kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa        Forum        Loca        Hakkımızda        İletişim        Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  10. Hukuk Dairesi 2008/5342 E., 2009/14375 K.
  • MAHKEMEİ ASLİYE TARAFINDAN VERİLEN HÜKÜMLER
  • SİGORTALININ BAĞIŞLANMAZ KUSURU

     

  • 506 S. SOSYAL SİGORTALAR KANUNU(MÜLGA) [ Madde 111 ]
  • 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 388 ]

    "İçtihat Metni"

    Davacı, işkazası sonucu sürekli işgöremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan gelirler ile yapılan ödemelerin 506 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Hükmün, taraflarca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi E…

    … T…

    … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    1-"Anayasamızın 141/3 maddesinde "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" hükmü yer almaktadır.

    Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı ise 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesinde; "Karar aşağıdaki hususları kapsar: 1. Kararı veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği,

    2. Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri,

    3. İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep,

    4 . Hüküm sonucu ile varsa kanun yolları,

    5. Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları,

    Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." Şeklinde ifade edilmiştir.

    Aynı kural HUMK.nun 389.maddesinde de "Verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık yazılmalıdır." İfadelerine yer verilerek tekrarlanmıştır.

    Açıklanan bu hükümler en başta yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir ve emredici hükümlerden olup "Kamu düzeni" amacı ile vaz'edilmişlerdir. Bu hükümlerle getirilen anılan biçim koşulları hükmün açıklığı ve anlaşılırlığı kadar infaz kabiliyetini de sağlamak amacını taşımaktadır. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşmasını engeller, Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.

    Görülmektedir ki, uyuşmazlıkların çözümünde yargıya düşen en önemli görevlerden birisi de açık ve net çözümler bulmak, anlaşılabilir, tutarlı kararlarla kamu düzen ve barışının sağlanmasına hizmet etmek olmalıdır. Hükmün açık ve net olması gereği hüküm sonucu ile sınırlı olmayıp, iddiaların tek tek ele alındığı, cevaplandırıldığı, hukuka ve yasaya aykırı bulunma ya da bulunmama nedenlerinin açıklandığı, yasal dayanakların gösterildiği, anlamaya ve denetime elverişli gerekçenin varlığını da gerektirir. Zira taraflar ancak gerekçe sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını anlayabilecekleri gibi Yargıtay denetimi de ancak kararın gerekçe içermesi halinde mümkün olacaktır. İşte bu nedenledir ki, kararın gerekçesinde hangi maddi vakıanın hangi hukuki sebeple davacıyı haklı gösterdiğinin açıklanması halinde ancak, HUMK.'nun 388. maddesine uygun bir kararın varlığından söz edilebilecektir. Gerek Anayasamız, gerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile getirilen ve yukarıda açıklanan yasal düzenlemelerin nihai amacı da budur." (YHGK, 03.12.2003 t., 2003/4-776 E., 2003/720 K.)

    "Adil yargılanma hakkının içinde barındırdığı temel haklardan olan ve dayanağını insan onuru ile eşitlik ilkesinden alan, hukuki dinlenilme hakkının üç unsuru vardır. Bunlar, tarafların yargılama konusunda bilgilenme hakkı, yargılama ile ilgili açıklama ve ispat hakkı, bu açıklamaların mahkemece dikkate alınıp değerlendirilmesi yükümlülüğüdür. Gerekçe özellikle tarafların yargılamada dikkate alındığının, açıklama ve delillerinin değerlendirildiğinin bir göstergesidir...

    Kararın gerekçeli olması hukuk devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin de bir gereğidir. Zira, mahkemenin keyfilikten uzak şekilde, hukuka ve kanuna uygun karar verip vermediği ancak gerekçeden anlaşılabilir. Bu sebepledir ki, Anayasa'da kararların gerekçeli olması özel olarak vurgulanmıştır."(M…

    …. օ

    …., "Üst Derece Mahkemeleri Kararlarında Gerekçe", Türkiye'de İstinaf Mahkemelerinin Kurulmasından Sonra Yargıtay'ın Rolü Konferansı, Ankara 2007, s. 78-79)

    Mahkemece kurulan hükümde ise, tarafların istem ve yanıtının özetine yer verildikten sonra, "Davacı ile davalının bildirdiği kanıtlar toplanmıştır. Olay bir iş kazasıdır. İşveren ile sigortalının kusur oranları belirletilmiştir.

    Kusur raporuna göre de maddi tazminat raporu aldırılmıştır.

    Raporlar usule uygun şekilde hesaplanmıştır.

    Mahkememizce açılan davanın 6.030,06 YTL sinin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir." Açıklamasıyla yetinilerek hüküm kurulmuştur.

    Yukarıda sıralanan hukuki olgular ışığında, hükme dayanak alınan kanıtlar ile bu kanıtların diğer kanıtlara oranla üstün tutulma gerekçelerinin irdelenip tartışılarak karar gerekçesinde denetime elverir biçimde açıklanması zorunluluğunu öngören yasal gereklere uyulmaksızın; soyut bir yaklaşımla ve gerekçeden yoksun biçimde hüküm kurulmuş olması;

    2-İşkazası üzerinde etkili davranışların kusur oranı yönünden değerlendirmesini yapacak bilirkişi kurulu, iş kazasının gerçekleştiği iş kolu ile işçi sağlığı ve işgüvenliği alanında uzman kişilerden seçilmeli; mahkemece, kabul edilen maddi olgular ışığında yapılacak incelemede; mevzuat uyarınca hangi önlemlerin alınması gerektiği, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığı ve alınmış önlemlere sigortalının uyup uymadığı yönleri irdelenerek, bilirkişi raporunda yargısal denetime elverir biçimde ortaya konulmalıdır.

    Davalı işverene ait işyerinde şoför olarak çalışan ve Dž

    ……. alışveriş Merkezine ürün götüren sigortalının, ürünün bırakılacağı bodrum katta başka aracın malzeme indirmekte olduğunu görerek beklememek için 4 tekerli el arabasıyla ürün indirmek isterken, el arabasının 100 kg civarı ağırlığı ve yüklediği 250 kg kadar yükün ağırlığı karşısında, el arabasını durduramayarak, el arabası ile diğer araç arasına sıkışması biçiminde gerçekleşen kazada, işverenin işçi sağlığı ve işgüvenliği kurallarına aykırı davranışlarının etki oranını tespit amacıyla yapılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenerek hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda, işverenin kusur oranı % 50 olarak belirlenmiştir. Raporu düzenleyen bilirkişi kurulu ise inşaat, kimya ve makine mühendislerinden oluşturulmuş; kazanın önlenebilmesi için alınması gereken önlemlerin somut olay yönünden uygulanabilirliği ve işyeri koşullarına uygunluğu somut verilerle ortaya konulmamıştır.

    İşkazası nedeniyle a, işgüvenliği müfettişi tarafından düzenlenen 22.12.2003 tarihli rapord işverenin % 20, sigortalının ise % 80 oranında kusurlu olduğu sonucuna varılmıştır. Sigorta müfettişi tarafından yapılan inceleme sonucu düzenlenen 28.09.2004 tarihli raporda ise, sigortalının 506 sayılı Yasanın

    111. maddesi uyarınca bağışlanmaz kusurlu olduğu görüşüne yer verilmiş ve sigorta yardımları konusunda davacı Kurum tarafından anılan hüküm uygulanmıştır. 506 sayılı Yasanın 111. maddesinde yer alan, "Tehlikeli olduğu veya hastalığa sebebolacağı bilinen yahut yetkili kimseler tarafından verilen emirlere aykırı olan veyahut açıkça izne dayanmadığı gibi hiçbir gereği veya yararı bulunmayan bir işi elinde olarak sigortalının yapması veya yapılması gerekli bir hareketi savsaması kusurun bağışlanmazlığına esas tutulur." Düzenlemesi; işgüvenliği müfettişi tarafından düzenlenen rapordaki bulgular ile tarafların sunduğu kanıtlar ve bilirkişi raporuna yönelik itirazlar göz önünde bulundurularak; yukarıda sıralanan maddi ve hukuki olgular ışığında kusur aidiyeti yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılarak; elde edilen raporla varılan sonucun dosyadaki kanıtlar ışığında değerlendirilmesiyle, kusur oranları yönünden çelişkiden uzak bir sonuca varılması gereğinin gözetilmemiş olması;

    3-22.03.2006 onay tarihli gelirlerin peşin sermaye değerini gösteren tablo, 6932,95 TL'lik ilk peşin sermaye değerli gelir ile 104,47 TL'lik sosyal yardım zammı değeri yanında, TÜFE oranları uyarınca gelirde gerçekleşen artışları da içerdiği halde; tabloda yer alan toplam değerin ilk peşin sermaye değerli gelir olarak kabulünden hareketle sonuca varılması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 15.09.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

     

  •  

     

     

    Ceza Hesaplama          Yargılama Giderleri Hesaplama          Avukatlık Ücreti Hesaplama          Avukat Rehberi

     

    Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Hukuk)          Temyiz Dilekçesi Hazırlama (Ceza)          İstatistikler

     

     

     

    Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

    Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

    Copyright 2010 BETA