kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa        Forum        Hakkımızda        İletişim        Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

Hukuk Genel Kurulu 2010/12-291 E., 2010/278 K.

ÖZEL KANUNLARDAKİ HÜKÜMLER

VARLIK YÖNETİM ŞİRKETİ

“İçtihat Metni”

Taraflar arasındaki imzaya itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 6.İcra Hukuk Mahkemesince itirazın kabulüne dair verilen 04.03.2008 gün ve 2007/424 E-2008/192 K.sayılı kararın incelenmesi davalı/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 12.03.2009 gün ve 2008/25333-2009/5274 sayılı ilamı ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davalı/alacaklı (Temlik alan Girişim Varlık Yönetimi A.Ş.) vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava,imzaya itiraza ilişkindir.

Mahkemece, itirazın kabulüne karar verilmiş; alacaklı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece bozulmuştur.

Mahkemenin direnmeye ilişkin hükmünü davalı alacaklı Türk Ekonomi Bankası A.Ş. nin dosyadaki alacağını devir ve temlik alan Girişim Varlık Yönetimi A.Ş. vekili temyiz etmiş; gerekli harçları (temyiz peşin ve temyiz başvuru) yatırmamıştır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelemesine geçilmezden evvel temyiz edenin gerekli temyiz başvuru ve karar harcını yatırması gerekip gerekmediği ön sorun olarak irdelenmiştir.

Ön sorunun konusunu oluşturan olgu şudur:

Temyiz eden temlik alacaklısı Girişim Varlık Yönetim A.Ş, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamında kurulan varlık yönetim şirketlerinden olup; eldeki dosyada alacaklı durumunda bulunan Türk Ekonomi Bankası A.Ş. nin alacağını devir ve temlik almıştır.

5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 143.maddesi uyarınca “Bu kanun kapsamında kurulan Varlık Yönetim Şirketleri kuruluş işlemleri de dahil olmak üzere kuruldukları takvim yılı ve bunu izleyen 5 yıl süresince 492 sayılı Harçlar Kanunu’na göre ödenecek harçlardan istisnadır” hükmü ile her türlü harçtan muaf tutulmuştur.

Diğer taraftan, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun, 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 11.Maddesinin (ç) bendi İle değişik 123.maddesinde:

”Özel kanunlarla harçtan muaf tutulan kişilerle, istisna edilen işlemlerden harç alınmaz.

Ancak, İş Kanununa tabi işçilerin ve çırakların iş mahkemelerindeki dava ve bu mahkemelerden almış oldukları ilamların takiplerinde harçtan muafiyet gündelikleri veya aylık ücretleri 16 yaşını doldurmuş işçiler için belirlenen asgarî ücreti geçmeyen işçiler ve çıraklar hakkında uygulanır.

(Değişik fıkra: 25/12/2003 - 5035 S.K./31. md.) Anonim, eshamlı komandit ve limited şirketlerin kuruluş, sermaye artırımı, birleşme, devir, bölünme ve nev’i değişiklikleri nedeniyle yapılacak işlemler ile (Ek ibare:28/03/2007-5615 S.K./15.mad) Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri (Bu kooperatifler ile Kredi Garanti Fonu İşletme ve Araştırma Anonim Şirketi tarafından bankalardan kullandırılacak krediler için verilecek kefaletler dahil)* bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler bu Kanunda yazılı harçlardan müstesnadır.”

Hükmüne yer verilmiş;

Bu maddede değişiklik yapan 5766 sayılı Kanunun 11.maddesinin gerekçesinde ise:

”492 sayılı Harçlar Kanununun 123 üncü maddesinde kredilere ilişkin istisna hükmünün yargı harçlarını da kapsamı içine aldığı hususu açıklığa kavuşturularak uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.”

Denilmiştir.

Bu düzenlemeler ile açıklanan değişiklik gerekçesi karşısında ve özellikle istek ve temyiz talebinin temlik alacaklısı varlık yönetim şirketinin alacağından kaynaklanmasına göre direnme kararını temyizinde gerekli temyiz başvuru ve temyiz peşin karar harçlarını yatırmasının gerekmediği, oybirliği ile karara bağlanarak ön sorun bu şekilde aşıldıktan sonra işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

İşin esasına gelince;

Mahkemece ilk hükümde direnildiği belirtilmişse de direnmeye ilişkin kısa ve gerekçeli kararlarda sadece “04.03.2008 tarihli mahkeme kararında direnilmesine” denilmekle yetinilmiş; hüküm fıkrası oluşturulmamıştır.

Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388.maddesinde belirtilmiştir.

Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.

Aynı kural HUMK.nun 389.maddesinde de tekrarlanmış; HUMK.nun 381.maddesinde ise “Kararın tefhimi en az 388.maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçilerek okunması suretiyle olur” hükmüne yer verilmiştir.

Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Ayrıca, bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini yitirdiğinden ona atıf suretiyle hüküm tesisinin yukarıda açıklanan kurallara uygun düşmeyeceği de aşikardır.

Nitekim, Yargıtay’ın yerleşmiş görüşü de bu yöndedir (Hukuk Genel Kurulu’nun 19.6.1991 gün 323/391 sayılı;10.9.1991 gün 281-415 sayılı; 25.9.1991 gün 355-440 sayılı; 05.12.2007 gün ve 2007/3-981/936 sayılı; 23.01.2008 gün ve 2008/14-29/4 sayılı kararları).

Ceza Genel Kurulu’nca da önceleri C.M.U.K.nun benzer hükümleri taşıyan 261 ve 268.maddelerinin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile birlikte de bu kanunun 34, 223, 230, 231, 232.maddelerinin uygulanmasında bozulan kararın geçerliliğini ve yerine getirilme yeteneğini yitirdiğinden “önceki hükümde direnilmesine” denilmekle yetinilerek ve atıf suretiyle hüküm kurulamayacağı kabul edilmiştir (Ceza Genel Kurulu’nun 2.2.1976 gün 1/22-25 sayılı; 12.05.1998 gün ve 1998/6-104-171 sayılı; 05.02.2002 gün ve 2001/1-417-2002/153 sayılı kararları).

Somut olayda da aslolan kısa karar ve buna uygun yazılması gereken gerekçeli kararda hüküm fıkrası oluşturulmamış; yalnızca “04.03.2008 tarihli mahkeme kararında direnilmesine” denilmekle yetinilmiştir.

O itibarla mahkemece HUMK.nun 388.maddesinin açık hükmü gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir.

Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının usul yönünden HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 02.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

Yargılama Giderleri Hesaplama        Avukatlık Ücreti Hesaplama        Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Ceza)        İstatistikler

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA