kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa        Forum        Hakkımızda        İletişim        Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

Ceza Genel Kurulu 2006/6.MD-346 E., 2008/25 K.

ARAŞTIRMA YAPMADAN HÜKÜM TESİS ETMEK

GÖREVDE YETKİYİ KÖTÜYE KULLANMAK

YASANIN LEHE UYGULANMASI

“İçtihat Metni”

Sanık hakkında, 765 sayılı TCY’nın 240, 80, 230, 80, 339/1, 80, 203/1 ve 219/3. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında; yargılama yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 18.10.2006 gün ve 4862-9930 sayı ile;

Baktığı davalarda çıkar sağladığı konusunda yaygın söylenti olduğu ve bunu doğrulayacak şekilde usulsüz karar verdiğine ilişkin 2001/974, 975, 976, 977, 978 esas sayılı dosyalarda 4562 sayılı Yasanın Geçici 6.maddesi çerçevesinde araştırma yapmadan davanın kabulüne hükmedilmesi,

1999/784, 914, 2000/238, 377, 487, 804, 999, 2001/171, 461, 503, 673, 702 esas sayılı dosyalarda evlilikleri bir yıldan az süren anlaşmalı boşanma talepleri ve 1999/677, 762, 830, 956, 1003, 1018, 1040, 1078, 1093, 1154, 1193, 1207, 1223, 2000/50, 66, 101, 166, 175, 210, 215, 410, 486, 488, 505, 617, 786, 803, 885, 890, 1099, 1348, 2001/90, 95, 121, 160, 335, 695, 705 esas numaralı boşanma davalarında taraflardan birini, bazen ikisini dinlemeksizin vekillerinin beyanları doğrultusunda hüküm kurulması,

2000/615, 2001/90, 91, 501, 802, 1099, 117 esas sayılı boşanma davalarında aile nüfus tablosunu getirmeden karara bağlayıp gerekçeli kararın yazım aşamasında ilgili kayıtları temin etmeye yöneldiğine ilişkin ve tevzi dışı kayda alındığı saptanamayan 2000/238, 2001/171, 503, 702, 879, 1039, 1129, 114 esas nolu dosyaların da istemler üzerine sanık tarafından yapılan işlemlerin tümünün yargılama yetkisi ve takdir hakkı kapsamında bulunduğu, sanığın üzerine atılı görevini kötüye kullandığı iddiasının bu suçlar yönünden sübuta ermediği ve yasal öğeleri oluşmadığı gerekçesiyle beraatine,

Yargıtay’a yollanan bir kısım dosyalarda vezneden çekilen miktar ile gönderme masrafı arasında ayrıca tebligat bedellerinin sarf edilmesi yolunda Yazı İşleri Müdürünün zimmetine para geçirmesine neden ve zemin hazırladığı yönünde iddia dışında yeterli, inandırıcı kanıt elde edilemediği ve atılı suçun sübuta ermediği gerekçesiyle beraatine,

Sanık Hâkim İ..... K.....’ın Bursa 3.Asliye Hukuk Hakimi olarak çalıştığı dönemde;

aa) Denetimin başladığı 20/11/2001 günü itibariyle (5-6-7). aylardan kalma toplam 119 adet dava dosyasının gerekçeli kararlarını yazmadığı gibi, 2000/1290 ve 2000/1250 esas sayılı dosyalarda ise kararı belirlemeden hükmün niteliğini meçhul bırakarak HUMY’nun 388. maddesine aykırı davranmak,

bb) Kalem denetiminde gerekli özen ve titizliği göstermemesi sonucu bazı dosyaların işlemsiz kalması, bazı tutanaklar ve kararların sahte imzalar ile tamamlanmasına zemin hazırlamak eylemlerinin, zincirleme şekilde görevi ihmal suçunu oluşturduğu gerekçesiyle lehe olan 765 sayılı TCY’nın 230. maddesinin 1.fıkrası, 80, 59/2, 647 sayılı Yasanın 4/1 ve TCY’nın 72. maddeleri uyarınca sonuç olarak (484) dörtyüzseksendört YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına,

a) Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/1073, 752, 888, 1053, 1072 esas sayılı yaş tashihi davalarında, haber vermeden duruşmaları icra ettiği, duruşmalara katılmayan C.Savcıları E.... Ö.... ve N... Y...... adına mütalaa yazdırıp aynı doğrultuda hüküm kurmak,

b) Keşfe gitmediği halde gitmiş gibi tutanak düzenlediği ve yol tazminatı almak, eylemlerinin zincirleme şekilde görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu gerekçesiyle lehe olan 765 sayılı TCY’nın 240/1, 80, 59/2, 647 sayılı Yasanın 4/1 ve TCY’nın 72. maddeleri uyarınca (1.536) YTL. Adli para cezası ve (2 ay 27 gün) süreyle memurluktan yoksun bırakma cezasıyla cezalandırılmasına,

Hükmolunan para cezalarının 765 sayılı TCY’nın 72. maddesi uyarınca toplanarak ikibinyirmi YTL adli para cezası ve iki ay yirmiyedi gün memurluktan yoksun bırakılması cezasıyla cezalandırılmasına, para cezasının 647 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca takdiren birer ay arayla 10 eşit taksitle alınmasına ve cezalarının 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca ertelenmesine karar verilmiş,

Yargıtay C.Başsavcılığınca hüküm,

1- Sanığın Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/1073, 752, 888, 1053 ve 1072 esas sayılı yaş düzeltme davalarında C.Savcısına haber vermeden duruşmaları icra etmesi, ayrıca keşfe gitmediği halde gitmiş gibi tutanak düzenlemesi ve yol tazminatı alması eylemlerinin resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturacağı,

2- Anılan eylemlerin ayrı ayrı suçları oluşturduğu,

3- Sanığın baktığı 2001/974, 975, 976, 977, 978 esas sayılı dosyalarda, 4562 sayılı Organize Sanayi Bilgeleri Kanununun Geçici 6. maddesi çerçevesinde araştırma yapmadan ve bu hüküm gereğince davalara konu taşınmazların tamamının tapu kayıtlarına “anılan Yasanın 6. maddesi doğrultusunda Dosap Müteşebbüs Teşekkül Başkanlığının onayı olmadan temlik edilemez” şerhi konulduğu halde davacı ile davalının anlaştığından sözedilerek davayı kabul etmesinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gerekçeleriyle temyiz edilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istekli 28.12.2006 gün ve 52441 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık hakkında resmi evrakta sahtecilik, görevde yetkiyi kötüye kullanmak, görevi ihmal ve zimmete neden olmak suçlarından açılan kamu davalarında, keşfe gitmediği halde gitmiş gibi tutanak düzenleyerek yol tazminatı almak, yaş tashihi davalarında, C.Savcısına haber vermeden duruşmaları icra etmek ve duruşmalara katılmayan C.Savcıları adına mütalaa yazdırıp aynı doğrultuda hüküm kurmak eylemlerinin zincirleme şekilde görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçlarını, gerekçeli kararları süresinde yazmamak ve bir kısım dosyalarda, hükmün niteliğini meçhul bırakmak, kalem denetiminde gerekli özen ve titizliği göstermemesi sonucu bazı dosyaların işlemsiz kalması, bazı tutanaklar ve kararların sahte imzalar ile tamamlanmasına neden olmak eylemlerinin zincirleme şekilde görevi ihmal suçlarını oluşturduğu ve 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca yapılan karşılaştırmada 765 sayılı TCY hükümlerinin her iki suç yönünden de bütünüyle sanık lehine olduğu kabul edilerek, sanığın 765 sayılı TCY’nın 240/1, 80, 59/2, 647 sayılı Yasanın 4/1 ve TCY’nın 72, 230/1, 80, 59/2, 647 sayılı Yasanın 4/1 ve TCY’nın 72, 647 sayılı Yasanın 5 ve 6. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına, diğer eylemlerden ise beraatine karar verilen somut olayda;

Yargıtay C.Başsavcılığının temyiz istemi ve dolayısıyla temyizin kapsamı;

1-

a) Yaş düzeltme davalarında C.Savcısını haberdar etmeden duruşma icra etmek,

b) Keşfe gitmediği halde gitmiş gibi tutanak düzenleyerek yol tazminatı almak,

Eylemlerinin, görevde kötüyü kullanma suçunu değil, resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturacağı,

2- Olayda zincirleme suç hükümlerinin koşulları bulunmayıp, sanığın eylemlerinin ayrı ayrı suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiği,

3-4562 sayılı Yasanın Geçici 6. maddesi uyarınca gerekli araştırma yapmadan karar verilmesi eylemlerinin görevde yetkiyi kötüye kullanma suçlarını oluşturacağı,

Konularına inhisar etmekte olup, diğer eylemlerle ilgili verilen hükümler temyiz edilmeksizin kesinleşmiş bulunduğundan, temyiz kapsamıyla sınırlı olarak yapılan incelemede aşağıdaki hususlar saptanmıştır:

1- a) Yaş tashihi davalarında C.Savcılarının katılımı olmaksızın duruşma icra edip, onlar adına mütalaa yazdırıp, aynı doğrultuda hüküm kurmak iddiası;

Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/1073, 752, 888, 1053, 1072 esas sayılı yaş tashihi davalarında, C.Savcılarını duruşma gününden haberdar etmeden duruşmaları icra ettiği, duruşmalara katılmayan C.Savcıları E.... Ö... ve N... Y...... adına mütalaa yazdırıp aynı doğrultuda hüküm kurduğu, tanık anlatımları, dosya inceleme tutanakları, 2001/888, 752, 1053, 1072 esas sayılı dosya asılları, 1073 sayılı dosya fotokopisi örneği ve C.Savcılığından alınan kayıt düzeltme davalarında görevli C.Savcıları listesi ile sabittir.

Mülga 1587 sayılı Nüfus Yasası’nın 46 ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Yasası’nın 36. maddeleri uyarınca nüfus kayıt ve düzeltim davalarının, kamu adına iddia makamını temsilen C.Savcısının katılımı ile yürütülmesi zorunludur.

Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılıp, yaptırıma bağlanmıştır.

Sahteciliğin, sahteliği ispat edilmedikçe geçerli bir resmi evrak üzerinde yapılması halinde eylem TCY’nın 339 uncu maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki suçu oluşturacaktır.

Somut olayda sanık, duruşmaya katılmalarında yasal zorunluluk bulunan C.Savcılarını, bulunmadıkları halde duruşmada var göstermek ve adlarına mütalaa yazdırmak suretiyle mütalaa doğrultusunda hüküm tesis etmek suretiyle sahte mahkeme ilamı oluşturmuş ve bu sahte kayıtlara dayanılarak, anılan davalardaki ilgililerinin şahsi sicil veya aile nüfus kayıtları yeniden düzenlenmiştir.

1086 sayılı HUMY’nın 295. maddesi uyarınca, mahkeme ilamları sahteliği ispat edilmedikçe geçerli evrak niteliğinde olup, sanığın sabit olan eylemleri, sahteliği ispat edilmedikçe geçerli evrakta sahtecilik suçuna uymakta ve 765 sayılı TCY’nın 339. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki suçu oluşturmaktadır.

Özel Dairece, C.Savcıları katılmış olsa da, farklı bir mütalaanın ve değişik bir hükmün verilemeyeceği, dolayısıyla sanıkta sahtecilik kastının bulunmadığına ilişkin değerlendirmesi, sahtecilik suçlarıyla korunan hukuki yarar gözetildiğinde isabetli bulunmayıp, Yargıtay C.Başsavcılığının bu eylemler yönünden suç niteliğine yönelik temyiz istemi, atılı eylemlerin resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturması nedeniyle yerindedir.

Bu temyiz nedeni yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı O.Şirin ve beş Kurul Üyesi;

”Nüfus kayıt düzeltim davalarının kamu adına iddia makamını temsilen C.Savcısının katılımı ile yürütülmesi zorunlu ise de, sanık Hakimin, 2001/888, 2001/1072, 2001/752 esas sayılı dosyalarda C.Savcısı gerçekte hazır bulunsa bile daha farklı bir mütalaayı bu dosyalarda veremeyeceği dolayısıyla da verilen kararların daha farklı olamayacağı ve sonucun değişmeyeceği dikkate alındığında, sanığın sahtecilik kastının bulunmadığı, 2001/1053 esas sayılı dosyada ise küçüğün nüfus kayıt ve tesciline dayanak belge ile davaya esas alınan belgenin birbiri ile çelişen özelliği dikkate alınıp resen araştırılması gerektiği halde yerine getirilmemesi ve C.Savcısı katılımı sağlanmadan var gösterilip onun ağzından esas hakkında düşünceyi içeren görüşü davanın diğer tarafları huzurunda tutanağa yazdırıp, tanık dinlemesi ile açık yargılama faaliyeti şeklinde gelişen eyleminde de sanığın sahtecilik kastı ile hareket ettiğinin kabul edilemeyeceği, anılan eylemlerinin yargılama yetkisinin yasaya aykırı olarak kullanılması suretiyle görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı, Özel Daire kabul ve uygulamasının isabetli olduğu ve Yargıtay C.Başsavcılığının suç niteliğine yönelik temyiz isteminin yerinde olmadığı” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

b) Keşfe gitmediği halde gitmiş gibi tutanak düzenlemek iddiası;

Keşif, yargılama faaliyetinin bir parçası ve devamıdır, bu nedenle Hâkim, mahallen yapılan keşfin belli bir düzen içinde yürütülmesi ve teknik bilgi gerektiren hallerde bilirkişi düşüncesini alıp, bilirkişilerce düzenlenen raporların sorun ile bağlantısını ve yeterliliğini denetleyebilmek için keşfe katılmak zorunda olup, HUMY’nın 364. maddesinde de keşfin hakim tarafından yapılacağı belirtilmiştir. Keşif kararı verme ve yerine getirilmesi Hâkimin asli görevi olup, bunun devri veya terki düşünülemez.

Somut olayda, sanık Hâkimin tanık dinlenmeyen kamulaştırma bedelinin arttırılması davalarında keşif mahalline gitmeden, işlem ve tutanakları bilirkişiler, taraf vekilleri, kalem personelinin inisiyatifine bıraktığı sabit ise de, kamu davasına konu edilen keşif tutanaklarının Hakim ve keşfe katılanlarca ya kısmen imzalandığı veya hiç düzenlenmediği, bu nitelikleri itibariyle keşif tutanaklarının belge niteliğine haiz olmadığı, sanığın işlemleri daha sonra tekemmül etme yönündeki iradesi de dikkate alındığında, sahtecilik kastının da bulunmadığı, ancak kendisine ait olan hakimlik görevini yasa ve yasa disiplinine aykırı ve duraksamaya yer bırakmayacak bir şekilde üçüncü kişiler eliyle yerine getirilmesine zemin hazırlamak, anılan keşif paralarının ödenmesi için tahsilat makbuzlarını imzalayıp sonrada yol tazminatını almak eylemlerinin bütünüyle görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı saptanmış olup, Özel Daire kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik bulunmadığından, Yargıtay C.Başsavcılığının bu suç yönünden temyiz istemi yerinde değildir.

Bu temyiz nedeni yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Kurul Üyesi;

”Sanık hakimin keşfe katılmadığı sabittir. Keşif tutanakları hakim ve bir kısım diğer ilgililerin imzasını taşımamakta ise de, bu tutanaklara dayanılarak düzenlenen sarf kararıyla ilgililere ve bu kapsamda sanık hakime ödeme yapılmış ayrıca keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm tesis edilmiştir, bu nedenle sanığın eylemi 765 sayılı TCY’nın 339. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde düzenlenmiş bulunan resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturmaktadır,” görüşüyle oy kullanmışlardır.

2- Zincirleme (müteselsil) suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı;

Zincirleme (müteselsil) suç, 765 sayılı TCY.nın 80. maddesinde; “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün birkaç defa ihlâl edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır.” denilerek tarif edilmiş, bu durumda faile verilen cezanın belli oranda artırılması öngörülmüştür.

Bu tanımdan yola çıkıldığında, zincirleme suçun varlığının kabulü bakımından gerekli birinci koşul; farklı zamanlarda işlenmiş olsalar dahi ortada birden çok suçun olması, ikinci koşul; bu suçların yasanın aynı hükmünü ihlâl etmesi ve nihayet üçüncü koşul da; suç işleme kararında birlik bulunmasıdır.

Bunlardan en önemlisi, Yasada “suç işleme kararında birlik” şeklinde ifadesini bulan, sübjektif koşuldur. Muhtelif suçları birbirine bağlayan, birleştiren ve müteselsil suçu yapısal olarak cezaların içtimaından ayıran da bu koşuldur. (Türkân Yalçın Sancar, Müteselsil Suç, Ankara-1995, s.86.) Bu sübjektif koşul, “aynı suç kasdı” olarak anlaşılmamalıdır. Nitekim 80. maddenin ilk halinde kullanılan “kasdı cürmî “deyimi karışıklıklara yol açtığından dolayı daha sonra değiştirilmiş ve madde günümüzdeki şeklini almıştır. Bu bakımdan, her biri bağımsız olan ve ayrı ayrı kastlarla işlenen bu suçların, aynı kastın ürünü olduklarını söylemek, Yasanın lafzına da uygun olmayacaktır. (Uğur Alacakaptan, Suçun Unsurları, Ankara-1973, s.56.)

Aynı ve tek olan şey, bu bağımsız kastları birleştiren ve bu sebeple kasttan başka bir anlam ifade etmek zorunda bulunan “suç işleme kararı”dır. Suç işleme kararından, kanunun aynı hükmünü birkaç defa ihlal etmek hususunda önceden kurulan bir plân, genel bir niyet anlaşılır. Fail, önceden böyle bir plân veya niyet tespit etmiş, bunu bir defada gerçekleştirecek yerde, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plâna göre hareket etmiş olduğu içindir ki, birden fazla olan kısımlar, tek bir müteselsil suç meydana getirirler. (Sulhi Dönmezer-Sahir Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, Cilt I, 14. bası, s.398)

Ceza Genel Kurulunun 24.11.1998 gün ve 280-359 sayılı kararında vurgulanan ölçüte göre de; kesin, belirli, somut suçların maddi ve sübjektif öğelerini kapsayan bir tasarlamanın mevcudiyeti halinde, suç işleme kararında birliğin bulunduğunu kabul etmek gerekir.

Ancak, suç işleme kararında birlik koşulu daha ziyade failin iç dünyası ile ilgili bulunduğundan, gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi güçtür. O halde, bu konuda gözleme özel bir önem verilmelidir. Bu hususta takdir hakkı bulunan yargıç, bu işlem sırasında gündelik hayat deneyimlerini genel bir yol gösterici olarak gözönünde bulundurmalı, sübjektif bağın belirlenmesinde; suçların işleniş biçimlerindeki benzerlik, suçların işlenme zamanları ve yerleri arasındaki ilişki, suçların işlenmesine hükümden sonra devam edilip edilmediği gibi yardımcı kriterlerden de yararlanmalıdır. (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul-1972, s.138 vd)

80. madde, birden fazla ihlâllerin “muhtelif zamanlarda” meydana gelse de bir suç sayılacağını belirtmiştir. Bu bakımdan, suçlar arasında bir zaman aralığının bulunması doğaldır ve fasıla bu suçların aynı suç işleme kararıyla işlenip işlenmedikleri hususunda kesin bir ölçüt sayılamaz. Buna karşın, zamanın uzunluğu yahut kısalığı, tamamen göz ardı edilebilecek bir husus da değildir. Burada dikkate alınması gereken şudur; genellikle müteselsil suçun varlığı, suçlar arasındaki zaman aralıklarıyla ters orantılıdır. Örneğin; suçlar arasındaki zaman fasılaları çok uzunsa, bu durum failin “aynı suç işleme kararı” ile hareket etmediğine karine oluşturabilir. Bununla birlikte, suçların kısa zaman aralıklarıyla işlenmeleri de her zaman aynı suç işleme kararıyla hareket edildiğine işaret etmez.

Öte yandan, Yasamız zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir.

Bir başka önemli sorun da, suçların farklı mağdurlara yönelik olması halinde, aynı suç işleme kararının bulunup
bulunamayacağının tayinidir. Bazı yazarlar, mağdurların değişmesi halinde, müteselsil suçun hiçbir şekilde gerçekleşmeyeceğini ileri sürmektedirler. Bir kısım yazarlar ise, bazı suçların yapısında bir sınır bulunduğunu; hayat, vücut bütünlüğü, hürriyet, cinsel özgürlük gibi münhasıran kişiye ait değerleri ihlâl eden suçların, zorunlu olarak teselsül dışında kaldığını savunmaktadırlar.

Ancak bu yazarların hemen hepsi, mala karşı işlenen suçlarda mağdurlar farklı da olsa, suç işleme kararının değişmeyebileceğini kabul etmektedirler. (Maggıore ve Majno’ya atfen, Sancar, s.106 vd.)

Bu hususta Ceza Genel Kurulunun 18.11.1985 gün ve 220-585 sayılı kararı da önemli bir emsal oluşturmaktadır. Anılan kararda, suç işleme kararında birlik bulunması halinde suçtan zarar görenin birden fazla olmasının, eylemlerdeki bağlantıyı ve teselsülü etkilemeyeceği, müteselsil suçu ancak kararın yenilenmiş olmasının ortadan kaldıracağı belirtilmiş, böylece dolandırıcılık suçunda mağdur sayısının fazlalığının teselsüle mutlak engel bir hal olmadığı kabul edilmiştir.

Açıklanan bilimsel görüşler ve yargısal kararlar ışığında somut olayı değerlendirecek olursak;

Sanık hâkimin, C.Savcısını duruşmada hazır gösterip, adına mütalaa yazdırıp ve bu doğrultuda hüküm tesis ettiği dosyalar, 2001/888, 1072, 1073 ve 1053 esas sayılı olup, 888 esas sayılı dosyada C.Savcısı N. Yardatapan adına 11.7.2001 tarihinde mütalaa yazıdırarak hüküm tesis edildiği, diğer 3 dosyada ise C.Savcısı E.Özer adına 3.10.2001 tarihinde mütalaa yazdırarak hüküm tesis edildiği, sanığın olaylardaki davranış biçimi, eylemler arasındaki kısa sayılabilecek zaman süreci ve suçla korunan hukuki yarar birlikte değerlendirildiğinde, sanığın aynı suç işleme kararıyla hareket ettiği saptandığından, olayda teselsül koşullarının bulunmadığına ilişkin temyiz istemi yerinde değildir.

Keşfe gitmediği halde keşfe gitmiş gibi tutanak düzenleme eylemlerinde ise, yapılan keşifler birbirini takip eden 24.11.2000, 02.03.2001, 09.03.2001, 03.05.2001, 17.05.2001, 28.05.2001, 29.05.2001 ve 19.07.2001 tarihlerinde gerçekleştirilmiş olup, davaların konusu, keşfin birbirini izleyen ve kısa sayılabilecek zaman aralıklarıyla gerçekleştirilmesi ve sanığın olaylardaki benzer davranış biçimi birlikte değerlendirildiğinde, bu eylemlerinin de aynı suç işleme kararıyla icra edildiği ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği, Özel Daire değerlendirmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, bu eylemler yönünden de temyiz nedeninin yerinde olmadığı anlaşılmaktadır.

3-2001/974, 975, 976, 977, 978 esas sayılı dosyalarda; 4562 sayılı Yasanın geçici 6.maddesi çerçevesinde araştırma yapmadan davanın kabulüne hükmedilmesi iddiası;

Anılan dosyalarda; Bursa ili Osmangazi İlçesi, Demirtaş Bucağı 4. Demirtaş Sanayi Bölgesi içerisinde kalan hazineye ait 3385 parsel nolu 159.920 m2’lik taşınmaz, organize sanayi bölgesi olarak kullanılmak üzere, toplam 100 milyar bedelle 2942 sayılı Kamulaştırma Yasasının 30. maddesi uyarınca, Maliye Bakanlığının 11.10.1995 gün ve 597 nolu olurları ile uygun görüldüğü, taşınmazın tarla vasfıyla 18.12.1995 tarihinde Demirtaş Belediyesi adına tescil edildiği, anılan taşınmazın 04.12.1997 tarihinde şuyulandırılarak 25 parsele ayrıldığı,

D.... Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Heyet Başkanı sıfatıyla Bursa valisi tarafından, sözkonusu arsa ve arazilerin satışının 4562 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca izin verilmemesinin Tapu Sicil Müdürlüğüne bildirildiği,

Demirtaş Belediye Başkanlığınca 2886 sayılı Yasa hükümlerine dayanılarak, 25 adet parselden 7 adetinin özel şahıslara, 102, 181, 230, milyar bedellerle satılması üzerine, Tapu sicil müdürlüğüne alıcı adına tescil için müracaat edildiği, Tapu Sicil Müdürlüğünce konunun Tapu Kadastro 4. Bölge Müdürlüğüne sorulduğu, alınan cevaplarda, organize sanayi bölgesi müteşebbis heyetin satışa izin verdiğine ilişkin kararı ibraz edilmediği sürece üçüncü şahıslar adına tescil işleminin yapılmaması gerektiğinin bildirildiği ve konunun belediye başkanlığına bildirilerek, tapu kütüğünün beyanlar hanesine yazıldığı,

Sözkonusu parselleri ihale suretiyle satın alan tüzel kişilerin, Davalı D...... Belediye Başkanlığı aleyhine, Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesine açtıkları tapu iptali ve tescil davalarında, mahkemece taşınmazlara ilişkin belgeler celp edilmek suretiyle, davalı idarenin kabulü üzerine, 2886 sayılı Yasa hükümleri uyarınca satılan bir taşınmazın tapu kaydına şerh konularak devrinin engellenmesinin 4562 sayılı Yasanın Geçici 6. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle istemin kabulüne karar verilerek, belediye adına olan tapu kayıtlarının iptali ile davacılar adına tesciline karar verildiği, yapılan işlemlerin tümünün yargılama yetkisi ve takdir hakkı kapsamında bulunduğu, görevi kötüye kullanma veya ihmal kapsamında değerlendirilmeyeceği anlaşılmakla, Özel Dairece yapılan değerlendirme ve uygulama isabetli görülmüş olmakla, Yargıtay C.Başsavcılığının anılan eylemlerin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğuna ilişkin temyiz itirazı yerinde değildir.

Bu şekilde tüm temyiz itirazları incelenip, sübut ve vasıfla ilgili konular ayrı ayrı değerlendirildikten sonra, sanığın zincirleme şekilde görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilen, keşfe gitmediği halde gitmiş gibi keşif tutanağı düzenleyerek yol tazminatı alma eylemleri nedeniyle, 765 sayılı TCY’nın 240/1, 80, 59/2, 647 sayılı Yasanın 4, 5 ve 6. maddeleri uyarınca hükmolunan 1.536 YTL. adli para cezası ve 2 ay 27 gün memurluktan yoksun bırakılma cezalarının, hükmün verilmesinden sonra yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile Ceza Yargılaması Yasası’nın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında gerçekleştirilen değişiklikler sonucunda, “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kapsamına girmesi nedeniyle, bu kurumun da değerlendirilmesi ve uygulanması koşullarının saptanması zarureti hasıl olmuştur.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesi ile kabul edilmiş olup, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 23. maddesiyle 5271 sayılı Yasanın 231. maddesine eklenen 5-14. fıkralar ile de büyükler için kabul edilmiş, aynı Yasanın 40. maddesiyle 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılık hariç olmak koşuluyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı koşullara tabi kılınmıştır.

Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu müessese, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklik ile hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için uygulanabilir hale getirilmiş, şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak uygulanan bu müessese Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Kanunlarında yer alan suçlar ayrık olmak üzere, tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Müessesenin yargılama yasasında düzenlenmiş bulunması da onun karma niteliğini değiştirmeyecektir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının koşulları;

a) Suça ilişkin koşullar;

1-Yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası olması, bu değerlendirme, yeni sistemde cezaların içtimaı müessesine yer verilmemesi nedeniyle, her suç yönünden hükmedilen ceza miktarı dikkate alınmak suretiyle yapılacak, sanığın birden fazla suçtan mahkûmiyeti halinde, bu mahkümiyetlerin toplamı nazara alınmayacak, ancak bu olgular, sanığın suç işleme hususu yönünden değerlendirilebilecektir.

2-Suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlardan bulunmaması,

b) Sanığa ilişkin koşullar;

1-Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olması;

Buradaki mahkûmiyet kasıtlı bir suçtan doğmalıdır. Hükmolunan cezanın hapis veya para cezası olmasının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Sanığın cezası 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca ertelenmiş ve sanık deneme süresinde kasıtlı bir suç işlememişse, bu takdirde 765 sayılı TCY’nın 95/2. maddesi uyarınca önceki mahkûmiyet esasen vaki olmamış sayılacağından, bu nitelikteki bir mahkûmiyet hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal bir engel oluşturmayacak, ancak yargılama mercilerince bu husus suç işleme eğilimi yönünde değerlendirmeye tabi tutulabilecektir. Ancak sanığın cezası 5237 sayılı TCY’nın 51. maddesi uyarınca ertelenmişse, bu taktirde ceza infaz edilmiş sayılacağından, bu nitelikteki bir mahkumiyet hükmün açıklanmasının ertelenmesine yasal engel oluşturacaktır.

Adli sicilde silinme koşulları oluşmuş bir mahkûmiyet ister adli sicilden silinmiş olsun, isterse silinmemiş bulunsun, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal engel oluşturmayacaktır. Ancak bu husus, sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirlemek yönünden yargı makamlarınca değerlendirmeye tabi tutulabilecektir. 3682 sayılı Adli Sicil Yasası döneminde oluşan adli sicil kayıtlarında, silinme koşullarının oluşup oluşmadığı ve sanığın adli sicil kaydının bulunup bulunmadığı adli sicil kaydının incelenmesi suretiyle saptanabilmekte ise de, 5352 sayılı Adli Sicil Yasasının 9. maddesi uyarınca oluşturulan adli sicil kayıtları ceza veya güvenlik tedbirlerinin infazının tamamlanması ile Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce silinerek bu kayıtlar arşiv kaydına alınacağından, sanığın daha önce suç işleyip işlemediğinin saptanabilmesi için adli sicil kaydının getirilmesi yeterli olmayıp, anılan Yasanın 9. maddesi uyarınca arşiv bilgilerinin de istenmesi gerekmektedir.

2-Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi gerekmektedir. Giderimin bizzat sanık tarafından yerine getirilmesi gerekmeyip, sanık adına onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından da tazmin, aynen iade veya eski hale getirme suretiyle giderilmesi de olanaklıdır. Herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli bulunmayan suçlar yönünden bu koşulun aranmayacağı hususu ise izahtan varestir.

3-Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması gerekmektedir.

Tüm bu koşulların bulanması halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sonuçları;

1-Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemeyecektir.

2-Denetim süresi içinde sanığın kasten yeni bir suç işlememesi ve yükümlülüklere uygun davranması halinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesi uyarınca kamu davasının düşürülmesine karar verilecektir.

3-Sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya yükümlülüklere aykırı davranması halinde mahkemece açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanacaktır. Burada yeni suçun denetim süresi içinde işlenmesi yeterlidir. İkinci hükmün kesinleşmesi mahkûmiyet koşulunun tahakkuku yönünden aranacak ise de, kesinleşme tarihi herhangi bir önem arz etmeyecektir.

4-Sanık tarafından mahkemece kendisine yüklenen yükümlülüklerin yerine getirilememesi halinde, mahkemece durumu yeniden değerlendirilerek, cezanın yarısına kadar belirlenecek bir kısmının infaz edilmemesine, hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar verilerek yeni bir mahkûmiyet hükmü de tesis edilebilecektir.
Koşullu bir düşme nedeni oluşturan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesi (mahkümiyet, suç niteliği ve ceza miktarına ilişkin) objektif koşulların varlığı halinde, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce ve re’sen mahkemece değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, hiçbir isteme bağlı olmaksızın öncelikle uygulanacak ve bu karar itiraza tabi olacaktır.

İnceleme konusu somut olayda, sanığa isnat edilen eylem, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturmakta olup, atılı suç gerek hükmolunan ceza miktarı gerekse suç niteliği yönünden 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında yer almaktadır, kasıtlı bir suç işlemediği saptanan sanık hakkında, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin diğer koşullar cümlesinden olan zararın ödenmesi suç işleme hususundaki eğilimi Özel Dairece değerlendirilerek, sanığın hukuki durumunun belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Sanık hakkında, ilk hükümde 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddelerinin uygulanmış olması da, hükmün açıklanmasının ertelenmesi halinin cezanın şahsileştirme normlarından önce ve re’sen uygulanması zorunluluğu karşısında, ulaşılan bu sonucu değiştirmeyecektir.

Şöyleki cezanın kişiselleştirilmesi nedenini oluşturan 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddelerinin uygulanma koşulları ile 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesinin 5. fıkrasındaki koşullar benzer olmakla birlikte farklılık arz etmektedir.

647 sayılı Yasanın 4. maddesinin uygulanmasındaki ölçüt, suçlunun kişiliği, sair halleri ve suçun işlenmesindeki özellikler olup, 6. maddesinin uygulanmasında ise geçmişteki hali ve suç işleme hususundaki eğilimidir.

5271 sayılı Yasanın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi için aranan koşul ise; sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışlarıdır.

Özel Dairece, “sanığın kişisel özellikleri ve olayın oluşumu” gerekçesi ile 647 sayılı Yasanın 4, “geçmişi ve kişiliği” gerekçesi ile de, 647 sayılı Yasanın 6. maddesinin uygulanmasına karar verilmiştir.

Görüldüğü gibi, 5271 sayılı CYY’nın 231.maddesindeki ölçütler daha geniş olup, hâkime daha geniş bir taktir yetkisi tanımaktadır. Maddelerin uygulanma koşullarındaki farklılıklar dahi, yeni bir değerlendirme ve taktiri zorunlu kılmaktadır. Bu değerlendirme ve taktir de inceleme mercilerince değil, hüküm mahkemelerince yapılarak yeni bir yasayolu denetimine konu olmalıdır.

Diğer yönden karma nitelikle olan bu müessesenin koşula bağlı bir düşme nedenini oluşturduğu nazara alındığında, cezanın ertelenmesi veya paraya çevrilmesinden daha lehe olduğu da yadsınamaz bir gerçektir.

Bu itibarla, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu olarak Özel Dairece değerlendirilen, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da sübutu, vasfı, kanıt değerlendirmesi ve yaptırım tür ve miktarı isabetli görülen hükmün bu nedenle bozulmasına karar verilmelidir.

Bu bozma nedeni yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi E. Ertuğrul;

”5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile değişik CMK.nun 231.maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aşağıdaki koşulların bulunması gerekir.

1-Sanık hakkında iki yıl veya daha az süreli hapis yada adli para cezasına hükmolunması,

2-Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûmiyetinin bulunmaması,

3- Mahkemenin, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları bakımından, yeniden suç işlemeyeceği hususunda olumlu kanaate varması,

4-Suçun işlenmesi nedeniyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade edilmiş olması, suçtan önceki hale getirilmesi veya tazmin edilmek suretiyle tamamen giderilmiş bulunması.

Bu dört şartın hepsinin birlikte var olduğu mahkemece kabul edildiği takdirde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecektir, bunlardan birisi dahi eksik olsa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için gerekli koşullardan sadece birisi olan ‘sanığın yeniden suç işlemeyeceği’ hususu 647 sayılı Kanunun 6. maddesindeki cezanın ertelenmesine karar verilebilmesi için bulunması gereken temel koşuldur.

Görüldüğü gibi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan şartlar 647 sayılı Kanunun 6. maddesinin uygulanması için aranan şartlardan çok daha ağır olduğu gibi, 647 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca hem hapis cezası hem de adli para cezasının ertelenebilmesi mümkünken, yasal engel nedeniyle sanık hakkında hapis cezası tayin edildiğinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için artık bu ceza ertelenemez veya kısa süreli de olsa seçenek yaptırımlara çevrilemez.

Dikkat edilmelidir ki, 765 sayılı TCK.nun yürürlükte olduğu dönemde işlenen suçlar nedeniyle anılan yasa lehe kabul edilerek uygulama yapılmış ve 647 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca ‘sanığın suç işleme hususundaki eğilimi’ olumsuz değerlendirilerek cezası ertelenmemişse artık bu sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi mümkün değildir çünkü CMK.nun 231.maddesinin 6. fıkrasının ‘b’ bendinde belirtilen koşul yoktur.

Şayet mahkeme, sanığın geçmişteki hali ve suç işleme hususundaki eğilimine göre cezasının ertelenmesi halinde ileride suç işlemekten çekineceği kanaatine varıp, 647 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca cezanın ertelenmesine hükmetmiş ve sanıkta 765 sayılı TCK.nun 95/2. maddesi gereğince beş yıl içinde kasıtlı bir suç işlememişse mahkumiyet esasen vaki olmamış sayılacaktır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde CMK.nun 231. maddesinin 8. fıkrasında belirlenen denetim süresi de beş yıl olup, ayrıca mahkeme sanığın bir yıldan fazla olmamak üzere anılan fıkrada sayılan yükümlülüklerden birini yerine getirmesine de karar verebilir.

Görüldüğü üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile 647 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca cezanın ertelenmesi müesseselerinin uygulanma koşulları ve sonuçları karşılaştırıldığında, şartları bulunmadığından mahkemece cezanın ertelenmemesine karar verilmişse, artık hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi mümkün değildir, şayet cezanın ertelenmesine hükmedilmişse bu durumda da sanığın en lehine olan uygulama yapıldığından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi yönünden hükmün bozulmasına gerek yoktur.
Açıklanan bu hukuki düzenlemeler ışığında temyize konu karar ele alınıp değerlendirildiğinde;

Yüksek Dairenin suçun sübutunun kabulünde, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde niteliğinin tayininde, lehe yasanın saptanmasında, cezayı kişiselleştirerek paraya çevirip, ertelemeye ilişkin takdirinde ve incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı bu nedenle hükmün onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyorum.”

Görüşüyle,

Dört Kurul üyesi de, “sanık lehine tüm hükümlerin uygulanmış olması nedeniyle bu suç yönünden verilen hükmün onanması gerektiği” gerekçesiyle,

Karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle;

1-Yargıtay C.Başsavcılığının (1-a)’da belirtilen;

Yaş düzeltme davalarında Cumhuriyet Savcısını haberdar etmeden ve katılımını sağlamadan yargılama yaparak onun adına mütalaa yazdırıp hüküm tesis etmek fiillerinin sahtecilik suçunu oluşturacağına ilişkin temyiz itirazının KABULÜNE,

Bu suç yönünden Özel Dairece görevi kötüye kullanma suçundan verilen 18.10.2006 gün ve 4862-9930 sayılı hükmün, eylemin 765 sayılı Yasanın 339/1. maddesinin 2. cümlesindeki suçu oluşturması nedeniyle BOZULMASINA,

2-Yargıtay C.Başsavcılığının, (1-b)’de belirtilen;

Keşfe gitmediği halde gitmiş gibi tutanak düzenleyerek yol tazminatı almak eyleminin görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçunu oluşturmayıp sahtecilik suçunu oluşturduğu,
ve (2)’de belirtilen eylemlerinin zincirleme suçları oluşturmayıp, her bir eylemin bağımsız suç oluşturduğuna ilişkin,

Temyiz itirazlarının REDDİNE;

3- Yargıtay C.Başsavcılığının, 4562 sayılı Yasanın Geçici 6. maddesine aykırı olarak araştırma yapmadan hüküm tesis etmesi eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğuna ilişkin (3) nolu temyiz itirazlarının REDDİNE,

Bu suçtan verilen beraat kararının ONANMASINA,

4- Özel Dairece görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilen, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da isabetli bulunan, keşfe gitmediği halde gitmiş gibi tutanak düzenleyerek yol tazminatı almak eylemi nedeniyle verilen hükmün, hükümden sonra 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren, 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Yasa ile değişik 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının, oluşup oluşmadığının Özel Dairece değerlendirilmesi zorunluluğundan BOZULMASINA,

5- Dosyanın Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, (1-a) nedeni yönünden, 22.01.2008 günlü birinci müzakerede oyçokluğuyla, (3) nolu neden yönünden 22.01.2008 günlü birinci müzakerede oybirliğiyle, (1-b) nedeni yönünden 19.02.2008 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla, (2) nolu neden yönünden 19.02.2008 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla, tebliğnamedeki düşünceye kısmen aykırı olarak karar verildi.

 

 

 

 

 

Yargılama Giderleri Hesaplama        Avukatlık Ücreti Hesaplama        Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Ceza)        İstatistikler

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA