarak oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

Yargılama Giderleri Hesaplama        Avukatlık Ücreti Hesaplama        Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Ceza)        İstatistikler

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA