kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa        Forum        Hakkımızda        İletişim        Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

Ceza Genel Kurulu 2007/6-212 E., 2007/229 K.

SANIK LEHİNE KONULMUŞ USUL KURALLARINA AYKIRILIK

UZLAŞMA

 

“ÖZET”

TÜRK CEZA YARGILAMASI SİSTEMİNE ALINAN UZLAŞMANIN, SADECE SANIĞA DEĞİL AYNI ZAMANDA VE ÖNCELİKLE, MAĞDURUN ZEDELENEN HUKUKUNUN DÜZELTİLMESİNE HİZMET AMACI GÜTTÜĞÜ VE BÖYLECE TARAFLAR ARASINDA SUÇ NEDENİYLE OLUŞAN HUSUMETİN GİDERİLMESİNİ DE TEMİN EDEREK TOPLUM HUZURUNU TESİS ETMEYİ HEDEFLEDİĞİ TARTIŞMASIZDIR. BU NEDENLEDİR Kİ; “UZLAŞMA HÜKÜMLERİ” SADECE SANIK LEHİNE KONULMUŞ USUL KURALLARI KAPSAMINDA OLMADIKLARINDAN VE CYUY’NİN 309. MADDESİ KAPSAMINDA DA MÜTALAA EDİLEMEYECEĞİNDEN BU KURALLARIN İHLALİ HALİNDE CUMHURİYET SAVCISININ SANIK ALEYHİNE TEMYİZE BAŞVURMA HAKKININ BULUNDUĞUNUN KABULÜ ZORUNLUDUR.

“İçtihat Metni”

Sanığın 14.07.2004 tarihinde müşteki Recep’in apartmanın giriş boşluğunda bulunan çocuk bisikletini hırsızlayıp, kullanırken suçüstü yakalandığı iddiasıyla açılan kamu davası sonunda (Kadıköy Çocuk Man kemesi)’nce 25.05.2006 gün ve 116-261 sayı ile;

”...Sanık hakkında 765 sayılı TCK’nın 491/ilk, 522, 2253 sayılı Yasa’nın 12/2. maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış, müşteki sanık hakkında davacı ve şikayetçi olmadığını, bisikietini geri aldığını bildirmiş, sanık hakkında uygulanması istenilen 765 sayılı TCK’nın ilgili hükümlerinin karşılığı sonradan yürürlüğe giren ve lehe olan 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b ve devamı maddeleri olup, öngörülen hapis cezasının ait sınırın 2 yılı aşmaması ve CMK 253. madde hükmünün birlikte değerlendirildiğinde, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 24, 5237 sayılı TCK’nın 73 ve CMK’nın 253-254. maddeleri anlamında uzlaşmanın, usul ekonomisi de gözetilerek gerçekleştiğinin kabulü gerektiği kanaatine varılmış, açılan kamu davasının uzlaşma nedeni ile düşürülmesine,..” karar verilmiştir.

Kadıköy Cumhuriyet Savcısı tarafından, uzlaşma hükümlerinin usulüne uygun olarak uygulanmadan düşme kararı verildiği gerekçesiyle hükmün sanık aleyhine temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi’nce 12.07.2007 gün ve 17825-8922 sayı ile;

* Sanık lehine olan hukuki kurallara aykırılığın, sanık aleyhine hükmün temyizi için Cumhuriyet Savcısına hak verdirmeyeceğini öngören 1412 sayılı CMUY’nin 309. maddesi gereğince, yerel Cumhuriyet Savcısının temyiz isteminin 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUY’nin 317. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak reddine” oyçokluğuyla karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 09.08.2007 gün ve 200648 sayı ile;

”5237 say/it TCK’nın 73. maddesinin hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 8. fıkrası gereğince; suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi veya doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet Savcısı veya hakim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir.

Suça sürüklenen çocuklarla ilgili olarak ise 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 24. maddesinde, kasten işlenen ve alt sınırı iki yılı aşmayan hapis (suç tarihinde 15 yaşını doldurmayan çocuklar için alt sınırı üç yıl hapis cezasını geçmeyen) ve adli para cezasını gerektiren suçlar bakımından uzlaşmanın mümkün olduğu hüküm altına alınmıştır.

5271 sayılı CMK’nın 253 ve 254. maddelerinde uzlaşma işleminin nasıl yapılacağı gösterilmiştir.

5237 sayılı TCK, 5271 sayılı CMK ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda düzenlenen uzlaşma kurumu, düzenleniş itibariyle hem maddi ceza hukuku hem de usul hukuku müessesi özelliklerini taşıyan karma bir kurumdur. Hüküm tarihinden sonra 5560 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle 5237 sayılı TCK’nın 73. maddesinin 8. fıkrası yürürlükten kaldırılmış, uzlaşma kurumu 5271 sayılı CMK’nın 253 ve 254, maddelerinde yeniden düzenlenmiştir. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 24. maddesi de değiştirilerek suça sürüklenen çocuk hakkında CMK’nın uzlaşmaya ilgili hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmakla yetini i mistir.

Cumhuriyet Savcısının Yüksek Yargıtay Altıncı Ceza Dairesinin itirazımızla ilgili kararına neden olan temyizi kamu adına ve sanık aleyhinedir. 1412 sayılı CMUK’nın 309. maddesinin uygulanma alanı ise bulunmamaktadır.

Yargılamanın gizli yerine açık yapılması, bozmaya karşı diyeceklerinin sanığa sorulmaması gibi hususlar sanık yararına konmuş usul hükümlerine aykırılık olarak kabul edilebilir. Oysa ceza hukukumuz bakımından mağdurun tatmin edilmesi ve failin sorumluluk hissiyle davranmasının sağlanması amaçlarını öne çıkaran “onarıcı adalet” ilkesinin ürünü yeni bir kurum olan uzlaşma; maddi ceza hukuku yönü ile sanığa bazı haklar verdiği gibi suçtan zarar görene de geniş haklar tanımıştır. 5237 sayılı TCK’nın hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 73/8. maddesine göre, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünün veya büyük bir kısmının ödenmesi veya giderilmesi koşuluyla fail ile mağdur özgür iradeleriyle uzlaştıklarında davanın düşürülmesine karar verilecektir. Uzlaşma yalnız sanık yararına getirilmiş bir müessese olmayıp, şikayetçinin zararının tamamının veya bir kısmının giderilmesine yönelik olan ve böylece israfların anlaşması neticesinde yargılama faaliyetinin yapılmamasını veya başlamış olan yargılamanın sona erdirilmesini sağlamaktadır. Yüksek Mahkememiz açısından (İBK 11.04.1983-2/2) “1- Kamu davasının açılmasını önlemesi durumunda usul hukuku kurumu, 2- Açılmış kamu davasının ortadan kaldırılması durumunda ise ceza ilişkisinin düşmesi sonucunu doğurduğundan suç hukuku kurumu”dur. Prof. Dr. Feridun Yenisey’e göre, “uzlaşma, cezai bir uyuşmazlığın mahkeme dışında fakat adli ve mağdurun zararının giderilmesini sağlayacak bir biçimde halledilmesidir.

Maddi ceza hukuku açısından davayı düşüren sebeplerdendir” (Ceza Muhakemesi Hukukunda Uzlaşma, 2005, s. 247). Uzlaşma ve Önödeme isimli kitapta ise, “uzlaşma devletle kişi arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmesi itibariyle bir maddi ceza hukuku, suç hukuku kurumudur” denilmektedir (Şeydi Kaymaz-Hasan Tahsin Gökcan, Ankara 2005, s. 74). Çocuk Koruma Kanunumun 24. maddesinin 5560 sayılı değişiklikten önceki hükümleri suça sürüklenen sanık lehine olduğundan, 5560 sayılı Kanun’un 41. maddesiyle yapılan değişikliğin uygulanmasıyla ilgili olarak usul hükümleri aksine suç tarihi itibariyle iehe-aieyhe değerlendirmesi de söz konusu olacağından, tek bu nedenle bile maddi hukuk kapsamındaki bir müessese söz konusudur.” görüşüyle temyiz isteminin reddine ilişkin kararının kaldırılarak, esas yönünden dosyanın temyiz incelemesi için Özel Daire’ye gönderilmesine karar verilmesi itiraz yasa yoluyla talep edilmiştir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilmekle, Ceza Genel Kuru-lu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Yerel mahkemece, 18 yaşından küçük sanık Kaan’ın suç tarihinde, müşteki Recep’e ait olan apartmanın giriş boşluğunda bulunan çocuk bisikletini hırsızlık suretiyle aldıktan sonra kullanırken suçüstü yakalanmasından ibaret maddi olayda; Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu’nca çözümlenmesi gereken hukuksal uyuşmazlık; uzlaşmanın CYUY’nin 309. maddesi kapsamında sadece sanık lehine konulmuş bir kural olup olmadığına, uzlaşma kurumunun yasal şartları yerine getirilmeden uygulanması ve kamu davasının düşürülmesi halinde Cumhuriyet Savcısının, sanık aleyhine temyiz davası açmaya hak sahibi olup olamayacağına ve bu ahvalde CYUY’nin 309. maddesi hükmünün uygulama yeri bulunup bulunmadığına ilişkindir.

5320 sayılı Yasa’nm 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan, “maznunun lehine olan kaidelere muhalefet” başlıklı CYUY’nin 309. maddesi;

n Maznunun lehine olan hukuki kaidelere muhalefet, maznunun aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet Müddeiumumiliğine bir hak vermez.” şeklindedir.

CYUY’nin 309. maddesinde yer alan “sanık lehine” sözünün, “sadece sanık lehine konulmuş olan” biçiminde, “hukuki kaideler” sözünün de “usul kuralları” olarak anlaşılması gerektiği öğreti ve uygulamada kabul görmektedir.

Ceza yargılamasının temel amacı olan, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına doğrudan ya da dolaylı hizmet eden, yargılamanın diğer süje-lerinin hukukunu ilgilendiren, ceza yargılamasının sair temel ilkeleriyle irtibatlı bulunan usul kuralları, 309. maddede tanımlanan “salt sanık yararına vazedilmiş kurallar” kapsamında sayılmamaktadır.

Bu nedenledir ki, son söz hakkının sanığa verilmemesi dahi, sanık aleyhine hükmün bozulması için C.Savcısına temyiz davası açmak hakkını verir sayılmıştır.

Öte yandan, uzlaşma kurumunun hukuksal niteliği ve sadece sanık lehine konulmuş bir hukuk kuralı olup olmadığı değerlendirildiğinde;

”Uzlaşma” müessesesi Türk Ceza ve Ceza Yargılaması Hukuku’na 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasası ve 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasası’yla geçmiş, CYY’nin konuya ilişkin 253 ve 254. maddeleri 06.12.2006 gün ve 5560 sayılı Yasa ile değiştirilerek, müessese daha geniş kapsama ve daha etkin sonuç verecek bir uygulamaya kavuşturulmuştur.

MUzlaşma”nın biçimi itibariyle bir ceza yargılaması müessesesi olduğu açık ise de, sonuçları itibariyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır.

Yasa koyucu uzlaşmanın düzenlendiği CYY’nin 253. maddesinin gerekçesinde müesseseyle hangi amacı güttüğünü açıklamaktadır. Anılan gerekçede; n...XXT. Yüzyıl adalet sistemi, ceza adaleti yerine getirilirken, mağdurun tatmin edilmesini de ön plana çıkarmış bulunmaktadır: Suça karşı sadece ceza yaptırımı yeterli değildir; zararın giderilmesi ve onarım en başta gelen amaç sayılmalıdır... uzlaşmanın hedefi suçun işlenmesinden sonra fail ve mağdur arasında meydana gelen çekişmeyi, hakim veya Cumhuriyet Savcısının ya da onların atayacakları bir uzlaştırmacının girişimleriyle çözmek hem adaleti sağlamak ve hem de mağduru tatmin etmektir. Böylece zarar giderilince fail ile mağdur arasında barış sağlanabilecektir. Gerçi uzlaşma dışındaki bir kısım yollarla da tazminatın sağlanması olanağı vardır. Ancak uzlaşma kurumunda zararın giderilmesi onarım yanında ayrıca bir moral unsurunun da sağlanmasını olanaklı kılmaktadır. Uzlaşma böylece özel önleme işlevine yardım ettiği gibi genel olarak kamunun yararlarının korunmasını da sağlamaktadır../’ ifadelerine yer verilmekte, TBMM Adalet Komisyonu’nun CYY’ye ilişkin raporunda da, uzlaşmanın suç mağdurunun uğradığı zararların karşılanmasını mümkün kılabilmek açısından etkin bir yol olarak öngörüldüğü belirtilmektedir.

Ekonominin gelişmeye başlayıp sosyal yaşamın karmaşık hale dönüş-mesiyle alışılan suçların yanısıra yeni birçok suç tipi ortaya çıkmıştır. Bu durum mahkemelerin iş yüklerinin hızla artmasına ve ceza yargılamalarının uzamasına neden olmuştur. Öte yandan ceza yargılamasında mağdurun daha fazla ön plana çıkmaya başlamasıyla, uyuşmazlıkların dava konusu olmadan ve mağdurun tatmin edilmesiyle sonuçlandırılması gereksinimi doğmuştur.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin bazı tavsiye kararlarında, basit nitelikteki suçlarda, adli makamların uyuşmazlığın kovuşturma öncesinde ve mahkeme dışında uzlaşma yolu ile halledilmesinin üye ülkelere tavsiye edilmesi kabul edilmiştir. Yine ceza yargılamasının en önemli amacının suçun işlenmesiyle doğan maddi ve manevi mağduriyetin giderilmesi olduğu Birleşmiş Milletlerin 29.11.1985 tarihli deklarasyonunda da vurgulanmıştır.
Bu gelişmelerin sonucu ve yansıması olarak; Türk ceza yargılaması sistemine alınan uzlaşmanın, sadece sanığa değil, aynı zamanda ve öncelikle, mağdurun zedelenen hukukunun düzeltilmesine hizmet amacı güttüğü ve böylece taraflar arasında suç nedeniyle oluşan husumetin giderilmesini de temin ederek toplum huzurunu tesis etmeyi hedeflediği tartışmasızdır.
Bu nedenledir ki; “uzlaşma hükümleri” sadece sanık lehine konulmuş usul kuralları kapsamında olmadıklarından ve CYUY’nin 309. maddesi kapsamında da mütalaa edilemeyeceğinden bu kuralların ihlali halinde Cumhuriyet Savcısının sanık aleyhine temyize başvurma hakkının bulunduğunun kabulü zorunludur.

Bu değerlendirmeler ışığında; yerel mahkemenin uzlaşmayı usulüne uygun olarak uygulamadığı gerekçesiyle Cumhuriyet Savcısı tarafından sanık aleyhine yapılan temyizin, Özel Daire’ce CYUY’nin 309. maddesi gerekçe gösterilerek reddi isabetli değildir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve dosyanın Özel Daire’ye gönderilmesine karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi’nin 12.07.2007 gün ve 17825-8922 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3- Esasa ilişkin temyiz İncelemesi yapılması için dosyanın Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi’ne gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine 06.11.2007 günü oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Hukuk)          Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Ceza)          İstatistikler

 

Yargılama Giderleri Hesaplama          Avukatlık Ücreti Hesaplama

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA