kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa        Forum        Hakkımızda        İletişim        Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

Ceza Genel Kurulu 2007/6-190 E., 2007/228 K.

BELLİ HAKLARI KULLANMAKTAN YOKSUN BIRAKILMA

“İçtihat Metni”

Sanıklar C.... A...... ile C.... A....’un 25.03.2004 tarihinde beş ayrı şikayetçiye karşı işledikleri yağma suçlarından dolayı; 5237 sayılı TCY’nın 149/1-a-c-h ve 62. maddelerinin ayrı ayrı uygulanması suretiyle beş kez 8 yıl 4 ay hapis cezası ile mahkûmiyetlerine, aynı Yasanın 53/2. maddesi gözetilerek hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkra a-b-c-d-e bentlerinde sayılan haklarından yoksun bırakılmalarına ilişkin Karşıyaka 1.Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 21.10.2005 gün ve 215-431 sayılı hüküm, sanıklar müdafiinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 15.05.2007 gün ve 2648-5856 sayı ile;

1- Sanıkların eylemlerine uyan 765 sayılı TCY’nın 497/2, 59/2, 31, 33, 40, (ayrı ayrı 5 defa), 71, 77/1. maddeleriyle hükümden önce 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY. nın aynı suçlara uyan 149/1-a, c, h, 62/1, 53/1, 63. (ayrı ayrı 5 defa) maddelerinin ayrı ayrı ve bir bütün olarak uygulanması sonucunda, anılan Yasanın 7/2, 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddeleri ile aynı Yasanın “Kanunlarda öngörülen ‘ağır hapis’ cezaları ‘hapis’ cezasına dönüştürülmüştür” hükmünü içeren 6/1. maddesi ve 765 sayılı TCY’nın 77. maddesi de gözetildiğinde, sonuç özgürlüğü bağlayıcı ceza 36 yıl hapis cezası olacağından, 765 sayılı Yasa hükümleri sanıklar yararına olduğu halde, 5237 sayılı TCY hükümlerinin sanık lehine olduğunun kabulüyle yazılı biçimde hükümler kurulması,

2- 5237 sayılı Yasanın 53/3. maddesi göz ardı edilerek, 53/1. maddesinde belirtilen haklardan sanıkların mahkûm olduğu hapis cezalarının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmalarına karar verilmiş olması...” isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yargıtay C.Başsavcılığı 18.07.2007 gün ve 9334 sayı ile;

”...Yerel Mahkemece 5237 sayılı Yasa lehe kabul edilerek, anılan yasa uyarınca, her suç için ayrı ayrı ceza verilmiştir. 5237 sayılı Yasada içtima hükümleri olmadığından, infaz hukuku da devletin cezalandırma yetkisi içinde ayrı bir müessese olduğundan, lehe yasa değerlendirmesinde içtima hükümlerinin göz önüne alınmaması isabetli bir uygulamadır.”

görüşüyle itiraz etmiştir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü;

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Toplanan kanıtlara göre, sanıkların aynı tarihte beş ayrı müştekiye karşı gerçekleştirdikleri nitelikli yağma eylemlerinden dolayı beş kez uygulama yapılarak cezalandırılmalarında, toplanan kanıtlara göre herhangi bir isabetsizlik ve bu kapsamda suçun sübutu ve nitelendirilmesinde de herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, lehe yasa belirlemesinin her suç yönünden ayrı ayrı mı, yoksa infaz hükümleri de dikkate alınmak suretiyle içtimalı ceza miktarı üzerinden mi yapılacağına ilişkindir.

1-Lehe yasanın belirlenmesine ilişkin hukuk normları:

Ceza yasalarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kurallar, yürürlükten kalkmış bulunan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 2. maddesinde;

”…Bir cürüm veya kabahatin işlendiği zamanın kanunu ile sonradan neşrolunan kanunun hükümleri birbirinden farklı ise failin lehinde olan kanun tatbik ve infaz olunur.”

şeklinde,

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın “Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7/2-3. maddesinde ise;

”...(2) Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.

(3) Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır ...” biçiminde düzenlemeler yer almaktadır.

Her iki yasal düzenlemenin ilke düzeyinde benzerliği vardır.

5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın “Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul” başlıklı 9/3. maddesinde;

”...(3) Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir …”

hükmüne yer verilmiş,

Anılan düzenlemenin esinlendiği 23.02.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise; “Suçun işlendiği zamanın yasası ile sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin farklı olması halinde, her iki yasanın birbirine karıştırılmadan, ayrı ayrı somut olaya uygulanıp, her iki yasaya göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalı” şeklinde lehe yasanın tespitinde başvurulacak yöntem ilkelere bağlanmıştır.

Öğretide de özetle; uygulanma olanağı bulunan tüm yasaların leh ve aleyhteki hükümleri ile birlikte ayrı ayrı ele alınarak somut olaya göre sonuçlarının karşılaştırılmasının gerekeceği ve sonunda fail bakımından daha lehe sonuç veren yasanın belirlenip son hükmün buna göre verileceği görüşleri ileri sürülmüştür. (Ord. Prof. Dr. S.DÖNMEZER-Prof. Dr. S.ERMAN, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C.I, 11. Bası, sh.167 vd.; Ord. Prof. Dr. S.DÖNMEZER,

Genel Ceza Hukuku Dersleri, sh.64 vd.; Prof. Dr. M.E. ARTUK-Doç. Dr. A.GÖKÇEN-Arş. Gör. A. C. YENİDÜNYA, Ceza Hukuku Genel Hükümler, C.I, sh.221 vd.)

5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi, 23.02.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve öğretideki görüşler birlikte değerlendirildiğinde; lehe yasanın belirlenmesi yöntemi, sabit kabul edilen olaya her iki yasanın ilgili tüm hükümlerinin birbirine karıştırılmaksızın uygulanmak suretiyle ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesini ve bunların karşılaştırılmasını gerektirmektedir.

Ancak bu karşılaştırmada, hükmün tesisi aşamasında uygulanması gereken normlarla, hükmün infazına ilişkin normlar birlikte değil, ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Bu değerlendirmede hüküm tesisi aşamasında uygulanması gereken düzenlemelerin aynı yasa kapsamında bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, sadece bir yasa değil bir müesseseyle ilgili düzenlemelerin yer aldığı yasalar birlikte değerlendirilecektir.

2- Cezaların içtimaı, içtimaın sonuçları ve içtima hükümlerinin hukuki niteliği:

a-765 sayılı TCY’nda cezaların içtimaı ile ilgili hükümler ve kabul edilen ilkeler:

765 sayılı TCY’nın 68-77. maddeleri arasında cezaların içtimaı kurallarına yer verilmiş ve özetle şu ilkeler kabul edilmiştir.

Birinci ilke; cezaların mümkün oldukça toplanmasıdır. Buna göre, aynı nev’iden olan cezalar birbirleri ile toplanacak, cezalar ayrı nev’iden ise her biri ayrı ayrı infaz edilecektir. (765 sayılı TCY’nın 71/1, 72, 74 ve 75. md.)

Cezaların çevrilmesi ilkesi de denilen ikinci ilke; bazı cezalarda toplama sisteminin imkânsız olması veya fazla ağır sonuçlar doğurması halinde, nev’ilerinin değiştirilmesinden ibarettir. (765 sayılı TCY’nın 70, 71/2 ve 73. md)

Üçüncü ilke; içtima kurallarının uygulanması suretiyle elde edilecek cezaların yasada belirlenen genel bir yukarı sınırı aşmamasıdır.

b-Cezaların içtimaının hukuki niteliği:

Öğretide, cezaların içtimaına ilişkin hükümlere 765 sayılı TCY’nda yer verilmiş olunmasına karşın, gerek yargısal kararlarda gerekse öğretide, cezaların birleştirilmesinin “bir yaptırım hukuku-infaz hukuku” kurumu olduğu, birleştirmeye rağmen, cezaları birleştirilen her suçun cezasının “hukuken ortadan kalkmadığı” (Prof. Dr. Kayıhan İçel, Prof. Dr. Füsun Sokulu Akıncı, Dr. İzzettin Özgenç, Dr. Adem Sözüer, Dr. Fatih S.Mahmutoğlu, Dr. Yener Ünver, Yaptırım Teorisi, İst-2000, s.277), yine benzer şekilde içtima sonunda verilen “toplam ceza” içindeki “unsur-cezalar”ın erimedikleri, kaybolmadıkları, cezaların içtimaı dışındaki haller bakımından “varlıklarını korudukları” savunulmuştur. (Prof. Dr. Faruk Erem, Prof. Dr. Ahmet Danışman, Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara-1997, 14. bası, s. 918)

Öte yandan çeşitli yargısal kararlarda da; “İçtimaa dâhil olan cezalardan her biri hakkında zamanaşımının ayrı ayrı cereyan edeceği” (CGK. 3.6.1940 gün ve 125-108), “ehliyetnamenin muvakkaten geri alınmasının her ceza için ayrı ayrı uygulanması gerekeceği” (CGK.

15.3.1976 gün ve 105-108), “CYUY’nın 305. maddesi uyarınca kendiliğinden temyize tabi olma koşulları incelenirken, içtima sonucu belirlenen toplam ceza miktarına bakılmayıp, her bir mahkûmiyet hükmünde tayin olunan ceza sürelerinin ayrı ayrı göz önünde bulundurulacağı” (CGK. 20.2.2001 gün ve 21-25), “içtimaa konu cezaların, içtima sonunda belirlenen toplam cezadan ayrı olarak varlıklarını koruyup hüküm doğuracakları” ve yine “TCY’nın 68 ilâ 77. maddelerinde yazılı içtima hükümlerinin yasal tipe uygun ihlalin karşılığı olan ceza normları olmayıp, cezaların toplanması, çevrilmesi ve sınırlandırılmasına ilişkin infazı ilgilendiren kurallar olduğu ve kazanılmış hak oluşturmayacağı” (CGK 08.10.2002 gün ve 179-354) belirtilmiştir.

c-Yeni ceza mevzuatında cezaların içtimaı ile ilgili düzenlemeler:

5237 sayılı TCY’nda cezaların içtimaına yer verilmeyip 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Yasanın, 99. maddesinde, “Bir kişi hakkında hükmolunan herbir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar.” kuralı benimsendikten sonra, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümlerin bulunması halinde, koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı isteneceği, 101. maddesinde ise 99 uncu madde gereğince cezaların toplanması gerektiğinde, bu hususta hüküm vermek yetkisinin en fazla cezaya hükmetmiş bulunan mahkemeye ait olacağı, yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CYUY’nın 402, 403 ve 405. maddelerindeki düzenlemelere benzer şekilde belirtilmiştir.

d- Özet değerlendirme:

Görüldüğü gibi gerek yargısal kararlarda gerekse öğretide tartışmasız kabul edilen ilkeler şunlardır.

1- Cezaların içtimaı bir infaz kurumu ve işlemidir.

2- İçtimaa dâhil olan suçlar hukuken bağımsızlıklarını korurlar ve her suç yönünden ayrı ayrı sonuç doğururlar,

3- İnfaza ilişkin uygulamalar kazanılmış hak oluşturmadığından, içtima uygulaması sırasında lehe oluşan hatalar da kazanılmış hakka konu olmazlar,

1412 sayılı CYUY, 765 sayılı TCY ve 647 sayılı CİY döneminde kabul edilen bu ilkeler, 5271 sayılı CYY, 5237 sayılı TCY ve 5275 sayılı CGTİH Yasa döneminde de geçerliliğini korumaktadır. Yeni yasal dönemde yasakoyucu cezaların içtimaına ilişkin kurallara 5237 sayılı Yasa içinde yer vermemek suretiyle, infaz hukukunu daha net ve daha doğru bir yasal temele kavuşturmuştur.

Bu ilkeler ve yasal düzenlemeler kapsamında, lehe yasa belirlenmesinde 765 sayılı Yasa kapsamındaki içtimalı cezaların değil, her suç yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılarak, her biri için tayin edilen cezanın dikkate alınması yasal zorunluluktur. Böyle bir kabul 5252 sayılı Yasanın 9/3 ve 23.02.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının da doğal sonucudur.

Ceza Genel Kurulunca ulaşılan sonuç:

1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve lehe olması nedeniyle 5237 sayılı TCY hükümleri uygulanan durumda, hükümde cezaların içtimaına karar verilmesine yasal olanak bulunup bulunmadığı sorusunun yanıtlanması gerekmektedir. 5275 sayılı Yasanın 99. maddesindeki “…bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107 nci maddenin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir.” hükmü uyarınca bu soruya olumlu cevap vermek ilk bakışta mümkün görülmemektedir.

Ancak, anılan maddenin atıfta bulunduğu 107. madde incelendiğinde, maddedeki toplama işleminin koşullu salıverilme süresinin hesaplanması amacına matuf ve matematiksel basit bir toplama işleminden ibaret bulunduğu, norm ile hâkime herhangi bir şekilde takdir ve değerlendirme yetkisinin tanınmadığı, değişmez ve dönüşmez süreleri ihtiva ettiği, gerek hükümde gerekse hükmün sonuçlarında herhangi bir değişiklik yaratmadığı, bu haliyle hükmün tesisi aşamasında içtima kararı verilmemesinin 5237 sayılı Yasanın yaptırım sistemine uygun olduğu ve kesinleşme koşulunun aranmasının herhangi bir hak kaybına da yol açmayacağı ortaya çıkmaktadır. Açıktır ki, anılan normun uygulamasında cezaları içtima eden hâkimin hiçbir şekilde takdir ve değerlendirme yetkisi bulunmamakta veya cezanın bir başka cezaya dönüşmesi söz konusu olmamakta, bir başka ifadeyle hâkim veya mahkemenin takdirine dayalı değişim olanağı bulunmamaktadır.

Çözümü gereken bir başka husus ise takdir ve değerlendirme gerektiren veya cezanın bir başka cezaya dönüşmesi icap eden ya da cezaların bir kısmının infaz rejiminin diğerinden farklı olduğu ahvalde 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden hücre cezasının da varlığını koruduğu gerçeği karşısında hükmün kesinleşmesi koşulunun aranıp aranmayacağıdır. 765 sayılı TCY’nın 70. maddesi uyarınca birden çok ağırlaştırılmış müebbet (ağır) hapse mahkûmiyet halinde, bir yıldan altı yıla kadar, ağırlaştırılmış müebbet hapis ile müebbet (ağır) hapis cezasına mahkûmiyet halinde dokuz aydan beş yıla kadar, birden çok müebbet (ağır) hapse mahkûmiyet halinde altı aydan üç yıla kadar tayin ve takdir edilecek bir sürenin hücrede tecrit edilmek suretiyle, ağırlaştırılmış müebbet (ağır) ve müebbet (ağır) hapis cezalarının infazının gerekmesi, yine anılan Yasanın 73. maddesi uyarınca, şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların ağırlaştırılmış müebbet (ağır) hapis veya müebbet (ağır) hapis cezalarıyla içtimaı halinde, maddedeki asgari ve azami sınırlar içerisinde takdir edilecek bir sürenin hücrede tecrit edilmek suretiyle bu cezaların infazının gerekmesi karşısında, 04.03.2003 gün ve 24-20 sayılı Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da vurgulandığı üzere, 765 sayılı Yasanın 70 ve 73. maddelerine göre yapılacak içtima işlemi sonunda hükümlünün hücrede geçirmesi gereken sürenin saptanması, takdir hakkının kullanılmasını ve bir değerlendirme yapılmasını gerektirdiğinden, bu durumda mutlak surette incelemenin duruşmalı olarak yapılması ve kararın da temyiz yasa yoluna tabii olması zorunluluk arz edecektir. Bu açıklamalar ışığında varılan sonuçları şu şekilde belirlemek mümkündür.

a) 1 Haziran 2005 tarihinden sonra işlenen suçlarda içtima 5275 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılacağından verilen hükümlerin kesinleşmesi zorunludur.

b) 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlarda, her suç yönünden ayrı ayrı yapılan değerlendirme sonucu, her suçla ilgili lehe yasa belirlendikten ve buna göre her suçun nihai cezası saptandıktan sonra, cezaların içtimaına 765 sayılı TCY’nın 68 ila 77. maddelerindeki ilkelere göre karar verilecektir. Bu uygulamada lehteki Yasanın 5237 sayılı TCY olmasının sonuca etkisi bulunmayacaktır.

Bu durumda;

1-Süreli cezaların içtimaı halinde yapılacak işlem matematiksel bir toplamadan ibaret bulunduğundan, içtimaa hükümle birlikte karar verilmemiş olması halinde bu hususta 5275 sayılı Yasanın 98-101. maddeleri uyarınca itiraz yolu açık olmak üzere her zaman karar verilmesi mümkün bulunduğu gibi kazanılmış hakka da konu olamayacaktır.

2- 765 sayılı Yasada ağırlaştırılmış müebbet (ağır) hapis veya müebbet (ağır) hapis cezasını gerektiren suçların yanında başkaca suçların işlenmesi halinde, cezanın mahkemece takdir edilecek bir süresinin hücrede tecrit edilmek suretiyle infazı gerektiğinden, kesinleşme koşulu aranmaksızın, duruşmalı inceleme gerektiren bu ahvalde içtima kararının 765 sayılı TCY’nın içtimaa ilişkin hükümlerinin uygulandığı yöntem doğrultusunda hükümle birlikte verilmesi cihetine gidilecek ve bu içtima işlemi de esas hükümle birlikte temyiz incelemesine konu olacaktır.

c) Hükümlerin kesinleşmesinden sonra içtima kararı verilmesi zorunluluğunun ortaya çıkması halinde, (1) nolu bentte belirtilen ahvalde 5275 sayılı Yasanın 98 ila 101. madde hükümleri uyarınca evrak üzerinde yapılacak inceleme sonunda itirazı kabil olmak üzere, (2) nolu bentte belirtilen ve hücrede geçirilmesi gereken ceza süresinin takdiri gereken durumda ise, duruşmalı inceleme yapılmak suretiyle, temyiz yasa yolu açık olmak üzere karar verilecektir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanıkların yağma eylemlerine, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 497/2 ve 59. maddeleri ile sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 149/a-c-h ve 62. maddelerinin ayrı ayrı uygulanmasıyla ortaya çıkan sonuç cezalar karşılaştırıldığında, 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının sanıklar lehine sonuç veren yasa olduğu açıktır.

Bu itibarla, birden çok yağma suçundan dolayı lehe yasa değerlendirmesi ve uygulama yaparken, her bir yağma eylemi bakımından önceki ve sonraki yasaları ayrı ayrı tatbik ederek 5237 sayılı Yasanın daha lehe sonuç doğurduğunu saptayıp her bir yağma suçu bakımından bu Yasayı uygulayan Yerel Mahkeme hükmünde bu yönüyle bir isabetsizlik bulunmamaktadır. O nedenle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile, cezaların içtimaına dair kuralların uygulanması ve birden çok suçtan verilen cezaların 765 sayılı TCY’nın 77. maddesinde öngörülen sürelerle sınırlandırılması gereken hallerde, lehe yasa değerlendirmesinin içtimalı ceza miktarları karşılaştırılmak suretiyle yapılması gerektiğine ilişen Özel Daire bozma kararının (1) nolu bendinin kaldırılması gerekmektedir.

Öte yandan, somut olayda Yerel Mahkeme uygulamasını eksik bırakmış, her bir yağma suçundan dolayı 5237 sayılı Yasaya göre cezayı saptayıp hükmetmekle yetinmiştir. Oysa, 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden 5237 sayılı Yasa hükümlerinin lehe sonuç vermesi halinde dahi, cezaların 765 sayılı TCY’nın 68-77. maddelerindeki ilkelere göre içtima ettirilmesi gerekmektedir.

Ayrıca, hapis cezasına mahkûmiyetin yasal sonucu olarak, sanıkların 5237 sayılı TCY’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının a, b, d ve e bentlerinde sayılan haklarından, aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya, © bendinde yazılı haklarından ise, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca koşullu salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılacakları gözetilmeden, © bendinde belirtilen haklarından da hapis cezasının infazının tamamlanmasına dek yoksun bırakılmalarına karar verilmesi hatalı olup, bu yöne ilişen Özel Daire bozma görüşü isabetli ise de, yukarıda açıklanan yasaya aykırılıklar yeni bir yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, Yargıtay’ın ıslah yetkisi kapsamında Yerel Mahkeme hükmünün bu yönlerinin düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle,

1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2-Yargıtay 6. Ceza Dairesinin sanıklar hakkındaki 15.05.2007 gün ve 2648-5856 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3-Karşıyaka 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 21.10.2005 gün ve 215-431 sayılı hükmünün sanıklar C.... A...... ve C.... A.... ile ilgili kısımlarının BOZULMASINA,

4-Ancak, bu hukuka aykırılıklar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 1412 sayılı CYUY’nın halen yürürlükte bulunan 322. maddesindeki yetkiye istinaden Karşıyaka 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 21.10.2005 gün ve 215-431 sayılı hükmünün;

a-Cezaların belirlenmesinden sonraki sonuç kısmına “765 sayılı Yasanın 77. maddesi uyarınca nitelikli yağma suçlarından verilen hapis cezalarının ağır hapis cezasının tabi olduğu hükümler gereğince toplanmasına, sanıkların sonuç itibariyle 36 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına” ibaresinin yazılması,

b-5237 sayılı TCY’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümlerinden; “TCY’nın 53/2. maddesi gözetilerek hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar sanıklar C.... A...... ve C.... A....’un aynı maddenin 1. fıkra a-b-c-d-e bentlerinde sayılan haklarından yoksun bırakılmasına” ifadelerinin çıkartılıp yerine ayrı ayrı “sanıklar C.... A...... ve C.... A....’un 5237 sayılı TCY’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının a, b, d, e bendlerinde belirtilen haklarından mahkûm oldukları hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, 1-c bendindeki haklarından ise koşullu salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmalarına” ifadelerinin,
İlave edilmesi ve sair yönleri aynen korunması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

5-Dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 06.11.2007 günü oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

Yargılama Giderleri Hesaplama        Avukatlık Ücreti Hesaplama        Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Ceza)        İstatistikler

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA