kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

8. Hukuk Dairesi 2002/3045 E., 2002/5325 K.

TAPU İPTAL VE TESCİL

İçtihat Metni

T.C
Y A R G I T A Y
8. Hukuk Dairesi
Sayı:
Esas - 2002 -3045
Karar-2002-5325
Tarih: 02.07.2002






YARGITAY KARARI

Davacı, Temmuz 1323 tarih, 61 ve 64 numaralı tapu kayıtlarının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı gerçek kişiler ile davalı Hazine Temsilcisi davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalıların miras bırakanı Molla Mustafa adına kayıtlı bulunan Temmuz 1323 tarih ve 61 ile 64 numaralı tapu kapsamında kalan taşınmazların 80 seneyi aşkın bir zamandan beri kendisiyle satıcılarının zilyetliği altında bulunduğunu, kayıtların ilk defa intikal gördüğü 1964 tarihine kadar MK. nun 639/2. maddesi hükmü uyarınca hukuki değerini yitirdiğini ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Davalılar, iptal ve tescil istenilen kayıtların intikal gördüğünü, kazanma koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. Mahkemece kazanma koşulları oluşmadan kayıtların intikal gördüğü gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davalıların miras bırakanı Molla Mustafa adına tapunun 1323 tarih ve 61 ile 64 numaralarında kayıtlı uyuşmazlık konusu taşınmazlar 16.12.1964 ve 02.02.1977 tarihlerinde kayıtlı malikinin mirasçıları adına veraseten intikal görmüştür. Yerel bilirkişi ve taraf tanıkları, dava konusu taşınmazların Taşçılara ait Durmuş isimli kişinin 1939 tarihinden itibaren zilyet olduğu, daha sonra onun satış ve devri ile Ziyneti’ye, onun mirasçılarının da; 1993 yılındaki satış ve devri ile davacıya geçtiği, 1939 yılından intikal tarihine kadar satıcıların zilyet olduğunu bildirmişlerdir. Dosya arasında bulunan 09.07.1964 günlü mirasçılık belgesine göre; kayıt maliki Molla Mustafa’nın 1917 yılında, 09.04.1996 günlü 2. mirasçılık belgesine göre de, 1934 yılında öldüğü ve mirasçı olarak davalı gerçek kişilere bıraktığı anlaşılmıştır.
Dava konusu taşınmazlar tapuda kayıtlı bulunan yerlerdir. Tapulu bir taşınmazın kural olarak kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün bulunmamaktadır. Ancak, kanunun açıkça düzenlediği durumlarda belli koşullar altında
tasarruf edilmiş olması halinde böyle bir kayıt hukuki değerini yitirir, kaydın iptal ve tescili istenebilinir. Bu açıklamalar karşısında, tapu kaydının 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13/B-b maddesiyle davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan MK.nun 639/2. maddesi hükmü uyarınca hukuki değerini yitirip yitirmediğinin belirlenmesi gerekmektedir.
Dava konusu taşınmazların kayıt maliki veya mirasçılarından alındığı iddia ve ispat edilmediğine, ayrıca taşımazın bulunduğu Şebinkarahisar Kadastro Bölgesinde, kadastro faaliyetlerine başlanıp başlanmadığı belirlenmediği için 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13/B-b maddesinin bu olayda uygulama yeteneği bulunmamaktadır.
MK.nun 639/2. maddesi hükmü karşısında meseleye bakılınca:
Dava dilekçesindeki açıklamalar gözönünde tutulduğunda davada MK. nun 639/2. maddesinde belirtilen kayıt malikinin ölüm sebebine dayanıldığı anlaşılmaktadır. Somut olayda; kayıt malikinin mirasçılık belgelerine göre, ölüm tarihi farklı olarak gösterilmiş ise de, en geç 1934 yılında öldüğü kabul edilse bile, bu tarihten dava konusu taşınmazlara ilişkin tapu kaydının ilk defa intikal gördüğü 16.12.1964 tarihine kadar davacının satıcıları tarafından koşullarına uygun olarak tasarruf edildiği belirlenmiş bulunduğuna göre, tapu kayıtları anılan maddenin 2. fıkrası karşısında hukuki değerini yitirmiş bulunmaktadır. Tapu kaydının hukuki değerini yitirmesinden sonra kayıt malikinin mirasçılarının adlarına intikalen tapuya tescil ettirmeleri davacının doğmuş bulunan mülkiyet hakkını etkilemez. Yukarıdan beri izah edilen maddi ve hukuki olgular karşısında tapu kaydının 16.12.1964 tarihine kadar hukuki değerini yitirdiğinin kabulü gerekmektedir. Davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, hüküm tarihine yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 97.500.000.-lira Avukatlık ücretinin davalı gerçek kişilerden alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine ve 3.240.000.-lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 02.07.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA