kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

Ana Sayfa        Forum        Loca        Hakkımızda        İletişim        Arama Yardımı

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

14. Hukuk Dairesi 2010/4097 E., 2010/6682 K.
  • ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMESİ
  • TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI

     

  • 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 545 ]
  • 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 511 ]
  • 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 512 ]

    "İçtihat Metni"

    Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 24.01.2007 gününde verilen dilekçe ile ölünceye kadar bakma sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 01.05.2008 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 08.06.2010 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av.M..... օ

    …… geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

    K A R A R

    Davacı, 14.09.1979 tarihli ölünceye kadar bakma sözleşmesi gereğince dava konusu 2031 ada 65 numaralı parselin tamamının adına tescili gerekirken mirasçı olması sebebiyle 1/2 payının davalı adına tescil edildiğini belirterek davalı adına olan payın iptali ile adına tescilini istemiştir.

    Davalı, ana-oğul arasında yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçerli olmadığı gibi geçerli olsa dahi saklı payların dikkate alınması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, sözleşmenin davalıdan mal kaçırma amacına yönelik olduğu ve TMK'nun 506. Maddesi gereğince saklı payın korunması gerektiği belirtilerek davanın kabulüne, tescilin saklı pay oranlarına göre yapılmasına karar verilmiştir.

    Hükmü, davacı ve davalı temyiz etmiş ise de mahkemece davalının temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş olup bu karar temyiz edilmediğinden davacı temyizi inceleme konusu yapılmıştır.

    Dava, ölünceye kadar bakım sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

    Ölünceye kadar bakım sözleşmeleri taraflara hak ve borçlar yükleyen sözleşmelerden olup, bakım borcuna karşılık bir taşınmazın devri kararlaştırıldığında, bakım alacaklısının ölümünden sonra onun mirasçıları mülkiyeti geçirme borcu ile yükümlüdürler. Bu yükümlülüklerini yerine getirmemeleri halinde, sözleşmeye dayanılarak tapu iptali ve tescil istemi ile dava açılabilir.

    Kaynağını Borçlar Kanununun 511. ve devamı maddelerinden alan ölünceye kadar bakım sözleşmeleri, anılan kanunun 512. ve Türk Medeni Kanununun 545. maddesi gereğince resmi şekilde düzenlenmelidir. Resmi şekilde düzenlenmeyen ölünceye kadar bakım sözleşmelerine değer verilerek tapu iptali ve tescil hükmü kurulması mümkün değildir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 6.2.2008 tarihli ve 2008/14-70 2008/104 sayılı kararı)

    Bakım borçlusunun bakıp gözetme yükümlülüğü aksi kararlaştırılmadığı sürece, bakım alacaklısını ailesi içerisine alıp ikametgâh temini, besleme-giydirme, hastalığında tedavi, manevi yönden de her türlü yardım ve desteği sağlama gibi ödevleri kapsar. Bu görevlerin yerine getirilmesi halinde ölünceye kadar bakım sözleşmeleri taraflarına kişisel hak sağladığı için tapu iptali ve tescil davasını bakım borçlusu yada onun külli halefleri bakım alacaklısının mirasçılarına karşı açabilirler.

    Açılan davada bakım alacaklısı mirasçılarının, bakım borçlusunun edimini yerine getirmediği savunması, sözleşmenin bakım borcu yerine getirilmediği iddiasıyla feshini isteme hakkı bakım alacaklısının sağlığında kullanması gereken bir hak olduğundan dinlenmez.

    Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;

    Davacının tescil isteğinin dayanağını oluşturan 14.09.1979 tarihli sözleşme noterde usulüne uygun olarak düzenlenmiş olup geçerlidir.Toplanan kanıtlar ile bakım alacaklısının sözleşme tarihinden sonra ölünceye kadar bakım borçlusu ve ailesi ile birlikte yaşadığı, bakım borçlusunun sözleşmeden kaynaklanan tüm edimlerini yerine getirdiği, bakım alacaklısının sözleşme gereklerinin yerine getirilmediği iddiası ile sözleşmenin iptali istemiyle açılmış bir davasının bulunmadığı sabittir.

    Mahkemenin saklı payın korunması gerektiği yönündeki kabulüne gelince;

    Türk Medeni Kanununun 565/4. maddesinde murisin hangi sağlararası tasarrufları hakkında tenkis istenebileceği açıklanmıştır. Bu maddenin 4.fıkrasındaki şartlar kesin bir biçimde ispatlanmadıkça murisin yaptığı ölünceye kadar bakma akitleri ivazlı tasarruflardan olup tenkisi istenemez. Ölünceye kadar bakma akti, niteliği itibariyle güvence sağlayan bir akittir.

    Bakıp gözetme borcunun kapsamı ne aktin başında ne de devamı sırasında belli olmayıp, bakım alacaklısının hayatı boyunca oluşacak şartları tayin eder. Esasen ölünceye kadar bakma aktini hizmet aktinden ayıran unsurda bu yöndür.

    Borçlar Kanununun 511. maddesi, bakım alacaklısı yönünden gerçek kişi olması dışında özel bir nitelik öngörmemiştir. Bakım alacaklılarının akit anında özel bakıma muhtaç durumda olmasını aramak kanunda bulunmayan bir unsur ilave etmek olur. Aksi kararlaştırılmadıkça aktin, bakım alacaklısına sağladığı menfaatler sosyal duruma uygun ikamet, beslenme ve giyinme, görüp gözetme gibi ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu ihtiyaçların karşılanmasını sağlayacak maddi desteğin ne olacağını önceden kestirmek mümkün olamaz. Kaldı ki bu aktin hedefi nafaka veya ahlaki görevler kadar bir maddi destek elde etmek değil, tarafların bilhassa bakım alacaklısının sosyal durumuna uygun bir bakım elde etmektir. Bu sebeplerle mirasçı olabilecek kimselerle yapılmış olan ölünceye kadar bakma sözleşmesinin yapılması sırasında özel bakıma muhtaç bulunmamak veya akitten sonra çok kısa yaşamak, bu aktin saklı pay kurallarını bertaraf amacına yönelik olduğunu kabule yeterli değildir. Dosya kapsamına göre ölünceye kadar bakım sözleşmesinin saklı pay kurallarını bertaraf etmek amacıyla düzenlenmiş olduğu yönünde henhangi bir delil bulunmamaktadır. Bu sebeple davanın kabulüne karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 750.00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 08.06.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

     

  •  

     

     
     

    Ceza Hesaplama          Yargılama Giderleri Hesaplama          Avukatlık Ücreti Hesaplama          Avukat Rehberi

     

    Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Hukuk)          Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Ceza)          İstatistikler

     
     

    Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

    Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

    Copyright 2010 BETA