kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

18. Hukuk Dairesi 1996/3903 E., 1996/4624 K.

HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE

HAKKIN SUİİSTİMALİ

KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN ARTIRILMASI

TEBLİGATA ITTILA

İçtihat Metni


T.C.
Y A R G I T A Y
18. HUKUK DAİRESİ

ESAS KARAR
1996/3903 1996/4624

Y A R G I T A Y İ L A M I

Dava dilekçesinde kamulaştırma bedelinin artırılması ile faiz ve
masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen
kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki
bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Geri çevirme kararı üzerine dosyaya getirtilen Ziraat Bankası Bursa
Şubesi Müdürlüğünün 9.4.1996 gün ve 2767-364 sayılı yazısına göre bedel
arttırım davasına konu olan kamulaştırma ile ilgili olup bankaya yatırılan
ihtilafsız bedel davalılardan İbrahim’e 1.6.1987; Hasan’a 12.10.1987
tarihinde ödenmiş bulunmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu kararı uyarınca tutanaktaki eksiklik nedeniyle
usulsüz olduğu saptanmış bulunan tebligat ise her iki davacıya 5.5.1987
tarihinde yapılmıştır. Bu tebligatın Hukuk Genel Kurulu kararı karşısında
usulsüz olduğunun kabulü doğru ise de; Tebligat Kanununun 32. maddesinin 1.
fıkrası hükmü uyarınca tebligat usulüne aykırı olarak yapılmış olsa bile
muhatabının tebliğe muttali olmuş olması halinde muteber sayılır. Her iki
davacı tebligatı almaları üzerine aradan geçen kısa süre içerisinde
tebligatta kendilerine bildirildiği üzere bankadaki ihtilafsız bedeli
yukarıda sözü edilen tarihlerde bankadan çekmişlerdir. Maddenin 2. fıkrası bu
gibi hallerde her ne kadar muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi
olacağını hükme bağlamış ise de; yukarıda açıklandığı gibi davacıların
muttali oldukları tarihler (bankadaki parayı çektiklerine göre) 1.6.1987 ve
12.10.1987’dir. Aradan beş yıl geçtikten sonra davacıların tebliğe yeni
muttali olduklarını beyan etmiş olmaları yukarıda sözü edilen olgu karşısında
iyi niyet kurulları ile bağdaşmaz. Hakim her davada iyi niyetin mevcut olup
olmadığını resen araştırmak durumunda olup bu suretle her davada mevcut
olması gereken iyi niyet ilkesinin ihlal edilmiş olduğu aşikar olan hallerde
bu hususu dikkate almak durumundadır. Tebligata muttali olduklarını, resmi
bir işlem olan ve kendilerine yarar sağlayan, kamulaştırma bedelini çekmek
işlemiyle belgeleyen davacılar, bu tarihten çok sonra olan dava tarihinde,
tebligata yeni muttali olduklarını ileri süremezler. Böyle bir davranış
hakkın suistimali olup yasalar karşısında himaye görmez.
Bu nedenle davacılar İbrahim ve Hasan’ın açtıkları davaların, sözü
edilen Tebligat Kanununun 32. maddesi ve Medeni Kanununun 2. maddesi
hükümleri karşısında Kamulaştırma Kanununun 14. maddesinde sözü edilen sukutu
hak süresi içerisinde açılmamış olduğunun kabulü ile buna göre hüküm tesisi
gerektiğinin düşünülmemesi doğru görülmemiştir.
Bundan ayrı diğer davacı Minire ile ilgili olarak, geri çevirme
kararına rağmen, ihtilafsız bedelin bankadan çekilmiş olup olmadığı
bildirilmemiş olduğu dikkate alınarak yukarıda açıklanan esaslar
doğrultusunda bu konuda gerekli araştırma yapılmadan bu davacının da
davasının süresinde olduğunun kabulü usul ve yasaya aykırıdır.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı
şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde
olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,
temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 9.5.1996 gününde
oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA